İşverenler arası organik bağ – Yargıtay kararları

Davacı, davalı işyerinde 01.10.1996 tarihinden beri işyerinde çalışırken 02.06.2006 da …iş akitlerinin 05.06.2006 tarihi itibariyle feshedildiğini, müvekkilinin önceleri iki nolu davalının (Y.S. Ambalaj)işçisi iken 10.03.1999 tarihinde sigortasının bir nolu davalıya(Y.S. Dokuma) aktarıldığını, her iki davalı şirketin ortaklarının aynı kişiler olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, lazla çalışma ücreti, ücret alacağı, ikramiye alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalılar vekili her iki şirketin farklı tüzel kişilikleri bulunduğunu, davacının Y.S. İplik ve Dokuma San.Tic.Ltd.Şti. İşçisi olduğunu, Y.S. Ambalaj San.ve Tic.A.Ş. açısından davanın husumet nedeniyle reddedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının önce Y.S. Ambalaj San.ve Tic.A.Ş. çalışanı iken 10.03.1999 tarihinde diğer davalı şirkete kaydının yapıldığı, her iki şirket arasında bilirkişi raporundan ve ticaret sicil kayıtlarından anlaşılacağı üzere organik bir bağ bulunduğu … işe alınmayarak iş akdinin haksız ve yersiz olarak fesholunduğu, buna göre … bilirkişi raporundaki miktarlara göre, kıdem, ihbar tazminatı ve ücret alacağı ile fazla çalışma ücretinin kendi dönemi için Y.S. Dokuma Ltd.Şti.’nin, fazla çalışma ücretinin 72.TL.7ik kısmı için diğer davalının sorumluluğuna, ikramiye isteğinin reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, mahkemece doğru bir biçimde davalılar arasında organik bağ olduğu belirlenmiş, kararın gerekçesinde de bu husus açıklanmıştır. Bu durumda (Üsküdar 1 İş Mahkemesinin aynı nitelikteki 2006/538 E., 2008/135 K. no.lu kararı ile verilen Dairemizin 2008/21242 E. 2008/15104 K. no.lu ilamı ile onanan kararında olduğu gibi) her iki davalının davacı işçinin tüm çalışma süresi boyunca işçilik alacaklarından müşterek ve müteselsil sorumlu tutulması gerekirken, taraflar arasında işyeri devri varmış gibi hüküm kurulması isabetsizdir.
9.HD. 2009/19343 E. 2011/37099 K. 13.10.2011

Dosyadaki ve Dairemize incelenmek üzere gönderilen emsal dosyalardaki bilgi ve belgelere göre; 2005-2008 yılları arasında E. S. Klima Soğuk Hava Tesisleri İhracat İtli. San. ve Tic. A. Ş.’nin M. Makine Isıtma Soğutma Otomasyon ve Tic. Ltd. Şti.’nin yüzde doksandokuz sahibi olduğu, her iki şirkette hisse sahibi olan A.Ü.’in 03.02.2009 tarihinde M. Ltd. Şti.’deki payını. 17.06.2009 tarihinde de E. Soğutma AŞ’deki payını devrettiği, 2009 yılı Mart ayında E. S. A. Ş.’nin M. Ltd. Şti.’nin su faturasını ödediği, yine davacının sunduğu tediye fişlerinden E. S. A. Ş.’ nin M. Ltd. Şti.’nin işçi ücretleri ile M. Ltd. Şti.’ne alınan mal bedellerini ödediği ve M. Ltd. Şti.’ne sonradan fatura ettiği, davacı şahitleri tarafından her iki şirket işçilerinin aynı yemekhane ve servisi kullandıklarının, M. Ltd. Şti. ‘nin yüzde seksen- doksan oranındaki işinin E. S. AŞ.me parça imalatı olduğunun ve şirketler arasında işçi geçişleri bulunduğunun beyan edildiği; şirketlerden birinin onbeş, birinin onyedi numaralı yakın adreslerde faaliyet gösterdiği, sonradan M. Ltd. Şti.min taşındığı, her iki şirkette payı bulunan Atilla Ütıer>in emsal dosyalarda şahit olarak dinlendiği ve beyanında M. Ltd. Şti.’nin E. S. AŞ.min yan kuruluşu olduğunu, M. Ltd. Şti.min yüzde doksanbeş hissesinin E. S. AŞoye ait olduğunu, davalı firmaların aynı üretim sahasında ayıtı bölgede faaliyet gösterdiklerini, sahiplerinin de aynı olduğunu, M. firmasının klima parçaları ürettiğini, E. S. AŞ.min de bu parçaların montajını yaparak klima haline getirip iç ve dış piyasaya sunduğunu, E. S. AŞ.ıde ihtiyaç olduğu zaman M. Ltd. Şti.’nin işçilerinin E. S. AŞ.me hizmet arzı sunduklarını bildirdiği anlaşılmaktadır. Toplanan delillerin tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilmesi ile davalılar arasında organik bağ bulunduğu ve bu sebeple dava konusu işçilik alacaklarından davalı (S.) E. S. Klima Soğut Hava Tesisleri İhr. İth. San. Tic. AŞ.’nin de sorumlu tutulması gerektiği gözetilmeden, yanılgılı gerekçe ile davalı E. S. Klima Soğut Hava Tesisleri İhr. İth. San. Tic. AŞ aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir
22.HD. 2013/34997 E. 2014/5335 K. 10.03.2014

Davacının sigortalı hizmet cetvelinin incelenmesinde, 11070819 sicil numaralı davalı A.B. ve Gıda San lic, Ltd. Şii’nde 21.11.2001-05.02.2002 tarihleri arasında, 1082867 sicil numaralı dava dışı A.A.Paz. vc Dağ. A.Ş.’de
09.06.2003- 30.04.2006 tarihleri arasında, 1035760 sicil numaralı işyerinde 01.05.2006-30.01.2007 tarihleri arasında ve 1138538 sicil numaralı dava dışı A.A. Paz. ve Dağ. A.Ş’de ise 31.01.2007-20.04.2008 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılmaktadır. Davacı tanıklarının, davacının tüm çalışmasının aynı yerde olduğunu bildirmişlerdir. Mahkemece, davacının çalıştığı sürede işyeri sözleşmesinin devri hükümlerine göre çalıştığı, davalı şirketin kıdem tazminatından sorumlu olduğu, yıllık izin ücreti ve ihbar tazminatı alacağının feshe bağlı alacak olması sebebiyle davalı şirketin sorumluluğunun bulunmadığı, davalı şirketin devir tarihi itibariyle iki yıllık sorumluluk süresinin sona ermiş olması sebebiyle davacının diğer alacak talepleri yönünden sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, aynı ortaklar tarafından kurulmuş, aynı ismi taşıyan birden fazla şirket olduğu anlaşılmaktadır. Şirketler arasında teknik ve organik bağ bulunduğu alınan bilirkişi raporunda da belirtilmiştir.
Davacının işe girdiği tarihten iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar aynı işyerinde çalıştığı anlaşılmakla birlikte Sosyal Güvenlik Kurumu’na ait belgelerle davacının aynı kişiler tarafından oluşturulmuş şirketlerde ardarda aralıksız şekilde çıktı-girdi kayıtlarının bulunduğu görülmektedir. Mahkemece bilirkişi raporundaki değerlendirmeye itibarla şirketler arasında işyeri devri olduğu kabul edilerek sonuca gidilmişse de, varılan bu sonuç davacının kayıtlarda işvereni olarak belirtilen şirketlerin davacıyı birlikte istihdam edip etmedikleri araştırılıp tespit edilmeden dosya içeriğine uygun düştüğü kabul edilemez.
Mahkemece yapılacak iş, gerek davalı gerekse dava dışı olup Sosyal Güvenlik Kurumu belgelerinde davacının işvereni olarak belirtilmiş olan şirketler arasındaki organik bağ ve faaliyet birliği dikkate alınarak, davacının söz konusu şirketler tarafından birlikte istihdam edilip edilmediği, başka anlatımla birlikte işverenlik olgusu olup olmadığı belirlenmeli, birlikte istihdam saptanması halinde birlikte istihdam edenlerin davacının alacaklarının tamamından tüm çalışma süresi itibarı ile sorumlu olacakları gözetilerek karar verilmelidir.
22.HD. 2012/27068 E. 2013/22993 K. 31.10.2013

Dosya içindeki SSK hizmet cetveli işe giriş bildirgelerine göre davacının 01.08.1998- 12.11.2008 tarihleri arasında kesintisiz olarak E. Yem vc Gıda A.Ş, E. Madencilik Nak. A.Ş. ve E. Mermer İşletmeleri A.Ş. firmalarında çalışmasının bulunduğu sabittir.
Yine dosya içindeki belgelere göre her üç şirketinde ticaret merkezleri aynıdır. Davalı firma ile dava dışı iki firma arasında organik bağ bulunmaktadır.
Bu durumda mahkemece en son işveren olan davalı şirketin davacının
01.08.1998- 12.11.2008 tarihleri arasındaki kıdem süresine göre kıdem tazminatından sorumlu tutulması gerekirken sadece kendi bünyesinde çalıştığı dönemle sınırlı olarak kıdem tazminatından sorumlu tutulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2010/8066 E. 2012/16244 K. 09.05.2012

