Asıl işveren – Alt işveren ilişkisi – Yargıtay kararları

Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Adana 2.İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 24.03.2008 gün ve 2006/1109 E-2008/227 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı ve davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 24.06.2008 gün ve 2008/21477-17485 sayılı ilamı ile; (“… 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı ile davalılardan S.Belediye Başkanlığının tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalı M. Yönetim Org. Ltd. Şirketinin temyizine gelince:
Mahkemece, davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin olduğu gerekçesiyle davaya konu istekler bakımından her iki davalı birlikte sorumlu tutulmuştur. Dairemizin konuya dair kararlarında davalılar arasındaki ilişkinin muvazaaya dayandığı kabul edilmiş ve yerel mahkemece bu yönde verilen kararlar onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Böyle olunca davalılardan M.Yönetim Org. Ltd Şirketi hakkında husumet yokluğu sebebiyle red kararı verilmesi gerekirken diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulması hatalı olmuştur…”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı M..Ltd.Şti. vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Yerel Mahkemece istemin kısmen kabulüne karar verilmiş; Özel Dairenin yukarıda yazılı bozma kararı üzerine; iyiniyetli olan davacı yönünden taraf olmadığı muvazaanın ileri sürülemeyeceği ilkesi nedeniyle hükmedilen miktardan davalıların müteselsil sorumlu olduğu belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Somut olayın özelliği dikkate alındığında; davacının işçilik hak ve alacaklarının korunması ve tahsili amacına yönelik olarak, davacı işçiyi hizmet akdi ile fiilen çalıştıran davalı şirketin de dava konusu alacaklar yönünden sorumluluğu bulunduğu gözetildiğinde davalıların müteselsil sorumluluğuna karar verilmesi doğru bulunmaktadır.
Yukarıda belirtilen maddi ve yasal olgular dikkate alındığında Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli bulunmaktadır.
Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiş olup, dosyanın temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.
HGK 2008/9-704 E. 2008/730 K. 03.12.2008

Taraflar arasındaki “toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan fark işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 10.04.2012 gün ve 2010/649
E. 2012/339 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 02.07.2012 gün ve 2012/22176 E. 2012/25116 K. sayılı ilamı ile;
Davacı vekili, davalı işveren A. Anonim Şirketinin alt işvereni Y. Limited Şirketinin işçisi olarak çalışan davacının Nakliyat İş Sendikasına üye olduğunu, üye sendika ile Y. Ltd.Şti şirketi arasında 26.12.2007 tarihli toplu iş sözleşmesinin imzalandığını, uzun yıllardan beridir süre gelen asıl işveren – alt işveren ilişkisinin, alt işverenin Sendika ile TİS imzalayacağını öğrenen davalı A. A.Ş tarafından 2008 yılında yenilenmeyeceğinin alelacele
taşerona bildirilerek sonlandınldığım, bu ilişkinin A. Anonim Şirketi tarafından sonlandınlmasının tek nedeninin, sendikadan ve imzalanan toplu iş sözleşmesinin kendisine yükleyeceği külfetten kurtulmak olduğunu, davacının iade kararına rağmen işe başlatılmadığını, davacının Toplu İş Sözleşmesinin yürürlüğe girdiği tarihten geçersizliğine karar verilen fesih tarihine kadar sözleşmeden kaynaklanan fark alacakları bulunduğunu, ayrıca işe başlatılmayan davacıya Toplu İş Sözleşmesinin uygulanmaması nedeni ile kıdem, ihbar ve işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının eksik ödendiğini belirterek, fark kıdem, fark ihbar, fark sendikal (işe başlatmama) tazminatı ile fark ücret ve fark boşta geçen süre ücret alacağının davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının fark talebinin Y. Ltd.Şti. ile Nakliyat İş Sendikası arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesine dayandığını, buna karşın kesinleşen işe iade davalarında Y. Ltd.Şti. ile davalı A. A.Ş arasındaki asıl işveren – alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığı ve Y. Ltd.Şti. işçilerinin baştan itibaren işçisi olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle Y. Ltd.Şti şirketi ile imzalanan TİS’in uygulanmasının mümkün olmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda alınan hesap raporuna ve emsal kararlara itibar edilerek, asıl işveren – alt işveren ilişkisinin geçersiz olması durumunda alt işverenin imzaladığı sözleşmenin uygulanma kabiliyetini yitireceğinin kabul edilmesi 2822 sayılı kanunda kabul edilen temel esaslara uygun görülmekte olup, çalışan işçiler baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayıldığından, alt işverenin işlerinin asıl işverene işletmesine bağlanması gerekmekte olup, toplu iş sözleşmesinin hükümsüzlüğünün geçmişe etkili olarak görülmemesi gerekmekte olup, hükümsüzlüğün ileriye etkili olduğuna dair Yargıtay içtihatları da bulunduğundan muvazaanın saptandığı tarihe kadar toplu iş sözleşmesinin geçerli sayılması gerektiği, toplu iş sözleşmesi de baştan itibaren hükümsüzlüğü kabul edilse dahi bir kimsenin kendi muvazaasından yararlanmaması esası asıl işveren alt işveren konusunun düzenlenmesine hakim olan işçiyi korumak düşünceleri de dikkate alınmış olup uyuşmazlık konusu olayda davalı A. A.