İş Kazaları

 İŞ KAZASI KAVRAMI

1. Genel Olarak

Bilindiği gibi, 5510 sayılı Kanundan önceki dönemde, iş kazası kavramı, esas olarak 506 sayılı Kanunun 11. maddesinde düzenlenmiş ve anılan madde bir tanım vermekten çok, hangi hal ve durumlarda meydana gelen kazanın iş kazası sayılacağını hükme bağlamıştı. 1479 sayılı Bağ-Kur Kanununda ise, iş kazası kavramının tanımı yapılmamış, 506 sayılı Kanundaki iş kazası tanımının kıyasen bu Kanun kapsamındaki sigortalılar hakkında da uygulanacağı öngörülmüştü.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 506 sayılı Kanunun 11. maddesindeki düzenlemeyi esas almıştır (m. 13). 5510 sayılı Kanunun 13. maddesinin kenar başlığı, “İş kazasının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması” biçiminde olmakla birlikte, madde metni, bir tanım vermek yerine, 506 sayılı Kanunun 11. maddesinde olduğu gibi, hangi hal ve durumlarda meydana gelen kazanın iş kazası sayılacağını hükme bağlamaktadır*3. Önemle vurgulayalım ki, Yasanın 13. maddesinde sayılan ve iş kazası olarak nitelendirilen hal ve durumlar, kural olarak sadece bir iş sözleşmesine bağlı olarak çalışan sigortalılar (m.4/a) hakkında değil, bağımsız çalışanlar (m.4/b) hakkında da uygulama alanı bulacaktır. Maddenin ilk kabul metninde, Yasanın 4. maddesinin ilk fıkrasının c bendi kapsamında yer alan kamu görevlileri de (m. 4/1,c) bu hükümlere tabi kılınmıştı. Ancak, 5510 sayılı Yasanın kısa vadeli sigorta hükümlerinin düzenlendiği Üçüncü Bölüm Başlığı, 17.4.2008 t. ve 5754 sayılı Kanunun 65. maddesi ile değiştirilerek, sözü edilen hükümlerin sadece, hizmet akdiyle çalışanlar ile bağımsız çalışanlar hakkında uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Şu halde, kamu görevlileri hakkında 5510 sayılı Yasanın kısa vadeli sigorta hükümleri uygulanmayacaktır.

Aşağıda belirteceğimiz bazı ayrık durumlar dışında, 5510 sayılı Yasanın 13. maddesinde sayılan ve iş kazası olarak kabul edilen durumlar, büyük ölçüde 506 sayılı Yasanın 11. maddesi esas alınarak kaleme alınmıştır. Bu husus, doğal olarak, 506 sayılı Kanunun 11. maddesi ile ilgili önceki dönemdeki bilimsel görüş ve yargı kararlarının yeni Kanun döneminde de önem ve geçerliliğini koruyacağı sonucunu beraberinde getirecektir.

Öte yandan, 13. madde metni incelendiğinde, iş kazası olarak kabul edilen hallerin esas olarak iş sözleşmesine tabi olarak çalışanları kapsadığı anlaşılacaktır. Gerçekten, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar, sadece yürütmekte oldukları iş nedeniyle bir kazaya maruz kalmışlar ise, iş kazası bunlar için söz konusu olacaktır. Çünkü, 13. maddenin (c) bendi sadece bağımlı çalışan sigortalılar, yani bir iş sözleşmesine göre çalışanlar hakkında geçerli olacak, bağımsız çalışanlar için uygulanamayacaktır. Zira, anılan hükümde bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalılardan söz edilmektedir. Aynı Yasanın 12. maddesinin 1. fıkrası ise işvereni, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar biçiminde tanımlamaktadır. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak, örneğin bağımsız çalışan sigortalıların, iş gezisi nedeniyle başka bir yerde bulunduğu sırada, doğrudan iş ile ilgili olmaksızın (m,13/b) uğradıkları kaza, kural olarak, iş kazası sayılamayacaktır. Öte yandan, Yasanın 13. maddesinin (e) bendi, 506 sayılı Yasanın 11. maddesinin (e) bendine nazaran iş kazası kavramını genişletmiştir. Bu düzenleme, Yargıtay içtihadına uygun ve isabetli olarak, sadece işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilme sırasında değil, bireysel götürülüp getirilme sırasındaki kazaları da iş kazası kabul etmiş bulunmaktadır. Yasa Tasarısı, iş kazası kavramını genişletici yönde ve isabetli olarak, “sigortalıların, işe başlama ve ayrılma saatleri dikkate alınarak, mutad güzergahında işe gidişgelişi sırasında, meydana gelen” kaza olaylarını (yol kazaları) da iş kazası saydığı halde, Yasanın yürürlük metninde bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiş bulunmaktadır. Buna karşılık, Tasarı metninde, iş kazası kavramım daraltıcı yönde yer alan, “sigortalının işyerinde bulunduğu sırada işini yaparken veya sigortalının işyerinde ayrılan alanlarda ihtiyaçlarını karşılamak için bulunduğu sırada” biçimindeki düzenleme, yürürlükteki metinde yer almamış ve 506 sayılı Yasanın 11. maddesinin (a) bendindeki düzenlemeyle özdeş ve isabetli olarak, “sigortalının işyerinde bulunduğu sırada” hükmüne (m. 13/a) yer verilmiş bulunmaktadır.

2. İş Kazasının Tanımı

5510 sayılı Yasanın 5754 sayılı Yasa ile değişik 13. maddesine göre, “İş kazası;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dıştnda başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

d) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsa-mındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,

meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özürc uğratan olaydır”.
Dikkat edilirse, bu hüküm, 506 sayılı Yasanın 11. maddesinde olduğu gibi, iş kazasının tanımını vermekten çok, kazanın kimi unsur ve koşullarını, daha doğrusu, ne gibi “hal ve durumlarda” bir kazanın iş kazası sayılacağını, “yer ve zaman” koşullarıyla sınırlayarak belirtmektedir. 5510 sayılı Yasanın 13. maddesinin uygulanması açısından da önemini koruyan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararma göre de, u…iş kazası yasada tanımlanmamış; ancak bir kazanın hangi hal ve durumlarda iş kazası sayılacağı yer ve zaman koşullarıyla sınırlanarak belirtilmiştir… Bu madde (506 sayılı Yasa m.ll; şimdi: 5510 sayılı Yasa m.13) hükmüne göre iş kazası maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır… sayılan haller örnekleme niteliğinde değil, sınırlayıcı niteliktedir..hu hallerin herhangi birinin gerçekleşmiş olması gerekli ve yeterlidir…”

