Meslek Hastalığı

MESLEK HASTALIĞI

1. Meslek Hastalığı Kavramı

a) Tanım

Mesleki bir faaliyetin yürütümü ya da bazı işlerde sürekli çalışma, kişide, bu faaliyetlerle doğrudan bağlantılı hastalıklara yol açabilir. İşte, meslek hastalıklarının sosyal güvenlik sistemlerince iş kazaları gibi sosyal bir risk olarak kabul edilmesinin başlıca nedeni budur. Meslek hastalığı, işçinin işverenin emir ve talimatı (otoritesi) altında çalışmakta iken işin niteliğine göre yinelenen bir nedenle veya işin yürütüm koşulları nedeniyle maruz kaldığı bedeni veya ruhi arıza, biçiminde tanımlanmaktadır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu da buna yakın bir tanım vermekteydi. Gerçekten, anılan Yasanın 11. maddesinin B bendine göre: ‘”meslek hastalığı, sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir”. 5510 sayılı Yasanın 14. maddesi de, esas olarak bu tanımı yinelemektedir. Gerçekten, anılan hükme göre, “meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir” (m. 14/1). 6331 sayılı İSGK m. 3/1, (1) bendine göre de meslek hastalığı, mesleki risklere maruzi- yet sonucu ortaya çıkan hastalığı ifade etmektedir. Dikkat edilirse bu hüküm, meslek hastalığını, “mesleki risk” kavramını esas alarak tanımlamaktadır. Belirtmek gerekir ki, “meslek” sözcüğünün anlam genişliği ve belirsizliği, yapılan tanım açısından da aynı sonucu doğurmakla kalmamakta, iki yasa hükmü arasında, tartışmaları üzerinde toplayacak ölçüde önemli bir farklılığı da beraberinde getirmektedir.

Bu tanımlardan hareketle meslek hastalığının unsurlarını belirleyebiliriz.

b) Meslek hastalığının unsurları

Bir kimsenin Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun iş kazaları ve meslek hastalıklarına ilişkin hükümlerinden yararlanabilmesi için her şeyden önce bu Kanun anlamında sigortalı kabul edilmesi gerekir. Karşıt anlamıyla, sigortalı olarak çalışmayan bir kimsenin yakalandığı hastalık mesleki faaliyetinden de kaynaklansa, 5510 sayılı Kanun açısından meslek hastalığı olarak nitelendirilemez. Kimlerin sigortalı sayılacağı, iş kazası kavramının unsurları incelenirken açıklanmıştı. Aynı bilgiler meslek hastalığı için de geçerlidir. Öbür unsurları ise şöylece sıralayabiliriz:

aa) Sigortalının bedensel veya ruhsal özürlülük durumuna düşmesi

İş kazasında olduğu gibi, meslek hastalığına yakalanan sigortalının bu hastalık sonucu geçici veya sürekli olarak bedensel veya ruhsal bir zarara uğraması, kendisine yapılacak sigorta yardımlarının önkoşuludur. Bu hastalık hali geçici olabileceği gibi, sigortalının sakatlığına yol açabilecek nitelikte sürekli de olabilir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu m. 11/B gibi, 5510 sayılı Kanunun m. 14/1 hükmü de, meslek hastalığı sonucu ölümden söz etmemiştir. Oysa, aynı Kanunun 20/1 maddesinde “iş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine…” gelir bağlanması hükmüne yer verilerek (aynı düzenleme: 506 s. K., m.23) meslek hastalığı sonucuna bağlı ölümlerde de, iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasından hak sahiplerine gelir bağlanacağı açıkça ifade edilmiştir.