Ş ile alt işveren Y. Ltd.Şti. arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun 14/12/2009 tarihinde kesinleştiği, davacının üyesi olduğu nakliyat iş sendikası ile davalı A. A.Ş nin alt işverenin Y. Ltd.Şti. arasında imzalanan toplu iş sözleşmesini imza tarihinin ise 27/12/2007 olduğu, hükümsüzlüğün ileriye yönelik olarak etkili olduğu, davacının alt işverenin taraf olduğu ve imzaladığı Toplu İş Sözleşmesinden yararlanması gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

Karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bir toplu iş sözleşmesi bir gerçek veya tüzel kişiye ait aynı iş kolunda bir veya birden çok işyerini kapsayabilir. Önemli olan işkolunda örgütlü işçi sendikasının her iş yeri için ayrı ayrı toplu iş sözleşmesi yapma yetkisine sahip olmasıdır. Toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi; toplu iş sözleşmesi yapma ehliyetine sahip taraflardan birinin sözleşmenin diğer tarafını toplu iş sözleşmesi imzalatmak amacıyla toplu iş görüşmesine çağırabilme yetkisini ifade eder. Toplu İş Sözleşmesi, ehliyeti olmayan kişi ve kuruluşlarca akdedilemez. Keza aynı iş yerinde aynı dönemde birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz. Ehliyete sahip olmayan taraflarca yapılan Toplu İş Sözleşmesi geçersizdir.
Toplu İş Sözleşmesinden yararlanmanın temel koşullan Toplu İş Sözleşmesinin uygulandığı işyerinde çalışır olmak ve 2822 sayılı Yasanın 9/1 maddesi gereğince işverenin faaliyet alanı kapsamına giren işkolundaki sendikaya üyeliğin gerçekleşmesidir. Bir işçi çalıştığı işyerinin kapsamına giren işkolundaki bir sendikaya üye olabilir. Bu mutlak emredici bir kuraldır.
İş hukuku sistemimizde Toplu İş Sözleşmesinden bütünüyle yararlanmak, bağlılık ilkesine dayandırılmıştır. Bağlılık ilkesi de işkolundaki sendika üyeliğinin kazanılmasıylagerçekleşmektedir.Tarafscndikayaüyeolmayanların Toplu İş Sözleşmesinin imza tarihinden sonra yararlanmaları ise aynı yasanın 9/3 maddesinde düzenlenmiş olup, bu da dayanışma aidatı ödenmesidir. Sendika üyeliği ve toplu iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesinden yararlanma açısından ayrılmaz bir bütündür. Bu nedenlerle sendika üyesi olmadan ve sendika üyeliğinin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmeden, herhangi bir külfete katlanmadan sadece Toplu İş Sözleşmelerinin avantajlarından yararlanılması kabul edilemez.
Dosya içeriğine göre davacı, davalıya ait işyerinde feshin geçersizliği ve işe iade kararı ile kesinleşen muvazaalı bir işlem ile alt işveren işçisi olarak çalışırken, alt işverenin faaliyet alanı kapsamına giren nakliyat işkolundaki sendikaya üye olmuş, sendika yetki almış ve alt işveren ile Toplu İş Sözleşmesi imzalamıştır. Davalı A. A.Ş.nin faaliyet alanı metal iş olup, davalı Metal İş Kolunda örgütlü sendika ile Toplu İş Sözleşmesi imzalamıştır.
Somut uyuşmazlıkta, davacı iş sözleşmesinin alt işveren tarafından feshedilmesi üzerine, davalı ile iş sözleşmesini fesheden dava dışı alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunu, başlangıçtan beri davalının işçisi olduğunu, iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğini iddia etmiş ve yapılan yargılama sonunda kesinleşen karar ile davalı ile dava dışı Y. Ltd. Şti arasındaki ilişkinin muvazaalı ve davacının başlangıçtan itibaren davalı işçisi olduğu, feshin sendikal nedene dayandığı kabul edilmiştir. Davacının işe iade kararı sonrası davalı işveren davacıyı işe başlatmayarak bordroya göre kıdem, ihbar ve işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücret alacağını ödemiştir. Davacı işçi bu davada alt işveren ile farklı işkolunda örgütlenen sendika arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinin uygulanması iddiasıyla, fark tazminat ve alacak istemekledir.
Davacının üyesi olduğu Nakliyat İş Sendikası ile dava dışı alt işveren Y. İnşaat Yükleme Boşaltma Ltd. Şti. arasında imzalanan toplu iş sözleşmesi, 15.03.2007- 14.03.2009 yürürlük dönemi için 26.12.2007 tarihinde imzalanmış ise de davacının bu şirketin işçisi olmadığı ve işe girdiği tarihten itibaren davalı A. A.Ş. olduğu kesinleşen feshin geçersizliği hükmü ve muvazaa tespiti ile sabittir ve zaten bu nedenle davacının A. AŞ deki işe iadesine karar verilmiştir. İş Kanunun 2.md.nin muvazaalı alt işverenlik ilişkisine bağladığı sonuç da bunu gerektirmektedir.
