Bölge Çalışma Müdürlüğü raporlarının bağlayıcılığı ve delil değeri – Yargıtay kararları

Somut olayda, dosya içinde bulunan Bölge Çalışma Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporda davacının günlük çalışma saatleri belirtilerek haftada 30 saat fazla çalışına yaptığı tespit edilmiştir.
Ancak iş müfettişi tarafından belirlenen çalışma saatleri yargılama sırasında dinlenilen tanıklar tarafından teyit edilmemiştir.
Bu durumda tanıkların mahkeme huzurundaki ifadeleri dikkate alınarak fazla çalışma süresi ve ücretinin hesabının yapılması gerekirken belgeye dayanmayan BÇM raporundaki soyut hesaplamaya dayalı olarak karar verilmesi isabetsizdir.
9.HD. 2009/20951 E. 2011/33834 K. 29.09.2011

Somut olayda davacı, davalı işyerinde iki vardiya halinde çalışma yapıldığını, vardiyalarda günlük çalışına süresinin oniki saat olduğunu ve bu şekilde yapılan çalışma ile günlük ve haftalık çalışma süresinin yasal sınırları aşılmasına rağmen fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini iddia etmiştir. Bilgisine başvurulan davacı tanıkları davacının iddiasını doğrulayarak iki vardiya halinde çalışma yapıldığını belirtmişlerdir. Mahkemece 2006 yılında işyerinde Çalışma Bakanlığı İş Müfettişi tarafından yapılan inceleme sırasında düzenlenen tespit tutanağına dayanılarak üç vardiya halinde çalışma yapıldığı kabul edilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki Çalışma Bakanlığı İş Müfettişi Raporu 2006 yılına ait olup bu tarihten sonra işyerinde, tespitle belirlendiği şekilde çalışma yapıldığını göstermez. Çalışma Bakanlığı İş Müfettişi tespit tutanağının tüm süre için kabulü doğru olmamıştır.
Çalışma Bakanlığı İş Müfettişliği raporları aksi sabit oluncaya kadar geçerli olup, raporun aksi kanıtlanabilir. Davacı tanıkları davalı işyerinde hep iki vardiya halinde çalışma yapıldığını belirtmişlerdir. Davalı tarafından
Çalışma Bakanlığı İş Müfettişi raporu dışında bir başka delil gösterilmemiştir. Çalışma Bakanlığı İş Müfettişinin tespiti ile tanık beyanları arasında çelişki doğduğundan bu çelişkinin giderilmesi bakımından, işyerinde uzman bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak iş kapasitesi belirlenmeli, dava tarihi ve ondan önceki süre içerisinde çalışmış işçi sayısına göre işyerinde yapılan işin kaç kişi ile yapılabileceği ve işçi sayısı itibariyle işyerinde kaç vardiya halinde çalışılabileceği tespit edilmeli vc bu suretle vardiya sayısı duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra delillerin yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulması ve gerekirse bilirkişiden ek rapor alınması suretiyle karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bu husus bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2012/11631 E. 2013/1441 K. 31.01.2013

Dosya içinde bulunan İş Müfettişliği raporunda, işyerinde günlük puantaj kayıtlarının incelenmesinde fazla çalışma yapıldığı ve hafta tatillerinin kısmen kullandırılmadığı yönünde tespit yapıldığı bildirilmiştir.
Dosyada bir kısım puantaj kayıtları mevcut olup sözü edilen kayıtlara göre de fazla çalışma ile hafta tatili çalışmasının tespiti mümkün olamamıştır.
4857 sayılı İş Kanununun 92.maddesine göre iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıneaya kadar geçerlidir. Somut olayda davacı işçi yönünden haftalık 45 saatin aşılmadığı ve hafta tatillerinin kullanıldığı dosya içeriği ile sabit olmuştur.
Böyle olunca fazla çalışma ile hafta tatili ücreti isteklerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2008/32700 E. 2008/35180 K. 23.12.2008

Somut olayda, davacı, iş güvenliği önlemlerinin alınması ve izin ücretinin ödenmesini isteyince sözleşmesinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatını istemiştir. Davacı, tanık dinletmemiş ve haksız fesih iddiasına ilişkin delil sunmamıştır.
Davalı, davacının fesihten bir gün önce yönetici K.’den zam istediğini ve zam isteğinin reddedilmesi üzerine davacının “o zaman bana tazminatlarımı verin, işten ayrılacağım dediğini”, feshin yapıldığı ertesi gün ise, davacının işyerine geç gelmesi üzerine yönetici M.’in davacıyı odasına çağırdığım ve davacının gitmeyeceğini söylemesi üzerine M.’in aşağıya indiğini, davacı ile tartışmaya başladıklarını ve davacının işveren vekili M.’e küfür ederek üzerine yürüdüğünü ve çevredekilerin ayırdığını, bu olay üzerine davacının sözleşmesinin haklı nedenle İş Kanununun 25/11. Maddesi uyarınca feshedildiğini belirtmiştir. Davalı taraf, savunmayı destekleyen tutanaklar sunmuş ve tutanak tanıkları savunmayı doğrulamıştır.
Mahkemece, müfettiş raporu gerekçe gösterilerek ve raporda feshin haksız olduğu belirtilip müfettiş raporunun aksi ispat edilemediğinden dava kabul edilmiştir.
Hükme gerekçe gösterilen müfettiş raporunda, davalının sunduğu tutanaklar değerlendirilmemiş vc tutanak tanıkları dinletilmeyip 5 yıl kıdemi olan bir işçinin kendisini haklı olarak işten çıkartacak davranış gösteremeyeceği ve işverene sataşma olayının ispatlanamadığı belirtilmiştir. Yoruma dayalı soyut müfettiş raporunun hükme dayanak yapılması hatalıdır.
Davacı, haksız fesih iddiasına karşı tanık bildirmemiştir. Davalı işveren ise, davacının olay günü işveren vekilinin üzerine yürüyüp hakaret ettiğine ilişkin tutanaklar sunmuş ve duruşmada dinlenen tanıklar tutanak içeriğini doğrulamış olmakla, davalı taraf sataşma olayını ve feshin haklı nedenle yapıldığım ispat etmiştir.
Davacı işçinin, işyerinde işveren vekilinin üzerine yürüyüp hakaret etmesi, sataşma olup, haklı nedenle feshi gerektirecek ağırlıkta bir eylemdir.
Bu durumda mahkemece, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken yetersiz müfettiş raporuna dayanılıp fesih haksız bulunarak kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2012/1742 E. 2012/4558 K. 20.02.2012

Somut olayda, davacının bölge çalışma müdürlüğüne verdiği dilekçesinde somut olay anlatılmıştır. Bu dilekçe ilk görünüm kanıtıdır.
Dilekçede davacı, serbest iradesi ile bir istifa etmediğini, kendisinden yıllık izin için imza alındığını belirtmiştir. Kaldı ki sekiz yılı aşkın bir süre çalışan bir işçinin kıdem tazminatı gibi bir haklan vazgeçerek istifa etmesi de hayatın olağan akışına aykırıdır.
Bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2009/17370 E. 2011/17778 K. 13.06.2011

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık nedeniyle, yerel mahkemece direnme kararına gerekçe yapılan 4857 sayılı İş Kanununun 92/ son maddesinin de irdelenmesi gerekmektedir. Anılan hüküm uyarınca iş müfettişleri tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir, diğer bir anlatımla; yetkili kişilerce düzenlenen ve tarafların ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli olup, aksi ancak yazılı delille kanıtlanabilir içtihadında bulunmuştur. (Hukuk Genel Kurulu 14.11.1979 gün ve 1014 E., 1364 K.). Maddede ifade edilen tutanaklar; müfettiş tarafından belgelere dayalı olarak düzenlenmiş olanlar ile belgeye dayalı olmamakla birlikle düzenlenmesinde hazır bulunan işveren, işçi veya üçüncü kişi beyanları uyarınca düzenlenerek doğruluğu ilgili kişilerin imzaları ile tasdik edilen ve imza inkarına konu olmayan tutanaklardır. İş müfettişi tarafından yapılan incelemelere dayalı tutanakların değerlendirildiği ve varılan sonucun yazıya geçirildiği müfettiş raporlarının sadece müfettiş tarafından düzenlenmiş olmaları 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesi kapsamında kabulleri için yeterli değildir. İş müfettişi raporlarının, rapora dayanak alınan tutanaklar ile birlikte değerlendirilmesi ve ekli tutanakların anılan Kanun kapsamında aksi sabit oluncaya kadar geçerli belge olduğunun kabulü, 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesinin açık hükmü karşısında zorunludur.
HGK. 2009/9-2 E. 2009/48 K. 04.02.2009