6331 sayılı İSGK ise, tanımlar kenar başlıklı 3. maddesi ile iş kazası kavramını tanımlama yoluna gitmiştir. Ne var ki, bu tanımda, 5510 sayılı Yasa’nın, 506 sayılı Yasa hükmüne paralel olarak öngördüğü düzenleme ile buna dayanan içtihadın yeteri kadar dikkate alındığını ve getirilen tanımın mevcut pozitif düzenlememiz ve içtihadımız ile uyumlu olduğunu savunmak olanaklı olamayacaktır. Zira, 6331 s’lı İSGK. m. 3/g hükmüne göre iş kazası, “işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen özre uğratan olayı” ifade eder. Öğretide de kabul edildiği ve aşağıda iş kazasının unsurları başlığı altında ayrıntılı olarak ele alacağımız üzere, söz konusu tanımda belirtildiğinin aksine, sadece işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen kazalar değil. 5510 s. Yasa m. 13/1, c hükmünde kabul edildiği gibi, “Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda” gerçekleşen kazalar da iş kazası olarak nitelendirilmektedir. Dolayısıyla, iş sağlığı ve güvenliği alanında son olarak yürürlüğe giren 6331 sayılı Yasa’nın getirdiği iş kazası tanımının, 5510 s. Yasaya göre daha dar olması nedeniyle isabetli olmadığı ve daha önemlisi aynı kavramı düzenleyen iki yasa hükmü arasında çelişki ortaya çıktığı belirtilmelidir.İlginçtir ki, Kanunun madde gerekçesinde, yapılan tanımın 5510 sayılı Kanundaki tanımı da kapsayacak daha üst genel bir tanım olduğu ifade edilmektedir. Oysa, maddenin yürürlük metnindeki ifadeden, böyle bir sonuca varmak olanaklı görülmemektedir.

Ayrıca eklemek gerekir ki. hukukumuzda zaten 5510 sayılı Yasa kapsamında bir kez tanımlanmış olan bir kavramın, daha sonra çıkarılan bir diğer Kanunla tekrar ve üstelik öncekinden farklı biçimde tanımlanmasının gerekliliği de tartışılmalıdır. Bu noktada, kanaatimizce, 6331 sayılı Yasada ifade edilen iş kazası kavramının, 5510 sayılı Yasa anlamında iş kazası kavramı ile özdeş olduğunun ortaya konması için, bu konuda 5510 sayılı SSGSSK m. 13 hükmüne atıf yapılması yeterli olurdu. Nitekim, İSGK’nın hazırlanmasında esas alınan 89/391 sayılı Avrupa Birliği Yönergesinde de iş kazası kavramını tanımlama yoluna gidilmediği görülmektedir.

Öğretide iş kazası, “sigortalının işverenin otoritesi altında bulunduğu bir sırada gördüğü iş veya işin gereği dolayısıyla aniden ve dıştan meydana gelen bir etkenle onu bedence ya da ruhça zarara uğratan bir olay” olarak tanımlanmaktadır. 5510 sayılı Yasa bağımsız çalışanları da kapsamına aldığından, herhangi bir işverenin otoritesi altında olmayan bağımsız çalışanın yürütmekte olduğu iş nedeniyle maruz kaldığı kaza da iş kazası olarak kabul edilmiştir. Burada kazanın yürütülen işle olan bağlantısı ön plana çıkmaktadır.

Bu tanımlardan ve 13. madde hükmünden hareketle, genel anlamdaki bir kaza olayını, iş kazası olarak nitelendirmemizi sağlayacak unsurları aşağıdaki gibi belirleyebiliriz.

3. İş Kazasının Unsurları

a) Kazaya uğrayanın 5510 sayılı Kanun anlamında sigortalı sayılması

5510 sayılı Kanunun 13. maddesi, 506 sayılı Kanunun 11. maddesi gibi, sigortalı kavramından hareketle iş kazasının unsur ve koşullarım belirlemiştir. Başka bir anlatımla, kaza sonucu bedence veya ruhça özüre uğrayanın, sigortalı bir kimse olması zorunludur, aksi halde bir iş kazasından söz edilemeyecektir. Kimlerin sigortalı sayılacağı Kanunun 3. maddesinde tanımlanmıştır. Ayrıca, aynı Yasanın 4. maddesi tüm sigorta kolları açısından sigortalı sayılanları, 5. maddesi, istisnai bir hüküm olarak, bazı sigorta kollarının uygulanacağı kimseleri belirlemektedir. Aynı doğrultuda olmak üzere. Yasanın 6. maddesi de sigortalı sayılmayanları düzenlemektedir”. Yasanın sözü edilen 3. maddesine göre, “sigortalı, kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kollan açısından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişiyi” ifade eder. Dikkat edilirse bu hüküm, 506 sayılı Yasaya nazaran daha geniş bir sigortalı kavramını tanımlamaktadır. Bağımlı çalışanlar yanında bağımsız çalışanlar da bu Yasa anlamında sigortalı sayılacaklardır. Bu madde ile 4, 5 ve 6. maddelerdeki koşullan yerine getirenler, sigortalılığın başlangıcını düzenleyen 7. madde uyarınca sigortalılığın başladığı tarih itibariyle zorunlu sigortalı sayılacaklarından (m.92); bunların SGKurumuna bildirilmemiş olması, bu niteliklerini ortadan kaldırmaz. Diğer bir ifadeyle, az önce açıklanan hükümler çerçevesinde sigortalı sayılanlar, Kuruma bildirilmeden bir kazaya uğrasalar dahi yine uğradıkları kaza iş kazası sayılacaktır. Bunun gibi, iş kazasının varlığı için, sigortalı olma dışında başka koşulların, örneğin belli bir süre sigortalılık ya da belirli bir süre prim ödemiş olma koşulunun gerçekleşmesi aranmayacaktır. İşe girdikten birkaç saat sonra uğranılan kaza yine bir iş kazası olarak kabul edilecektir. Sigortalının yaşının küçük olması, olayın iş kazası sayılmasını engellemez. Ayrıca, 5510 s. K. geç. m. 1/1 hükmü uyarınca 2925 s. Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, 5510 s. K. m.4/I, a kapsamında sigortalı kabul edilmektedir. Bu nedenle, kazaya uğrayanın 2925 s. K. anlamında tarım işçisi olması, kazayı iş kazası olarak nitelendirmek için gerekli olan “sigortalı olma” koşulunun gerçekleştiğini gösterir.