Meslek hastalıkları, sadece vücudun fiziki bütünlüğünde değil, ruh ve sinir sisteminde de özür meydana getirebilir. Sigorta yardımlarının bu halde de yapılması doğaldır.

bb) Geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halinin sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin sonucu olması

Bir hastalığın, meslek hastalığı olarak nitelendirilebilmesi için, bu hastalık (sakatlık veya ölüm) ile sigortalının yaptığı iş arasında uygun illiyet bağının bulunması gereklidir. Bu unsur, 506 sayılı Yasanın 11/B maddesinde olduğu gibi, 5510 sayılı Yasanın m. 14/1 hükmünden de açıkça belirtilmiştir. Gerçekten, anılan bu son hüküm uyarınca, meslek hastalığından söz edebilmek için, uğranılan hastalık veya sakatlığın (ve hatta ölümün), sigortalının, çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir nedenle veya işin yürütüm koşulları yüzünden ortaya çıkması gerekir. Dikkat edilirse, meslek hastalığı için Kanunun öngördüğü nedenlerin her ikisi de sigortalının gördüğü iş ve çalıştığı işyeriyle ilgilidir. Bu yönüyle meslek hastalığı, iş kazasından farklı olarak, tümüyle mesleki özellikler taşır. Başka bir deyişle, iş kazasının yapılan işle ilgili bulunması zorunlu olmadığı halde, meslek hastalığının sigortalının yaptığı işin sonucu olarak ortaya çıkması gerekir. Meslek hastalığında zararı doğuran neden tümüyle dış etkenlerden kaynaklanır. İş kazasından farklı olarak dıştan gelen bu etken, bünyeye yavaş yavaş tesir eder; zaman içinde tekrarlana tekrarlana, hastalık, sakatlık veya ruhsal bir özürlülük ve hatta ölümü meydana getirir. Benzenli maddelerin zaman içinde kemik iliği yetersizliği ve löseminin yanısıra, akciğer kanserine yol açması, karbon sülfürle çalışılan yerlerdeki zehirlenmelerin üreme bozuklukları yaratması, kurşunla çalışılan akü fabrikaları, basım evleri vb. işyerlerinin kurşun zehirlenmesine yol açması, gürültülü işyerlerinin sağırlığa, bilgisayar ekranı başında sürekli çalışmanın göz ve sırt arazlarına neden olması durumunda hastalık birdenbire değil, belirli bir zaman süreci içinde ortaya çıkar.

Sigortalının yaptığı işle yakalandığı meslek hastalığı arasındaki illiyet (neden-sonuç) bağını ortaya koymak, genelde bir güçlük yaratmaz. Diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de pozitif hukuk kuralları tarafından hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı, bir liste halinde düzenlenmiş bulunmaktadır.

2. Meslek Hastalığını Saptama Yöntemi

a) Meslek hastalıkları listesi

Yabancı ülke hukuklarında olduğu gibi, Türk hukukunda da bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılamayacağı, pozitif düzenlemelerle belirlenmiştir. Gerçekten, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa göre, hangi hastalıkların meslek hastalığı sayılacağı ve bu hastalıkların, işten ayrıldıktan en geç ne kadar zaman sonra meydana çıktığı takdirde o işten ileri gelmiş kabul edileceği hususu bir tüzükle belirlenecektir. Yürürlükteki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ise, hangi hallerin meslek hastalığı sayılacağı hususunun Kurumca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenleneceğini hükme bağlamaktadır (m. 14/son). Bu Yönetmelik, “Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği” (Güç Kaybı Yönetmeliği) adı ile yürürlüğe konulmuştur. Bu Yönetmelik, meslek hastalıklarını belirleme yöntemini açıklamış ve ekinde meslek hastalıklarının bir listesini vermiştir. Meslek hastalıkları listesinin yeniden düzenlenmesi isabetli olmuştur. Bu düzenleme karşısında, bir hastalığın meslek hastalığı olarak nitelendirilebilmesi için, kural olarak, Yönetmeliğe ekli meslek hastalıkları listesinde adının bulunması ve yine bu listede belirtilmiş süre içinde ortaya çıkmış olması gerekir (Güç Kaybı Yön. m. 17-18).

