İşçilik alacağı talepli davalarda vekalet ücreti

Vekalet ücreti, yargılama giderlerinden olup hakim tarafından resen gözetilmelidir. Bu husus, hakimin takdirine bağlı değildir. Hangi hallerde ve ne oranda vekalet ücreti verileceği ve vekalet ücretinin kime ait olacağı Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirlenmiştir.

Vekalet ücreti yargılama giderlerinden olmakla görevsizlik ve yetkisizlik kararı verilen hallerde, yargılama giderlerine yetkili mahkeme tarafından karar verileceğinden yetkisizlik kararı veren mahkemenin vekalet ücretine hükmetmesi doğru değildir. Mahkemelerce bu konuda hatalı değerlendirme yapılarak harç ve vekalet ücretinin yargılama giderlerinden ayrı tutularak hüküm altına alındığına sıkça rastlanmaktadır.

1086 sayılı HUMK döneminde görevsizlik ve yetkisizlik kararları verildiği hallerde işten el çeken mahkeme tarafından yargılama giderlerine hükmedilmekteydi. 6100 sayılı HMK ise eski sistemden ayrılarak görevsizlik, yetkisizlik kararı verilmesinden sonra davaya yine mahkemede devam edilip edilmediği noktasından olaya yaklaşılmaktadır. Görevsizlik, yetkisizlik kararı üzerine iki hafta içerisinde görevli, yetkili mahkemeye, taraflardan birinin dosyanın gönderilmesi talebi bulunduğu hallerde yargılama giderleri HMK 331/2.maddesi gereği görevli ve yetkili mahkeme tarafından değerlendirilir. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi belirsizlik ve yetkisizlik hallerinde davalı lehine vekalet ücreti verilmesi gerektiğini düzenlemiştir. 6100 sayılı HMK’da görevsizlik, yetkisizlik hallerinde vekalet ücreti verilmeyeceğine ilişkin açık bir düzenleme yoktur. Bu nedenle, görevli ve yetkili mahkeme hem görevsizlik-yetkisizlik nedeniyle ve hem de davanın esastan çözülmesi nedeniyle iki ayrı vekalet ücretine hükmedecektir. Ancak bu konuda Yargıtay tarafından verilmiş net bir karar bulunmamakla birlikte, aksi yönde görüşler de mevcuttur.

Fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil alacakları ile takdiri indirim yapılmasını gerektiren diğer hallerde alacağın hakimin takdiri nedeniyle indirilmiş olması nedeniyle bu indirimden dolayı davalı lehine vekalet ücretine hükmedilemez. Vekalet ücreti hesaplanırken hakkaniyet indirimi nedeniyle reddedilen miktar hesaplama dışı bırakılarak ücret belirlenmelidir.

Mahkemece, kısa kararda vekalet ücretinin yazılması zorunlu unsurlardan olmayıp gerekçeli kararla birlikte yazılması mümkündür. Kısa kararda vekalet ücreti bulunmadığı hallerde gerekçeli kararda vekalet ücretinde hata yapılması halinde sırf bu nedenle kararın temyiz edilmesi mümkündür. Karar tarafların yüzüne karşı verilmiş olsa bile kısa kararda yer almayan vekalet ücreti yönünden temyiz süresinin başladığı söylenemez. Sekiz günlük temyiz süresinin geçirildiği hallerde sadece vekalet ücreti yönünden temyiz denetimi yapılması mümkündür.

Uygulamada sıklıkla davanın taraflarının bu yönü gözden kaçırarak tavzih suretiyle vekalet ücretinin düzeltilmesi talebinde bulundukları görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere vekalet ücretindeki hatalar ancak temyiz suretiyle giderilebilir. Taraflar süresi içerisinde temyiz talebinde bulunmak yerine tavzih yoluna başvurduklarından temyiz süresini de kaçırmış olmaktadırlar.

6100 Sayılı HMK 329.maddesine göre;
“Kötüniyetle veya haksız dava açılmasının sonuçları
MADDE 329- (1) Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur.
(2) Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, bundan başka beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkûm edilebilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır.”
Görüldüğü üzere burada vekile de kötüniyetli dava açılması veya hakkı olmadığı halde dava açılması hallerinde 5000 TL’ye kadar idari para cezası verilmesi düzenlenmiştir. Ortada kesin hüküm bulunması, sahte olduğu bilinen evraka dayalı dava açılması vb hallerde maddenin uygulanması mümkün olabilecektir.