Ticaret sicil kayıtlarından davalı şirketin hakim sermaye ortakları ile dava dışı şirketin ortaklarının aynı olduğu görülmektedir. Ayrıca, dava dışı şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresi ile davalı şirketin adresinin ortak olduğu anlaşılmaktadır. Faaliyet konuları da aynı olan bu iki şirketin avnı kişilere ait olduğu, aynı adreste faaliyet gösterdikleri, aynı garajı kullandıkları, güvenlikçilerinin aynı olduğu, muhasebe kayıtlarının aynı muhasebeci tarafından tutulduğu açıkça ifade edilmiştir. Açıklanan deliller ışığında iki şirket arasında organik bağ bulunduğu açıktır.
Mahkemece dosyaya getirilen ticaret sicil kayıtlarından davalı şirketin hakim sermaye ortakları ile dava dışı şirketin ortaklarının aynı olduğu görülmektedir. Ayrıca, dava dışı şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresi ile davalı şirketin adresinin ortak olduğu anlaşılmaktadır. Faaliyet konuları da aynı olan bu iki şirketin aynı kişilere ait olduğu, aynı adreste faaliyet gösterdikleri, aynı garajı kullandıkları, güvenlikçilerinin aynı olduğu, muhasebe kayıtlarının aynı muhasebeci tarafından tutulduğu açıkça ifade edilmiştir.
Açıklanan deliller ışığında iki şirket arasında organik bağ bulunduğu açıktır. Şirketler arasında organik bağ bulunduğundan, davacının dava dışı şirket üzerinden sigortalı gösterilmesi davalı şirket ile arasındaki irtibatı kaldırıcı nitelikte değildir. Mahkemece husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2011/50395 E. 2011/46697 K. 30.11.2011

İşçinin, 30.10.2006 tarihinde iş sözleşmesinin davalı F.firması tarafından sona erdirilip erdirilmediği taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Mahkemece davacının 9.3.1999-31.10.2006 tarihleri arasında davalı Fr. firmasında çalıştığı, ancak kıdem ve ihbar tazminatı ile ikramiye ve kömür yardımı yönünden işvereni ibra ettiği belirtilerek dava reddedilmiştir.
Dosya içindeki vekaletnamelere göre davalı F. ve Fr. firmalarının ticari merkezleri, faaliyet alanları ve yönetim kurulu üyeleri aynı kişilerdir. Yine davacı tanıkları da her iki şirketin ortaklarının aynı olduğunu, davacının
F. firmasından çıktıktan sonra ara vermeksizin diğer davalı Fr. firmasında çalışmaya devam ettiğini belirtmiştir.
Davalılar arasında organik bağ bulunmaktadır.
Dava 07.03.2007 tarihinde açılmış olup bu tarih itibariyle davacı davalı işverenler nezdinde çalışmaya devam etmektedir. Her dava açıldığı tarihteki koşullar itibariyle değerlendirilmelidir.
Davalı F. firması tarafından davacıya kıdem tazminatı olarak bir miktar ödeme yapılmıştır. Ancak iş sözleşmesi devam ederken yapılan kıdem tazminatı ödemesi avans niteliğindedir. Dava tarihi itibariyle iş sözleşmesi devam ettiğinden davacı bu davada feshe bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatı talep edemez.
Kıdem ve ihbar tazminatının reddi kararı bu gerekçeyle sonuç olarak doğru olduğundan bozma konusu yapılmamıştır.
9. HD. 2009/32447 E. 2012/703 K. 18.01.2012

Mahkemece ticaret sicil kayıtlarına göre her iki davalı şirketin ortaklarının aynı şahıslar olduğu, davalı şirketler arasında alt-üst işveren ilişkisinin bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesi ile davalı M. Kurye Dağıtım ve Lojistik Hizmetleri Ltd. Şti aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, davalı şirketler arasında ortaklarının aynı olması sebebi ile organik bağ bulunduğu açıktır. Esasında bu husus mahkemenin de kabuliindedir.
Bu durum karşısında davacının iddiası doğrultusunda davalı şirketler arasında organik bağ veya asıl-alt işveren ilişkisi bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi hatalıdır.
9. HD. 2010/12035 E. 2012/17612 K. 21. 05.2012

Somut olayda; davacının işvereninin dava dışı olan U.Seyahat Nakliyat Anonim Şirketi olduğu görülmektedir.
Davalı şirket holding ve dava dışı bu şirket holding bünyesinde yavru bir şirket ise de farklı tüzel kişiliklere sahiptirler. Ayrıca davacı tarafından birlikte istihdam, geçici iş ilişkisi, işyeri devri, iş sözleşmesi devri ya da muvazaa veya tüzelkişilik perdesinin kaldırılmasını gerektiren başka durumlar iddia edilmemiştir. Sırf yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile ortaklarının bir kısmının aynı olması ve holding-yavru şirket ilişkisinin bulunması davalı şirketin de davacının taleplerinden sorumlu olduğunu sonucunu doğurmaz.
Dosya kapsamındaki belgelere göre yargılama sırasında davacının işvereninin dava dışı U. Seyahat ve Nakliyat A.Ş olduğu anlaşılmasına rağmen davacı tarafından maddi hataya dayalı bir taraf hatası yapıldığı ileri sürülerek dava dışı bu şirketin davaya dahil edilmesi de istenmemiştir. Şu halde davanın husumet sebebiyle reddi gerekirken bunun yapılmayarak dava hakkında karar verilmesi isabetsizdir.
22. HD. 2013/13472 E. 2014/15884 K. 04.06.2014

Davacı vekili davalıların müşterek ve müteselsilen sorumluluğunun bulunduğunu iddia etmiştir.
Davalılar vekili ise davalılardan Ç’.Boya Kimya A.Ş’nin davalı olarak gösterilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, davalı Ç.Boya Kimya San. ve Tic. A.Ş ‘nin sorumluluğunun 4857 sayılı Yasanın 6. maddesinin 3. fıkrası gereğince devir tarihinden itibaren 2 yıl sonunda (01.03.2005 tarihinde) sona erdiğinden bahisle bu davalı yönünden husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Ancak davalı her iki şirketin ortaklarının esasen aynı aileden ve aynı şahıslar olup her iki şirketin de aynı işverenlere ait kimya/boya endüstrisi firmaları olduğu, davalı şirketlerin aynı merkezde ve aynı adreste faaliyet gösterdiği vc hatta işçinin işi ve işini yaptığı yer değişmeksizin yalnızca işveren değişikliğinin söz konusu olduğu, davacının, bütünlük teşkil eden çalışmasının çalıştığı yer, yaptığı iş ve davacının pozisyonunda herhangi bir değişiklik olmadan ve hiç ara vermeden sürdürdüğü ve kağıt üzerinde davalı şirketler tarafından sigortaya giriş-çıkışlarının yapıldığı anlaşılmakla davalı şirketler arasında organik bağın bulunduğu sonucuna varılarak davalı bu iki şirketin davaya konu talepler yönünden birlikte sorumluluklarına karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu davalılardan Ç.Boya Kimya San. ve Tic. A.Ş yönünden davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi hatalıdır.
9. HD. 2009/41232 E. 2012/2785 K. 01.02.2012

Davacı, dava dilekçesinde davalı şirketlerde çalıştığını iddia ederek işçilik alacaklarının davalılardan müteselsilen tahsilini istemiş; ancak hangi şirkette ne şekilde çalıştığını, davalılar arasında ne gibi bağlantı olduğunu açıklamamıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davalılar arasındaki ilişkiye yönelik herhangi bir gerekçe belirtilmeden, birden fazla davalı olduğu halde alacaklardan hangi davalının sorumlu olduğu açıklanmadan “davalıdan” denilerek belirlenen alacakların tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece, davalılar arasındaki ilişkinin ne olduğu, davacının her iki şirketteki çalışmasının ne şekilde devam ettiği, şirketler arasında işyeri devri, hizmet akdi devri, organik bağ olup olmadığı araştırılmadığı gibi bu konuda gerekçe de yazılmamıştır.
Mahkemece yapılacak iş, ticaret sicil kayıtları ve SGK kayıtları, işyeri şahsi sicil dosyasının (hizmet akitleri, tüm ücret bordroları, yıllık izin defteri gibi) tamamı getirtilip davacının iş akdinin davalı şirketler nezdinde ne şekilde geçtiği açıklatılıp taraf delilleri etraflıca toplanıp davacı ile şirketler arasındaki ve şirketlerin birbiriyle ilişkisinin sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Bu nedenlerle, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2010/6562 E. 2012/13705 K. 19.04.2012