Belirtelim ki, 5510 sayılı Yasanın istisna hükmü (m. 6) uyarınca “sigortalı sayılmayanlar” arasında yer alan bir kimsenin uğradığı kaza, iş kazası kabul edilemeyecektir. Buna karşılık, Kanun “istisnanın istisnası” diyebileceğimiz bir düzenlemeyle, bazı kimseleri hizmet sözleşmesine dayanarak çalışmasalar bile bazı sigorta kolları, bu arada iş kazaları ve meslek hastalıkları açısından sigortalı saymıştır (m.5). Dolayısıyla bunların uğradıkları kaza iş kazası olarak kabul edilecektir. Bu grupta yer alanların başında çıraklar gelmektedir. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununa göre, “… aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere sözleşmenin akdedilmesi ile 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun iş kazaları ve meslek hastalıkları… hükümleri uygulanır” (m. 25/IV). Şu halde, bunların uğradıkları kaza iş kazası sayılacaktır. Nitekim, 5510 sayılı Yasanın 5. maddesinin (b) hükmüne göre de, iş sözleşmesi ile çalışmamakla birlikte 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununda belirtilen aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler hakkında iş kazası, meslek hastalığı vc hastalık sigortası hükümleri uygulanır. Aynı madde hükmü, meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında zorunlu staja tabi tutulan öğrenciler hakkında da iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümlerinin uygulanacağını belirtmekledir. Daha önceki dönemde hiçbir sigorta koluna tabi olmayan stajyerlerin, iş kazası ve meslek hastalığı riskine karşı güvence kapsamına alınması isabetli bir düzenleme olmakla birlikte, bunların hastalık sigortası dışında tutulmaları isabetli olmamıştır.

Yasa, söz konusu 5.maddenin (b) bendinde sayılan kişilerin 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacaklarını da hükme bağlamaktadır. Böylece, sınırlı da olsa, sosyal korumanın kapsamına iş sözleşmesine dayalı olarak çalışmayan çırak, aday çırak, mesleki eğitim görenler, iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortalan; eğitimleri gereği zorunlu staja tabi tutulanlar ise sadece iş kazası ve meslek hastalığı kapsamında sigortalı sayılmışlardır. Bunun gibi, İŞ-KUR tarafından düzenlenen meslek edindirme, geliştirme ve değiştirme eğitimine katılan kursiyerler de, 5510 sayılı Yasanın 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar ve bunlar hakkında iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır (SSGSSK. m. 5/e). Bu konuyla ilgili olarak, Mesleki Eğitim Kanununun 37. maddesine de işaret edilmelidir. Gerçekten, anılan madde hükmüne göre. Milli Eğitim Bakanlığı’nca, örgün eğitim sisteminden ayrılmış, istihdam için gerekli yeterliklere sahip olmayan kişileri iş yaşamında istihdam olanağı olan görevlere hazırlamak amacıyla meslek kursları düzenlenir. Bu kurslara katılanlar kurslara devam ettikleri sürece çırak statüsünde kabul edilirler ve dolayısıyla 5510 sayılı Yasanın iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası hükümlerinden yararlanırlar. Buna karşılık, örneğin İŞ-KUR tarafından benzer bir amaçla düzenlenen kurslara katılanlar, m.5/e hükmü gereği ve isabetsiz olarak hastalık sigortasından yararlanamayacaklardır.

Bunun gibi, iş sözleşmesi ile çalışmamakla birlikte, ceza infaz kurumlan ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan hükümlü ve tutuklular hakkında, iş kazası ve meslek hastalığı ile analık sigortası hükümleri uygulanır ve bunlar, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar (SSGSSK. m. 5/a). Belirtelim ki, bu madde hükmünde belirtilenler, 4958 sayılı Yasa ile kısa vadeli sigorta kollarına zorunlu olarak tabi tutulmuş, uzun vadeli sigorta kolları açısından ise isteğe bağlı sigortalılık esası benimsenmişti. Yeni düzenleme, anılan kimseleri, isabetsiz olarak hastalık sigortası kapsamı dışında tutmuştur.

Bunun gibi, harp malulleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanuna göre aylıkları hesaplanarak ödenen veya asayiş vc güvenliğin sağlanması ile ilgili kanunlara göre vazife malullüğü aylığı bağlanmış olanlardan. 5510 sayılı Kanuna tabi sigortalı olarak çalışanlar hakkında aylıkları kesilmeksizin kısa vadeli sigorta kollan ve bu arada iş kazası ve meslek hastalığı sigortası hükümleri uygulanır. Sözü edilenlerin kısa vadeli sigorta kollarına tabi olmaları zorunludur. Buna karşılık, uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmaları, bu yöndeki isteklerini Kuruma bildirmeleri halinde ancak söz konusu olacaktır.

b) Sigortalının kazaya uğraması

Genel anlamda kaza, “can ya da mal kaybına neden olan kötü olay” biçiminde tanımlanır. Hukuki açıdan ise kaza kavramının biri geniş, öbürü dar olmak üzere iki anlamı bulunmaktadır: “Ani bir şekilde ve istenilıneye- rek bir zararın doğumuna amil olan sebepler kompleksinin bütününe geniş anlamda kaza adı verilir”. Bu anlamdaki kaza kavramına, vücut bütünlüğünün ihlali (cismani zarar) ve ölüm dahil olduğu gibi, eşyaya ilişkin zarar da dahildir. Buna karşılık, dar anlamdaki kaza kavramı ise, insan vücudunun zarar görmesi, yani ölüm veya vücut bütünlüğünün ihlalidir. İş kazaları açısından bu dar anlamdaki kaza kavramı önem taşır; eşyaya ilişkin zararlar iş kazası olarak nitelendirilemezler”.