Belirtelim ki, bu kural mutlak değildir. Meslek hastalıkları listesinde yer almayan bir hastalık da belirli koşullarla bu nitelikte kabul edilebilir. Gerçekten, 5510 sayılı Yasanın 14. maddesinde, Yönetmelikte belirlenmiş hastalıklar dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmaması hususunda çıkabilecek uyuşmazlıkların, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır. Böylece ülkemizde meslek hastalıklarının saptanması açısından “karma bir sistem” benimsenmiş olmaktadır. Aynı doğrultuda olmak üzere, 5510 sayılı Yasa m.14/111 hükmü de herhangi bir meslek hastalığının klinik ve laboratuvar bulgularıyla belirlendiği ve meslek hastalığına yol açan etkenin işyerindeki inceleme sonunda tespit edildiği hallerde, meslek hastalıkları listesindeki yükümlülük süresi aşılmış olsa bile, söz konusu hastalığın, Kurumun veya ilgilinin başvurusu üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayı ile meslek hastalığı sayılabileceğini öngörmektedir (ayrıca bkz.Güç Kaybı Yön., m. 17/11).

Yönetmeliğe ekli meslek hastalıkları listesinde (Yön.m.18): A. Kimyasal maddelerle olan meslek hastalıkları, B. Mesleki deri hastalıkları, C. Pnömokonyozlar ve diğer mesleki solunum sistemi hastalıkları, D. Mesleki bulaşıcı hastalıklar, E. Fizik etkenlerle olan meslek hastalıkları, olmak üzere beş grupta toplanmış bulunmaktadır. Listenin sol kolonunda zararlı ajanın meydana getirdiği başlıca hastalıklar ve belirtileri, orta kolonunda yükümlülük süreleri, sağ kolonunda hastalık tehlikesi olan başlıca işler yer almıştır. Bu hüküm uyarınca, Yönetmeliğe ekli listede adı bulunan bir hastalık saptandığı takdirde, bu hastalığın görülen işin niteliğinden veya yürütüm koşullarından ileri geldiği kesin olacak ve sigortalının ispat yükümü ortadan kalkacaktır. Yönetmelik, meslek hastalığının sigortalının işte çalışmaya başladıktan sonra ne kadar süre içinde ortaya çıkacağını da belirlemiştir. Örneğin, Yönetmelik, m. 20 uyarınca, “Pnömokonyozun meslek hastalığı sayılabilmesi için, sigortalının, havasında Pnömokonyoz yapacak yoğunluk ve nitelikte toz bulunan yeraltı ve yerüstü işyerlerinde toplam olarak en az üç yıl çalışmış olması şarttır”. Bununla birlikte, bazı koşulların varlığı halinde Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayı alınarak bu 3 yıllık süre indirilebilecektir (Güç Kaybı Yön. m. 20/2).

b) Meslek hastalığının işten ayrıldıktan sonra yükümlülük

süresi içinde veya yükümlülük süresinden sonra ortaya çıkması

Meslek hastalığı, sigortalının işten ayrılmasından sonra da ortaya çıkabilir. 5510 sayılı Yasanın bu konuya ilişkin 14. maddesinin üçüncü fıkrası ve SSİY. m. 36/11 hükmüne göre, meslek hastalığı, işten ayrıldıktan sonra ortaya çıkmış ve sigortalı olarak çalıştığı işten kaynaklanmış ise, sigortalının bu Kanunla sağlanan haklardan yararlanabilmesi için, eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın ortaya çıkması arasında bu hastalık için Yönetmelikte belirtilen süreden daha uzun bir zamanın geçmemiş olması zorunludur. Bu Yönetmeliğe ekli meslek hastalıkları listesinde çeşitli hastalıklar için belirlenmiş yükümlülük süreleri, 3 gün ilâ 10 yıl arasında değişmektedir. Bu durumdaki kişiler, gerekli belgelerle Kuruma müracaat edebilirler.