Somut olayda da davalı şirketlerden A.Çorap Ltd. Şirketine faaliyetini durdurmuş ve kapanmıştır. Bu şirketin ortaklarının kurduğu H.Tekstil A.Ş. Faal hale getirilmiştir. İşçiler buradaki işyerinde çalışmaya devam etmişlerdir. Bu durumda şirketler arasında organik bağ vardır.
Öte yandan onanan dosyaya esas mahkeme kararında muvazaalı işlem yapıldığı ifade edilmiştir. Bu oluşan durum karşısında her iki şirketin hüküm altına alınan işçilik alacaklarından müteselsilen sorumlu olacağı açıktır. Bu husus gözardı edilerek karar verilmesi hatalıdır.
9. HD. 2009/38979 E. 2011/32467 K. 19.09.2011

Somut olayda, davacının 31.10.2001 tarihine kadar dava dışı K.AŞ de çalışma kaydının bulunduğu görülmektedir.
Davalı cevap dilekçesinde, işyerini dava dışı şirketten kiralayarak işlettiklerini beyan etmiştir.
Yapılan araştırmada davalı şirketle dava dışı K. AŞ nin yönetim kurulunda görevli ve temsile yetkili kişinin aynı olduğu belirlenmiştir.
Tanıklar da her iki şirket arasında bağlantı bulunduğunu ve davacının sürekli aynı işyerinde çalıştığını beyan etmişlerdir.
Yukardaki ilkeler gözetilerek şirketler arasında organik bağlantı bulunduğu, işyeri devrinin söz konusu olup, davalı şirketin sorumluluğunun bulunduğu kabul edilerek karar verilmelidir. Yazılı gerekçe ile ret kararı verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2009/3676 E. 2011/2457 K. 04/02/2011

Özellikle gurup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçimi olan birlikte istihdam şeklindeki çalışmada, işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriyle bağlantılı olan bu şirketler, aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler iş görme edimini işverenlerin tamamına karşı yerine getirmektedir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı iş yerinde verilen muhasebe, güvenlik, ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmiş olması buna örnek olarak gösterilebilir.
Davacı tanığı ve davalı şirket tanığı davacının haftanın birkaç gününde T.P. şirketinin muhasebe işlerini yaptığını bildirdiklerinden davalılar açısından
birlikte istihdamın ne şekilde olduğu dosya kapsamından anlaşılamamıştır.
Davacı asil in isticvabı ile iddia edilen çalışmanın ne şekilde gerçekleştirildiği açıklığa kavuşturularak davalılar arasındaki ilişki somutlaştırılmadan eksik inceleme ile karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2008/37381 B. 2010/22551 K. 08.07.2010

Somut olayda, davacı işçi SSK kaydına göre davalılardan sadece N.Kimya İnş. San. ve Tic. Ltd. Şt.işçisi olarak gösterilmiştir. Ancak dosyada mevcut ticaret sicil kayıtları ile SSK işyeri kayıtlarına göre, N. Kimya İnş. San. ve Tic. Ltd. Şirketi ortakları M. ve Ş. N.’ın diğer davalı şirketierin (P.Kimya San. Ve Tic. A.Ş., P.Kimya San. Ve Tic. Ltd. Şti.) de ortağı olduğu, her iiç şirketin faaliyet adreslerinin aynı olduğu görülmektedir.
Bu durumda her ne kadar davacı dava dilekçesinde davalılar arasındaki ilişkiyi asıl-alt işveren ilişkisi olarak nitelemiş olması nedeni ile mahkemece asıl-alt işveren ilişkisinin ispat edilemediğinden N. Kimya Ltd. Şti. dışındaki davalılar hakkındaki davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş ise de, her üç davalı şirket arasında organik bağ olduğu gibi, birlikte istihdam ilişkisinin de olduğu anlaşılmaktadır.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, davacının işçilik alacaklarından her üç davalının müşterek ve müteselsilen sorumlu olduklarına karar verilmesi gerekirken Mahkemece N. Kimya San. ve Tic.Ltd.Şti. dışındaki davalılara karşı açılan davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
9. HD. 2010/7731 E. 2012/15404 K. 03.05.2012

Davacı işçi tarafından Ankara 18.İş Mahkemesine açılan ve onanarak kesinleşen işe iade davası ile davalı A.Gazetecilik vc Matbaacılık A.Ş. çalışanı olarak görünmekte ise de her iki şirketin aynı işyeri adresinde birlikte faaliyet gösterdikleri, ortaklarım aynı olduğu, her iki davalının da davacının iş akdinden müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları belirlenmiştir. Bu durumda davacının davalılardan B.Yatırım A.Ş. ile arasında işçi işveren ilişkisi olduğu hususu daha önceki mahkeme kararı ile kesinleşmiş olması nedeni ile her iki davalının da işçilik alacaklarından müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken, bu davalıya karşı davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmiş olması hatalıdır.
9. HD. 2007/34510 E. 2009/12278 K. 30/04/2009

Somut olayda davacı davalılara ait işyerlerinde kesintisiz olarak çalıştığını iddia etmiştir. Dinlenen davacı tanıkları da davalılardan T.Tuğla San.Tic.AŞ’ye ait fabrikanın kapanmasından sonra diğer davalıya ait işyerinde çalışıldığını beyan etmişlerdir.
Davalılar, duruşmalara katılmamış ve yazılı olarak da beyanda bulunmamışlardır.
Davacıya ait hizmet cetveline göre davacının davalı T.Tuğla AŞ isimli işyerinde 21.05.2001 tarihinde çıkışının yapıldıktan yaklaşık 7 ay sonra 01.12.2001 tarihinde diğer davalı E. Kömür Ltd. Şti isimli işyerine girişinin yapılmış olduğu görülmüştür.
Mahkemece, gerek tanık beyanları gerekse de sicil kayıtları itibariyle her iki davalı şirketin ayrı kuruluşlar olduğu, faaliyet yerlerinin de farklı yer olduğu kabul edilmiş ve bu durumu hizmet devri olarak kabul eden ve bu yönde hesaplama yapan bilirkişi raporuna değer verilerek alacaklar hüküm altına alınmıştır.
Ancak davacı iddiası ile tanık beyanlarının hizmet cetvelindeki kayıtlarla uyuşmadığı görülmüştür.
Mahkemece, kapandığı belirtilen T.Tuğla AŞ isimli işyerinin faaliyetine devam edip etmediği, ekonomik bütünlüğünü iş gücü oluşturup oluşturmadığı ve özellikle işyeri unsurlarını oluşturan iş gücü, makina gibi unsurların devrinin söz konusu olup olmadığı, işçilerin toplu olarak mı devredildiği yoksa davacının münferiden iş sözleşmesi devri oluşturacak şekilde diğer davalı yanında çalışmaya başlayıp başlamadığı hususlarının açıkça tespiti ile merkezi İstanbul’da olduğu anlaşılan T.Tuğla AŞ’ye ait kuruluş vc diğer belgelerin ilgili yerlerden temini ile davalı şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı ya da birlikte istihdam veya iş sözleşmesi devri unsurlarının oluşup oluşmadığı değerlendirilmeli, davalı işyerlerine müzekkere yazılarak davacıya ait şahsi dosyaları ile davacının bu şekilde çalışmasına yönelik işverenler arasında sözleşme ya da eşdeğer bir belge olup olmadığı ve bu çalışma şekline ilişkin varsa tüm belgeler istenmeli, davacı tanıkları yeniden dinlenerek özellikle davalı diğer şirket olan E. Kömür Ltd. Şti bünyesindeki çalışmaya başladığı zaman aralığı ile çalışmasının süreklilik taşıyıp taşımadığı ve fabrikanın kapanmasından sonra yeni işyerinde başlaması arasında ne kadar bir sürenin geçtiği tespit edilerek gerekirse mahallinde keşif de yapılarak işverenler arasında ne tür bir ilişki bulunduğunu açıkça tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.
9.HD. 2009/36184 E. 2012/801 K. 18.01.2012

Öte yandan dosya içindeki SSK hizmet cetveli ve işe giriş bildirgesine göre davacı 2001 yılı sonuna kadar davalı R.A.T., 2002 yılının başından itibaren ise diğer davalı H.T.’ya ait işyerinde çalışmış olarak gözükmektedir.
Davalılar arasında baba oğul şeklinde akrabalık mevcuttur. Davalı tanığının işyerinin davalılara ait olduğu ve birlikte çalıştıkları yönündeki beyanı ile davacının iş sözleşmesinin baba R.A.T. tarafından feshedilmesi karşısında davacının her iki davalı tarafından birlikte istihdam edildiği sabittir.
Davacının tüm alacaklarından davalıların birlikte sorumlu tutulmaları gerekir.
9. HD. 2010/1609 E. 2010/25835 K. 27.09.2010