Dolayısı ile davacı yararlanmayı talep ettiği TİS tarafı Y. Ltd. Şti. işçisi değildir. Geçersizliğine karar verilen bir asıl-alt işveren ilişkisinde alt işverenin imzaladığı Toplu İş Sözleşmesinin uygulanabilirliğine olanak tanımak, taraf olmayan davalı asıl işverenin sorumluluğunun, ayrıca aynı işyerinde birden fazla Toplu İş Sözleşmesinin uygulanmasının, keza farklı işkolunda örgütlü sendikanın imzaladığı sözleşmenin de tanınmasının kabulü demektir. Bu Toplu İş Sözleşmesi düzeninin yukarıda belirtilen temel ilkelerine aykırıdır.
Her ne kadar davalı muvazaalı asıl-alt işveren ilişkisinin tarafı olup kendi muvazaasından yararlanmaz ise de, belirtildiği gibi Toplu İş Sözleşmesi Nakliyat İş Sendikası ile dava dışı Y. Ltd.Şti. arasında imzalamıştır. Davalı Toplu İş Sözleşmesinin tarafı değildir. Aksine davacı işçi asıl-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu iddia ederken, diğer taraftan işverenlik sıfatı olmayan alt işverenin imzaladığı Toplu İş Sözleşmesinin kendisi hakkında uygulanmasını istemekle, çelişkili davranmıştır. Başlangıçtan beri davalı asıl işverenin işçisi olduğunu iddia eden işçinin, asıl işverenin faaliyet alanı kapsamına giren işkolundaki sendikaya üye olması veya bu işkolunda örgütlü sendikanın imzaladığı Toplu İş Sözleşmesi için dayanışma aidat ödemesi gerekirdi.
Davalı işyerinde, davalının faaliyet alanı kapsamına giren işkolunda örgütlü sendika olan Metal İş Sendikası ile Toplu İş Sözleşmesi imzalanmıştır. Farklı işkolunda örgütlenen sendika tarafından imzalanan ve davalının taraf olmadığı Toplu İş Sözleşmesinin işyerinde uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Esasen bu mahkemenin de kabulündedir. Davacının kendisi için uygulanma ve yararlanma olanağı olmayan Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan fark tazminat ve alacak taleplerinin reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, asıl-alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğu; alt işveren çalışanlarının baştan itibaren gerçek ve tek işvereninin bulunduğu ve davacının işvereninin davalı şirket olduğu hususunun işe iade davasında verilen karar ile kesinleşmesi karşısında, alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinin gerçekte işçisi olmayan davacı hakkında uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, toplu iş sözleşmesinden yararlanmanın temel koşullan; toplu iş sözleşmesinin uygulandığı işyerinde çalışmak ve işverenin faaliyet alanı kapsamına giren işkolundaki sendikaya üye olmaktır. İşçinin ancak çalıştığı işyerinin kapsamına giren işkolundaki bir sendikaya üye olabileceği ise mutlak emredici bir kuraldır.
Sendika üyeliği ve toplu iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesinden yararlanma açısından ayrılmaz bir bütündür. Bu nedenlerle sendika üyesi olmadan ve sendika üyeliğinin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmeden toplu iş sözleşmelerinin avantajlarından yararlanılması kabul edilemez.
Kural olarak toplu iş sözleşmesi; bir gerçek veya tüzel kişiye ait aynı iş kolunda, bir veya birden çok işyerini kapsayabilir. Önemli olan işkolunda örgütlü işçi sendikasının her iş yeri için ayrı ayrı toplu iş sözleşmesi yapma yetkisine sahip olmasıdır. Toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi; toplu iş sözleşmesi yapma ehliyetine sahip taraflardan birinin, sözleşmenin diğer tarafını toplu iş sözleşmesi imzalatmak amacıyla toplu iş görüşmesine çağırabilme yetkisini ifade eder. Toplu iş sözleşmesi, ehliyeti olmayan kişi ve kuruluşlarca akdedilemeyeceği gibi, aynı işyerinde aynı dönemde birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz.
Toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasına üye olanlar toplu iş sözleşmesinden imza tarihinden itibaren yararlanabilirler, taraf sendikaya üye olmayanların toplu iş sözleşmesinden yararlanmaları için, dayanışma aidatı ödemeleri gerektiği gibi, dayanışma aidatı ödeme suretiyle yararlanma ancak talep tarihinden itibaren gcçcrlidir.