Dosya içerisinde bulunan 31.03.2005 tarihli T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Baş İş Müfettişi tarafından düzenlenen raporda davacının talep etmiş olduğu son aya ait ücretin ücret bordrosu karşılığında ödendiği belirtilmiştir. 4857 Sayılı Kanunun 92/son maddesi gereğince bu kabil belgeler aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Bu hususun araştırılmaması da ayrı bir bozma nedenidir.
9.HD. 2009/399 E. 2010/37310 K. 10.12.2010

Somut olayda davacı işçi çalıştığı sırada Bölge Çalışma Müdürlüğüne başvuruda bulunarak fazla çalışma ücretlerinin tam olarak ödenmediğinden söz etmiştir. Anılan Kurum tarafından 4857 sayılı İş Kanununun 91. maddesi uyarınca denetim yapılmıştır. İş Müfettişi tarafından yapılan inceleme sırasında işyerinde çalışan diğer işçilerle görüşülmüş ve saat kartlarının incelenmesinden her biri 12 saat olmak üzere günde iki vardiyanın varlığı tespit edilmiştir. Aynı raporda haftada 24 saat fazla çalışma olduğu halde, işverence daha az olarak ödeme yapıldığı ve aradaki farkın işçilere ödenmesi gerektiği sonucuna varılmış ve işverene bu yönde bildirimde bulunulmuştur.
4857 sayılı İş Kanununun 92. maddesine iş müfettişi tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. Böyle olunca anılan tespitlere değer verilmeli ve somut olayın özelliğine göre davacı işçinin haftada 24 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek fazla çalışma ücreti hesaplanmalıdır. Davacıya bordrolarda ödenen tutar mahsup edilmeli vc kalan fazla çalışma ücretleri hüküm altına alınmalıdır. Fazla çalışma yönünden bordrolarda tahakkuk yer alan dönemlerin hesaplama dışı tutulması şeklinde sonuca gidilmesi somut olaya göre hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2008/12950 E. 2009/8944 K. 31.03.2009

Mahkemece, dava konusu edilen alacakların varlığının tespiti bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesine karşın belirlenen kesin süre içerisinde davacı vekilinin bilirkişi ücretini yatırmadığı. Bölge Çalışma Müdürlüğünce düzenlenen raporun davacının davalıdan dava konusu miktarda alacaklı olduğunun ispata yeterli olmadığı, bu haliyle davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı taraf temyiz etmiştir.
Bölge Çalışma Müdürlüğünce yürütülen soruşturmada işveren vekilinin davacı işçinin işyerini kendisinin terk ettiğini savunduğu ancak bu durumun kanıtlanamadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Yukarıda anılan soruşturma sonucunda Bölge Çalışma Müdürlüğünce davacının alacaklı bulunduğu belirtilen kıdem ve ihbar tazminatı tutarları hesaplanmıştır.
İş Kanunun 92/son maddesine göre Bölge Çalışma Müdürlüğünce düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli olup Bölge Çalışma Müdürlüğünce yapılan hesaplamanın aksini işveren kanıtlamakla yükümlüdür.
Somut olayda. Mahkemece ispat yükünün hangi tarafta olduğu yanlış değerlendirilmiştir.
Mahkemece, dosyadaki deliller. Bölge Çalışma Müdürlüğünce düzenlenen rapor ve tutanaklar, işyeri kayıtları irdelenip, çalışma süresi ve ücret seviyesine göre dava konusu alacakların hesaplanması mümkündür.
Bu olmadığı takdirde Bölge Çalışma Müdürlüğü tarafından yapılan hesaba itiraz eden işverenin bu savunmasını kanıtlaması gerektiği nazara alınarak hesap bilirkişisinden rapor alınması, gerekirse bilirkişi ücretinin davalı tarafa yükletilmesi ve alınan rapor değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2009/25493 E. 2011/43619 K. 16.11.2011

03.07.2009 tarihli SGK iş yeri tespit tutanağında davacı, çalışma süresi ve çalışma şekli konusunda beyanda bulunmuştur. 4857 Sayılı İş Kanununun 92. maddesi uyarınca bu tür belgeler aksi kanıtlanıncaya kadar geçerli niteliktedir.
Buna rağmen davacının çalışma süresinin ve çalışma saatlerinin soyut tanık beyanları ile tespit edilerek davacının söz konusu tutanaktaki beyanlarının bağlayıcı olduğunun gözardı edilmesi ve davacının bu tutanaktaki beyanları dikkate alınarak hesaplama yapacak bilirkişi raporu uyarınca karar verilmesinin gözetilmemesi bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2011/54775 E. 2014/4059 K. 11.02.2014

Davacı dava dilekçesinde net 805 TL ücretle çalıştığını iddia etmiş ve mahkemece de bu miktar hükme esas alınmış ise de, davacının sözleşmenin feshinden sonra Bölge Çalışma Müdürlüğüne yaptığı şikayet dilekçesinde asgari ücretle çalıştığım beyan etmiştir. Bu beyan kendisini bağlayacağından,
mahkemece davacı ücretinin asgari ücret olarak kabulü ile hesaplamaların bu ücret üzerinden yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup hükmün bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2011/48543 E. 2013/33743 K. 17.12.2013

Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda bankaya işverence verilen belge doğrultusunda davacının 21.09.2005 tarihinde 1.600 TL ücret aldığı kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibar edilerek hüküm kurulmuş ise de davacı fesihten sonra BÇM ne vermiş olduğu 09.06.2006 tarihli dilekçede aylık net ücretinin 1.250 TL olduğunu bildirmiştir. Bu beyan davacıyı bağlayıcı niteliktedir.
Davacının alacaklarının buna göre hesaplanması gerekirken yazılı şekilde yapılan hesaplamaya itibar edilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2008/43381 E. 2010/31892 K. 5.11.2010

Somut olayda davacı dava dilekçesinde aylık net ücretinin 1000 Tl. olduğunu iddia etmiş ve mahkemece net 1000 TL üzerinden yapılan hesaplamaya itibarla hüküm kurulmuş ise de davacının bizzat el yazısı ile düzenlediği 07/08/2007 tarihli BÇM ye verdiği şikayet dilekçesinde ücretini net 900 TL olarak bildirdiği ancak mahkemece bu husus üzerinde durulmadığı anlaşılmıştır.
Mahkemece davacıya BÇM şikayet dilekçesi gösterilerek ücret miktarı açıklığa kavuşturularak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2010/13854 E. 2012/20448 K. 12/06/2012

Somut olayda, davacının 09.00-19.00 saatleri arasında çalıştığı iş müfettişi tutanağını imzalayan işveren vekili tarafından kabul edilmiştir. Böyle olunca hükmolunan fazla çalışma alacağının gerçekliği kanıtlanmıştır. Buna rağmen anılan alacaktan % 60 oranında bir indirim yapılması ve bu indirim nedeniyle davacı aleyhine vekalet ücretine karar verilmesi hatalıdır. Daha düşük bir oranda indirim yapılarak ve yapılan indirim nedeniyle vekalet ücreti taktir edilmeden sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2009/14623 E. 2011/16592 K. 06.06.2011

