İş kazasından doğan manevî tazminat alacaklarında manevi tazminatın takdirine ilişkin Hukuk Genel Kurulu Kararı

T.C
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO:2012/21-1707 E
KARAR NO:2013/202 K.
KARAR TARİHİ:06.02.2013

Dava, iş kazasından kaynaklanan maddî ve manevî tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının, davalı şirkete ait iş yerinde çalışmakta iken 28.03.2007 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu %40 maluliyete uğradığını, kazanın davalının tedbirsizliğinden kaynaklandığını belirterek, 20.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Mahkemece, davacının maddî tazminat isteminin reddi, manevî tazminat isteminin kısmen kabulü ile 70.000,00 TL manevî tazminatın 28.03.2007 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Davalının temyizi üzerine Özel Dairece, hüküm yukarıda yazılı gerekçeyle manevî tazminat miktarı yönünden bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacı yararına takdir edilen manevî tazminat miktarının yüksek olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır.

Eldeki davanın yasal dayanağını oluşturan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Manevî Tazminat” başlıklı 47. maddesi; “Hâkim, hususi hâlleri nazara alarak cismani zarara duçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevî zarar namıyla adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir.” hükmünü içermektedir.

Bu hükümle, hâkimin cismani zarara uğrayan kimseye adalete uygun tazminat verilmesi ilkesi kabul edilmiştir. Bu maddenin düzenleme alanına giren gerek ölüm gerek cismanî zarar hâlinde, hâkim “özel şartları dikkate alarak” hakkaniyete uygun bir manevî tazminata hükmedecektir.

Bu husus maddenin lafzından açıkça anlaşıldığı gibi, ayrıca koruma amacı güttüğü hayat ve vücut bütünlüğünün özü de bunu gerektirir.

Hemen burada manevî tazminatın amacı üzerinde durulmasında yarar vardır:
Manevî tazminatın amacı, faili bir cezaya çarptırmaktan ziyade, mağduru tatmindir. Manevî tazminat, ölüm olayı nedeniyle bozulan ruh huzurunun, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ıstırabın kısmen ve imkân nispetinde iadesini amaçlamaktadır. Hâkim, Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevî tazminat miktarını tespit etmelidir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında, somut olaya gelince: Dosya kapsamından, davacının 28.03.2007 tarihinde davalıya ait iş yerinde geçirdiği iş kazası nedeniyle %25,20 oranında maluliyete uğradığı, iş kazasının oluşumunda davalı işverenin %70 oranında davacının ise %30 oranında kusurlu olduğu sabittir.

Şu durumda, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle olay tarihi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alındığında 26/06.19966 tarih, 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına uygun olan ve Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır…”

T.C
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO:2012/21-737 E
KARAR NO:2012/824 K.
TARİH:21.11.2012

…Manevî tazminat isteminin temelinde davalıların haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere, haksız eylemin unsurları zarar, zarar ile fiil arasında illiyet bağı, fiilin hukuka aykırı olmasından ibarettir.
Öte yandan, Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesinde düzenlenen manevî tazminatta kusurun gerekmediği, ancak takdirde etkili olabileceği 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde takdir olunacak manevî tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir.

Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Yine BK. 47 (TBK. 56) maddesi hükmüne göre hâkimin özel hâlleri göz önünde tutarak manevî zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı aslında ne tazminat nede cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine, zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ıstırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır.

O hâlde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut hâlde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

Manevî tazminat, beden gücü kaybı nedeniyle bozulan ruh huzurunun, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ıstırabın kısmen ve imkân nispetinde iadesini amaçladığından hâkim, MK.4. maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevî tazminat miktarını tespit etmelidir.

Hâkim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ıstırabı gözetmelidir (Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2003 gün 2033/21- 368-355 ve 23.06.2004 gün 2004/13-291-370 sayılı kararları).

Somut olayın incelenmesinde, 08.02.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu davacının sol dizi ve bacağından ameliyat geçirdiği ve 08.02.2006-18.07.2006 tarihleri arasında sağlık kurulu raporu ile istirahatli olduğu, olay sonrasında emekliye ayrılarak yaşlılık aylığı almaya başladığı, iş kazası nedeniyle maluliyeti bulunmadığı, işgöremezlik derecesinin %0 olarak belirlendiği hususlarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacının olay nedeniyle beş ay on gün süre ile çalışamayacak derecede zarar görmesi ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda olayın meydana gelmesinde işverene %50 oranında kusur verilmesi karşısında mahkemece hükmedilen miktarın isabetli olduğu görüşü dile getirilmiş ise de çoğunluk tarafından bu görüşe iştirak edilmemiştir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle iş kazası sonucunda davacıda herhangi bir maluliyetin oluşmaması, olayın meydana gelmesinde davacının da %50 gibi bir oranda kusurunun bulunması ve olayın meydana geldiği tarihteki paranın alım gücü dikkate alındığında hükmedilen manevî tazminat miktarının (70.000,00 TL) fazla olduğunun anlaşılmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır…”

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*