Somut uyuşmazlığın incelenmesinde; dava dışı Y. Ltd. Şti.nin davalı A. AŞ ile arasında imzalanan ve birbirini takip eden sözleşmeler uyarınca davalıya ait işyerinde yükleme ve boşaltma işlerini yaptığı, davacının dava dışı Y. Ltd. Şti. işçisi olarak davalı A. AŞ’ne ait işyerinde çalıştığı ve 23.02.2007 tarihinde Y. Ltd. Şti’nin faaliyet gösterdiği işkolunda örgütlenmiş Nakliyat-İş Sendikasına üye olduğu, dava dışı Y. Ltd. Şti ile Nakliyat-İş Sendikası arasında 15.03.2007 tarihinde yürürlüğe girmek üzere 26.11.2007 tarihinde toplu iş sözleşmesi imzalandığı, davalı A. A.Ş.nin 30.11.2007 tarihinde Y. Ltd. Şti.ne sözleşmenin 31.12.2007 tarihinde sona erdirileceği ve yenilenmeyeceğini bildirdiği, davacının hizmet akdinin ise 02.01.2008 tarihinde sona erdiği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafından davalı A. A.Ş. ile Y. Ltd. Şti aleyhine açılan işe iade talebine ilişkin davada “muvazaa nedeniyle alt işveren çalışanlarının başlangıçtan itibaren asıl işveren işçisi sayılmaları gerektiği…” gerekçesiyle, “Y. Ltd Şti hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddine, davalı A. AŞ hakkında açılan davanın kabulü ile feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine, davacının yasal süre içinde başvurmasına rağmen davalı işveren
A. AŞ tarafından süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının feshin sendikal nedenle gerçekleştirilmesi nedeniyle davacının bir yıllık brüt ücreti tutarında belirlenmesine” dair verilen karar onanmak suretiyle 14.12.2009 tarihinde kesinleşmiştir.
Davacı iş bu davada, alt işveren ile farklı işkolunda örgütlenen sendika arasında imzalanan toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasını istemektedir.
Kural olarak, davacının çalıştığı işyerinin faaliyet kolunda olmayan sendikaya üye olması ve kesinleşen muvazaa kararı karşısında işvereni olmayan şirketin imzaladığı toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün değildir.
Ne var ki, somut uyuşmazlığın çözümünde muvazaa ve hakkın kötüye kullanımı müesseselerinin de değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, hakkın kötüye kullanımı kurumu hukukun şekilciliğinden doğan sertliği gidermek maksadıyla ortaya çıkmıştır. Zira teknik gerçekler dolayısıyla belli kalıplara sokulmuş olan hukuk kuralları tarafından kişilere tanınan yetkilerin olduğu gibi kullanılması, diğer kişiler ve toplumlar için çoğu kez katlanılması güç olan sonuçlar doğurabilecektir. İşte bu noktada TMK’nun 2. maddesi önem taşımakta olup, bu hüküm hukukta ortaya çıkabilecek bu gibi gerçek olmayan kanun boşluklarının giderilmesi amacını gütmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK) ’nun “Dürüst Davranma” alt başlıklı 2. maddesinde “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarım yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” ilkesine yer verilmiş, devamında da “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” kuralı getirilmiştir.
Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nun 2/1 hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü Medeni Kanununa göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil; hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır.
Hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı, “dürüstlük kurallarına aykırı davranılıp davranılmadığı” ile ilgili olduğuna göre dürüstlük kuralının da kısaca açıklanması uygun olacaktır:
Medeni Kanun’un 3. maddesinde düzenlenen iyiniyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu halde, Medeni Kanunun 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur.
Dürüst davranma “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuskar, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır.
O halde bir hak sahibi hakkını kullanırken veya bir borçlu borcunu yerine getirirken yukarıda belirtilen ilkelere uygun hareket etmek durumundadır; aksi halde, haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılabilecektir.
Aynı Kanun’un “İyiniyet” başlıklı 3.maddesinde ise “Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.” denilmektedir.
Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen TMK.’nun 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacı, hakime özel ve istisnai hallerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır.
Bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hallerinde, TMK.nun 2. maddesi uygulama alanı bulur ve olağanüstü bir imkan sağlar; haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getirir (25.1.1984 gün ve 1983/3 E., 1984/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).
Dürüstlük kuralı bir kimseden dürüst bir insan olarak beklenen davranışı ifade eder. Bir davranışın bu nitelikte olup olmadığı, toplumda geçerli ahlak ölçülerine gelenek vc göreneklere, karşılıklı uygulanagelen teamüllere vc hakları sağlayan ilişkilerin amacına göre tayin edilir.
Diğer yandan, hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı belirlenirken; o kişinin hakkın kullanılmasında geçerli vc haklı bir yararının varlığı, hakkın kullanılmasının sağlayacağı yarar ile başkalarına vereceği zarar arasında aşırı oransızlığın olmaması, bir kimsenin kendi ahlaka aykırı davranışına dayanmaması ve uyandırılan güvene aykırı davranışta bulunmaması gibi ölçütler hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını belirler (M. Kemal Oğuzman Medeni Hukuk-Temel Kavramlar 5. Bası 1985.sf, 154 vd).