Davacı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıma verdiği şikayet dilekçesinde 15.09.2005 günü işverenin, işyeri çalışanı Y.Ö.’i arayarak işi bırakmasını istediğini, 16.9.2005 günü işyerine gittiğinde “hiçbir alacağım yoktur” şeklindeki yazının imzalatılmak istendiğini, imzalamayınca işveren ile sözlü tartıştıklarını ve işverenin kendisini tehdit ederek işten çıkardığını ileri sürmüştür.
Davalı tanığı Y. de mahkemede ki ifadesinde davacının iddia ettiği hususları kısmen doğrulamıştır.
Her ne kadar işveren devamsızlığı dayanmışsa da davacının başvurusu sonucunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişince düzenlenen denetim raporunda işveren vekili, işçinin başvurması halinde kıdem ve ihbar tazminatının ödeneceğini taahhüt etmiştir. Bu taahhüt işvereni bağlar. Kaldı ki ilk devamsızlık öncesi 16.9.2005 tarihinde geçen tartışmalardan iş sözleşmesinin işverence feshedildiği yönü ağırlık kazanmaktadır.
Davacı akdin işverence feshedildiğini ileri sürerek 19.9.2005 pazartesi günü de İş Kur’a müracaat etmiştir. Fesih haksız olup ihbar ve kıdem tazminatlarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı gerekçe ile reddedilmesi hatalıdır.
9.HD. 2007/40890 E. 2009/13593 K. 21.05.2009

4.11.2004 tarihli İş Müfettişliği tutanağına göre işyerinde 9.00-18.00 saatleri arasında haftanın altı günü çalışıldığı, 29 ekim günü dışında kalan ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştığı işveren vekilinin beyanı ile belirlenmiştir.
İşveren vekilinin beyanları dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilerek gerekirse ek rapor alınmalıdır. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
9.HD. 2007/39535 E. 2009/8001 K. 25/03/2009

Somut olayda, mahkemece davacının talep ettiği 2008 yılı Mart ayına ait 27 günlük ücret alacağı hüküm altına alınmışsa da dosyaya getirtilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bursa Bölge Müdiirlüğü’nün tahkikat raporunun tespitler bölümünde davacının 2008 yılı Mart ayına ait 27 günlük ücretinin işveren tarafından ödendiği hususunun tespit edildiği belirtilmiştir.
Mahkemece davalı işverenden ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bursa Bölge Müdürlüğümden rapordaki tespite dayanak dava konusu ücret ödemesine ilişkin ücret bordrosu ası 1ları getirtilip davacıdan sorularak sonucuna göre ücret alacağının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2012/8202 E. 2012/7548 K. 07.03.2012

Somut olayda mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 7 yıl için 106 gün yıllık izne hak kazandığı belirtilerek hesaplama yapılmıştır. Ancak dosya içindeki Bölge Çalışına Müdürlüğü inceleme raporunda davacı işçinin 75 gün izin alacağı bulunduğu belirtilmiştir. Bölge Çalışma Müdürlüğü inceleme raporundaki izin ücretine ilişkin yapılan incelemeye dayanak izin belgeleri Bölge Çalışma Müdürlüğünden getirtilerek davacının izin alacağı konusunda yeniden bir karar verilmelidir.
9.HD. 2009/46837 E. 2012/7500 K. 07.03.2012

Bölge Çalışma Müdürlüğü inceleme raporuna göre davalı şirkete ait market işyerlerinde haftalık fazla çalışma süresi 10 saat olarak belirlenmiştir. Raporda uygulama birliği olması açısından personel takip çizelgelerinin mevcut olduğu belirtilmiş, hükme esas alman bilirkişi raporunda ise davacının çalıştığı market şubesinde bu sistemin uygulanıp uygulanmadığının belirsiz olduğu ifade edilerek davacı tanıklarının beyanlarına itibarla haftalık 18 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Davalı tanıklarının beyanlarında belirttiği çalışma süreleri ise müfettiş raporunu doğrular mahiyettedir. Davacı tanıklarının işveren aleyhine davaları mevcut olup, davacı tarafından imzalı giriş-çıkış devam çizelgeleri mevcut ise bunlara itibar edilmesi gerekir. Buna ilişkin rapor ekleri ve devam çizelgeleri getirtilmeden bu uygulamanın davacı yönünden bağlayıcı olmadığı kabul edilerek sonuca gidilmesi hatalıdır.
Mahkemece öncelikle söz konusu çizelgelerin davacının çalıştığı markette bulunup bulunmadığı araştırılmalı, varsa devam çizelgeleri ve müfettiş rapora göz önüne alınarak sonuca gidilmelidir. Bölge Çalışma Müdürlüğü inceleme raporunda bu hususa dayanak oluşturan ve davacının imzası bulunan devam çizelgeleri getirtilip davacının çalışma saatleri kesin olarak belirlenmeden karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2009/15427 E. 2011/17248 K. 09.06.2011

Somut olayda davacı tanıkları işyerinde 2 vardiya halinde 12 saat çalışılıp 24 saat dinlenildiğini beyan etmiştir. Bölge Çalışma Müdürlüğü müfettiş raporunda işyerinde haftalık 7,5 saat fazla çalışma yapıldığı belirtilmiştir. Ancak bu sürenin nasıl tespit edildiği rapor da açıklanmamıştır. Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda tanık beyanı ile müfettiş raporu birlikte değerlendirilerek davacının fazla çalışma yapıp yamadığı tespit edilmelidir. Bu hususta bir değerlendirme yapılmadan doğrudan müfettiş raporuna göre haftada 7,5 saat fazla çalışma yapıldığı kabul edilerek davacının alacağının hüküm altına alınması hatalıdır.
9.HD. 2010/973 E. 2010/1538 K. 28.01.2010

Somut olayda, davacı işçi aylık net ücretinin 800.TL, olduğunu ileri sürmüştür. Davacının bir tanığı 800.TL. aldığını beyan etmiş, diğer tanık, kaç lira aldığını bilmediğini, mobilya ustasının 600-700-800.TL. aldığını beyan etmiştir.
Mahkemece dosya arasına ibraz edilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bursa Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan inceleme sonunda asgari ücretle çalıştığı beyan edildiği için ücretin asgari ücret olduğu esas alınarak yapılan hesaplamaya göre istekler hüküm altına alınmıştır.
Mahkemece Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı Bursa Bölge Müdürlüğünce yapılan incelemeye ilişkin rapor ve evrakların tamamı ile işyeri belgeleri celp edilerek yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmiş olması hatalıdır.
9.HD. 2007/41196 E. 2009/10913 K. 16.04.2009

Mahkemece, dava konusu edilen alacakların varlığının tespiti bakımından bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesine karşın belirlenen kesin süre içerisinde davacı vekilinin bilirkişi ücretini yatırmadığı, Bölge Çalışma Müdürlüğünce düzenlenen raporun davacının davalıdan dava konusu miktarda alacaklı olduğunun ispata yeterli olmadığı, bu haliyle davanın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı taraf temyiz etmiştir.
Bölge Çalışma Müdürlüğünce yürütülen soruşturmada işveren vekilinin davacı işçinin işyerini kendisinin terk ettiğini savunduğu ancak bu durumun kanıtlanamadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Yukarıda anılan soruşturma sonucunda Bölge Çalışma Müdürlüğünce davacının alacaklı bulunduğu belirtilen kıdem ve ihbar tazminatı tutarları hesaplanmıştır.
İş Kanunun 92/son maddesine göre Bölge Çalışma Müdürlüğünce düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerli olup Bölge Çalışma Müdürlüğünce yapılan hesaplamanın aksini işveren kanıtlamakla yükümlüdür.
Somut olayda, Mahkemece ispat yükünün hangi tarafta olduğu yanlış değerlendirilmiştir.
Mahkemece, dosyadaki deliller, Bölge Çalışma Müdürlüğünce düzenlenen rapor ve tutanaklar, işyeri kayıtları irdelenip, çalışma süresi ve ücret seviyesine göre dava konusu alacakların hesaplanması mümkündür.
Bu olmadığı takdirde Bölge Çalışma Müdürlüğü tarafından yapılan hesaba itiraz eden işverenin bu savunmasını kanıtlaması gerektiği nazara alınarak hesap bilirkişisinden rapor alınması, gerekirse bilirkişi ücretinin davalı tarafa yükletilmesi ve alınan rapor değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2009/25493 E. 2011/43619 K. 16.11.2011