İş kazası aslında dar anlamdaki kaza kavramının, 506 sayılı Yasanın 11. maddesinde olduğu gibi, yürürlükteki 5510 sayılı Yasanın 13. maddesinde belirtilen hallerden birinde meydana gelen özel biçimidir. Şu halde, dar anlamdaki kaza kavramını oluşturan unsurlar ile, iş kazası arasında ortak yönler bulunmaktadır; ancak mutlak bir özdeşlikten de söz edilemez. İş kazasından söz edebilmek için her şeyden önce zarar verici olayın dıştan gelen bir etkenden kaynaklanması gerekir. Bu dış etken aniden veya çok kısa bir zaman sürecinde meydana gelmelidir. Başka bir deyişle, sigortalı ani veya oldukça kısa süren bir zaman dilimi içinde ortaya çıkan bir olay sonucu zarara uğramış olmalıdır. Dar anlamdaki kaza kavramını oluşturan başka bir unsur, zarara yol açan olayın bu zarara uğrayan kişi tarafından istenilmemiş olmasıdır. Bunu iş kazası kavramına uyarladığımızda, dıştan gelen ani olayın sigortalı tarafından istenilmemiş, arzu edilmemiş olması gerekir. Aksi durumda, söz konusu kazanın bir iş kazası olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği noktasında öğretide görüş ayrılığı bulunmaktadır. Kimi yazarlara göre, sigortalının kazanın oluşumunda kasdının bulunması halinde artık iş kazasından söz edilemez. Bizim de katıldığımız ikinci görüşe göre, sigortalının kendi kusuru sonucu uğradığı kaza da iş kazası sayılır. Sigortalının kasdı, bir olayın iş kazası sayılmasına engel değildir. Gerçekten, 506 sayılı Yasanın 110 maddesinde olduğu gibi, 5510 sayılı Yasanın 22. maddesi de, ağır kusuru yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya hastalanan sigortalının kusur derecesi esas alınarak, geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik gelirinin, üçte birine kadar Kurumca eksi İtileceğini düzenlemiştir (m.22/b). Kasdi bir hareketi yüzünden iş kazasına uğrayan, meslek hastalığına tutulan sigortalının geçici iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri, yarısı tutarında ödenir (m.22/c). Görüldüğü gibi, anılan bu hükümde, sigortalı tarafından istenerek gerçekleştirilen bir olayın, iş kazası sayılmasına engel olmayacağı açıkça ifade edilmektedir. Sigortalının kastı, maddede belirtildiği üzere sadece Kurumca yapılacak parasal yardımların kapsamını etkilemekte; sağlık yardımları açısından olumsuz bir sonuç doğurmamakta- dır. Nitekim Yargıtay kararlarında, sigortalının işyerinde intihar etmesi olayı, iş kazası olarak kabul edilmektedir.

Yukarıda açıkladığımız unsurların varlığı, kazanın iş kazası olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir. Aşağıda üzerinde duracağımız öbür unsurlar yanında, burada sözünü ettiğimiz kaza olayının SSGSSK. m. 13 hükmünde belirtilen hallerden biri içinde meydana gelmiş olması da gerekir.

aa) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada kazaya uğraması

Bilindiği üzere, 506 sayılı Yasanın 11. maddesi, “sigortalının işyerinde bulunduğu sırada” bedence veya ruhça bir arızaya uğraması halini iş kazası olarak nitelendirmekteydi (m. 11/A, a). Yürürlükteki 5510 sayılı Yasanın 13. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi de aynı hükmü yineleyek, “sigortalının işyerinde bulunduğu sırada” uğranılan kazayı, başka koşul aramaksızın iş kazası kabul etmiştir. İki yasa hükmü arasındaki özdeşlik, sigortalı kavramı ayrık tutulursa, 506 sayılı Yasa dönemindeki Yargıtay içtihadının yeni Yasa döneminde de güncelliğini ve önemini koruyacağı sonucunu beraberinde getirmektedir.

Maddede sözü geçen işyeri kavramının kapsamı, hiç kuşkusuz, aynı Yasanın 11. madde hükmü esas alınarak belirlenmelidir. Bu hükme göre, “işyeri, sigortalı sayılanların maddi olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yerlerdir./ İşyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan veya aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim yerleri, avlu ve büro gibi eklentiler ile araçlar da işyerinden sayılır”. Yasadaki düzenleme biçimi, asıl işyeri, bağlı işyeri, eklenti ve araçlarda meydana gelebilecek kazaların büyük bir bölümünü iş kazası olarak kabul etmekte ve sigortalıya geniş bir koruma sağlamaktadır. Sigortalının hangi nedenle olursa olsun, işyerinde bulunduğu sırada uğradığı her kaza, diğer unsurlar da mevcutsa, iş kazası olarak kabul edilecektir. “İşçi, işyerine ayak bastığı andan, işyerini terkedeceği ana kadar, çalışır durumda olsun olmasın, işverenin otoritesi altında olup olmadığı münakaşa dahi edilmeden ve bu hususun araştırılmasına mahal vermeden korunmaktadır”. Sigortalının uğradığı kazanın mutlaka iş saatleri içinde meydana gelmesi de gerekli değildir; çalışma saatleri dışında, örneğin öğle paydosunda sigortalının başka bir işçi veya yabancı bir kişi tarafından öldü-rülmesi, yaralanması, işyeri avlusunda koşarken düşmesi iş kazası olarak kabul edilmelidir. Yargıtay işyeri sayılan bir aracın şoför mahallinde içki içip eğlenirken, muavine sarkıntılık eden şoförün muavin tarafından yaralanmasını, illiyet bağının yokluğu nedeniyle iş kazası kabul etmemiştir. Oysa, işyerinde meydana gelen bir olay olduğuna göre iş kazası sayılması gerekir. Yüksek Mahkeme, gece bekçiliği yapan sigortalının işyerinde iken geçirdiği beyin kanaması sonucu felç olmasını, olayın işyerinde meydana gelmiş olması nedeniyle iş kazası olarak nitelendirmiştir.

Burada dikkat edilecek husus, aşağıda göreceğimiz gibi, meydana gelen olay ile sonuç arasında bir ilişkinin bulunması, başka bir anlatımla, “neden” ile “sonuç” arasında bir bağ olmasıdır.

bb) Sigortalının işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, sigortalı kendi adına ve hesabına çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle kazaya uğraması

5510 sayılı Yasanın 13. maddesinin (b) bendinde düzenlenmiş olan iş kazası hali esas olarak, 506 sayılı Yasanın 11. maddesinin A, bendinin karşılığıdır. Anılan bu hükme göre, “işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla” sigortalının bir kazaya uğraması iş kazası olarak kabul edilmekteydi. 5510 sayılı Yasanın birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan, “işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle” ibareleri, iş sözleşmesine dayanarak çalışan sigortalıları (iş nedeniyle) amaçlamakta ve 506 sayılı Yasanın anılan hükmünü yinelemektedir. Madde hükmünün geri kalan ibareleri ise, bağımsız çalışanları (yürütmekte olduğu iş nedeniyle) kapsamaktadır. 13. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi işyerindeki, (b) bendi ise işyeri dışındaki kazaları kapsamaktadır.