Emsal Yargıtay kararları

Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 29/04/2008 tarihli 2007/379-2008/244 E-K. sayılı karar Dairemiz tarafından 2009/267 E. 2011/43909 K. sayılı ilamla davalılardan biri hakkındaki feragatin diğerine de sirayet edeceği gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulmuştur.
Müteveffa davacı M.S.Y. vekili iken davacının ölümü üzerine mirasçılar vekili olarak vekalet alıp davaya devam eden Avukat K.C. bozma ilamı sonrası feragat tarihi olan 29.04.2008 tarihinden önce 11.02.2008 tarihinde davacı asilin öldüğünü, feragat tarihinde geçerli bir vekaletname bulunmadığından feragatin geçersiz olduğunu savunmuştur.
Dosya arasındaki veraset ilamına göre davacı M.S.Y. 11.02.2008 tarihinde vefat etmiştir.
Borçlar Kanununun 397. maddesi hükmüne göre; aksi sözleşmeden ve işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekil edenin ölümü ile vekalet ilişkisi kendiliğinden son bulur. 29.04.2008 tarihinde davacı vekili davadan feragat etmiş ise de o tarihte geçerli bir vekaletname bulunmadığı açıktır.
Müvekkilin ölümü ile davaya vekâletin son bulması, müvekkilin menfaatlerini tehlikeye koyuyorsa, meselâ ölümden önce işlemeye başlamış olan temyiz süresinin geçmesi veya davanın zamanaşımına uğraması tehlikesi varsa, mirasçılar işlerini kendileri görebilecek hale gelinceye kadar, vekil, BK m. 397,11’ye göre, vekâlet görevini yapmaya devam etmekle, örneğin hükmü temyiz etmek veya davayı açmakla yükümlüdür.
Davacı vekilinin vekaletnamesinin ölümden sonra devam edeceğine ilişkin bir sözleşme bulunmadığı gibi işin mahiyetinden de devam etmesini gerektiren bir durum yoktur.
Bilindiği üzere vekâlet, vekilin yapması gereken işin gerektirdiği tüm işlemleri kapsar. Ancak özel yetkisi olmadan vekil, dava açamaz, sulh olamaz, tahkim edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlayamaz, bir taşınmazı temlik veya bir hak ile sınırlayamaz (B.K. md. 388). O tarihte yürürlükte bulunan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun
63. maddesi gereği bunlara ilaveten, ibrada bulunamaz, davayı kabul veya davadan feragat edemez, yöneltilen yemini kabul veya dava konusunu kabz edemez ve haczi çözdüremez. Bunların dışında hâkimlerin reddi (HUMK.33), başkasına vekâlet verilmesi, (B.K. 390, Avukatlık K. 171), hâkimler aleyhine dava açılması, Anayasa Mahkemesinde dava açılması halleri de özel yetki gerektiren haller arasında öngörülmüştür. Niteliği itibariyle şahsa sıkı sıkıya bağlı (evlenme gibi) hakların bizzat kullanılması zorunlu ise de, diğer şahsa bağlı haklar özel yetkili vekil aracılığı ile kullanılabilir.
Feragat tarihinde davacı vekilinin geçerli bir vekaletnamesi bulunmadığından özel yetkiyi gerektiren feragat işleminde de bulunamayacağı açıktır. Ölümle hak ve borçlar mirasçılara geçliğinden feragat yetkisi mirasçılar tarafından verilmedikçe vekil olmayan kişinin mirasçılar adına bu hakkı kullanması da düşünülemez.
Gerek Borçlar Kanunu 397/1 maddesi gereği vekaletin ölümle son bulması ve gerekse HUMK 63.maddesi gereği mirasçılar tarafından ne genel ne de özel vekaletname ve özel feragat yetkisi verilmemesi nedenleriyle işlemin geçerliliğinden söz edilemez. Kaldı ki vekil olmayan kişi huzuruyla davanın görülmesi kararın kesinleşmesi yargılamanın iadesi sebepleri arasında da sayılmıştır.(HUMK 445/8-HMK 375/1-c)
Mahkemece “Davacı vekilinin müvekkilinin o tarihte (Feragat tarihinde) ölü olması nedeniyle; vekaletin son bulduğu iddiası vekillik görevi ve iyi niyet kuralları ile bağdaşmamakta olup davacı vekili bu hususu takip etme ve mahkemeye bildirme yükümlülüğündedir.” gerekçesi ile müvekkil ölümünün mahkemeye bildirme sorumluluğunu davacı vekilinin yüklemiş ise de, vekilin davacı asilin öldüğünü bildiği iddia ve ispat edilmediğinden vekilin ölümden haberdar olmamasının vekillik görevi ve iyi niyet kuralı ile bağdaşmadığının kabulü doğru değildir.
Feragat tarihinde ölüm olayı dosyaya yansıtılmadığından bozmaya uyma ile oluşan usulü kazanılmış haktan da söz edilemeyeceğinden ölüm ile vekillik görevi sona eren vekilin feragat beyanının geçerli olmaması nedeniyle mahkemece feragatin geçerli olmaması karşısında her iki davalıya karşı davaya devam etmesi gerekirken reddine karar vermesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/31765 E. 2012/42234 K. 11.12.2012