Hakkın kötüye kullanıldığı savunma olarak ileriye sürülmüş olmasa dahi bu husus def’i değil itiraz olarak kabul edildiğinden hakim, dava dosyasından anlaşılan böyle bir durumu resen göz önüne almak zorundadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.1964 gün 1964/2-953 Esas vc 1964/640 K. sayılı ilamı ile 14.2.1951 tarih ve 1949/17 E, 1951/1 K. sayılı; 8.11.1991 tarih 1990/4 F.sas, 1991/13 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları).
Diğer taraftan, kullanılan hak soyut değil somut olaylara dayanmalıdır. Eğer bir olayda, objektif iyiniyet kurallarına aykırılık varsa, burada hakkın kötüye kullanımı söz konusudur. Objektif iyiniyet kurallarını, her olayda geçerli kabul edilebilecek bir ölçü bulmak mümkün değildir. Hak sahibinin hakkını kullanmada iyi yada kötü niyetli olduğunu saptamak kullananın iç dünyası ile ilgili olduğundan bunu belirlemek oldukça güçtür. Dolayısıyla her somut olayda, iyiniyet kurallarına aykırılığın olup olmadığının kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Kuşkusuz hakkın kötüye kullanımının kabulü halinde; herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak
zorunda olduğundan bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı ve evrensel hukuk ilkeleri arasında yer alan “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” ilkesi iş hukuku alanında da göz önünde bulundurularak varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta, işe iade davasında Y. Ltd. Şti. ile davalı A. AŞ arasındaki hizmet alım sözleşmesi ilişkisinin muvazaalı olduğunun tespitine ilişkin kesinleşmiş karar bulunduğundan, uyuşmazlığın çözümü açısından muvazaanın hukuksal sonuçlarının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda Borçlar Kanunu’nun 18. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, “bir aktin şekil ve şartlarını tayinde, iki tarafın gerek sehven, gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmayarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır” hükmüne yer verilmiştir.
O halde muvazaa; tarafların üçünü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir.
Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.
Kural olarak hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemez. Kaldı ki böyle bir hak talebi herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunamayacağını belirten TMK. nun 2. maddesine de aykırıdır.
Somut uyuşmazlıkta davacı, alt işverenin davalıya göre farklı bir işkolunda imzaladığı toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasını istemektedir.
Taraflar arasında görülen işe iade davasının yargılaması sonucunda kesinleşen karar ile davalı ile dava dışı Y. Ltd. Şti. arasındaki ilişkinin muvazaalı ve davacının başlangıçtan itibaren davalının işçisi olduğu, feshin sendikal nedene dayandığının kabul edildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davalı işverenin muvazaalı sözleşmeler ile davacıyı alt işverenin işçisi gibi çalıştırdığı, davacının görünüşte farklı bir işkolunda faaliyet gösteren alt işveren işçisi olması nedeniyle davalıya ait işyerinde geçerli toplu iş sözleşmesinden yararlanamadığı, buna göre davalının muvazaalı sözleşmelere dayalı olarak davacıda alt işverenin işçisi olduğu görünümü yaratarak davacının davalının faaliyet gösterdiği işkolunda örgütlü sendikaya üye olmasını ve buna bağlı olarak işyerinde geçerli toplu iş sözleşmesinden yararlanmasının engellenmesini amaçladığı anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamaların ışığında uyuşmazlığın değerlendirilmesinde, davalı işverenin kendi muvazaasına dayalı olarak, davacıyı toplu iş sözleşmesinden yararlandırmamak suretiyle maddi menfaat elde etmeyi amaçladığı, bu anlamda davalının savunmasının dürüstlük kuralına aykırı ve bu bağlamda hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, hiç kimse kendi muvazaasına dayanarak bir hak talep edemeyeceğinden davalının dürüstlük kuralına aykırı davranması nedeniyle muvazaalı eyleminin sonuçlarına katlanması gerektiği kabul edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında, davacının muvazaa iddiasına dayanmış olması, asıl-alt işveren ilişkisine dayalı olarak talepte bulunmaması da dikkate alındığında, Türk İş Hukukunda işkolu esasının geçerli olması nedeniyle işe iade davasında işvereni olmadığı kesinleşen şirket tarafından imzalanan toplu iş sözleşmesinden yararlanılmasının mümkün olmadığı görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; Mahkemenin davalının talep ettiği ve toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmamasından kaynaklanan taleplerinden sorumlu olduğuna ilişkin kabulü usul ve yasaya uygundur.
Ne var ki, mahkemece hükmedilen miktarlara yönelik olarak davalı vekilinin temyiz itirazları Özel Dairesince incelenmemiştir.
Bu nedenle işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup, davalının hükmedilen miktarlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’ne GÖNDERİLMESİNE, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/3. fıkrası uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 07.05.2014 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
HGK 2013/9-1799 E. 2014/591 K. 07.05.2014

Somut olayda davacı, davalı Üniversiteye ait hastanede ihale ile verilen temizlik işi kapsamında kayden davalı K.Şirketi işçisi olarak sağlık memuru göreviyle çalışmıştır. Davacının yaptığı iş, hastanenin asıl işi olup mahkemenin muvazaa yönündeki tespiti yerindedir. Ancak Dairemizin yerleşik kararlarında da belirtildiği gibi asıl işveren-alt işveren ilişkisi muvazaalı dahi olsa “kimse kendi muvazaasından yararlanamaz” ilkesi uyarınca muvazaa yapan şirkette asıl işveren ile birlikte ödenmeyen kıdem tazminatından müteselsilen sorumludur.