Belirtilen tüm olasılıklarda, kaza işyerinde cereyan etmemiş olsa bile, örneğin işverenin sigortalıyı işyeri dışında bir görevle başka yere göndermesi veya sigortalının işin gereği olarak işyeri dışına çıkması halinde uğradığı kaza iş kazasıdır. Sigortalının işverenden aldığı talimat uyarınca, bir müşterinin evinde elektrik arızasını gidermeye çalışırken, elektrik akımına kapılarak ölmesi halinde, iş kazası söz konusu olacaktır. Belirtelim ki, 13. maddenin (b) bendi hükmünü uygularken, sigortalının işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle hareket edip etmediğine dikkat etmek gerekir. Bunun dışında, nasıl işyerinde meydana gelen kazaların nedenleri üzerinde durulmuyorsa, işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla işyerinin dışına çıkan işçi de, herhangi bir nedenle kazaya uğrarsa bu kazanın da iş kazası olarak nitelendirilmesi gerekir.

Yargıtaya göre, başka bir işyerine oradaki kavgayı görmek saiki ile giden ve orada vurulan sigortalının uğradığı kaza işkazası sayılmaz.

cc) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda kazaya uğraması

Yasa hükmü (m. 13/A, c), esas olarak, 506 sayılı Yasanın, “sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanda” biçimindeki hükmünü (m.l 1/A, e) yinelemekte ve bağımsız çalışanları hükmün kapsamı dışında tutmak amacıyla, “bir işverene bağlı olarak çalışan” ibarelerini eklemektedir. Maddenin yeni düzenlemesine göre de sigortalının işveren tarafından görevle başka bir yere gönderilmesi halinde, asıl işini yapmaksızın geçen zaman dilimi içinde uğradığı tüm kazalar, iş kazası olarak nitelendirilecektir. İşveren, sigortalıyı işyeri dışında bir görev ifa etmekle yükümlü tutabilir; bu görev yerinin aynı veya başka bir ilde veya yabancı bir ülkede olması önem taşımaz. Sigortalı, işverenin işi için başka yere gitmektedir, öyleyse işverenin otoritesi altındadır. Madde hükmü “sigortalının asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda” ibarelerini kullanmış, bu zamanın nasıl değerlendirileceği hususunda bir açıklama yapmamış ve herhangi bir ayırım öngörmemiştir.

5510 sayılı Yasanın uygulaması açısından da önemini koruyan bir Yargıtay kararında, sigortalının işveren tarafından başka yere gönderilmesi durumunda, boş zamanlarını normal bir yaşantı içerisinde değerlendirmesinin doğal olduğu vurgulanarak, sigortalının boş zamanlarını sinemaya, kahveye, eğlence yerine giderek değerlendirmesinin olanaklı olduğu ifade edilmiştir. Bu açıdan, sigortalıyı görevle ayrıldığı işyerinden, aynı işyerine dönünceye kadar normal yaşantı içerisinde kalmak koşuluyla, boş zamanlar da dahil olmak üzere, tüm risklere karşı sigortalı saymak, sosyal sigorta hukukunun ilkelerine uygun düşer. Yine Yargıtaya göre, görevli olduğu yere giden sigortalının uğradığı kaza iş kazası olduğu gibi görevli olarak başka bir ile giderken bindiği uçağın düşmesi sonucu sigortalının ölmesi de iş kazasıdır. Bunun gibi, işveren tarafından görevli olarak başka yere gönderilen sigortalının yol üzerindeki bir parkta arkadaşlarıyla otururken patlayan bir bomba sonucu ölmesi olayı iş kazası olarak kabul edilmiştir. Aynı doğrultuda olmak üzere, malzeme almak üzere işverence toptancıya gönderilen sigortalının görevini tamamladıktan sonra yol üzerinde babasına ait dükkandaçay içerken silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmesi iş kazasıdır. Buna karşılık, iş kazası nedeniyle hastanede tedavi edildikten sonra taburcu edilip evine gönderilen sigortalının yolda uğradığı trafik kazası iş kazası sayılmayacaktır.

dd) Emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda kazaya uğraması

5510 sayılı Yasanın 13. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 506 sayılı Yasanın aynı konuyu düzenleyen, ‘‘Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda” biçimindeki hükmünü (mİ 1/A,d), “emzikli kadın” ibaresi yerine hiçbir anlam değişikliği olmaksızın, “emziren kadın” biçiminde değiştirerek aynen korumuş bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, 4857 s’lı İşK’nun 74. maddesine göre, kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kullanılacağım işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır. Öte yandan, 657 sayılı Yasanın değişik 104/A. Maddesi hükmüne göre de, memurlara, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Süt izninin kullanımında annenin saat seçimi hakkı vardır. İşte, kadın sigortalının bu emzirme izni sırasında uğradığı kaza iş kazası olarak kabul edilmiştir. Yargıtaya göre, sigortalının süt izni süresi içinde işyerine gelmek üzere yolda karşıdan karşıya geçerken bir aracın çarpması sonucu ölmesi iş kazasıdır.

ee) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında kazaya uğramaları

506 sayılı Yasanın aynı konuyu düzenleyen m. 11/A, (e) hükmü, “sigor-talıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri” biçimindeydi. Dikkat edilirse bu düzenleme, sigortalıların işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında uğranılan kazaları iş kazası kabul etmekleydi. En az iki işçinin taşınması topluluk koşulunun gerçekleşmesi açısından yeterli sayılmaktaydı. Ancak Yargıtay bazı kararlarında, toplu taşıma gibi, münferit taşımaları da hükmün kapsamı içinde değerlendirmiş ve toplu sözcüğünün, münferit taşımaları da kapsadığı sonucuna varmıştı. İşte, 5510 sayılı Yasanın aynı konuyu düzenleyen hükmü (13/1,e) Yargıtayın bu içtihadına uygun olarak, “toplu olarak götürülüp getirilme” koşulunu kaldırmış ve böylece sigortalıların işverence sağlanan bir taşılla münferit olarak işe götürülüp getirilmeleri sırasında maruz kaldıkları kazalar da bundan böyle iş kazası olarak kabul edilecektir. Ayrıca, hükmün bu geniş anlamı karşısında, örneğin sürücü dışında tek kişinin taşınmasında olduğu gibi, işverence sigortalıya tahsis edilen ve sigortalının kendisinin kullandığı araçla işe gidiş-gelişi sırasındaki kazalar da iş kazası kabul edilecektir.