Somut olayda davalı Belediyenin temyiz dilekçesi ekinde sunduğu nüfus kayıt örneğinden davacının dava açıldıktan sonra 15.10.2011 tarihinde öldüğü ölen davacı vekilinin davayı takibe devam ettiği ve ölenin vekilinin huzuru ile yargılama yapılarak davanın sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, duruşma gün ve saatini ölen davacının yasal mirasçılarına tebliğ etmek davayı hep birlikte takip etmeleri veya davacı takip edecek mirasçının diğerlerinin olurlarını alması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın takip edilmesi halinde yargılamaya devam edilerek davayı sonuçlandırmaktır.
Mahkemece ölümle vekalet akdi son bulduğu halde ölenin vekilinin huzuru yargılamaya devam edilerek davanın sonuçlandırılmış olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir
7. HD. 2013/25474 E. 2014/5127 K. 04/03/2014

Somut uyuşmazlıkta, davalı A.Elektrik Dağıtım A.Ş. vekili 12.01.2012 tarihli cevap dilekçesi ekinde vekaletname ibraz etmiş olup, bu vekaletnameye 2011 yılına ait baro pulunu yapıştırmıştır. 1136 sayılı Kanun’un 27. maddesinde “Avukatlarca vekaletname sunulan merciler, pul yapıştırılmamış veya pulu noksan olan vekaletname ve örneklerini kabul edemez. Gerektiğinde ilgiliye on günlük süre verilerek bu süre içinde pul tamamlanmadıkça vekaletname işleme konulamaz” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenleme uyarınca, baro pulu yapıştırılmayan veya eksik miktarlı baro pulu yapıştırılan vekaletnameler işleme dayanak yapılamaz ise de, bu eksikliğin giderilmesi için ilgili tarafa on günlük süre tanınmalıdır. Mahkemece baro pulundaki eksikliğin tamamlanması hususunda davalı tarafa süre tanınmadan, vekalet ücreti talebinin reddine karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir..
22. HD. 2012/11504 E. 2013/1173 K. 29.01.2013

Uyuşmazlığa konu ücret alacağı beş yıllık zamanaşımına tabidir. Alacağın niteliği gereği, zamanaşımı süresinin başlangıcı, davalı şirketin karşı vekalet ücretini muhatabından tahsil etme tarihidir. Bu husus yapılacak hesaplamada nazara alınarak, davalının zamanaşımı savunması karşısında, talebe konu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı da değerlendirilmelidir. Yazılı şekilde bu yönde bir değerlendirme yapılmaması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2012/13529 E. 2013/2689 K. 12.02.2013

Mahkemece cezai şart alacağından Borçlar Kanununun 325/son maddesi gereğince indirim yapılmasına rağmen indirim yapılan miktar içinde davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Dairemizin uygulamalarına göre, Borçlar Kanununun 161/son, 325/son, 43 ve 44 üncü maddelerine göre, yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim, fazla çalışma genel tatil ve hafta tatili ücretlerinden yapılan takdiri indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemesi gerekir.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, davalı yararına fazla vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsizdir.
9. HD. 2009/26229 E. 2011/47614 K. 08.12.2011

Hakkaniyet indirimi nedeni ile reddedilen alacaklar için davalı lehine vekalet ücreti doğmasa da, zamanaşımı defi sebebi ile reddedilen alacaklar için davalı yararında vekalet ücretine hükmedilmelidir.
22.HD. 2012/19884 E. 2013/7446 K. 05.04.2013

Mahkemece cezai şart alacağından Borçlar Kanununun 325/son maddesi gereğince indirim yapılmasına rağmen indirim yapılan miktar içinde davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Dairemizin uygulamalarına göre, Borçlar Kanununun 161/son, 325/son, 43 ve 44 üncü maddelerine göre, yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim, fazla çalışma genel tatil ve hafta tatili ücretlerinden yapılan takdiri indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemesi gerekir.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, davalı yararına fazla vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsizdir.
9. HD. 2009/26229 E. 2011/47614 K. 08.12.2011

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 305. Maddesi uyarınca “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez”.
Dosya içeriğine göre davacının işçilik alacakları için açtığı davada ücret alacağının yargılama sırasında ödenmesi nedeni ile konusuz kaldığı, diğer işçilik alacaklarının ise ödenmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve davalı vekilinin temyizi üzerine verilen karar onanarak kesinleşmiştir. Kesinleşen karardan sonra davalı vekili bu kez davanın kısmen kabulü nedeni ile lehlerine vekalet ücretine karar verilmediğini belirterek, tavzih yolu ile vekalet ücretinin hüküm altına alınmasını talep etmiş, mahkemece tavzih isteği kabul edilerek, vekalet ücreti hüküm altına alınmıştır.
Somut uyuşmazlıkta hüküm yeterince açık ve bir birine aykırı fıkralar içermediği gibi davacıya vekalet ücreti tavzih yolu ile yüklenerek davacının borcu tavzih yolu ile genişletilmektedir. Tavzih istemi üzerine verilen karar yasanın yukarda belirtilen düzenlemesine açıkça aykırıdır.
Tavzih istemin reddi yerine yazdı şekilde kabulü hatalıdır.
9. HD. 2011/54374 E. 2012/92 K. 16.01.2012