Mahkemece, son alt işveren olan davalı şirket aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/1266 E. 2014/6470 K. 03.03.2014

Bir toplu iş sözleşmesi bir gerçek veya tüzel kişiye ait aynı iş kolunda bir veya birden çok işyerini kapsayabilir. Önemli olan işkolunda örgütlü işçi sendikasının her iş yeri için ayrı ayrı toplu iş sözleşmesi yapma yetkisine sahip olmasıdır. Toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi; toplu iş sözleşmesi yapma ehliyetine sahip taraflardan birinin sözleşmenin diğer tarafını toplu iş sözleşmesi imzalatmak amacıyla toplu iş görüşmesine çağırabilme yetkisini ifade eder. Toplu İş Sözleşmesi, ehliyeti olmayan kişi ve kuruluşlarca akdedilemez. Keza aynı iş yerinde aynı dönemde birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz. Ehliyete sahip olmayan taraflarca yapılan Toplu İş Sözleşmesi geçersizdir.
Toplu İş Sözleşmesinden yararlanmanın temel koşulları Toplu İş Sözleşmesinin uygulandığı işyerinde çalışır olmak ve 2822 sayılı Yasanın 9/1 maddesi gereğince işverenin faaliyet alanı kapsamına giren işkolundaki sendikaya üyeliğin gerçekleşmesidir. Bir işçi çalıştığı işyerinin kapsamına giren işkolundaki bir sendikaya üye olabilir. Bu mutlak emredici bir kuraldır.
İş hukuku sistemimizde Toplu İş Sözleşmesinden bütünüyle yararlanmak, bağlılık ilkesine dayandırılmıştır. Bağlılık ilkesi de işkolundaki sendika üyeliğinin kazanılmasıyla gerçekleşmektedir. Taraf sendikaya üye olmayanların Toplu İş Sözleşmesinin imza tarihinden sonra yararlanmaları ise aynı yasanın 9/3 maddesinde düzenlenmiş olup, bu da dayanışma aidatı ödenmesidir. Sendika üyeliği ve toplu iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesinden yararlanma açısından ayrılmaz bir bütündür. Bu nedenlerle sendika üyesi olmadan ve sendika üyeliğinin gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirmeden, herhangi bir külfete katlanmadan sadece Toplu İş Sözleşmelerinin avantajlarından yararlanılması kabul edilemez.
Dosya içeriğine göre davacı, davalıya ait işyerinde feshin geçersizliği ve işe iade kararı ile kesinleşen muvazaalı bir işlem ile alt işveren işçisi olarak çalışırken, alt işverenin faaliyet alanı kapsamına giren nakliyat işkolundaki sendikaya üye olmuş, sendika yetki almış ve alt işveren ile Toplu İş Sözleşmesi imzalamıştır. Davalı A. A.Ş.nin faaliyet alanı metal iş olup, davalı Metal İş Kolunda örgütlü sendika ile Toplu İş Sözleşmesi imzalamıştır.
Somut uyuşmazlıkta, davacı iş sözleşmesinin alt işveren tarafından feshedilmesi üzerine, davalı ile iş sözleşmesini fesheden dava dışı alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunu, başlangıçtan beri davalının işçisi olduğunu, iş sözleşmesinin sendikal nedenle feshedildiğini iddia etmiş ve yapılan yargılama sonunda kesinleşen karar ile davalı ile dava dışı Y.Ltd. Şti arasındaki ilişkinin muvazaalı ve davacının başlangıçtan itibaren davalı işçisi olduğu, feshin sendikal nedene dayandığı kabul edilmiştir. Davacının işe iade kararı sonrası davalı işveren davacıyı işe başlatmayarak bordroya göre kıdem, ihbar vc işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücret alacağını ödemiştir. Davacı işçi bu davada alt işveren ile farklı işkolunda örgütlenen sendika arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasını iddiasıyla, fark tazminat ve alacak istemektedir.
Davacının üyesi olduğu Nakliyat İş Sendikası ile dava dışı alt işveren Y.İnşaat Yükleme Boşaltma Ltd. Şti. arasında imzalanan toplu iş sözleşmesi, 15.03.2007- 14.03.2009 yürürlük dönemi için 26.12.2007 tarihinde imzalanmış ise de davacının bu şirketin işçisi olmadığı ve işe girdiği tarihten itibaren davalı A. A.Ş. olduğu kesinleşen feshin geçersizliği hükmü ve muvazaa tespiti ile sabittir ve zaten bu nedenle davacının A.AŞ deki işe iadesine karar verilmiştir. İş Kanunun 2.md.nin muvazaalı alt işverenlik ilişkisine bağladığı sonuç da bunu gerektirmektedir.