Davacı davalı Bakanlığa bağlı müfettiş tarafından yapılan denetim sonucunda dava dışı işçinin fazla çalışma alacağına hak kazandığının tespitine ilişkin rapor tutulduğunu, 4857 SK. 92/3 maddesi gereği rapora karşı açılan bu dava ile fazla çalışmadan kaynaklı ücret alacağı bulunmadığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, şikayetçi işçiyle ilgili iş müfettişi tespitlerinin sonuçta K.A.D.’in kişisel hak ve yararlarına ilişkin olup; onun tarafından davacıya yöneltilmiş bir iddia ve talep bulunmadığı, işçinin davacıya yöneltilmiş bir iddia ve hak talebi (hizmet tespiti ve alacak davası gibi) olduğunda doğal olarak iş müfettişi raporundaki tespit edilen hususların da hukuki açıdan değerlendirileceği, bu açıdan bakıldığında davacı taraf yönünden H.M.K. 106.dairesinde güncel yarar yokluğu, davalı yönünden ise husumet yokluğu bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
4857 sayılı Yasanın 92/3.fıkrasında “ Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıneaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez. “ hükmünü içermekledir.
Davacının yargı yoluna başvuru hakkı hukuki yararının bulunduğu gözetilerek yasayla düzenlenmiştir. Mahkemenin yasayla düzenlenen bir hakkın varlığını hukuki yarar yokluğundan reddetmesi yasanın düzenleme amacına ve ruhuna aykırıdır.
Mahkemenin davada menfaati etkilenecek olan işçi tarafından açılan davaları bekletici mesele sayarak veya dosyayı o davalarla birleştirerek sonuca varması gerekirken hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar vermesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Raporun bakanlık müfettişleri tarafından düzenlenmesi dolayısıyla da davalı Bakanlığın taraf sıfatı mevcuttur. Husumet yokluğuna ilişkin gerekçede yerinde değildir.
9.HD. 2012/11265 E. 2012/39556 K. 27.11.2012

Davacı davalı Bakanlığa bağlı müfettiş tarafından yapılan denetim sonucunda işçilerin 796,50 TL ücret, 195 TL yemek ve 134,16 TL yol ücreti aldıkları, 30/06/2011 tarihinde sözleşmenin bitim tarihi itibari ile işçilerin sözleşmelerinin sona erdirildiği ve kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandıklarının tespitine ilişkin raporun iptaline karar verilmesini istemiştir.
4857 sayılı Yasanın 92/3.fıkrasında “ Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez. « hükmünü içermektedir.
Davacının yargı yoluna başvuru hakkı, hukuki yararının bulunduğu gözetilerek yasayla düzenlenmiştir. Mahkemenin yasayla düzenlenen bir hakkın varlığını, hukuki yarar yokluğundan reddetmesi yasanın düzenleme amacına vc ruhuna aykırıdır.
Mahkemenin davada menfaati etkilenecek olan işçi tarafından açılan davaları bekletici mesele sayarak veya dosyayı o davalarla birleştirerek sonuca varması gerekirken hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar vermesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2012/5982 E. 2012/8344 K. 13.03.2012

Davacı davalı Bakanlığa bağlı müfettiş tarafından yapılan denetim sonucunda dava dışı işçiye kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi gerektiğine ilişkin raporun iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, kıdem ve ihbar tazminatı alacağının var olup olmadığının denetimi ayrı bir yargılamayı gerektirdiği, dava dışı işçinin yokluğunda bu yönde bir yargılama yapılamayacağı, bölge çalışma müdürlüğü müfettişlerince düzenlenen belgeler idari bir işlem olup, tek başına infazı kabil icraya konulabilir bir belge niteliğinde olmadığı, yeni bir delil sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
4857 sayılı Yasanın 92/3.fıkrasında “ Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararma karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez. « hükmünü içermektedir.
Davacının yargı yoluna başvuru hakkı hukuki yararının bulunduğu gözetilerek yasayla düzenlenmiştir. Mahkemenin yasayla düzenlenen bir hakkın varlığını yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle reddetmesi yasanın düzenleme amacına ve ruhuna aykırıdır.
Mahkemenin davada menfaati etkilenecek olan işçiye karşı davacıya dava açması için gerekirse kesin süre vermesi ve bu dosya ile birleştirerek davayı sonuçlandırması veya işçilik alacağına ilişkin açılan davanın sonucunu bekletici mesele yapması gerekirken eksik incelemeyle davanın reddine karar vermesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2012/5811 E. 2012/8343 K. 13.03.2012

İş müfettişlerinin işçi alacaklarına ilişkin tespitlerine yönelik açılan davaların hukuki niteliği ile buna bağlı olarak somut olayda dava koşullarının bulunup bulunmadığı çözülmesi gerekli hukuki problemi oluşturmaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin 2. fıkrasında, “30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş vc toplu iş sözleşmesinden
doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüklerince incelenir” denilmiştir.
Aynı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, ‘‘Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararma karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunmn 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alman işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan dava çeşitleri 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu 105 ila 113. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eda davası, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmışken, tespit davası ise mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır.
4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından, yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağı bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava eda davası karakterindedir. Söz konusu tespite işveren tarafından, yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde kanunda özel olarak düzenlenmiş olması sebebiyle davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukuken korunmaya değer güncel bir yarar şartının bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.
Görüldüğü üzere, iş müfettişi raporlarının işçilerin alacaklarına yönelik kısımlarına karşı işçi ya da işveren tarafından açılacak davalar, yerine göre eda davası yerine göre ise menfi tespit davası özelliği göstermekte olup her halükarda bu davaların tarafları işçi ve işverendir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün bu davalarda taraf sıfatı bulunmamaktadır.
Somut olayda, davacı işveren tarafından iş müfettişinin işçi alacaklarına dair tespitine karşı borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz edilerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına karşı dava açılmıştır. Dava Bakanlığa karşı görülerek sonuçlandırılmıştır. İşçi ise davanın tarafı olarak gösterilmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde; davanın, taraf sıfatı yokluğundan reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2013/27656 E. 2013/21122 K. 08.10.2013

Davacı işveren; davalının iş akdinin fesli edilmesi nedeniyle ÇGSB Konya Bölge Müdürlüğüne işveren şirketi şikayet ettiğini, 04/01/2012 tarihli durum tespit tutanağının davacı şirkete 10/02/2012 tarihinde tebliğ edildiğini davalının kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi yönündeki rapor/tutanağın usul ve yasaya aykırı olduğunu iptali gerektiğini davalının iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini belirterek, 10/02/2012 tarihinde tebliğ edilmiş bulunan davalının kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi yönündeki rapor tutanağın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işçi; davacının rapor iptali talebinin yerinde olmadığını, davacının bu raporun iptaline yönelik olarak dava açmasında menfaati olmadığını raporların yaptırım gücü olmadığını infaz kabiliyeti bulunmadığını, davacının iddialarının doğru olmadığını, baş operatör T.B.’in haksız ve art niyetli davranışları nedeniyle bu iddia ve ithamların yapıldığını, davacı aleyhine kıdem ve ihbar tazminatının tahsili için Konya 3. İş Mahkemesinin 2012/184 Esas nolu davayı açtıklarını belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından yapılan feshe gerekçe gösterilen soyut sebeplerin haklı feshe gerekçe yapılacak nitelikte olmadığı bu haliyle dava konusu raporun geçerli olduğu sonucuna ulaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davacının iptaline karar verilmesini talep ettiği raporun ÇGSB Konya Bölge Müdürlüğünce düzenlenmiş olduğu da dikkate alındığında dava Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın da hak alanını ilgilendirdiğinden davaya dahil edilerek davaya karşı diyecekleri belirlendikten sonra hüküm kurulması gerekirken taraf teşkili sağlanmaksızın düzenlenen rapora ilişkin olarak hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
7. HD. 2013/5358 E. 2013/10097 K. 30.05.2013