Davacının görev tanımı, fiilen yaptığı iş, sunulu belgelerin tetkikinden çıkan sonuç, davacının gemi odaklı bir hizmet verdiğidir. Bu itibarla gemiyi kimin işlettiği önem kazanmakta olup kime ait olduğunun önemi bulunmamaktadır. Her ne kadar davacı Deniz tş Yasası kapsamında kalan gemi adamı değilse de, yapılan işe göre Deniz İş Kanunu’nun işveren tanımı ve Türk Ticaret Kanununun Deniz Ticaretine ilişkin hükümlerine göre işleten ya da donatan başka anlatımla işverenin geminin sahibi olması gerekmemektedir. Bu hali ile davacı davalı S. A.Ş. ile S.ırıp A.Ş’nin işlettiği gemilerde DPA ve CSO olarak çalışmıştır. Hizmeti bu iki şirkete vermiştir. Dosyaya sunulan kara yönetimine ilişkin kimi belgelerde S. A.Ş. isimli şirketin isminin yazılı olması davacının bu şirkete hizmet verdiği anlamına gelmez. Bu nedenle davalı S. Denizcilik San. Ve Tic. A.Ş. hakkındaki davanın husumetten reddi yerine kabulü hatalıdır.
7. HD. 2013/2728 E. 2013/12446 K. 02.07.2013

Davalılar arasında yapılan anahtar teslim otel yönetim sözleşmesi asıl işi tamamen alt işverene bırakılması anlamını taşımaktadır. F.C. Şirketi işletme hizmet sözleşmesi ile hizmet almaktadır. 2006 tarihli sözleşmeye göre; sözleşmenin amacı otelin 5 yıldızlı otel kalitesinde işletilmesi hizmeti alınmasıdır. Tur operatörü olarak geçen F.C Şirketi müşterilerine iyi bir otel hizmeti sunmayı amaçlamaktadır. F.C Şirketi bu doğrultuda kendisine ait oteli diğer davalıya kiralamıştır. Ancak yapılan sözleşme bir kira ilişkisinden çok ortaklık ilişkisi şeklindedir. Şöyleki, otelin hangi tarihlerde faaliyet göstereceği açıkça yazılmış ve J. Şirketine bu tarihler arasında açık tutmak yükümlülüğü yüklenmiştir. F.C Şirketi de otele gelinecek bu dönemler açısından müşteri garantisi sunmaktadır. F.C şirketi oteli davalıya kiralamasına rağmen bazı dükkanları ise kendisi üzerinde bırakmıştır. Çalışacak personelin nitelikleri sözleşmede açıkça belirlenmiş ve işlemlerin yapılması işletmeci J Şirketine bırakılmıştır. F.C Şirketi her ne kadar kiralayan konumunda görünse de .1 Şirketi personelinin çıkarılmasını talep edebilecek ancak tersi J Şirketi tarafından yapılamayacaktır.
Yukarı alınan maddelerden de anlaşılacağı üzere taraflar arasında kira ilişkisi dışında ortaklık ilişkisi de mevcuttur. Davacı aslında her iki şirkete birlikte hizmet vermiştir. Her iki davalı Şirketin de alacaklardan müştereken ve müteselsilen sorumluluğu bulunduğu dikkate alınmaksızın F.C (Turkey) Şirketi hakkında davanın husumetten reddine karar verilmesi hatalıdır.
22.HD. 2012/27882 E. 2013/29162 K. 13.12.2013

Özellikle grup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçimi olan birlikte istihdam şeklindeki çalışmada, işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriylc bağlantılı olan bu şirketler, aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler iş görme edimini işverenlerin tamamına karşı yerine getirmektedir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı işyerinde verilen muhasebe, güvenlik, ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmiş olması buna örnek olarak gösterilebilir. Bu gibi bir ilişkide, işçi ile işverenler arasında tek bir iş ilişkisi vardır. Birlikte istihdam eden ve organik bağ içinde olan işverenler, adi ortaklık hükümleri gereği müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Birlikte istihdam şeklindeki çalışma şirket dışındaki işverenler açısından da söz konusu olabilir.
Dosya içeriğine göre davalılar Vakıf ve Kooperatif’in aynı üyeler tarafından kurulduğu, temsilcilerinin aynı olduğu, aynı işyerini kullandıkları, çalıştırılan işçilerin kimi zaman salt Vakıf veya Kooperatif, kimi zaman da her ikisi üzerinde kayden gösterildiği, ancak çalışanların hem Vakıf, hem de Kooperatif üyelerine hizmet ettikleri, işyerinin birinden diğerine devrinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta hem Vakfa hem de Kooperatif üye ve temsilcilerine hizmet eden davacı işçi açısından, birlikte istihdam olgusu nedeni ile her iki davalının birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmelidir. Yazılı şekilde davalı Vakıf yönünden husumetten davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2011/52005 E. 2012/14750 K. 27.04.2012

Birlikte istihdam grup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçimidir ve bu çalışma biçiminde işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriyle bağlantılı olan bu şirketler, aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler iş görme edimini işverenlerin tamamına karşı yerine getirmektedir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı işyerinde verilen muhasebe, güvenlik.
ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmiş olması buna örnek olarak gösterilebilir. Bu gibi bir ilişkide, işçi ile işverenler arasında tek bir iş ilişkisi vardır. Ancak bu ilişki başlangıçta bu şekilde kurulmuştur.
İş sözleşmesine katılmada ise başlangıçta tek bir işverenle kurulan iş ilişkisine zamanla diğer bir işveren katılmakta ve işçi iş görme edimini bu katılan şirkete karşı da yerine getirmektedir. İsçinin ilk işvereni ile bağlantısı kopmadığından iş sözleşmesinin devri söz konusu olmayıp, işveren tarafında bir çoğalma gerçekleşmekle birlikte, bu durumda da tek bir iş ilişkisi bulunmaktadır.(M. ALP. İş Sözleşmesinin Devrinde Bazı Sorunlar. DEÜ. Hukuk Fakültesi Dergisi. Cilt 9. Özel Sayı, 2007. s: 197).
Birlikte istihdam ve iş sözleşmesine katılmada tek bir iş ilişkisi ve dolayısı ile tek bir ücret ödemesi söz konusudur. İşçinin diğer şirketlere karşı iş görme edimi, fazla iş olarak değerlendirilemez ve bu nedenle ayrıca ücretin ödenmesi gerekmez.
Elbette ister başlangıçta birden fazla işveren olsun, ister sonradan işveren çoğalmasına gidilsin, ayrı ayrı iş ilişkisi de kurulabilir. Aksi öngörülmedikçe iş akdinin kurulması özel bir şekle tabi olmadığından işin gereğine göre bu hizmetin ancak ücret karşılığında görülebileceği kabul edilebilir ve her şirket ile ayrı bir iş sözleşmesi kurulmuş sayılabilir. Fiili iş ilişkisi ile de aynı sonuca varmak mümkündür. Ancak bunun kanıtlanması gerekir.
Davacının aynı gruba bağlı dava dışı VFK. A.Ş’de çalıştığı ve istifa ederek bu iş yerinden ayrıldığı , dava dışı şirkette çalışırken aynı yerde faaliyet gösteren davalı şirkete de hizmet verdiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Davalı şirket ile dava dışı şirketin davacı işçiyi birlikte istihdam ettikleri, iş yerinden kıdem ve ihbar tazminatı gerektirmeyecek şekilde ayrılan davacının davalıdan feshe bağlı bu hakları talep imkanı bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
İki ayrı iş verene hizmet veren davacıya davalı şirketçe ayrıca ücret verileceğinin kararlaştırıldığına ilişkin somut delil bulunmadığı, davacının ücretini dava dışı VFK. A.Ş’den aldığı, görülmekle dava konusu feshe bağlı kıdem İhbar tazminatları, izin ücreti vc ücret alacağı taleplerinin reddinin gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.
9. HD. 2008/37381 E. 2010/22551 K. 08.07.2010