Ancak, yükümlülük süresi içinde ortaya çıkan meslek hastalıklarına ilişkin bu kural da mutlak değildir. Gerçekten, Yasanın m.14/111 hükmüne göre, herhangi bir hastalığın klinik ve laboratuvar bulgularıyla belirlendiği ve meslek hastalığına yol açan etkenin işyerindeki inceleme sonucunda tespit edildiği hallerde, meslek hastalıkları listesindeki yükümlülük süresi aşılmış olsa bile, söz konusu hastalık Kurumun veya ilgilinin başvurusu üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun onayı ile meslek hastalığı sayılabilir (ayrıca bkz. SSİY. m. 36/111, Güç Kaybı Yön. m. 17/11). Aynı esas, 506 sayılı Yasanın 4958 s’lı K’la değişik 18. maddesinin 2. fıkrasında da düzenlenmişti.

c) Listede yer almayan meslek hastalığını saptama yöntemi

Meslek hastalıkları listesinde yer almayan bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmayacağı hususu, 506 sayılı Yasanın 11. maddesinin son fıkrasında düzenlenmişti. Bu hüküm uyarınca, “bu Kanuna göre tespit edilmiş olan hastalıklar listesi dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmaması üzerinde çıkabilecek uyuşmazlıklar, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır”. Yürürlükteki 5510 sayılı Yasanın 14. maddesinin son fıkrası da aynı sistemi koruyarak, Yönetmelikte belirlenmiş hastalıklar dışında herhangi bir hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmaması hususunda çıkabilecek uyuşmazlıkların. Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağını hükme bağlamış bulunmaktadır.

Şu halde, meslek hastalıkları listesinde yer almayan bir hastalığın meslek hastalığı olduğunu iddia eden sigortalı veya hak sahiplerinin bu iddialarının Kurumca uygun bulunmaması, yani bir uyuşmazlığın ortaya çıkması halinde, söz konusu uyuşmazlığın çözümü, ilk aşamada Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna ait olacaktır (SSYSK. Yön. m.7/I,f)m. Bu Kurulun kararma karşı ise, 28.6.1976 tarihli (E. 6, K. 4) İçtihadı Birleştirme Kararı uyannca iş mahkemesine başvurulabilecektir. Aynı prosedür, SSGSSK. m. 95 kapsamında ortaya çıkan uyuşmazlıklar için de geçerlidir.

Sosyal Sigortalar Yüksek Sağlık Kuruluna başvurulmadan, doğrudan mahkemede dava açılmış ise, mahkemenin Kurulun kararına kadar davayı ertelemesi, Kurul kararım bekletici mesele sayması ve dolayısıyla sigortalıya Kurula başvurması için süre tanıması uygun olacaktır. Yüksek Sağlık Kurulu kararına karşı ilgililer tarafından mahkemeye başvurulduğunda, mahkemenin, kararına esas olmak üzere Adli Tıp Meclisinden veya Tıp Fakültelerinin yetkili sağlık kurullarından rapor istemesine hukuki bir engel bulunmamaktadır.

Yargıtay, 506 sayılı Yasa döneminde verdiği son kararlarında önceki kararlarıyla ve açıkladığımız esaslara uygun düşmeyen çözüm biçimini benimsemiş bulunmaktadır. Yeni Yasanın uygulanması açısından da önemini koruyan bu içtihada göre, sigortalının Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluna başvurmadan doğrudan mahkemede dava açması olanaklıdır. Böyle bir dava üzerine mahkemenin önce Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulundan, bu Kurul tarafından bir inceleme yapılmadığı durumlarda Adli Tıp Meclisinden rapor alması gerekmektedir. Yüksek Mahkeme benimsediği bu esası, “davanın salt prosedür eksikliğinden reddolunması dava ekonomisine ve bu hususu öngören Anayasa kuralına ters düşer” gerekçesine dayandırmaktadır. Bu gerekçelerin haklılığı kabul edilse bile, çözümün pozitif düzenlemelere ters düştüğü de yadsınamaz.

d) Meslek hastalığının Kurum Sağlık Kurulu raporu ile saptanması

Yukarıda belirtilen koşullar dışında, meslek hastalığına yakalanmış sigortalının Kurum yardımlarından yararlanabilmesi için, 506 sayılı Yasanın 18. maddesi, durumun sadece hekim raporu ile saptanmasını yeterli görmekleydi. Ancak, 4958 s’lı K’la SSK. m. 18’de yapılan değişiklikle hekim raporu yerine Kurum Sağlık Kurulu raporu zorunlu kılınmıştı. Yürürlükteki 5510 sayılı Yasanın 14. maddesinin ikinci fıkrasına göre de, sigortalının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun; a) Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları tarafından usûlüne uygun olarak düzenlenen sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi, b) Kurumca gerekli görüldüğü hallerde, işyerindeki çalışma şartlarını ve buna bağlı tıbbî sonuçlarını ortaya koyan denetim raporları ve gerekli diğer belgelerin incelenmesi sonucu Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesi zorunludur (ayrıca bkz. SSİY. m.36/1; Kısa Vadeli Sigorta Kolları Teb. m.9/1).