Davacı vekili, müvekkiline ait işyerinin eski çalışanlarından olan M.Topçu’nun başvurusu üzerine yapılan incelemede, işçiye ihbar tazminatı ödenmesi gerektiğinin belirtildiği, sözkonusu tespitin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek 06.12.2011 tarihli tutanağın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın husumetten ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davalı idare tarafından tutulan tutanak ve yapılan işlemlerin aksi ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92/3. maddesi kapsamında, işçi alacaklarına dair iş müfettişlerince düzenlenen rapor ve tutanakların içeriğine ilişkin olup, bu hususta açılacak davaların hukuki niteliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
4857 sayılı Kanun Tın 91. maddesinin 2. fıkrasında. “30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerince incelenir” denilmiştir.
4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Çalışma hayatını izleme, denetleme vc teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi ispatlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararma karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alman işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 105 ilâ 113. maddeleri arasında dava çeşitleri düzenlenmiştir. Eda davası davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmış iken, tespit davası, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır.
4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından, yapılan tespitin eksik olduğu vc daha fazla alacağın bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, eda davası niteliğindedir. Sözkonusu tespite, işveren tarafından yapılan tespitin hatalı olduğu vc tamamen ya da kısmen borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde, kanunda özel olarak düzenlenmiş olması sebebiyle, davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukuken korunmaya değer güncel bir yarar şartının bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.
Görüldüğü üzere, iş müfettişi raporlarının işçi alacaklarına yönelik kısımlarına karşı, işçi ya da işveren tarafından açılacak davalar, yerine göre eda davası yerine göre ise menfî tespit davası özelliği göstermekte olup her halükarda bu davalarda, işçi ve işverenin taraf olarak yer alması gerekmekledir.
Somut olayda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesinde iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların vc tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına itiraz edebilme imkanını tanıyan düzenleme nedeniyle davacı işverenin Bakanlığa karşı dava açtığı anlaşılmaktadır. Ancak davanın niteliği itibariyle menfi tespit davası olduğu Dairemizce kabul edildiğinden davanın
işçiye karşı açılması gerekir. Bu sonuca Dairemizin uygulaması ile varıldığı için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi uyarınca davacıya davasını işçiye yöneltmesi için usulüne uygun süre verilmeli, sonucuna göre yargılamaya devam edilerek bir karar verilmelidir. Taraf teşkili sağlanmadan yargılama sürdürülerek davanın sonuçlandırılması isabetsiz olup bu husus bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2013/32907 E. 2013/26385 K. 21.11.2013

Davacı işveren; davalının iş akdinin feshedilmesi nedeniyle ÇSGB Konya Bölge Müdürlüğüne işveren şirketi şikayet ettiğini, 04/01/2012 tarihli durum tespit tutanağının davacı şirkete 10/02/2012 tarihinde tebliğ edildiğini davalının kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi yönündeki rapor/tutanağın usul ve yasaya aykırı olduğunu iptali gerektiğini davalının iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini belirterek, 10/02/2012 tarihinde tebliğ edilmiş bulunan davalının kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi yönündeki rapor tutanağın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işçi; davacının rapor iptali talebinin yerinde olmadığını, davacının bu raporun iptaline yönelik olarak dava açmasında menfaati olmadığını raporların yaptırım gücü olmadığını infaz kabiliyeti bulunmadığını, davacının iddialarının doğru olmadığını, baş operatör T.B.’iıı haksız ve art niyetli davranışları nedeniyle bu iddia ve ithamların yapıldığını, davacı aleyhine kıdem ve ihbar tazminatının tahsili için Konya 3. İş Mahkemesinin 2012/184 Esas nolu davayı açtıklarını belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından yapılan feshe gerekçe gösterilen soyut sebeplerin haklı feshe gerekçe yapılacak nitelikte olmadığı bu haliyle dava konusu raporun geçerli olduğu sonucuna ulaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davacının iptaline karar verilmesini talep ettiği raporun ÇSGB Konya Bölge Müdürlüğünce düzenlenmiş olduğu da dikkate alındığında dava Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın da hak alanını ilgilendirdiğinden davaya dahil edilerek davaya karşı diyecekleri belirlendikten sonra hüküm kurulması gerekirken taraf teşkili sağlanmaksızın düzenlenen rapora ilişkin olarak hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
7.HD. 2013/5358 E. 2013/10097 K. 30.05.2013

Somut olayda, davacı işveren tarafından iş müfettişinin işçi alacağına dair tespitinin haksız ve dayanaksız olduğunu belirterek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına karşı dava açılmıştır. Dava Bakanlığa karşı görülerek sonuçlandırılmıştır. İşçi ise davanın tarafı olarak gösterilmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde; davanın işçiye yöneltilmesi gerekliliği içtihatlarıyla getirilmiş olmakla, davanın taraf sıfatı yokluğundan reddi yerine davacı tarafa davanın işçiye yöneltmesi için süre verilerek sonucuna göre davaya devam edilmeli, işçiye davanın yöneltilmesi durumunda, davalı olarak gösterilen Bakanlık hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. İşçiye dava yöneltilmeden karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2013/32193 E. 2013/24726 K. 15.11.2013

Somut olayda, davacı işveren tarafından iş müfettişinin işçi alacaklarına dair tespitinin Anayasa ve İLO sözleşmelerine aykırı olduğunu belirterek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına karşı dava açılmıştır. Dava Bakanlığa karşı görülerek sonuçlandırılmıştır. İşçi ise davanın tarafı olarak gösterilmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde; davanın, taraf sıfatı yokluğundan reddi gerekirken yazılı gerekçeyle reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2012/27083 E. 2013/23152 K. 01.11.2013

Mahkemece, Bingöl Çalışma ve İş Kurumu Müdürlüğünün 1121062 sayılı 13.11.2012 tarihli tutanağının iptal edilmesi istendiğine göre husumetin Bingöl Çalışma ve İş Kurumu Müdürlüğüne yöneltilmesinin gerektiği, davalıların taraf ehliyetinin olmadığı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/d maddesinde taraf ehliyetinin dava şartı olarak düzenlendiği gerekçesi ile aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davacı Bingöl Çalışma ve İş Kurumu İş Müdürlüğünce düzenlenen tutanağın iptaline karar verilmesini istemiş ise de, dava dilekçesinin içeriğine göre asıl talebin tutanakla belirlenen işçi alacağından dolayı borçlu bulunmadığının tespiti olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla, memur tarafından düzenlenen tutanakla tespit edilmiş olan işçi alacaklarının bulunmadığı ileri sürüldüğünden, davanın işçiye karşı açılmasında usul ve kanuna aykırılık bulunmamaktadır. Mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile husumet yönünden davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2013/8286 E. 2013/13410 K. 03.06.2013

Somut olaydaki dava İş Kanununun 3.maddesine göre düzenlendiği iddia olunan müfettiş raporuna karşı açılmış bir itiraz davasıdır.
4857 sayılı İş Kanunun 3.maddesinin 2.fıkrasında;
(Değişik fıkra: 15/05/2008-5763 S.K./..) Bu Kanunun 2’nci maddesinin altıncı fıkrasına göre iş alan alt işverenin kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte, birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlü olduğu, Bölge Müdürlüğünce tescili yapılan bu işyerine ait belgelerin gerektiğinde iş müfettişlerince inceleneceği, inceleme sonucunda muvazaalı işlemin tespiti halinde, bu tespite ilişkin gerekçeli müfettiş raporunun işverenlere tebliğ edileceği, bu rapora karşı tebliğ tarihinden itibaren altı iş günü içinde işverenlerce yetkili İş Mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu bildirilmiştir.
Yani ilgili kanun maddesinde ancak muvazaanın tespiti halinde bu davanın açılabileceği belirtilmiştir. Müfettiş tarafından tespit edilen ve iptali istenen bu dava konusu raporun öte yandan 4857 sayılı Yasanın 92.maddesinde çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanakların aksi kamtlanıncaya kadar geçerli olduğu, iş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içinde yetkili İş Mahkemesine itiraz edebilecekleri, iş Mahkemelerinin kararlarına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8’inci maddesine göre kanun yoluna başvurulmasının İş Mahkemesince hüküm altına alınan alacağın tahsiline engel teşkil etmeyeceği bildirilmiştir.
İptali istenen müfettiş raporunda davacı idare ile dava dışı şirketler arasında yapılan hizmet alım sözleşmelerinin 4857 sayılı İş Kanununun 3. maddesinde ifadesini bulan «muvazaanın tespitine ilişkin yani davacı idarenin gerçek işveren olduğu, dava dışı şirketlerle yapılan hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğu, işçilerin bu şirketlerle bir ilgisi olmayıp başlangıçtan itibaren davacı idarenin işçileri olduğu” yönünde bir tespit yapılmadığından bu davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır.
Mahkemece iptali istenen müfettiş raporunda 4857 sayılı İş Kanununun 3. maddesinde sözü edilen muvazaanın tespiti yönünde bir işlem yapılmadığından, temizlik işi yardımcı iş olup yapılan sözleşmelerle davacı idare ile dava dışı şirketler arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde müfettiş raporunun iptaline karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
7.HD. 2013/8720 E. 2013/16059 K. 02.10.2013