Öncelikle çözümlenmesi gereken ilk sorun: “Başlangıçta iş sözleşmesi yapılan ve kayden davacının işvereni görünen davalı L. Şirketinden sonra iş ilişkisi kesilmeden aynı adreste faaliyet gösterilen diğer şirketler için yerine getirilen iş görme edimi ayrı bir iş ilişkisi midir? Davacı tek bir iş ilişkisi kapsamında hizmetini birden fazla işveren mi vermektedir? Yoksa diğer davalı şirketlerin iş sözleşmesine katılması mı sözkonusudur?” Mahkemece bu ilişki birlikte istihdam olarak kabul edilmiştir.
Birlikte istihdam grup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçimidir ve bu çalışma biçiminde işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriyle bağlantılı olan bu şirketler, aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler iş görme edimini işverenlerin tamamına karşı yerine getirmektedir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı işyerinde verilen muhasebe, güvenlik, ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmiş olması buna örnek olarak gösterilebilir. Bu gibi bir ilişkide, işçi ile işverenler arasında tek bir iş ilişkisi vardır. Ancak bu ilişki başlangıçta bu şekilde kurulmuştur.
İş sözleşmesine katılmada ise başlangıçta tek bir işverenle kurulan iş ilişkisine zamanla diğer bir işveren katılmakta ve işçi iş görme edimini bu katılan şirkete karşı da yerine getirmektedir. İsçinin ilk işvereni ile bağlantısı kopmamakta, iş sözleşmesinin devri değil, işveren tarafında bir çoğalma söz konusu olmaktadır. Bu durumda da tek bir iş ilişkisi vardır(M. ALP. İş Sözleşmesinin Devrinde Bazı Sorunlar. DEÜ. Hukuk Fakültesi Dergisi. Cilt 9. Özel Sayı, 2007. s: 197).
Birlikte istihdam ve iş sözleşmesine katılmada tek bir iş ilişkisi ve dolayısı ile tek bir ücret ödemesi sözkonusudur. İşçinin diğer şirketlere karşı iş görme edimi, fazla iş olarak değerlendirilemez ve bu nedenle ayrıca ücretin ödenmesi gerekmez.
Elbette ister başlangıçta birden fazla işveren olsun, ister sonradan işveren çoğalmasına gidilsin, ayrı ayrı iş ilişkisi de kurulabilir. Aksi öngörülmedikçe is akdinin kurulması özel bir sekle tabi olmadığından işin gereğine göre bu hizmetin ancak ücret karşılığında görülebileceği kabul edilebilir ve her şirket ile ayrı bir iş sözleşmesi kurulmuş sayılabilir. Fiili iş ilişkisi ile de aynı sonuca varmak mümkündür. Ancak bunun kanıtlanması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta davacı ile davalı L. şirketi arasında kurulan sözleşme, tek işverene karşı davacının sorumluluğun bulunması nedeni ile tipik-genel belirsiz tam süreli iş sözleşmesidir. Ancak iş ilişkisi devam ederken, davacı diğer şirketlere karşı da iş görme edimini yerine getirmeye başlamış ve sözleşme atipik sözleşme türüne dönmüştür. Davacı her ne kadar hizmet verdiği L. şirketi dışındaki şirketlerle ayrı iş ilişkisi kurulduğunu iddia etmiş ise de bunu somut delilerle kanıtlayamamıştır. Bu nedenle mahkemece davacının tek bir iş ilişkisi kapsamında çalıştığının kabulü isabetlidir. Ancak başlangıçta davacı hizmetini tüm davalı şirketlere vermediğinden ve sonradan işveren çoğalması bulunduğundan atipik olarak gerçekleşen ilişkinin birlikte istihdam olarak değil, L. şirketi dışındaki diğer davalı şirketlerin iş sözleşmesine katılması nedeni ile iş sözleşmesine katılma olarak değerlendirilmesi gerekirdi.
Diğer taraftan dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 329. Maddesindeki fazla iş kavramı, Borçlar Kanunu kapsamında çalışan işçiler için fazla çalışma olarak kabul edilmektedir. Bu hükmün İş Kanunu kapsamında kalan işçiler için uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Hükme esas bilirkişi raporunda davacının çoğalan işveren nedeni ile iş sözleşmesine katılan işverenlere karşı tek iş ilişkisi kapsamında yerine getirdiği iş görme ediminin fazla iş olarak kabul edilmesi ve Borçlar Kanunu’nun 329. Maddesi uyarınca ücret takdir edilmesi ve buna bağlı olarak davacının fark ücret alacak isteminin tek iş ilişkisi nedeni ile reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır.
9. HD. 2011/2705 E. 2013/18665 K. 17.06.2013

Somut uyuşmazlıkta; mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davalı her iki şirketin ortaklarının esasen A. ailesinden aynı şahıslar olup her iki şirketin de aynı işverenlere ait tekstil firmaları olduğu, davalı şirketler arasında
organik bağ bulunduğu, davacının çalışmasının bütünlük arz ettiği, çalıştığı yer, yaptığı iş ve pozisyonunda herhangi bir değişiklik olmadan ve hiç ara vermeden çalışmasını sürdürdüğü ve bu süre boyunca kağıt üzerinde farklı şirketler tarafından sigortaya girdi çıktılarının yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre davalıların birlikte sorumluluğuna karar vermek gerekirken davalı G. İplik Sanayi Ticaret A.Ş. hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2009/9450 E. 2009/15263 K. 02/06/2009

Mahkemece, davacının Demek tarafından ücreti ödenerek hastane İşlerinde çalıştırıldığı, muvazaalı ilişki bulunduğu gerekçesiyle Bakanlık yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacının davalı Demek tarafından işe alındığı, hem Dernek ve hem de Hastane işlerinde çalıştırıldığı, ücretinin davalı Dernek tarafından ödendiği, Dernek yöneticilerinin de hastane başhekimi ve diğer hastane görevlileri olduğu anlaşılmaktadır. Tanık beyanlarından Derneğin amacının hastaneye personel temin etmek olduğu da sabittir. Mahkemece açıklanan deliller karşısında davalılar arasında muvazaalı ilişki bulunduğu kabul edilerek alacaklardan sadece davalı S. Bakanlığı sorumlu tutulmuştur.
Birlikte istihdam bir işçinin aynı hizmeti, birbiri ile yönetimsel, ticari veya sözleşmesel bir bağı bulunan birden fazla işverene sunmasıdır. Kısmi süreli çalışma gibi ayrım yapılması hangi şirkete ne kadar hizmet verdiği çalışma içiçe girdiğinden bilinmesi mümkün değildir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı binanın girişinde verilen güvenlik hizmetleri, ulaşım, temizlik, kafeterya vc yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmesi, işçinin bütün şirketlere aynı anda hizmet etmesi halinde, ücret işverenlerin biri ya da birkaçı tarafından ödense veya sosyal sigorta primi diğer işverence yatırılsa bile birlikte istihdam sözkonusudur.
Organik bağ ve birlikte istihdam hallerinde bütün şirketler işçilik alacaklarından müteselsilen sorumludurlar.
Somut olayımızda da davacının Demek tarafından işe alındığı, hem Derneğin hastanede yürüttüğü işlerde ve hem de hastane işlerinde çalıştırıldığı hizmetin içiçe geçtiği sabittir. Davacının Dernek ve Hastane tarafından birlikte istihdam edilmesi nedeniyle her iki işveren de alacaklardan davacıya karşı sorumlu olduğu halde sadece davalı Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğuna hükmedilmesi hatalıdır.
7. HD. 2013/15400 E. 2013/8088 K. 06.05.2013

Mahkemece, davacının Ç. Belediye Başkanlığı işçisi olduğu gerekçesiyle Belediye yönünden davanın kısmen kabulüne Ç. Belde Gıda şirket ile Ç. Belediyesi Gençlik Spor Klübü yönünden davanın husumet nedeniyle reddine karar vermiştir.
Davacı davalılardan Spor Kulübü Demeği üzerinden sigortalı gösterilmiş olup Belediyeye ait park ve Nikah salonunda çalışmıştır. Ç. Belde Şirketinin %98,49 payının Belediyeye ait olduğu, davacının Spor Derneği üzerinden sigortalı gösterilmesine rağmen Ç.Belde Şirketine kiralanan tesislerde çalıştığı anlaşılmakla davalılar arasında fiili ve organik bağ bulunduğu sabittir. Her üç davalının sorumluluğunun ayrı ayrı belirlenmesi gerekirken sadece Belediye’nin sorumluluğuna hükmedilmesi hatalıdır.
7. HD. 2013/17371 E. 2013/24099 K. 31.12.2013

Davacı, 01.04.2005 tarihine kadar çalıştığını, tüm çalışma süresi içinde sigortalı gösterildiği şirketlerin irtibatlı olduğu O.E, ‘un şoförlüğünü yaptığını, şirketler arasında giriş ve çıkış yapıldığını, bu şirketlerin ortaklarının aynı olduğunu ileri sürerek talepte bulunmuştur.
Karara esas alınan bilirkişi raporunda davacının 01.01.2002-01.04.2004 tarihleri arasındaki çalışmalarının davalı şirket nezdinde gerçekleştiği, 2002 tarihinden önceki çalışmalarının başka iş yerlerinde geçtiği kabul edilerek davalı şirket nezdindeki çalışmalarına ilişkin genel ve hafta tatili ile fazla çalışma ücret alacakları hesaplanmıştır.
Davacı tanığı, davacının O.E.’un şoförlüğünü yaptığını, davalı tanığı ise davacının sigortalı gösterildiği şirketlerin davacının şoförlüğünü yaptığı O.E. ve kardeşlerine ait olduğunu beyan etmişlerdir. Dosya içinde yer alan ticaret sicil kayıtları da davalı tanık beyanlarını doğrulamaktadır.
Kural olarak farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Ancak çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında başka işverenlere hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan işverenler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Özellikle birlikte istihdam söz konusu olabilmektedir.
Mahkemece her ne kadar “ücret alacaklarından her işveren çalıştığı süre itibariyle sorumlu olduğundan davacı taraf 2002 yılından önceki çalışmaları hakkında önceki dönem işverenlerine husumet yöneltmediğinden bu dönemler için hesaplama yapılmadığı” gerekçesiyle davacının fazla çalışma, genel ve hafta tatili ücret alacakları talebi davalı şirket nezdinde geçen süre ile sınırlı olarak kabul etmiş ise de; davacının sigortalı gösterildiği şirketler tarafından birlikte istihdam edildiği anlaşıldığından tarafların iddia ve savunmaları dikkate alınarak davacının fazla çalışma, genel tatil ve hafta tatili ücreti taleplerinin tüm süreye göre hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
9.HD. 2009/37002 E. 2012/1226 K. 23.01.2012