Davacı vekili tarafından verilen 23.05.2013 havale tarihli dilekçede Dairemizin 09.04.2013 tarih, 2011/ 2652 E ve 2013/11444 K sayılı onama kararında lehine duruşma avukatlık ücretine hükmedilmediğini ileri sürerek, karara duruşma avukatlık ücretinin eklenmesini talep etmiştir. Bahsi geçen dilekçe ve ekindeki evrak ile dosya yeniden incelendi gereği düşünüldü.
Davacı vekili duruşma talep etmiş ve duruşmaya gelerek itirazlarını tekrarlamıştır. Dairemiz bozma ilamı da davacı yararına olmakla davacı taraf lehine duruşma avukatlık ücretine karar verilmelidir. Dairemiz bozma ilamına duruşma avukatlık ücreti eklenerek aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.
9. HD. 2014/12070 E. 2014/19486 K. 16.06.2014

Somut olayda mahkemece kısmi davada davacı lehine 1.100 TL vekalet ücretine hükmedilmesi dikkate alınarak, ek dava niteliğindeki bu davada ikinci kez vekalet ücretine hükmedilmesi TMK. 2. maddesi uyarınca ‘’hakkın kötüye kullanılamaması” kuralına aykırı olacağı gerekçesi ile davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemiştir.
Kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin daha önce Kdz. Ereğli 1. İş Mahkemesi 2009/301 E. 20010/1143 K. Sayılı dosyasında açılan 1 TL talepli alacakların kabulüne karar verilmiştir.
Karar davalı tarafın temyizi üzerine Dairemiz 2011/13360 E. 2011/8996 K. Sayılı ilamıyla 28.03.2011 tarihinde onanmıştır. Onama ile hükmedilen 223,90 TL onama harcı davalı tarafından 18.04.2011 tarihinde mahkeme veznesine yatırılmıştır.
Bakiye alacaklara yönelik bu dava 27.05.2011 tarihinde açılmıştır. Davalının bilirkişi raporu ile tespit edilen alacakları karar harcının yatırdığı 18.04.2011 tarihi ile davanın açıldığı 27.05.2011 tarihi arasında yatırması imkanı varken ödeme yoluna gitmemiş dava açıldıktan sonra da bu alacakları ödememiştir.
Davalının kesin yargı kararına dayanan alacakları ödeme imkanı varken davanın açılmasına sebebiyet verdiği gözetilmeden davacının yasal hakkını yargı yoluyla araması halini hakkın kötüye kullanması olarak değerlendirmek mümkün değildir.
Davacı lehine hükmedilen miktar üzerinden vekalet ücreti takdiri gerekirken yazılı gerekçeyle reddi hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2011/53901 E. 2012/1608 K. 24.01.2012

Mahkemece davacının talebi uygun şekilde davacı avukatın çalıştığı dönemde girdiği davalar nedeniyle temsil ettiği taraf lehine hükmedilen vekalet ücretinin tahsiline karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının hizmet akdine bağlı olarak avukat olarak görev yaptığı ve serbest avukatlık faaliyetinin olmadığı anlaşılmaktadır.
Avukat olan davacı ile davalı arasındaki ilişki hizmet akdine dayalıdır. Bu hizmet akdinde davacının ücretinin ne olacağı açıkça belirlenmiş olup davacının girdiği davalarda işveren lehine tahakkuk edecek vekalet ücretinden pay alacağına dair açık bir sözleşme hükmü olmadığı gibi, sözleşmenin eki niteliğinde bir belge ya da yönetmelikle bulunmamaktadır.
Avukatlık Kanunun 164/son maddesi avukat-müvekkil ilişkisinde değerlendirilecek bir hüküm olup hizmet akdi ile çalışan ve işçi sıfatını taşıyan avukat açısından bağlayıcı değildir. Bu itibarla işçi sıfatındaki avukatın yaptığı görev sonucu işveren lehine oluşacak vekalet ücretinin kime ait olduğu hususunun Avukatlık Kanununa göre değil taraflar arasındaki iş sözleşmesine göre belirlenmesi gerekir. Açıklanan bu sebeplerle davacının davasının reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2010/29072 B. 2012/38681 K. 20.11.2012

Davacı işçi, hizmet süresi içerisinde avukat sıfatıyla davalılar adına takip ettiği dava ve takipler nedeniyle hak etliği vekâlet ücretinin ödenmesini talep etmiştir. Davalı ise, hizmet akdi ile istihdam edilen davacının vekâlet ücretlerine hak kazanmadığını savunmuştur.
Mahkemece, davalar ve takipler neticesinde hükmedilen avukatlık ücretlerinin tümüyle avukata ait olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, avukat işçinin vekâlet ücretine hak kazanabilmesi taraflar arasında akdedilen yazılı sözleşmede bu hususun kararlaştırılması şartına bağlıdır. Dolayısıyla taraflar arasında yazılı hizmet sözleşmesi ile vekâlet ücreti alacağı kararlaştırılmadığından talebin reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalı olup hükmün bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2011/52396 E. 2014/5013 K. 18.02.2014