Ekleyelim ki, üzerinde durduğumuz hükmün uygulanabilmesi için, işverence sigortalıya sağlanan bir taşıtın bulunması ve sigortalı/sigortalıların işin yapıldığı yere bu taşıtla götürülüp getirilmeleri gerekecektir. Burada sözü edilen araç, işverene ait ise, SSGSSK.m.l l/II uyarınca zaten işyeri kapsamındadır. Kuşkusuz, işverenin aracın maliki olması zorunlu değildir, bunun işverenin zilyetliği altında bulunması yeterlidir. Sigortalıların, işverene ait olmayan, ancak işveren tarafından sağlanan bir vasıta ile işyerine gidip gelmekte iken kazaya uğramaları halinde de (e) fıkrası uygulanır. Burada genellikle trafik kazaları söz konusu olabilecektir™. Örneğin, Kartal Maltepe’de kurulu bir fabrikada çalışan sigortalıların, işverenin kiraladığı bir minibüs veya işyerine ait servis aracı ile topluca İstanbul’dan işyerine götürülmeleri veya fabrikadan İstanbul’a getirilmeleri sırasında uğradıkları trafik kazaları iş kazası olarak nitelendirilecektir. Maddenin mutlak ifadesi dikkate alındığında, trafik kazaları dışındaki kazalar da iş kazası sayılacaktır. Sigortalının araca binerken elini sıkıştırması, dışardan açılan ateş sonucu yaralanması, taşıt içinde diğer sigortalılarla kavga ederken yaralanması gibi durumlar da iş kazası sayılacaktır. Yargıtaya göre, sigortalının servis aracına binmek üzere işverence belirlenen yerde beklediği sırada uğradığı kaza iş kazasıdır.

İşveren, sigortalıları işyerine götürüp getireceğini bireysel ya da toplu iş sözleşmesi ile taahhüt etmiş veya bu yükümlülük idari bir düzenlemeden kaynaklanmış olabilir. Taşıma işin niteliğinden doğabileceği gibi (İşK. m. 66), sosyal bir amaçla da yapılabilir; her iki durumda da sigortalıların uğradıkları kaza iş kazası sayılacaktır.

Sonuç olarak, bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için, kazanın, öbür unsurların yanında, 13. maddenin birinci fıkrasının, (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde sınırlı olarak belirlenmiş ve buraya kadar açıkladığımız durumlardan birinde meydana gelmiş olması gerekir. Bu hallerin dışında meydana gelen ve sigortalıyı zarara uğratan olay, öbür koşullar bulunsa bile, iş kazası sayılmaz. Olayın belirtilen durumlardan yalnızca birinde dahi meydana gelmiş bulunması, iş kazası olarak nitelendirilmesi için yeterlidir.

c) Sigortalının uğradığı kaza sonucu bedensel veya ruhsal bir zarara uğraması

Bir iş kazasından söz edebilmek için, sigortalının karşılaştığı olay nedeniyle hemen veya sonradan bedensel veya ruhsal bir özüre maruz kalmış olması gerekir. Özüre maruz kalma, bedensel ve ruhsal özürlülüklerin tümünü kapsar. Uğranılan zararın en azından sosyal sigorta yardımlarının Kurumca sağlanmasını gerektirecek nitelikte ve derecede olması yeterli olacaktır. Bu ölçüde olmayan, örneğin gündelik iş hayatında sıkça rastlanılan önemsiz yaralar, sıyrıklar iş kazası olarak nitelendirilmemelidir. Bunların dışında kalan her türlü yaralanma, sakatlanma, kırık, yanık, körlük, sağırlık gibi dış organlarda meydana gelen arızalarla, iç kanama, beyin kanaması gibi iç organlardaki arızalar, iş kazası olarak kabul edilecektir. Olay sonucu sigortalının yaşamını yitirmesi de kuşkusuz bir iş kazasıdır. Sigortalının uğradığı kaza nedeniyle, ruhsal bir özüre uğraması da iş kazası kapsamına girer. Örneğin akıl hastalığı, hafıza kaybı, zihinsel yorgunluk, sürekli sinir bozuklukları iş kazası sayılır.

Sigortalının uğradığı bedensel veya ruhsal zararlar dışındaki mal kaybına neden olan olaylar, iş kazası değildir. Sigortalıya takılan ve organ görevi yapan protezlerde (örneğin takma kol, takma ayak, diş vb.) meydana gelen zararların iş kazası sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır. Bir görüşe göre, bu tür zararlar iş kazası olarak kabul edilemez. Bizim de katıldığımız başka bir görüşe göre ise, “vücut tatlılığı” kavramının geniş yorumlanarak, vücuda takılan yapay organın, onun ayrılmaz bir parçasını oluşturduğu durumlarda uğranılan zararı da iş kazası kabul etmek gerekir.

d) Kaza olayı ile sigortalının uğradığı zarar arasında nedensellik (illiyet) bağının bulunması

5510 sayılı Yasanın 13. maddesinin iş kazasını, sigortalıyı özüre uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması, nedensellik (illiyet) bağını iş kazasının bir unsuru konumuna sokmuştur. Şu halde, bir kaza olayının varlığı yeterli değildir; bu olay ile sigortalının uğramış bulunduğu bedensel veya ruhsal zarar arasında bir ilişkinin bulunması; başka bir ifadeyle, “neden” ile “sonuç” arasında bir bağın varlığı gereklidir. Ne var ki, yaşamın karmaşık olayları içinde illiyet bağının saptanması her zaman kolay değildir. Her şeyden önce, buradaki illiyet, uygun illiyettir. Olayların normal akışına ve genel yaşam deneyimlerine göre gerçekleşen türden zararlı bir sonucu meydana getirmeye elverişli ya da böyle bir sonucun meydana gelmesini kolaylaştıran nedene, uygun neden; bu nedenle sonuç arasındaki bağa da uygun illiyet bağı denilmektedir. “Eğer sigortalının uğradığı zarar, olayların doğal akışına göre, faaliyetin beklenilmeyecek bir sonucu ise, o durumda uygun nedensellik bağından söz edilemez”. İlliyet bağının belirlenmesinde genellikle “işverenin otoritesi altında bulunma” ölçütüne başvurulmaktadır. Sigortalı, işverenin emir ve talimatı (otoritesi) altında bulunduğu sırada bir kazaya uğramışsa, illiyet bağı gerçekleşmiştir. Dolayısıyla, kaza iş kazasıdır. Hemen vurgulayalım ki, “işverenin otoritesi altında bulunma” ölçütü, yalnız başına birçok olayın iş kazası olarak belirlenmesini kolaylaştırır, ancak her olaya uygulanabilecek genel bir ölçüt de değildir. Her somut olayı, kendi koşulları içinde değerlendirerek bir sonuca varmak daha isabetli olur.