Davacı, 27.07.1996-01.08.2005 tarihleri arasında Davalı İ. Holding A.Ş bünyesinde bulunan diğer davalı şirketlerden sigortalı bildirilmek sureti ile çalıştığını, iş akdinin davalı işveren tarafından haksız feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarının davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Yerel mahkemece davacının davalı iş yerlerindeki toplam çalışma süresinin 6 yıl 5 ay 18 gün olduğu, davalıların bu süre üzerinden hesaplanan tüm işçilik alacaklarından müteselsilen sorumlu bulundukları, iş akdinin işverenler tarafından haksız feshedildiği kanaatine varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacıya ait SSK kayıtlarının incelenmesinde, 29.07.1996-31.07.2000 tarihleri arasında A.Pazarlama Dağıtım Tic. Ltd.Şti , 01.08.2000 -01.05.2001 tarihleri arasında Ö.Ltd. Şti, 02.07.2001-04.03.2002 tarihleri arasında A.Hasın Yayın A.Ş, 01.10.2002-13.12.2002 tarihleri arasında ise K.Tİc Dayanıklı Tüketim Mad. Teks. Ltd. Şii’den çalışma kaydının bildirildiği görülmüştür.
Taraflar arasında, davacının davalılar tarafından birlikte istihdam edilip edilmediği noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Dosya içerisinde mevcut Ticaret sicil kayıtlarından, davalı 1. Holding bünyesinde diğer davalı şirketlerin bağlı ortaklık olarak yer almadığı anlaşılmaktadır. Davalı şirketlerin Adana Bölgesinde İ. grubu bayii şeklinde faaliyet gösterilmiş olmaları davacının davalı İ. Holdinge iş akdine bağlı olarak çalıştığı sonucunu doğurmaz. Bu nedenle davalı İ. Holding aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken İ. Holdingin işçilik alacaklarından diğer davalı şirketler ile müteselsilen sorumlu olduğunu kabulü hatalıdır.
Diğer davalı şirketler yönünden davacı tanıkları tüm şirketler arasında bağlantı bulunduğuna ilişkin beyanda bulunmuşlardır. Ancak ticaret sicil kayıtları ve işe giriş bildirgeleri kapsamından, davacının 02.07.2001-
04.03.2002- tarihleri arasında çalıştığı A.Basın Yayın Day Tük Mal Paz Tic A. Ş ortakları ile diğer davalı şirketlerin ortaklarının tamamen farklı kişiler olduğu, anlaşılmaktadır.
Mahkemece davalı şirketler arasında iş yeri devri veya hizmet akdi devri bulunup bulunmadığı, iş sözleşmesinin bağımlılık unsuru yönünden davacının davalı şirketler tarafından birlikte istihdam edilip edilmediği açıklığa kavuşturulmalı, gerekirse taraflarca bildirilen tanıklar bu hususla yeniden dinlenmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.
İ. Holding dışındaki diğer davalı şirketler yönünden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi de hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2011/13676 E. 2011/32077 K. 15.09.2011

Somut olayda; dosya içeriğinden ve tanık beyanlarıyla bizzat davalı B.’nin ceza dosyası ifadeleri içeriğinden, davacının sürekli ve kesintisiz olarak Davalı
B. Ö.’un işlettiği halı sahada çalıştığı, diğer işverenler ve bu kişinin ortağı olduğu şirketlerde sigortalı gösterildiği halde bu işyerlerinde hiç çalışmadığı anlaşılmakladır.
Bu nedenle davacının en baştan itibaren ve devamlı olarak davalı B.’nin işçisi olarak çalıştığı açık olduğu halde taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi devri olarak nitelendirilmesi ve buna göre de yazılı şekilde davalı B. hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi, son işveren olarak görünen B.  Ltd. Şti.’nin sorumluluğunun kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2009/4356 E. 2011/4810 K. 22.02.2011

Dosya içeriğine göre davacının 2001 yılı Haziran ayından 2010 yılı Mart ayma kadar davalılar yanında muhasebe elemanı ve kasiyer olarak çalıştığı, davalı şirket ortaklarının aynı olduğu ve davacının çalışmalarının da her üç şirkette de geçtiği iddia edilmiştir.
Her ne kadar davacın sigorta kayıtlarında davalı G.Turizm Gıda Ltd. Şti. işyerinde çalışma kaydı olmasa da ticaret sicil kayıtlarında diğer davalı şirketlerle ortaklarının ve şirketi temsile yetkili kişilerin aynı kişiler olduğu, davalı tanığı da dahil olmak üzere tanıkların davacının her üç davalı şirkete ait işyerinde çalıştıklarına dair beyanları dikkate alındığından davacının davalı G.Turizm Gıda Ltd. Şti. işyerinde de çalıştığının kabulü gerekir. Bu itibarla davacının tüm davalı şirketler tarafından birlikte istihdam edildiğinden davalı
G. Turizm Gıda Ltd. Şti.’nin davacının işvereni olduğundan diğer davalılarla birlikte sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2012/14995 E. 2013/4378 K. 05.03.2013

Davacı her üç davalıya karşı birlikte dava açmıştır. Mahkemece davacının sigorta primleri İ.Ç. şirketi tarafından yatırıldığından alacaklardan bu davalının sorumlu olduğu, diğer davalıların sorumlulukları bulunmadığından haklarındaki davanın da reddine karar verilmiştir Ancak dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, ticaret sicil kayıtlarından her üç davalı şirketin ortak ve adreslerinin aynı olduğu, davacının hangi şirket tarafından sigortasının bildirildiğini bilecek durumda olmadığı, sigorta primleri İ.Ç. A.Ş. tarafından yatırılsa da işçinin şahsi dosyasındaki tutanaklarda davalılardan E. şirketi yetkililerinin imzası olduğu ve bu şirketin antetli kağıtlarının kullanıldığı ve tanıkların da aynı yöndeki beyanları dikkate alındığında davalılar arasında organik bağ bulunduğu ve davacıyı birlikte istihdam ettikleri sözkonusu olduğundan işçilik alacaklarından her üç şirketin birlikte sorumlu tutulması gerekirken aksi yönde yazılı şekilde karar verilmesi bozma nedenidir.
22.HD. 2014/18987 E. 2014/23709 K. 11.09.2014

Davacı, davalı okul aile birliği bünyesinde çalıştığını, iş sözleşmesinin fesih edildiğini belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ücret alacağı talebinde bulunmuştur.
Davalı husumet itirazında bulunmuştur.
Mahkemece savunmaya değer verilerek davalı okul aile birliğinin tüzel kişiliği olmayan dayanışma topluluğu olduğu, taraf ehliyeti bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı temyiz etmiştir.
Somut olayda; davacının görev ifa ettiği ilköğretim okulu, dava dışı M.E.Bakanlığına aittir. Okulun temizlik işlerinin dava dışı Bakanlık görevlileri tarafından yerine getirilmesi gerektiği açıktır. Bakanlık tarafından belirtilen iş ya da işler için yeterli eleman görevlendirilmediği için, davacı işçi, davalı Birlik ve alt işveren konumundaki temizlik şirketleri tarafından istihdam edilmiştir.
Davacı işçi yönünden ücret ve primler bir dönem davalı Okul Aile Birliği ve alt işveren temizlik şirketi tarafından yatırılmış olsa da, iş görme edimi davalı Birlik ve dava dışı Bakanlığa karşı yerine getirilmiştir. Davalı ve Bakanlık arasında davacı işçinin çalıştırılması noktasında amaç ve menfaatte birlik söz. konusudur. Davacının iş görme ediminin her bir işveren yönünden kısmi süreli iş ilişkisi biçimde ayrıştırılması da mümkün değildir. Davacı aynı anda ayııı işverenlere karşı iş görme edimini yerine getirmiştir. Bu bakımdan davalı ile dava dışı Bakanlık arasında birlikte istihdam olarak adlandırılabilecek bir ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Buna göre davaya konu işçilik alacaklarından davalının ve dava dışı Bakanlığın müşterek müteselsil sorumluluğu vardır.
Diğer yandan 4857 saydı İş Kanununun 1. maddesinin 2. fıkrasında, İş Kanununun 4. maddesinde belirtilen istisnalar dışında kalan bütün işyerlerinde, işverenler ile işveren vekillerine ve çalışma şekline bakılmaksızın işçilere bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. Aynı Yasanın 2. maddesinde, bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 8/1 maddesi uyarınca “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş göreme (emek) ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici unsurlarıdır.
Yeni iş yasası ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlarında işveren olarak tanımlanması karşısında, davacının davalı okul aile birliğinde iş sözleşmesi ilişkisi ile çalıştığının kabulü gerekir. Buna göre davanın esası hakkında bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2010/39946 E. 2010/30069 K. 21/10/2010

Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacı işçi dava dışı Okul Öğrencilerini Koruma Demeği işçisi olarak 1.12.1990 tarihinde işe alınmış, demeğin tasfiyesi üzerine Okul Aile Birliği Başkanlığı tarafından çalıştırılmaya devam edilmiştir.
Davacı işçi M.E.B.na ait ilköğretim okulu işyerinde hizmetli olarak görev yapmıştır. Davacının sözleşmesi yenilenmeyerek 20.09.2006 tarihinde okul müdürü tarafından feshedilmiştir.
Davacının görev ifa ettiği ilköğretim okulu davalı Bakanlığa aittir. Okulun temizlik işlerinin davalı Bakanlık görevlileri tarafından yerine getirilmesi gerektiği açıktır. Bakanlık tarafından belirtilen iş ya da işler için yeterli işçi görevlendirilmediği için, davacı işçi davalı demek ile davalı Birlik tarafından istihdam edilmiş, okul temizliği işlerini aralıksız olarak yerine getirmiştir.
İş Hukukunda işçinin bir işverene ait işyerinde çalıştığı halde başka bir işveren işçisi sayılabilmesi sınırlı hallerde mümkün olabilir. İşçinin asıl işverenden alınan iş kapsamında usulüne uygun olarak alt işveren işçisi olarak çalıştırılması halinde asıl işverene ait işyerinde bağımsız şekilde örgütlenen alt işveren işçisi olarak çalışma söz konusu olabilir. Geçici (ödünç) iş ilişkisinde ise işçi belli bir süre iş görme edimini başka bir işverene ait işyerinde diğer işverene karşı yerine getirmektedir. Davalı Bakanlık tarafından diğer davalı Okul Aile Birliğine verilen bir iş olmadığı için davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Yine, uyuşmazlık konusu olayda geçici iş ilişkisinin unsurları da gerçekleşmemiştir.
Özellikle grup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçiminde işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriyle bağlantılı olan bu işverenler, aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler iş görme edimini birden fazla işverene karşı yerine getirmektedir. Bu hizmetlerin, her bir işveren yönünden kısmi süreli iş ilişkisinin varlığına imkan verecek şekilde ayrıştırılması da mümkün değilse, “ birlikte istihdam” olarak adlandırılabilecek bir çalışma şeklinden söz edilebilecektir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı binanın girişinde verilen güvenlik hizmetleri, ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmesi buna örnek olarak gösterilebilir. Bu gibi bir ilişkide, işçi ile birden fazla işveren arasında tek bir iş ilişkisi vardır. Ücretin işverenlerin biri ya da birkaçı tarafından ödenmesi veya sosyal sigortalar priminin başka bir işverence yatırılması mümkündür.
Davacı işçi yönünden ücret ve primler davalı dernek ve Okul Aile Birliği tarafından yatırılmış olsa da iş görme edimi her iki davalı işverene karşı yerine getirilmiştir. Davalılar arasında davacı işçinin çalıştırılması noktasında amaç ve menfaatte birlik söz konusudur.
Davacının iş görme ediminin her bir işveren yönünden kısmi süreli iş ilişkisi biçimde ayrıştırılması da mümkün değildir. Davacı aynı anda aynı işverenlere karşı iş görme edimini yerine getirmiştir. Bu bakımdan taraflar arasında birlikte istihdam olarak adlandırılabilecek bir ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Buna göre davaya konu işçilik alacaklarından her üç davalının müştereken sorumluluğuna gidilmesi gerekirken, davalı Bakanlık yönünden husumet yokluğu sebebiyle davanın reddi hatalı olup, bozmayı gerekmiştir.
9. HD. 2009/17463 E. 2011/18256 K. 16.06.2011

Davacı işçilik alacaklarının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece işçilik alacaklarının davalılardan alınarak davacıya verilmesine hükmedilerek, davalıların birlikte sorumluluğu cihetine gidilmişse de;
Davacının işvereni olan Okul-Aile Birliği 14.6.1973 tarihli 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 5257 sayılı Kanunla değişik 16. Maddesine göre hazırlanan Milli Eğitim Bakanlığı Okul-Aile Birliği Yönetmeliğine göre kurulmuştur.
Somut olayda ihtilafın çözümlenmesi için Okul-Aile Birliklerinin tüzel kişiliklerinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 47. maddesinde tüzel kişiliğin tanımı şu şekilde yapılmıştır. “Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümleri uyarınca tüzel kişilik kazanırlar”
Türk Medeni Kanunu’nun açık hükmünden hareket edildiğinde Milli Eğitim Bakanlığı Okul-Aile Birliği Yönetmeliğinde Birliğin Özel Hukuk Tüzel Kişiliği veya Kamu Tüzel Kişiliği olduğu yönünde bir hüküm bulunmadığından örgütlenmiş bir kişi topluluğu olmalarına rağmen Okul-
Aile Birliklerinin tüzel kişiliklerinin bulunmadığının, bu durumda tüzel kişiliği bulunmayan Okul-Aile Birliklerinin yasal temsilcisinin Milli Eğitim Bakanlığı olduğunun kabulü gerekir.
7. HD. 2013/6347 E. 2013/14464 K. 12.09.2013

Somut olayda ihtilafın çözümlenmesi için Okul-Aile Birliklerinin tüzel kişiliklerinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 47. maddesinde tüzel kişiliğin tanımı şu şekilde yapılmıştır. “ Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümleri uyarınca tüzel kişilik kazanırlar”
Türk Medeni Kanunu’nun açık hükmünden hareket edildiğinde Milli Eğitim Bakanlığı Okul-Aile Birliği Yönetmeliğinde Birliğin Özel Hukuk Tüzel Kişiliği veya Kamu Tüzel Kişiliği olduğu yönünde bir hüküm bulunmadığından örgütlenmiş bir kişi topluluğu olmalarına rağmen Okul-Aile Birliklerinin tüzel kişiliklerinin bulunmadığının, bu durumda tüzel kişiliği bulunmayan Okul- Aile Birliklerinin yasal temsilcisinin Milli Eğitim Bakanlığı olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, davalı Okul-Aile Birliğinin tüzel kişiliği olmadığı halde karar başlığında MEB’dan ayrı davalı olarak gösterilmiş olması ayrıca tüzel kişiliği bulunmayan bir topluluğun Başkanı olan Z.FÇ. ile Başkan Yardımcısı olan E.D.T Okul Aile Birliği adına avukat tutma yetkileri bulunmadığı halde onlar tarafından verilen vekaletnameye dayanılarak Av. S.K.’in Okul Aile Birliğinin avukatı olarak duruşmalara kabul edilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir. Yapılacak yargılama sonucunda verilecek hükme göre, Okul- Aile Birliği yararına avukatlık ücretine hükmedilip hükmedilmeyeceğinin de mahkemece tartışılıp bir karar verilmesi gerekmektedir.
7. HD. 2013/14216 E. 2013/21362 K. 09.12.2013

Somut olayda ihtilafın çözümlenmesi için Okul-Aile Birliklerinin tüzel kişiliklerinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 47. Maddesinde tüzel kişiliğin tanımı şu şekilde yapılmıştır. “Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümleri uyarınca tüzel kişilik kazanırlar”
Türk Medeni Kanunu’nun açık hükmünden hareket edildiğinde Milli Eğitim Bakanlığı Okul- Aile Birliği Yönetmeliğinde Birliğin Özel Hukuk Tüzel Kişiliği veya Kamu Tüzel Kişiliği olduğu yönünde bir hüküm bulunmadığından örgütlenmiş bir kişi topluluğu olmalarına rağmen Okul- Aile Birliklerinin tüzel kişiliklerinin bulunmadığının, bu durumda tüzel kişiliği bulunmayan Okul-Aile Birliklerinin yasal temsilcisinin Milli Eğitim Bakanlığı olduğunun kabulü gerekir.
Dava dilekçesinde Z.Hanım Anaokulu Müdürlüğü ve Z.Hanım Anaokulu Okul Aile Birliği davalı olarak gösterilmiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmiş olan her iki davalının da tüzel kişiliği bulunmayıp yasal temsilcisi Milli Eğitim Bakanlığıdır. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen Z.Hanım Anaokulu Müdürlüğü ve Z.Hanım Anaokulu Okul Aile Birliğimin tüzel kişilikleri olmadığından, avukat tutup kendilerini vekil ile temsil ettirme yetkileri de yoktur.
Mahkemece, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmiş olan her iki davalının yasal temsilcisi olan Milli Eğitim Bakanlığı’na dava dilekçesi tebliğ edilerek, Milli Eğitim Bakanlığı huzuru ile davanın görülmesi gerekirken, bu yasal gerekliliğe riayet edilmeden, tüzel kişiliği bulunmayan davalıların huzurunda davanın görülmesi hatalı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de, tüzel kişiliği olmayan davalı Z.Hanım Anaokulu Müdürlüğü adına okul Müdürünün, Okul Aile Birliği adına başkanın avukat tutma yetkileri olmadığı halde davalılar yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi de hatalı olup ayrıca bozma nedenidir.
7. HD. 2013/15270 E. 2013/23390 K. 26/12/2013