Şu halde, maddenin yeni düzenlemesine göre, sigortalının yakalandığı bir hastalığın meslek hastalığı olup olmadığı, iki aşamalı tıbbi prosedürün tamamlanmasından sonra belirlenebilecektir. İlk aşamada, sigortalının çalıştığı “işten dolayı” meslek hastalığına tutulduğunun ilgili sağlık hizmet sunucuları tarafından usulüne uygun olarak düzenlenen sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbi belgeler ile saptanması gerekecektir. Önemle belirtelim ki. Yasa hükmünde açıkça, “Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularından söz edildiği için, Kurumun anlaşmalı olduğu herhangi bir sağlık hizmeti sunucusu bu konuda yetkili olamayacaktır.

İkinci aşamada ise, anılan raporun ve dayanağı tıbbi belgelerin Kurum Sağlık Kurulu tarafından saptanması gerekecektir. Ayrıca, Kurumca gerekli görülen hallerde, işyerindeki çalışma şartlarını ve buna bağlı tıbbî sonuçlarını ortaya koyan denetim raporları vc gerekli diğer belgeler Kurum Sağlık Kurulu tarafından incelenerek bir hastalığın meslek hastalığı olup olmadığına karar verilebilecektir. Kurumun kararma karşı, Sosyal Sigortalar Yüksek Sağlık Kurulu’ııa itiraz edilmesi, bu karara karşı da iş mahkemesinde dava açılması mümkün olup, mahkeme, Adli Tıp Kurumu’ndan alacağı raporu esas alarak hüküm kurar.

e) İşverenin meslek hastalığını Kuruma bildirme yükümlülüğü

5510 sayılı Yasanın 14. maddesinin 4. fıkrasına göre, meslek hastalığının, aynı Yasanın 4. maddesinin birinci fıkrasının; (a) bendi ile 5. madde kapsamında bulunan sigortalılar açısından, sigortalının meslek hastalığına tutulduğunu öğrenen veya bu durum kendisine bildirilen işveren tarafından;

4. maddenin (b) bendi kapsamındaki sigortalı açısından ise kendisi tarafından. bu durumun öğrenildiği günden başlayarak üç işgünü içinde, iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile Kuruma bildirilmesi zorunludur. Şu halde, bildirim, bağımlı çalışanlar grubunda yer alanlar, örneğin iş sözleşmesine dayanarak çalışanlar (m.4/1, a) açısından işveren tarafından; bağımsız çalışanların ise doğrudan kendileri tarafından yapılacaktır (ayrıca bkz. SSİY. m. 36/1V). Yabancı ülkelerde meydana gelen meslek hastalığı olayları için Yasada belirtilen haber verme süresi olayın meydana geldiği, Kurumca kabul edilebilir belgelenmiş bir mazeretin olması koşuluyla, mazeretin ortadan kalktığı tarihten itibaren başlar (SSİY. m. 90/1,111).

Belirtilen yükümlülüğü yerine getirmeyen veya yazılı olarak bildirilen hususları kasten eksik ya da yanlış bildiren işverene veya 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalıya, Kurumca bu durum için yapılmış bulunan masraflar ile ödenmişse geçici iş göremezlik ödenekleri rücû edilir (m.!4/IV). Meslek hastalığı ile ilgili bildirimler üzerine gerekli soruşturmalar, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla yaptırılabilir (m,14/V; SSİY.m. 36/1V). İSGK. iş kazası açısından düzenlediği esaslara paralel olarak; meslek hastalığının da işverence kaydının tutulması, bildirilmesi yükümlülüğünü ve bunlara aykırılık halinde idari para cezası öngörmektedir (m. 14, 26).

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*