Davacı vekili, davalı şirket işçisinin işten çıkarılması üzerine davalı Kayseri Bölge Çalışma Müdürlüğüne müracaat ederek şikayette bulunduğunu, davalının ihbar ve kıdem tazminatının ödenmesi gerektiği şeklinde inceleme tutanağı tuttuğunu, tespitin hatalı olması nedeniyle 4857 Sayılı Yasanın 92/3, 6111 sayılı Yasanın 78. Maddeleri gereğince tespite itiraz etmiştir.
Davalı, davacı vekilinin dava konusu ettiği hususların yargı denetimi dışında olduğunu yersiz açılan davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, “dava konusunun iş müfettişi raporu olmaması ve dava edilen hususun çalışma hayatı ile ilgili olmayıp çalışma hayatının sonlanmasından sonraki bir husus olması itibariyle yargı yolu açık olmadığı” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı temyiz etmiştir.
4857 Sayılı Kanun 6111 Sayılı Yasa 78. Maddesi ile değişik 92/3 maddesi “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararma karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alman işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” düzenlemesini içermektedir. Madde içeriğinden işçi şikayetlerinin iş müfettişleri ve bölge Müdürlüğü memurları tarafından incelenebileceği anlaşılmaktadır.
Maddenin değişikliğinden önceki düzenleme incelendiğinde çalışına hayatına ilişkin raporların sadece iş müfettişleri tarafından tutulabildiği, 6111 Sayılı Kanun ile bölge Müdürlüğü memurlarının da denetlemeye yetkili kılındıkları anlaşılmaktadır. Bu değişiklik dışında ayrıca kararlara karşı yargı yolu da düzenlenmiştir.
Maddedeki açık düzenlemeye göre sadece iş müfettişi raporlarına karşı adli yargı yolıı açık bırakılmıştır. Tutanak düzenlemeye yetkili bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklara ilişkin yasa yolundan maddede bahsedilmemiştir.
Mahkemece adli yargının görevli olmadığına ilişkin tespiti yerinde ise de, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 125. Maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Bölge müdürlüğü memuru tarafından tutulan tutanaklara karşı adli yargının görevli olduğuna ilişkin düzenleme bulunmadığına göre Anayasanın açık hükmü karşısında davaya bakmakla idari yargı görevlidir. Mahkemece Anayasa hükmü gözetilmeksizin yargı yolunun kapalı olduğuna ilişkin herhangi bir yasal düzenlemeye dayanmadan yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.
Kabule göre; Çalışma hayatının izlenmesi ve denetlenmesi terimi devam eden sözleşme ilişkisiyle sınırlı olmayıp sona eren sözleşme ilişkilerini de kapsayan geniş bir yelpazedir. Sadece devaın eden sözleşmelere ilişkin şikayetlerin incelenmesi tek başına çalışma hayatını ve barışını korumaya yeterli olmayıp sona eren sözleşmelerin de denetlenmesiyle sağlanır. Yargı yolu ve denetimlerin yapılmaması halinde kaos ortamı yaşanır ki o zaman artık korunacak bir çalışma hayatından da bahsetmek mümkün olmaz. Kaldı ki, kıdem, ihbar tazminatı ve yıllık izin alacakları feshe bağlı haklar olup ancak sözleşmenin sona ermesiyle istenebilir niteliktedir. Anılan alacakların temeli çalışma hayatına dayanmaktadır. Mahkemece sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle yapılan incelemenin çalışma hayatını ilgilendirmediği şeklindeki gerekçesi yerinde değildir.
9.HD . 2011/50403 E. 2011/48118 K. 13.12.2011

4857 Sayılı Kanun 6111 Sayılı Yasa 78. Maddesi ile değişik 92/3 maddesi “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıneaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların vc tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” düzenlemesini içermektedir. Madde içeriğinden işçi şikayetlerinin iş müfettişleri ve bölge Müdürlüğü memurları tarafından incelenebileceği anlaşılmaktadır.
Maddenin değişikliğinden önceki düzenleme incelendiğinde çalışma hayatına ilişkin raporların sadece iş müfettişleri tarafından tutulabildiği, 6111 Sayılı Kanun ile bölge Müdürlüğü memurlarının da denetlemeye yetkili kılındıkları anlaşılmaktadır. Bu değişiklik dışında ayrıca kararlara karşı yargı yolu da düzenlenmiştir.
Maddedeki açık düzenlemeye göre sadece iş müfettişi raporlarına karşı adli yargı yolu açık bırakılmıştır. Tutanak düzenlemeye yetkili bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklara ilişkin yasa yolundan maddede bahsedilmemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 125. Maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Bölge müdürlüğü memuru tarafından tutulan tutanaklara karşı adli yargının görevli olduğuna ilişkin düzenleme bulunmadığına göre Anayasanın açık hükmü karşısında davaya bakmakla idari yargı görevlidir.
Mahkemenin hukuki yararın varlığı veya yokluğunu tartışabilmesi için uyuşmazlığı çözmekle görevli olması gerekir. Yukarıda açıklandığı üzere davacı bu rapora karşı ancak idari yargı yoluna başvurabilir.
Mahkemenin görev hususunu gözetmeden yazılı şekilde karar vermesi hatalıdır.
9.HD. 2012/31551 E. 2012/39569 K. 27.11.2012

İptali istenilen rapor Gaziantep Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenmiştir.
Bu rapora yönelik iptal talebi hakkında yetkili mahkeme raporun düzenlendiği yer olan Gaziantep İş Mahkemeleridir.
Mahkemece dava dilekçesinin Gaziantep İş Mahkemeleri yetkili olduğundan reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2011/47410 E. 2011/43586 K. 15.11.2011

Dava bölge çalışma müdürlüğü tarafından asıl-alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğuna ilişkin yapılan tespite itiraz davasıdır.
4857 sayılı İş Kanunun 3/2 maddesinde “Bu Kanunun 2 nci maddesinin altıncı fıkrasına göre işalan alt işveren; kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte, birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür. Bölge müdürlüğünce tescili yapılan bu işyerine ait belgeler gerektiğinde iş müfettişlerince incelenir. İnceleme sonucunda muvazaalı işlemin tespiti halinde, bu tespite ilişkin gerekçeli müfettiş raporu işverenlere tebliğ edilir. Bu rapora karşı tebliğ tarihinden itibaren altı işgünü içinde işverenlerce yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Rapora altı iş günü içinde itiraz edilmemiş veya mahkeme muvazaalı işlemin tespitini onamış ise tescil işlemi iptal edilir vc alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılır.” hükmü yer almaktadır.
Davacı tarafından davanın Bölge Çalışma Müdürlüğünün bağlı olduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltilerek açılması gerekir. Ancak davacı davasını hasım göstermeden açmıştır. Bu durumda mahkemece davacı tarafa davasını davalı olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltmesi hususunda süre verilerek taraf teşkili sağlanıp davaya devam edilmesi gerekirken davanın pasif husumet oluşmadığı nedeniyle reddi hatalıdır.
9.HD. 2011/45809 E. 2011/41247 K. 26.10.2011