Mahkemece davacının talebi uygun şekilde davacı avukatın çalıştığı dönemde girdiği davalar nedeniyle temsil ettiği taraf lehine hükmedilen vekalet ücretinin tahsiline karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının hizmet akdine bağlı olarak avukat olarak görev yaptığı ve serbest avukatlık faaliyetinin olmadığı anlaşılmaktadır.
Avukat olan davacı ile davalı arasındaki ilişki hizmet akdine dayalıdır. Bu hizmet akdinde davacının ücretinin ne olacağı açıkça belirlenmiş olup davacının girdiği davalarda işveren lehine tahakkuk edecek vekalet ücretinden pay alacağına dair açık bir sözleşme hükmü olmadığı gibi, sözleşmenin eki niteliğinde bir belge ya da yönetmelikte bulunmamaktadır.
Avukatlık Kanunun 164/son maddesi avukat-müvekkil ilişkisinde değerlendirilecek bir hüküm olup hizmet akdi ile çalışan ve işçi sıfatını taşıyan avukat açısından bağlayıcı değildir. Bu itibarla işçi sıfatındaki avukatın yaptığı görev sonucu işveren lehine oluşacak vekalet ücretinin kime ait olduğu hususunun Avukatlık Kanununa göre değil taraflar arasındaki iş sözleşmesine göre belirlenmesi gerekir. Açıklanan bu sebeplerle davacının davasının reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2011/54318 E. 2014/15635 K. 14.05.2014

Somut olayda, davacının 25.11.1996 ila 31.03.2004 tarihleri arasında davalı şirket nezdinde avukat olarak görev yaptığı, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı şirketçe 26.02.2004 tarihli bildirimle, 31.03.2004 tarihinden itibaren feshedildiği anlaşılmaktadır. Kadıköy İş Mahkemesi’nin 28.01.2005 tarih ve 2004/467 esas-2005/19 karar sayılı kararıyla, taraflar arasındaki ilişkinin iş sözleşmesine dayandığı kabul edilerek, davacının kıdem tazminatına hak kazandığına hükmedilmiş, anılan karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 14.12.2005 tarih ve 2005/12621 esas-2005/39510 karar sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Hal böyleyken, taraflar arasındaki ilişkinin iş sözleşmesine dayandığı tartışma dışıdır. Dosyaya sunulan sözleşmelerden, davacıya aylık sabit ücret yanında, takip ettiği dava ve icra takiplerinde, şirket yararına hükmolunan karşı vekalet ücretinden tevzi edilecek pay oranında ödeme yapılması kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığa konu karşı vekalet ücreti alacağı bakımından, talebe konu dava ve icra takibi dosyaları incelenerek hazırlanan bilirkişi rapor ve ek raporunda, şirket hukuk müşavirliği yönetmeliği hükümleri uyarınca, tahsil edilen karşı vekalet ücretinin % 40 oranına tekabül eden kısmının davacıya ait olduğu, % 25 oranındaki kısmının ise davacı da dahil olmak üzere avukatlar arasında dağıtılması gerektiği, şirket bünyesinde çalışan avukat sayısı bilinmediğinden % 25’lik orandan davacının hissesine düşen miktarın tespit edilemediği gerekçesiyle, tahsilatı yapılan dosyalarda, karşı vekalet ücretinin % 40 oranındaki kısmının davacıya ait olduğu mütalaa edilerek hesaplama yapılmıştır. Davacı vekilince sunulan 18.04.2008 havale tarihli itiraz dilekçesinde, ek bilirkişi raporuna karşı itirazlar bildirilmiş, bilirkişi rapor ve ek raporu tespitleri üzerinden iddiası doğrultusunda alternatif hesap yapılmıştır. Mahkemece, davacı vekilinin yapmış olduğu hesaplamaya itibar edilerek hüküm kurulmuş ise de, bilirkişi rapor ve ek raporu ile davacı vekilinin yaptığı hesaplama arasında önemli farklar bulunduğu halde, davacı vekilinin yaptığı hesaplamanın üstün tutulmasına ilişkin belirtilen gerekçe dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Öncelikle bilirkişi rapor ve ek raporunda incelenen dosyalarla sınırlı
olmak üzere, davacı tarafça takip edilip sonuçlandırılan dosyalardan davalı şirket lehine hükmolunan ve şirketçe tahsil edilen karşı vekalet ücretleri tespit edilmelidir. Karşı vekalet ücretinin % 25’lik oranı kadar havuzda toplanan kısmından, davacının payına düşen kısma ilişkin ücret alacağının hesaplanması için, davalı şirkette ilgili dönemde çalışan avukat sayısı belirlenmelidir. Netice itibariyle, davacı tarafça takip edilip sonuçlandırılan ve davalı şirketçe tahsil edilen karşı vekalet ücretlerinin % 40 oranındaki kısmı ve bunun haricinde, avukatlar arasında dağıtılmak üzere havuzda toplanan % 25’lik kısımdan avukat sayısı nazara alınarak davacıya düşecek pay, ek bilirkişi raporu alınarak belirlenmelidir. Taraflar arasındaki sözleşmelerde, davacı tarafından yürütülmekte iken, davacıdan alınarak başka bir avukatın görevlendirildiği dosyalarda veya davacıyla birlikte başka bir avukatın daha görevlendirildiği dosyalarda, vekalet ücretinin orantılı dağıtılacağı belirlenmiş olmakla; davacının baştan sona takip etmediği veya başka bir avukatla birlikte takip ettiği dosyalar açısından, tahsil edilen karşı vekalet ücretinin % 40’lık kısmından davacıya özgülenecek oran, davacının dosyadaki emeğine uygun olacak şekilde hak ve nesafet kuralları gözetilerek takdir edilmelidir. Bu dosyalarda da yine havuzda toplanan % 25’lik kısım açısından, yukarıda belirtildiği şekilde davacıya düşecek pay tüm avukat sayısı nazara alınarak belirlenmelidir. Yazılı şekilde eksik inceleme ve araştırmayla karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2012/13529 E. 2013/2689 K. 12.02.2013