Belirtilen esasların yargı organınca somut olaylara uygulanmasında her zaman tutarlı çözümlere ulaşıldığı söylenemez. Gerçekten Yargıtay, bazı kararlarında. Sosyal Güvenlik Hukukunun sigortalıyı koruma amacından hareketle, iş kazasının belirlenmesi konusundaki ölçütlerde olabildiğince esnek davranırken, özellikle son yıllarda verdiği kararlarında, olasılıkla tazminat miktarlarının yüksekliği nedeniyle, illiyet bağını katı bir biçimde yorumlamaktadır.

Yüksek Mahkemenin yeni Yasa döneminde de önemini koruyacak kararlarına göre, sigortalının işverene ait malı kurtarmak amacı ile denize dalması sonucu ölümü bir iş kazasıdır. İşyerinde tartışma sonucu kalp durmasından ötürü ölüm olayı da iş kazası olarak nitelendirilmiştir. Bunun gibi, “deri balyalarının kaldırılması ile beyin kanaması arasında (uygun- neden-sonuç) bağı varsa, diğer deyişle, bu balyaların kaldırılması sırasında sarfedilen fazla efor ölümü meydana getirmişse… olayı iş kazası kabul etmek gerekir”. Buna karşılık, sigortalının izinli iken ve düğün dönüşü arkadaşı tarafından tabanca ile kasten yaralanması iş kazası olarak kabul edilmemiştir. Aynı şekilde, sigortalının iş kazası sonucunda yaralanıp hastanede tedavi gördükten sonra memleketine giderken trafik kazası geçirerek ölmesi iş kazası sayılmamıştır.

Yargıtay, kimi kararlarında, işverenin eylemi ile zararlandırıcı olay arasında neden-sonuç bağının varlığını aramaktadır. Gerçekten, Yarg. 9. HD.’sinin bir kararına göre, özel arabasını kullanarak, görev yerine gitmeden önce ailesiyle vedalaşmaya gitmekte olan işçinin uğradığı kaza iş kazası sayılmaz. Çünkü “işverenin eylemi ile zararlandırıcı olay arasında herhangi bir sebep-sonuç bağlantısı yoktur”. Başka kararlarda ise, kaza olayı ile iş ve işyeri arasında illiyet bağı aranmaktadır. Bu yöndeki Yargıtay kararına konu olayda, işyerinde başka bir sigortalının kullandığı gelberi aletinin sapının sigortalının kafasına çarpması sonucu kazanın meydana geldiği iddia edilmiştir. Yüksek Mahkeme, maddi olayın bu şekilde gerçekleşmiş olması durumunda, iş kazasının mevcut olmayacağına hükmetmiştir. Çünkü, kaza olayı ile iş ve işyeri arasında illiyet bağı bulunmamaktadır. Kanımızca, benimsenen bu çözüm isabetli değildir.

Yargıtay kararına konu olan başka bir olayda, sigortalı sıva yaparken iskeleden ayağı kaymış ve ayağında bir sıyrılma meydana gelmiştir. Bu olaydan 8 gün sonra adı geçen sigortalı septi-semi şoku nedeniyle böbrek yetmezliğinden ölmüştür. Yüksek Mahkeme, ayak sıyrılması olayı ile septi-semi hastalığı ve akut böbrek yetmezliği arasında uygun neden sonuç bağının tıbbi açıdan belirlenmesine karar vermiştir. Eğer ayak sıyrılması olayı ile böbrek yetmezliği arasında uygun neden-sonuç bağı mevcut ise, olay iş kazası kabul edilecektir”.

4. İş Kazasının Kuruma Bildirilmesi ve Kurum Tarafından Soruşturulması

İş kazası halinde, kazaya uğrayan sigortalının ve onun ölümünde öteki hak sahiplerinin sosyal sigorta yardımlarından yararlanabilmeleri, her şeyden önce, olayın SGKurumuna bildirilmiş olmasına ve Kurumun da olayı iş kazası olarak kabul etmesine bağlıdır. Bu çerçevede, 5510 sayılı Kanun işvereni, sigortalıyı (veya hak sahiplerini) ve Kurumu bazı işlemleri yapma yükümlülüğü altına sokmuştur.

a) Sigortalıyı çalıştıran işveren ile bağımsız çalışanın kazayı Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirme yükümlülüğü

506 sayılı Yasanın 27. maddesi, işvereni, iş kazasını o yer yetkili zabıtasına derhal ve Kuruma da en geç kazadan sonraki iki gün içinde yazı ile bildirmekle yükümlü tutmaktaydı. Aynı konu, 5510 sayılı Yasanın 13. maddesinde, sigortalı kavramındaki genişleme dikkate alınarak, belirli ayırımlar yapılarak düzenlenmiştir. Gerçekten, anılan maddenin ikinci fıkrasına göre, iş kazasının 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5. madde kapsamında bulunan sigortalılar açısından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde (m. 13/11, a); (b) bendi kapsamında bulunan sigortalı açısından kendisi tarafından, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünü içinde (m. 13/11, b) Kuruma bildirilmesi zorunludur. Ancak, 13. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen süre, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten başlar. Nitekim 6331 sayılı İSGK da, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının kayıt ve bildirimine ilişkin 14. maddesinde, işvereni, bütün iş kazalarının ve meslek hastalıklarının kaydını tutmak, gerekli incelemeleri yapmak ve bunlarla ilgili raporları düzenlemekle yükümlü kılmıştır. Buna göre işveren, meydana gelen iş kazası, yaralanma veya ölüme neden olmasa dahi, işyeri ya da iş ekipmanının zarara uğramasına yol açan veya çalışan, işyeri ya da iş ekipmanını zarara uğratma potansiyeli olan olayları da inceleyerek, ilgili raporları düzenleyecektir. Bunun sonucunda işveren, iş kazalarını, kazadan sonraki üç iş günü içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirecektir (İSGK m. 14/11). Ancak önemle belirtelim ki bu hüküm, 1.1.2013 tarihinde yürürlüğe girecektir. Söz konusu tarihten sonra işverenlerin artık çalışma bölge müdürlüklerine bildirim yapma yükümlülükleri kalkacak, Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim yapılacaktır.