Taraflar arasında iş müfettişlerinin işçi alacaklarına ilişkin tespitlerine yönelik açılan davaların hukuki niteliği ile buna bağlı olarak somut olayda dava şartlarının bulunup bulunmadığı noktalarında uyuşmazlık mevcuttur.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 91. maddesinin 2. fıkrasında, “30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüklerince incelenir” denilmiştir.
Aynı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlamncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarcaotuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. îş mahkemesinin kararma karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan dava çeşitleri 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 105. ile 113. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eda davası, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmışken, tespit davası ise mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır.
4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından, yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağı bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava eda davası karakterindedir. Sözkonusu tespite işveren tarafından, yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde kanunda özel olarak düzenlenmiş olması nedeniyle davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukuken korunmaya değer güncel bir yarar koşulunun bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.
Görüldüğü üzere, iş müfettişi raporlarının işçilerin alacaklarına yönelik kısımlarına karşı işçi ya da işveren tarafından açılacak davalar, yerine göre eda davası yerine göre ise menfi tespit davası özelliği göstermekte olup her halükarda bu davaların tarafları işçi ve işverendir. Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün bu davalarda taraf sıfatı bulunmamaktadır.
Somut olayda, davacı işveren tarafından iş müfettişinin işçi alacaklarına dair tespitine karşı borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz edilerek Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü G. Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü aleyhine karşı dava açılmış ve sonuçlandırılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde, davanın, taraf sıfatı yokluğundan reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması hatalıdır.
9.HD. 2014/30179 E. 2014/34815 K. 20.11.2014

İş müfettişlerinin işçi alacaklarına ilişkin tespitlerine yönelik açılan davaların hukuki niteliği ile buna bağlı olarak somut olayda dava şartlarının bulunup bulunmadığı çözülmesi gerekli hukuki problemi oluşturmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 91. maddesinin 2. fıkrasında, “30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma vc Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerince incelenir” denilmiştir.
Ayııı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıneaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların vc tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan dava çeşitleri 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nu 105. ila 113. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Eda davası, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahııt yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmışken, tespit davası ise mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır.
4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından, yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağı bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava eda davası karakterindedir. Söz konusu tespite işveren tarafından, yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde kanunda özel olarak düzenlenmiş olması nedeniyle davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukuken korunmaya değer güncel bir yarar koşulunun bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.
Görüldüğü üzere, iş müfettişi raporlarının işçilerin alacaklarına yönelik kısımlarına karşı işçi ya da işveren tarafından açılacak davalar, yerine göre eda davası yerine göre ise menfi tespit davası özelliği göstermekte olup her halükarda bu davaların tarafları işçi vc işverendir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu davalarda taraf sıfatı bulunmamaktadır.
Somut olayda, davacı işveren tarafından iş müfettişinin işçi alacaklarına dair tespitine karşı borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz edilerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na karşı dava açılmıştır. Dava Bakanlığa karşı görülerek sonuçlandırılmıştır. İşçi ise davanın tarafı olarak gösterilmemiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde, davanın, taraf sıfatı yokluğundan reddi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22.HD . 2012/30628 E. 2013/2717 K. 12.02.2013

4857 sayılı Kanun’un 91. maddesinin 2. fıkrasında, ”30.01.1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10. maddesine istinaden iş sözleşmesi fiilen sona eren işçilerin kanundan, iş ve toplu iş sözleşmesinden doğan bireysel alacaklarına ilişkin şikayetleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüklerince incelenir” denilmiştir. 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasında ise, “Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi ispatlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararının karşı taraflarca 5521 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması mahkemesince hüküm altına alman işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 105 ilâ 113. maddeleri arasında dava çeşitleri düzenlenmiştir. Eda davası davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesinin talep edildiği dava türü olarak tanımlanmış iken, tespit davası, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edildiği dava çeşidi olarak açıklanmıştır. 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasına göre iş müfettişi raporlarına karşı açılan davalar, işçilerin bireysel başvuruları üzerine iş müfettişi tarafından işçi alacaklarına ilişkin yapılan tespitlere karşıdır. Bu tespite işçi tarafından yapılan tespitin eksik olduğu ve daha fazla alacağın bulunduğu gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, eda davası niteliğindedir. Sözkonusu tespite, işveren tarafından yapılan tespitin hatalı olduğu ve tamamen ya da kısmen borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz ediliyorsa dava, menfi tespit davası niteliğindedir. Bu son halde, kanunda özel olarak düzenlenmiş olması sebebiyle, davacı işverenin bu davayı açmakta, kanunun ifadesiyle “hukuken korunmaya değer güncel bir yararı” bulunduğu kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle tespit davaları için ayrıca araştırılan hukuki korunmaya değer güncel bir yarar şartının bu dava açısından mevcut olduğu değerlendirilmelidir.
Görüldüğü üzere, iş müfettişi raporlarının işçi alacaklarına yönelik kısımlarına karşı, işçi ya da işveren tarafında açılacak davalar, yerine göre eda davası yerine göre ise menfî tespit davası özelliği göstermekte olup her halükarda bu davalarda, işçi ve işverenin taraf olarak yer alması gerekmektedir.
Somut olayda, davacı işveren tarafından, iş müfettişinin işçi alacağına dair tespitine karşı borçlu olunmadığı gerekçesiyle itiraz edilerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına karşı dava açılmış ve dava Bakanlığa karşı yöneltilerek sonuçlandırılmıştır. İşçi ise davanın tarafı olarak gösterilmemiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında mahkemece davacıya, işçilik alacağı hakkında tespitte bulunulan işçiyi de davaya dahil etmesi için süre verilip,
işçini davalı olarak yöntemince davalıya katılımı sağlanıp varsa göstereceği delillerde toplanıp değerlendirilmek suretiyle yargılamaya devam olunması gerekirken, taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2013/4445 E. 2014/3253 K. 20.02.2014

Davacı vekili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişi tarafından düzenlenmiş 19.04.2012 tarih ve MÖ-018 sayılı inceleme raporu ile 2.2222.19214.46 sicil numaralı E.Ambalaj Plastik San ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı işyerinde 38 erkek ve 1 kadın olmak üzere toplam 39 işçi çalıştığının ve işçilerin 24 esasına göre çalıştığının ve aylık 42 saat fazla çalışma yapıldığının ve bu fazla çalışma karşılığı ücret ödenmediğinin tespitine ilişkin kararın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne raporun iptaline karar verilmiştir.
4857 sayılı Yasanın 92/3.fıkrasında “ Çalışma hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikayetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kamtlanıncaya kadar geçerlidir. İş müfettişleri tarafından düzenlenen raporların ve tutulan tutanakların işçi alacaklarına ilişkin kısımlarına karşı taraflarca otuz gün içerisinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İş mahkemesinin kararına karşı taraflarca 5521 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre kanun yoluna başvurulabilir. Kanun yoluna başvurulması iş mahkemesince hüküm altına alınan işçi alacağının tahsiline engel teşkil etmez. “ hükmünü içermektedir.
Davacı işveren iptal davasını sadece Bakanlığa karşı açmıştır. Bakanlığın şikayet üzerine verdiği tespit kararı, soruşturma sırasında fazla çalışma yapılmadığını söyleyen işçilerin hukuki menfaatlerini ihlal etmese de fazla çalışma yaptığı iddiasında olan diğer işçilerin haklarım etkileyecek niteliktedir. Bu nedenle Mahkemenin davada menfaati etkilenecek olan fazla çalışma olmadığını söyleyenler dışında kalan işçilerin davaya dahil edilmesi için kesin önel verilerek bu işçilerinde davaya katılımları sağlanarak beyanları alınıp delilleri toplandıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken taraf teşkili sağlanmaksızın davanın kabulüne karar vermesi hatalı olup bozma nedenidir.
7.HD. 2013/26455 E. 2014/4921 K. 03.03.2014