Uyuşmazlığa konu ücret alacağı beş yıllık zamanaşımına tabidir. Alacağın niteliği gereği, zamanaşımı süresinin başlangıcı, davalı şirketin karşı vekalet ücretini muhatabından tahsil etme tarihidir. Bu husus yapılacak hesaplamada nazara alınarak, davalının zamanaşımı savunması karşısında, talebe konu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığı da değerlendirilmelidir. Yazılı şekilde bu yönde bir değerlendirme yapılmaması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2012/13529 E. 2013/2689 K. 12.02.2013

Davacı davasını kendisi takip etmiş, davada vekille temsil edilmemiştir. Buna rağmen mahkeme tarafından davacı yararına vekalet ücretine takdir edilmesi de hatalı olup bozma nedenidir.
9. HD. 2009/9023 E. 2011/7969 K. 21.03.2008

Duruşmalara davalı adına herhangi bir vekil katılmadığı halde, vekille temsil edilmeyen davalı lehine ret vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD 2010/18736 E. 2012/25549 K. 02.07.2012

Mahkemece davalı-karşı davacı işverenin davası reddedilmiş ve davalı- karşı davacı işçi lehine kendisini vekille temsil ettirmesi nedeni ile 1900-TL nispi vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Davalı-davacı işveren vekili dava dilekçesi ile 15.00.00-TL ihbar ve 1000- TL kötü niyet tazminatı talep etmiştir.
Davaya ilişkin harç makbuzunda 27,00-TL peşin harç alınmış olup bu 2000-TL tutarında bir dava değerine tekabül etmektedir. Nitekim mahkeme de hükümde 27,00-TL harçtan alınması gereken maktu ret harcının mahsubuna karar vermiştir.
Harç 2000-TL tutarındaki bir dava değeri üzerinden yatırıldığına göre dava dilekçesinde 15.000-TL veya 1500-TL ihbar tazminatı talep edilse bile vekalet ücretinin harcı yatırılan miktar üzerinden takdir edilmesi gerekirken aksi düşünce ile dava değerinin 16.000-TL (15.000-TL ihbar tazminatı ve 1000-TL kötü niyet tazminatı) olarak kabulü sureti ile belirtilen şekilde hüküm tesisi yerinden değildir.
9. HD. 2008/43440 E. 2010/34086 K. 22.11.2010

Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 12. Maddesine göre;
“MADDE 12 – (I) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Şu kadar ki asıl alacak miktarı 3.333,33 TL’ye kadar olan davalarda avukatlık ücreti, tarifenin ikinci kısmının, ikinci bölümünde, icra mahkemelerinde takip edilen davalar için öngörülen maktu ücrettir. Ancak bu ücret asıl alacağı geçemez.”
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 12.maddesindeki düzenlemeye göre vekalet ücretinin tayini açısından aşağıdaki şekilde inceleme yapılmalıdır:
a. 400 TL’ye kadar kabul veya reddedilen alacaklar açısından AAÜT 12/2 son cümlesi gereği vekalet ücreti asıl alacağı geçemeyeceği için kabul veya reddedilen alacak kadar vekalet ücretine hükmedilme]idir.
b. 400 TL-3333,33 TL aralığında kabul veya reddedilen alacaklar açısından AAÜT 12/2 maddesi gereği vekalet ücreti icra mahkemelerinde takip edilen davalar için öngörülen 400 TL’dir.
c. 3333,33 TL ve üzerinde kabul veya reddedilen alacaklar açısından AAÜT 12/1 maddesi gereği vekalet ücreti tarifenin üçüncü kısmına göre nisbi olarak belirlenecektir.
Somut olayda vekalet ücretinin yukarıda belirtilen yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca belirlenmesi gerekirken davacı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/673 E. 2012/31228 K. 24.09.2012

Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 12. Maddesine göre;
“MADDE 12 (I) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen
hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Şu kadar ki asıl alacak miktarı 3.333,33 TL’ye kadar olan davalarda avukatlık ücreti, tarifenin ikinci kısmının, ikinci bölümünde, icra mahkemelerinde takip edilen davalar için öngörülen maktu ücrettir. Ancak bu ücret asıl alacağı geçemez.”
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 12.maddesindeki düzenlemeye göre vekalet ücretinin tayini açısından aşağıdaki şekilde inceleme yapılmalıdır:
a. 400 TL’ye kadar kabul veya reddedilen alacaklar açısından AAÜT’sinin 12/2 son cümlesi gereği vekalet ücreti asıl alacağı geçemeyeceği için kabul veya reddedilen alacak kadar vekalet ücretine hükmedilmelidir.
b. 400 TL-3333,33 TL aralığında kabul veya reddedilen alacaklar açısından AAÜT’sinin 12/2 maddesi gereği vekalet ücreti icra mahkemelerinde takip edilen davalar için öngörülen 400 TL’dir.
c. 3333,33 TL ve üzerinde kabul veya reddedilen alacaklar açısından AAÜT’sinin 12/1 maddesi gereği vekalet ücreti tarifenin üçüncü kısmına göre nisbi olarak belirlenecektir.
Mahkemece kısmi davada kabul ve reddedilen alacak miktarları değerlendirmeden her iki davalı lehine 1.200 TL’ye hükmedilmesi de hatalıdır.
9. HD. 2012/11280 E. 2012/18050 K. 22.05.2012

Somut olayda, dava konusuz kalmış ise de, davalı dava açılmasına sebebiyet verdiğinden 1.100 TL vekalet ücretine hükmetmiştir.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 12. maddesinde, “Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Belirlenen bu ücret Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre tespit edilen ücretten az olamaz.” hükmü yer almaktadır. Buna göre hükmedilecek vekalet ücreti -dava miktarı itibariyle 1.100 TL’nin aşağısında kalmasına rağmen- anılan madde gereği 1100 TL’den az olamayacaktır. Ancak, 30.06.2011 tarihli YL) İtiraz No 2011/321 numaralı kararı ile konusu para ile değerlendirilen davalarda hükmedilecek nispî avukatlık ücretinin Tarifeye göre belirlenen maktu avukatlık ücretinin altında kalması durumunda, hükmedilecek maktu vekâlet ücretine de asıl alacağı geçmeyeceği yönünde bir sınırlandırma getirilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden, asıl alacak tutarından fazla maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi sonucunu doğuracak şekilde asgari sınır getirilmesine yönelik tarife kuralının tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenecek nispî avukatlık ücretinin, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre tespit edilen ücretten (maktu avukatlık ücreti) az olamayacağına ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 12. Maddesinin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararı, tarifenin 12. Maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmektedir. Mahkemece Yürütmeyi durdurma kararı gözetilmeden 1.100 TL vekalet ücretine hükmedilmesi hatalıdır.
Diğer yandan, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 6.maddesine göre “Anlaşmazlık, davanın konusuz kalması, feragat, kabul ve sulh nedenleriyle; delillerin toplanmasına ilişkin ara kararı gereğinin yerine getirilmesinden önce giderilirse, Tarife hükümleriyle belirlenen ücretlerin yarısına, karar gereğinin yerine getirilmesinden sonra giderilirse tamamına hiikmolunur.”
Dava konusu alacakların davanın açılmasından 5 gün sonra ödendiği anlaşılmakla tarifedeki ücretlerin yarısına hükmedilmek gerekirken 1.100 TL vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/15 E. 2012/28305 K. 11.09.2012