Dolayısı ile davacı yararlanmayı talep ettiği TİS tarafı Y. Ltd. Şti. işçisi değildir. Geçersizliğine karar verilen bir asıl-alt işveren ilişkisinde alt işverenin imzaladığı Toplu İş Sözleşmesinin uygulanabilirliğine olanak tanımak, taraf olmayan davalı asıl işverenin sorumluluğunun, ayrıca aynı işyerinde birden fazla Toplu İş Sözleşmesinin uygulanmasının, keza farklı işkolunda örgütlü sendikanın imzaladığı sözleşmenin de tanınmasının kabulü demektir. Bu Toplu İş Sözleşmesi düzeninin yukarıda belirtilen temel ilkelerine aykırıdır.
Her ne kadar davalı muvazaalı asıl-alt işveren ilişkisinin tarafı olup kendi muvazaasından yararlanmaz ise de, belirtildiği gibi Toplu İş Sözleşmesi Nakliyat İş Sendikası ile dava dışı Y.Ltd.Şti. arasında imzalamıştır. Davalı Toplu İş Sözleşmesinin tarafı değildir. Aksine davacı işçi asıl-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu iddia ederken, diğer taraftan işverenlik sıfatı olmayan alt işverenin imzaladığı Toplu İş Sözleşmesinin kendisi hakkında uygulanmasını istemekle, çelişkili davranmıştır. Başlangıçtan beri davalı asıl işverenin işçisi olduğunu iddia eden işçinin, asıl işverenin faaliyet alanı kapsamına giren işkolundaki sendikaya üye olması veya bu işkolunda örgütlü sendikanın imzaladığı Toplu İş Sözleşmesi için dayanışma aidat ödemesi gerekirdi.
Davalı işyerinde, davalının faaliyet alanı kapsamına giren işkolunda örgütlü sendika olan Metal İş Sendikası ile Toplu İş Sözleşmesi imzalanmıştır. Farklı işkolunda örgütlenen sendika tarafından imzalanan ve davalının taraf olmadığı Toplu İş Sözleşmesinin işyerinde uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Esasen bu mahkemenin de kabulündedir. Davacının kendisi için uygulanma ve yararlanma olanağı olmayan Toplu İş Sözleşmesinden kaynaklanan fark tazminat ve alacak taleplerinin reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/22213 E. 2012/25153 K. 02.07.2012

Somut olayda, davacının hizmet döküm cetveli incelendiğinde 10.01.1992 tarihinde davalı T.K.A.Ş. İşyerinde alt işveren işçisi olarak çalışmaya başladığı, daha sonra anılan şirketin kendi kayıtlarında çalıştırıldığı ve iş sözleşmesinin işyerinin taşerona devredileceği gerekçesiyle 25.04.2001 tarihinde kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek feshedildiği ve hemen ardından taşeronlar yanında çalışmasına devam edip davalı alt işveren Ç.S. yanında 09.07.2004 – 14.04.2006 arası çalışıp çıkışının yapıldığı görülmektedir.
Mahkemece hükmün gerekçe kısmında davacının işverenleri arasındaki ilişki irdelenirken önce hizmetin gereği olarak davalı işverenin üretim faaliyeti dışında bir iş devrinin söz konusu olmadığı, taşeron firmaların daha önce davalı firmada çalışıp emekli olan şahıslar ya da bunların yakınlarına ait işletmeler olduğu, dolayısıyla İş Kanunundan doğan yükümlülüklerin bertaraf edilmesi ve yasal zorunluluklardan kaçınılması amacıyla muvazaalı olarak taşeron sözleşmeleri yapıldığı kabul edilmiş, daha sonra yüklenici ile yapılan sözleşmenin her hakkı yükleniciye veren, bağımsız nitelikte olmadığı ve bu belirlemeye göre yüklenici ile T.K.AŞ. arasındaki ilişkinin asıl işveren-alt işveren ilişkisi niteliğinde olduğu, bu durumda davalı T.K.AŞ.nin davacının işçilik alacaklarından alt işverenlerle sorumlu olacağı belirtilmiştir.
Bilindiği üzere davalılar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu kabul edildiği takdirde alt işverenin sorumluluğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davalıların hukuki durumlarının tespiti büyük önem taşımaktadır.
Davalı T.K.AŞ. ve Ç.S. arasında muvazaa olup olmadığı araştırılıp bir sonuca varıldığında uygulamalar farklı olacaktır.
a) 10.01.1992-31.03.1996 arası çalıştığı alt işveren B.Ticaret yanındaki çalışmasının muvazaalı olduğu kabul edilirse davalı T.K.A.Ş. tek başına, muvazaalı olduğu kabul edilmezse davalı T.K.AŞ. dava dışı şirket ile birlikte asıl işveren olarak sorumlu olacaktır.
b) 01.06.2006-25.04.2001 dönemi açısından davacıya kıdem, ihbar tazminatı ödemesi olduğu göz önüne alındığında aralarında muvazaa olduğu kabul edildiğinde ibraname makbuz kabul edilerek yapılan ödemenin avans niteliğinde olduğu düşünülmelidir.