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, iş müfettişi tarafından yapılan muvazaa tespitinin ve buna dayalı olarak verilen idari para cezasının hukuka aykırı olduğunu iddia ederek muvazaa tespiti ile idari para cezasının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, dava konusu iş müfettişi raporunun yerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının yaptığı işin yardımcı iş niteliğinde olduğu ve davacı ile dava dışı şirket arasında muvazaalı bir alt işverenlik ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine göre, bu kanunda öngörülen idari para cezaları, 101. ve 106. maddelerdeki idari para cezalan hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101. ve 106. maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu il müdürü tarafından; birden fazla ilde işyerleri bulunan işverenlere uygulanacak idari para cezası ise işyerlerinin merkezinin bulunduğu yerdeki Türkiye İş Kurumu il müdürünce verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir.
Yine 4857 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 2. fıkrasında “Bu Kanunun
2. maddesinin altıncı fıkrasına göre iş alan alt işveren; kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte, birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür. Bölge müdürlüğünce tescili yapılan bu işyerine ait belgeler gerektiğinde iş müfettişlerince incelenir. İnceleme sonucunda muvazaalı işlemin tespiti halinde, bu tespite ilişkin gerekçeli müfettiş raporu işverenlere tebliğ edilir. Bu rapora karşı tebliğ tarihinden itibaren altı işgünü içinde işverenlerce yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.” ifadesine yer verilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde, “Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, İdarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır” denilirken yine aynı Kanun’un “Başvuru Yolu” başlıklı 27. maddesinin 1. fıkrasında ise, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, 4857 sayılı Kanun’da idari para cezasına karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkin özel bir düzenleme yer almadığından bu konudaki genel düzenlemeler olan Kabahatler Kanunu’nun 3. ve 27. maddelerindeki düzenlemelerden ayrılmayı gerekli kılacak bir durum mevcut değildir. Nitekim Uyuşmazlık mahkemesi de 02.05.2012 gün, 28280 sayılı Resmi Gazele ’de yayımlanan 09.04.2012 gün, 2012/17 esas, 2012/70 sayılı kararıyla bu konuda görevli yargı yolunun adli yargı, görevli mahkemenin ise sulh ceza mahkemesi olduğunu ifade etmiştir.
Dosya içeriğine göre, davacının iş müfettişince yapılan alt işverenlik ilişkisinin muvazaaya dayalı olduğuna dair tespitine ve bu tespite dayanan idari para cezasına itiraz ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece öncelikle dava konusu raporun davacıya tebliğine ilişkin belgeler getirtilmelidir. Daha sonra davacının alt işverenlik ilişkisindeki muvazaa tespitine itiraza ve buna dayanan idari para cezasına itiraza ilişkin talepleri farklı mahkemelerin görev alanlarına girdiğinden ayrıştırılmalıdır. Bundan sonra ise mahkemenin görevli olduğu alt işverenlik ilişkisinin muvazaaya dayandığına dair tespite yapılan itirazlar kapsamında ise uyuşmazlığı çözecek kararın kesin olduğu dikkate alınarak yetkili olunup olunmadığı da tartışılıp bir karar verilmelidir. İdari para cezasına itiraz bakımından ise görevsizlik kararı verilerek dosya görevli ve yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilmelidir.
22. HD. 2012/30599 E. 2013/1323 K. 30.01.2013

Davacı vekili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerinin tanzim ettiği raporuna göre, dava dışı Tigem Karacabey Tarım İşletme Müdürlüğü ile aralarındaki hukuki ilişkinin muvazaaya dayandığına ilişkin tespitin hukuka aykırı olduğunu belirterek, bu tespit ile buna dayanılarak kesilen idari para cezasının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin muvaazaya dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine göre, bu kanunda öngörülen idari para cezaları, 101. ve 106. maddelerdeki idari para cezaları hariç, gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürünce verilir. 101. ve 106. maddeler kapsamındaki idari para cezaları ise doğrudan Türkiye İş Kurumu il müdürü tarafından; birden fazla ilde işyerleri bulunan işverenlere uygulanacak idari para cezası ise işyerlerinin merkezinin bulunduğu yerdeki Türkiye İş Kurumu il müdürünce verilir ve genel esaslara göre tahsil edilir.
Yine 4857 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 2. fıkrasında “Bu Kanunun
2. maddesinin altıncı fıkrasına göre iş alan alt işveren; kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte, birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür. Bölge müdürlüğünce tescili yapılan bu işyerine ait belgeler gerektiğinde iş müfettişlerince incelenir. İnceleme sonucunda muvazaalı işlemin tespiti halinde, bu tespite ilişkin gerekçeli müfettiş raporu işverenlere tebliğ edilir. Bu rapora karşı tebliğ tarihinden itibaren altı işgünü içinde işverenlerce yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.” ifadesine yer verilmiştir.
Dairemizce, tarafları farklı ancak konusu aynı olan 2012/869 esas sayılı dosyada, iş müfettişinin raporuna itiraz üzerine mahkemece verilen kararın kesin olduğuna ilişkin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “itiraz üzerine veri len karar kesindir” hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesinin 18.10.2012 tarih ve 2012/40-158 sayılı kararı ile sözkonusu hükmün Anayasa’ya aykırı olmadığı gerekçesi ile başvurunun reddine karar verilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde, “Bu Kanunun; a)İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b)Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır” denilirken yine aynı Kanun’un “Başvuru Yolu” başlıklı 27. maddesinin I. fıkrasında ise, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1. maddesine göre yargı yolu vc mahkemenin görevi dava şartlarından olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen ve öncelikle dikkate alınmalıdır. Yine, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 191. maddesi gereğince bir davada görev ve yetki uyuşmazlığı birleştiği takdirde önce görev meselesinin çözülmesi gerekir. Çünkü yetkisizliğe ilişkin ilk itirazı halledecek mahkeme, esas davayı görmeye salahiyettar olan mahkemedir. Yine aynı Kanun’un 27. maddesi uyarınca, görevsizlik kararından sonra dosyanın geldiği görevli mahkemede bakılan dava ise, yeni bir dava olmayıp, görevsiz mahkemede açılmış olan davanın devamı sayılır.
Görüldüğü üzere, 4857 sayılı Kanun’da idari para cezasına karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkin özel bir düzenleme yer almadığından bu konudaki genel düzenlemeler olan Kabahatler Kanunu’nun 3. ve 27. maddelerindeki düzenlemelerden ayrılmayı gerekli kılacak bir durum mevcut değildir. Nitekim Uyuşmazlık mahkemesi de 02.05.2012 gün, 28280 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 09.04.2012 gün, 2012/17 esas, 2012/70 sayılı kararıyla bu konuda görevli yargı yolunun adli yargı, görevli mahkemenin ise sulh ceza mahkemesi olduğunu ifade etmiştir.
Dosya içeriğine göre, davacının iş müfettişince yapılan alt işverenlik ilişkisinin muvazaaya dayalı olduğuna dair tespitine ve bu tespite dayanan idari para cezasına itiraz ettiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacı ile dava dışı Tigem işletmesi arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesinin muvazaaya dayandığı gerekçesiyle, davalı kurumun muvaaza tespitine ilişkin işlem ile buna dayanılarak tesis edilen idari para cezasının iptali talebinin reddine karar verilmiş ise de davacının alt işverenlik ilişkisindeki muvazaa tespitine ilişkin itirazı ile buna dayanan idari para cezasına itiraza ilişkin talepleri farklı mahkemelerin görev alanlarına girdiğinden tefrik edilmeli, bundan sonra mahkemenin görevli olduğu alt işverenlik ilişkisinin muvazaaya dayandığına dair tespite yapılan itirazlar kapsamında ise uyuşmazlığı çözecek kararın kesin olduğu değerlendirilerek bir karar verilmelidir. İdari para cezasına itiraz bakımından ise görevsizlik kararı verilerek dosya görevli ve yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilmelidir.
22. HD. 2013/20271 E. 2013/19143 K. 17.09.2013

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*