Davacı vekili: Müvekkilinin davalı işyerinde çalışırken, haklı neden olmaksızın işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai ve izin ücreti olmak üzere toplam 2550 TL’nin faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, zaman aşımı definde bulunduğu gibi esastan da davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalı vekilince vekalet verilmediği için cevap dilekçesi dikkate alınmaksızın iddia, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Davalı iş akdinin haksız feshine dayalı kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesai ve izin ücretine ilişkindir.
Açılmış bir davayı vekil sıfatıyla takip etmek isteyen kişi, vekaletnamesinin var olduğunu bildirse bile, vekaletnamesinin aslını veya örneğini mahkemeye vermeden, yargılama ile ilgili hiç bir görev yapamaz (HMUK’nun m 67.1 c. l ) Ancak istisna olarak mahkeme, gecikmesinde zarar görülen hallerde (mesela davalının cevap süresini kaçırması ihtimali varsa) kesin bir süre içinde vekaletnamesini getirmek koşuluyla, vekilin usul işlemleri yapmasına (örneğin davalı adına cevap dilekçesi vermesine) izin verebilir (HMUK’nun 67.1 .e.2) Vekil kendisine verilen bu kesin süre içinde vekaletnamesini mahkemeye verirse, vekil tarafından yapılan yapılmış olan işlemler geçerli olur ve artık o vekil hazır olduğu halde yargılamaya devam edilir. Vekil kendisine verilen bu kesin süre içinde vekaletnamesini vermez ve fakat asil aynı süre içinde yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçe ile mahkemeye bildirirse vekaletnamesiz vekil tarafından yapılmış olan işlemler yine geçerli olur Vekil kendisine verilen kesin süre içinde vekaletnamesini mahkemeye vermez ve aynı süre içinde asilde yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçe ile mahkemeye bildirmezse, vekaletnamesiz vekil tarafından yapılmış olan işlemler hükümsüz kalır. (HMUK’nun m 67.1 c.3 ).
Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde, davalı vekilinin cevap dilekçesinde mazeret bildirdiği, mahkemenin mazeret istemini reddederek vekalet ibrazı için davalıya 10 günlük süre verdiği ve bu husus davalıya tebliğ etmeksizin takip eden duruşmada cevap dilekçesini hükümsüz sayarak dosyanın karara çıkarıldığı gözönüne alındığında, mahkemece vekaletnamenin ibrazı için kesin süre koşuluna uyulmaksızın savunmayı kısıtlayacak şekilde yargılamaya devamla karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2008/29733 E. 2010/21586 K. 02.07.2010

Davanın açıldığı tarihte yürürlükle bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1 -f. maddesinde vekilin davaya vekalet ehliyetine sahip olması dava şartları arasında sayılmıştır. Anılan kanunun 115/2. maddesinde;” mahkeme dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içerisinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebi ile usulden reddeder, “düzenlemesine yer verilmiş ve madde gerekçesinde usul ekonomisi ilkesine uygunluk sağlanabilmesi için, hakimin usulden ret kararı vermeden önce, eksikliğin tamamlanması yönünde ilgilisine kesin süre vermesi esasının benimsendiği açıklanmıştır. Usul ekonomisi bakımından, davacının vekil olarak atamış olduğu avukatın, davaya vekalet ehliyeti olmayan kişi tarafından açılmış olan davayı , vekil sıfatı ile takip etmesi de gerekli ve yeterlidir.
Somut olayda, dosya içeriğine göre şirket adına, muhasebecisi tarafından dava açılmıştır. Ancak ilk duruşmadan önce dava takip yetkisine sahip olan vekil, vekaletname sunmuş ve dava şartı noksanlığı giderilmiştir. Hal böyle olunca, vekalet ehliyeti noksanlığı yargılama aşamasında tamamlandığı ve davacı şirket kendisini yetkili vekil ile temsil ettirdiği halde, vekil yokmuş gibi davanın husumetten reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2013/4418 E. 2013/4364 K. 04.03.2013

Davalı vekilinin 18.08.2011 tarihli dilekçe ile vekillik görevinden istila ettiğini bildirerek ekli masraf ile istifanın asile tebliğini istemiş ise de, mahkemece tebligat işlemi yapılmadan “Vekilin vekalet ilişkisi devam etmektedir” gerekçesi ile istifa dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilmiştir.
İstifa ettiği bildirilen davalı vekilinin son oturuma katılmadığı da dikkate alınarak istifa dilekçesinin davalı asile tebliği ile vekille temsil edilme ve hukuki dinlenilme hakkı kısıtlanarak hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2012/15717 E. 2014/19064 K. 11.06.2014

Taraflar arasındaki yargılama devam ederken davalı vekili mahkemeye verdiği bir dilekçe ile vekillikten çekildiğini bildirmiştir. Mahkemece bu konu üzerinde hassasiyetle durulmamış, vekillikten istifa dilekçesi asile tebliğ edilmeden davalı asilin yokluğunda yargılamaya devam edilmiştir. Savunma hakkı en tabi Anayasal haklardandır.
Çekilen vekil tebligat giderini de verdiğine göre dava sonuçlandırılmadan önce istifa dilekçesinin davalı asile tebliği ile gerekli işlemlerin tamamlanması yoluna gidilmeden işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2009/4093 E. 2011/2510 K. 04.02.2011

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yargılama gideri ve bu kapsamda vekalet ücreti konusunda hakime takdir yetkisi vermemiştir. Kanunun 326/2 maddesi uyarınca “Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır”. Bu nedenle mahkemece, talep edilen miktar ile kabul olunan miktar arasındaki farkın bilirkişinin maddi hatasından kaynaklandığı, davacının burada kusurunun bulunmadığı, bu nedenle reddedilen miktar yönünden davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama gideri taktirine yer olmadığına karar verilmesi de isabetsizdir.
9. HD. 2012/11981 E. 2012/33355 K. 08.10.2012

 

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*