Dosya içerisindeki 15.4.2005 tarihli ilanda “K.Okulları ve Özel T. Okulları, Z.M.Eğitim Vakfı K. Okulları çatısı altında bir araya geliyor” şeklinde bir açıklama bulunmaktadır. Yine T. Okulları Kurucusu M.G. tarafından öğrenci velilerine yapılan ilanda yeni eğitim ve öğretim döneminde her iki okulun Z.M.Eğitim Vakfı K. Okulları çatısı altında faaliyet göstereceği belirtildiği gibi ayrıca velilerin okul taksitlerini Z.M.Eğitim Vakfı iktisadi işletmesi muhasebe servisine elden ödeyebilecekleri veya Garanti bankası Göktürk-K.burgaz şubesinde bulunan Vakıf iktisadi İşletmesine ait hesaba yatırabilecekleri belirtilmiştir.
Ayrıca davacı dahil davalı T. Okullarında çalışan öğretmenlerin bir kısmının davalı Z.M.Vakfı İktisadi İşletmesinde çalışmaya başladıkları sabittir. Davalı tanığı bazı öğrencileri nakil aldıklarını beyan etmiştir. Dairemiz tarafından da davalılar arasında birlikte istihdam olduğuna dair verilen emsal kararlar bulunmaktadır. (2009/20229 – 38426 esas karar sayılı ilamı)
Tüm bu hususlar nazara alındığında davalılar arasında birlikte istihdam şeklinde hizmet ilişkisi bulunmaktadır. Davacının alacaklarından her iki davalının birlikte sorumlu tutulması gerekirken davalı T.Özel Eğitim Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. sorumlu olduğuna ilişkin verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2009/42459 E. 2012/4513 K. 20.02.2012

Davalı Şirketler arasındaki ilişki ve buna bağlı olarak işçilik hak ve alacaklarından sorumlulukları ihtilaf konusudur.
Bu meyanda, davalı Şirketler arasındaki ilişkinin tayin ve tespiti için işbu dosya ile beraber Dairemiz nezdinde bulunan benzer nitelikteki 2012/912, 2012/13374, 2012/13649, 2012/13600, 2012/13600, 2013/3871, 2013/3872 ve 2013/3873 Esas sayılı dosyalar irdelenerek buradaki iddialar, savunmalar, tanık beyanları, bilgi ve belgeler dikkatle ele alınmıştır.
Davacılar, davalı Şirketler arasındaki ilişkinin kira ilişkisine dayanmadığını, bu işlem altında işyerinin el değiştirilmiş gösterildiğini, zira aynı işte ve işyerinde fasılasız çalışmanın aynı şekilde sürdürüldüğünü, buna bağlı olarak davalı Şirketlerin hak ve alacaklardan kurtulmak için kanuna karşı hile ve muvazaalı işlem yaptıklarını iddia ederek dava konusu hak ve alacaklardan her iki davalı Şirketin sorumlu tutulmasını talep etmiştir.
Davalı T. R. Kutu San. ve Tic. A.Ş. vekili, müvekkili Şirketin Bakırköy
3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.01.2010 tarih 2009/836 E, 2010/11 K sayılı kesinleşmiş kararı ile iflasına karar verildiğini, halihazırda Bakırköy 1. icra iflas Müdürlüğünün 2010/4 E. sayılı dosyası ile tasfiye işlemlerinin devam ettiğini, diğer davalı Şirketle arasındaki ilişkinin sadece kira akdine dayandığını, başkaca hukuki ve fiili bir bağlantını bulunmadığını savunmuştur.
Davalı N. O. Mukavva ve Amb. San. Tic. A.Ş. vekili ise; müvekkili Şirketin 08.05.2009 tarihinde Eyüp -İstanbul adresindeki işyerinde faaliyete geçtiğini, 24.06.2009 tarihinde de A. Mah. 238 Sk. No; x T./İzmir adresinde şube tescilini yaptırarak faaliyetini sürdürdüğünü, diğer Şirketle kiracı-kiralayan ilişkisi haricinde herhangi bir ilgi vc alakanın bulunmadığını ileri sürmüştür.
Dosya kapsamından, davalı Şirketler arasında 24.06.2009 tarihli kira sözleşmelerinin tetkikiyle, T. R.Kutu San. ve Tic. A.Ş.’ye ait arsa ve fabrika binası ile menkuller malların diğer davalı Şirkete kiralandığı, ayrıca bu Şirket ile D.Finansal Kiralama A.Ş. arasında yapılan finansal kiralama sözleşmesine (leasing) konu olan malların büyük bir bölümünün yine leasing yoluyla ile diğer Şirkete verildiği görülmüştür.
Davacıların tanıkları, T. A.Ş. nin sahibi olarak bilinen M.S.’nin yaptığı konuşmada ekonomik krizden bahsedilerek krizi en az zararla atlatmak için unvan değişikliğine gidileceğini söylediğini ve kısa bir aradan sonra da işyerinin unvanının N. O. Mukavva ve Amb. San. Tic. A.Ş. olarak değiştirilerek aynı işverenle ve aynı şartlarda çalışılmaya devam edildiğini, unvan değişikliği sonrası da yapılan toplantılarda işveren olarak M.S.’nin katılmaya devam ettiklerini beyan etmişlerdir.
Davalı her iki Şirketin faaliyet konuları aynı olup, T. A.Ş.’nin faaliyetlerinin  12.06.2009 tarihinde sona erdirdiği ve daha sonra Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26/01/2010 tarihli ve 2009/836 Esas – 2010/11 Karar sayılı ilamı ile iflasına karar verildiği, öte yandan diğer davalı N. A.Ş.’nin ise 08.05.2009 tarihinde Eyüp-İstanbul adresindeki işyerinde faaliyete geçtiği, 24.06.2009 tarihinde de A.Mah. 238 Sk. No: x S.-T. İzmir adresinde işyeri tescilini yaptırarak faaliyete geçtiği görülmüştür.
Ayrıca, davalı N. A.Ş.’nin İzmir T.daki faaliyetini T. A.Ş.’nin bina, arsa ve teçhizatı ile gerçekleştirmiş, hatta bu Şirkette çalışmış ortalama 60 kadar personelde N. A.Ş.’de çalışmaya devam etmiştir. Yargılama safhasında ilk Şirket ortaklarına ait konaklama ve iaşe giderlerinin diğer davalı Şirkete fatura edilmesine ilişkin belgelerde davacılar vekilince dosyaya sunulmuştur.
Yine, davalı tanığı olan N. O. Mukavva A.Ş.’ nin fabrika müdürü Y.Ç.’ın 12.06.2009 tarihli T. Renk Kutu San. Tic. A.Ş nin olağan genel kurulunda T.R. Kutu A.Ş. ortaklarından Leyla Kohen’i temsil ettiği anlaşılmıştır.
Görüldüğü üzere, davalı T. A.Ş.’nin ekonomik olarak sıkıntılı olduğu bir dönemde davalı diğer Şirket kurulmuş, ilk Şirketin faaliyetinin sona ermesinden çok kısa bir süre sonra da aynı faaliyet bölgesinde işyeri tescilini yaptırarak, T. A.Ş.’ye ait arsa, bina ve teçhizat hatta personelle faaliyete başlamıştır. Dairemiz nezdinde bulunan dosyalardaki tutarlı tanık anlatımlarından da T. A.Ş/de işveren olarak bilinen adı geçen şahsın diğer davalı Şirkette de aynı pozisyonda çalışmalarının sürdüğü anlaşılmıştır.
Netice itibariyle; işbu dosya ile benzer olan dava dosyalarındaki bilgi ve belgelerden ve bilhassa ilk Şirketin iflas etme ve faaliyetini sona erdirme tarihi ile diğer davalı Şirketin faaliyet başlayış tarihi ve şekli, ayrıca tutarlı tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde davalı Şirketler arasındaki ilişkinin kira akdi ile sınırlı kabul edilmesi yahut sorumluluklarının her bir Şirket için belirli bir süre ve usul ile kabul edilmesi yerinde değildir.
Bu itibarla, Mahkemece dava konusu hak ve alacaklar yönünden davalı Şirketlerin birlikte sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, işyeri devri esaslarına göre sorumluluğun belirlenmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2013/3775 E. 2014/15109 K. 08.05.2014

Dosya içeriğine göre davacının çalışmasının geçtiği işyerinin her iki davalı tarafından kurulan adi ortaklık tarafından işletildiği anlaşılmaktadır. Böyle olunca davacı her iki davalı tarafından birlikte istihdam edildiğinden işçilik alacaklarından adi ortaklığın ortakları olarak hüküm altına alınan işçilik alacaklarından her iki davalının birlikte sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile davalı M.Ö. yönünden davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2013/34770 E. 2013/29800 K. 20.12.2013

Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davacı işçinin sigortası P. Gıda San. ve Tic. Aş tarafından yatırıldığı halde, aynı dönemde diğer davalı P.Gıda Üretim ve Paz. Şirketine ait gemilerde çalıştığı şeklinde bonservis düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Adı geçen davalılar arasında organik bağ olduğu anlaşılmakla, davalılardan P. Gıda Üretim ve Pazarlama Aş. yönünden davanın reddi hatalıdır.
Yine adı geçen davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur.
9. HD. 2007/36968 E. 2009/7587 K. 23.03.2009

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*