Yabancı ülkelerde meydana gelen iş kazasının, üç iş günlük bildirim süresi içinde Kuruma bildirilmesi zorunludur. Ancak, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, üç iş günlük bildirim süresi iş kazasının öğrenildiği, Kurumca kabul edilebilir belgelenmiş bir mazeretin olması koşuluyla mazeretin ortadan kalktığı, tarihten itibaren başlar.

2925 s. K. kapsamındaki tarım işçileri açısından bildirim süresi ise, kazadan sonraki iki gün olarak belirtilmiştir.

506 sayılı Yasada işverenin bildirim yükümü, örneği Kurumca hazırlanan “haber verme kâğıdı”nuı doldurulup Kuruma verilmesi suretiyle yerine getirileceği biçiminde düzenlenmişti. 5510 sayılı Yasanın 13. maddesi ise, is kazası ve meslek hastalığı bildirgesinin doğrudan ya da taahhütlü posta ile Kuruma bildirilmesini öngörmektedir. Söz konusu bildirgenin şekli ve içeriği, verilme usulü ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde ve Kısa Vadeli Sigorta Kolları Uygulama Tebliğinde”” düzenlenmiş (bkz. Yön. m. 35/1; Tebliğ, m.7) ve e-sigorta ile Kuruma bildirilmesine olanak tanınmıştır. Nitekim “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirim Formunun Elektronik Ortamda Kuruma Gönderilmesi” hakkında 2012/13 sayılı Kurum Genelgesi ile iş kazası ve meslek hastalıklarının artık Kuruma elektronik ortamda gönderilmesine başlanmıştır. Buna karşılık 5510 sayılı Kanunun ek 5. maddesi kapsamında tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalışan sigortalılar ile Kanunun 4/1 (b) bendi kapsamında sigortalı sayılanların işyeri sicil numarası olmaması nedeniyle elektronik ortamda yapılamayan bildirimler ile elektronik alt yapının olmadığı yerlerde meydana gelen vakalara ilişkin bildirimler kağıt ortamında yapılabilecektir.

Maddede sözü geçen “yetkili kolluk kuvvetleri” genelde, jandarma veya polis anlamındadır. İş kazası, bu kolluk güçlerinden herhangi birine değil, kazanın olduğu yere göre, bunlardan hangisi görevliyse onun yetkili karakoluna bildirilmelidir.

b) Bildirim yükümlülüğüne aykırılığın yaptırımı

5510 sayılı Yasanın 21. maddesine göre, iş kazasının 13. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilir (f.2). Yasada, bağımsız çalışan sigortalıların iş kazasını geç bildirmeleri de bir yaptırıma bağlanmıştır. Gerçekten, Yasanın 22. madde hükmüne (f.2) göre, 13. maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde belirtilenler (bağımsız çalışan sigortalılar) tarafından iş kazasının anılan bentte belirtilen süre içinde Kuruma bildirilmemesi durumunda, sigortalıya yapılacak iş göremezlik ödenekleri bildirim tarihinden itibaren ödenir. Böylece, sigortalı iş kazasını Kuruma bildirmekten geciktiği her gün için geçici iş göremezlik ödeneğinden yoksun kalacaktır. Bunun yanında, 6331 sayılı İSGK, m. 14/1 hükmünde, belirtilen yükümlülüklere aykırı davranan işveren hakkında, idari para cezası öngörmektedir.

c) İş Kazasının Kurum tarafından soruşturulması ve gerçeğe aykırı bilgi verilmesinin yaptırımı

SSGSSK. m. 13, Kuruma iş kazasını soruşturma yetkisini vermiştir. Anılan hükme göre, Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabilir (ayrıca bkz. SSİY. m.37; Kısa Vadeli Sigorta Kollan Tebliği, m. 10). Madde hükmünden anlaşılacağı gibi, Kurum mutlaka soruşturma yapmak zorunda değildir. Uygulamada, genellikle ölüm ya da sakatlıkla sonuçlanan veya kuşkulu görülen veyahut üçüncü kişilerin ve işverenin sorumluluğunu gerektiren iş kazası olaylarının soruşturulması yapılmaktadır.

Yapılan soruşturma sonunda yazılı olarak bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa, Kurumca bu olay için yersiz olarak yapılmış bulunan ödemeler, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan, 96. madde hükmüne göre tahsil edilir (m. 13/III). Bildirim yükümlülüğü, iş sözleşmesine göre işçi çalıştıran işverenler dışında, bağımsız çalışanlar için de söz konusu olduğundan, Kurum bunlara karşı da rücu hakkını kullanabilecektir.

Üzerinde durulan hüküm gereği işverenin ya da bağımsız, çalışan sigortalının Kurum karşısındaki sorumluluğu, bildirimin gerçeğe aykırı olması ve zararlandırıcı olayın iş kazası olmadığının anlaşılması koşuluna bağlanmıştır. Sorumluluğun ortaya çıkması için, anılan iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Hükümdeki “ve” bağlacı da bu sonucu pekiştirmektedir. Aksi bir çözüm benimsenirse, iş kazası bildiriminde bulunanlar açısından oldukça ağır bir yaptırım söz konusu olacaktır. Bilindiği gibi, uygulamada, bir olayın iş kazası olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği her zaman kolay olmamakta, çoğu kez sorun, “iş kazasının tespiti davası” açılması sonucu, yargı kararlarıyla çözüme kavuşturulmaktadır. İş kazası bildirgesi veren işverc- nin, iş kazası olarak kabul etliği bir olayın, daha sonra Kurum veya yargı organı tarafından bu nitelikte değerlendirilmemesi olasılığı her zaman söz konusu olabilecektir. Belirtilen nedenlerle, yersiz yapılan ödemelerin, bildirgede maddi olaylara ilişkin olarak gerçeğe aykırı bilgi verilmiş olması koşuluyla işverenden ya da bağımsız çalışan sigortalıdan geri istenmesi olanaklı olmalıdır. Önemli olan, işverenin kastı veya ağır ihmali ile yanlış ya da eksik bilgi vermesinin yaptırıma bağlanmasıdır. Aksi halde, iş kazası bildirgesini veren kimse için çok ciddi bir risk söz konusu olacaktır.

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*