Muvazaa bulunmadığı anlaşılırsa yapılan ödeme ile anılan 1996-2001 döneminin tasfiye edildiğine karar verilmelidir.
c) Davacının 23.08.2001 tarihinde taşeron yanında işe girmesiyle başlayan dönem ise yeni bir iş sözleşmesidir. Bu dönemdeki çalışmasında muvazaa olduğu kabul edilirse son alt işverenin sorumluluğuna gidilemez. Bu durumda gerçek işveren olarak davalı T.K.tek başına sorumlu olacaktır. Muvazaa olmadığı kabul edilirse davalı T.K.A.Ş. asıl işveren olarak diğer davalı ile birlikte sorumlu olacaktır.
9. HD. 2010/68 E. 2012/8563 K. 15.03.2012

Dosyadaki kayıt ve belgelerden davalılar arasında yapılan hizmet alım sözleşmesinde sözleşme konusunun; 1 Koordinatör, 3 şef, 36 bilgisayar operatörü, 5 teknisyen, 105 endeks toplama, kaçak kesme-bağlama elemanı ile 4 ay süre ile içme suyu atıksu abonelerinin sayaçlarının okunması, ihbarnamelerin basımı ve dağıtımı, su sayaçlarının sökülmesi, takılması, mühürlenmesi ve kaçak su bildirimi hizmet alım işinin yürütülmesi olduğu oysa davacının Teftiş Kurulu Başkanının sekreterliğini ve muhasebe elemanı olarak M.’nin asıl işinde çalıştığı, davalılar arasındaki sözleşmenin muvazaalı olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda iyirıiyetli olan davacı işçiye karşı taraf olmadığı muvazaanın ileri sürülemeyeceği, akdin hükümsüzlüğünün davacıya karşı ileri sürülmesinin MK.nın 2. maddesindeki iyiniyet kurallarına aykırı olması ve hiç kimsenin kendi kilesinden yararlanamayacağı ilkesi gereğince davalı
B. Şirketi davalının tüm alacaklarından diğer davalı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Dosyada bulunan davacıya ait SGK kayıtlarında ve işyeri kayıtlarında davacının davalı B.Şirketi çalışanı olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Davalılar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesinin tarafı olan davalı
B. Şirketi kendi muvazaasından yararlanamaz.
Davalı B.Şirketinin davacının alacaklarından diğer davalı M.Genel Müdürlüğü ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken davanın B.Şirketi açısından husumetten reddi hatalı olup bu durum davacının hak alanım ilgilendirdiği gibi kararı temyiz eden diğer davalının da hak alanını ilgilendirdiğinden davacı vc davalı M. Genel Müdürlüğünün temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
7. HD. 2013/20911 B. 2014/4729 K. 27.02.2014

Somut olayda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Adana Bölge Müdürlüğü tarafından düzenlenen 23.07.2009- 04.08.2009 tarihlerinde Ç.Üniversite Tıp Fakültesi araştırma işyerinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen rapor ile “Asıl işveren ile asıl işverenden üç ihale ile iş alan iki işverenliğe yemek hazırlama vc dağıtım işleri dışında kalan sözleşmelerin muvazaalı işlem olduğunun ve hukuka aykırı bulunduğunun işyerinde çalıştırılan işçilerin baştan beri asıl işverenin işçisi olduğu” tespit olunmuş, buna ilişkin idari para cezasının tebligatının davalı T.înş.Tem.Tur. Taah ve Tic. I.td.Şti.me yapıldığı anlaşılmıştır. Davacının hasla ve yaşlı bakım elemanı olarak işe alındığı ancak davacı ve tanık beyanlarına göre enson EKG çekimi yaptığı anlaşılmış sözleşme kapsamında temizlik işi yapmadığı tespit oluşmuştur. Davalılar arasındaki hizmet alım sözleşmesinin muvazaalı olduğu müfettiş raporu ile sabit olup davacı başından itibaren davalı Ç,Üniversitesi Rektörlüğünün işçisidir. Ç.Üniversitesi asıl işveren okluğu halde ilave tediye ücretini ödememiştir. Bu durumda haklı fesih nedeni olan davacının yeni iş arayıp işe girmesi Anayasal hakkıdır.
Davacının iş akdini feshettikten kısa süre sonra 10.01.2012 tarihinde işe girmesi davacının kötüniyet olarak kabul edilemez. Bu nedenle kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar
verilmesi isabetsiz olmuştur.
Davalı T.A.Ş. muvazaalı sözleşmenin tarafı olup haksız fiil hükümlerine göre davalı Ç.Üniversitesinin davacıya olan işçilik borçlarından davacıya karşı davalı üniversite ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.
Bu yön gözetilmeksizin davalı şirkete yönelik davanın husumetten reddine karar verilmiş olması hatalı olmuştur.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
7. HD. 2013/23531 E. 2014/6036 K. 13.03.2014

Muvazaa Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesi arzu etmedikleri görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Üçüncü kişileri aldatmak kastı vardır ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaanın ispatı genel ispat kurallarına tabidir. Bundan başka İş Kanunu’nun 2. maddesinin 7. fıkrasında sözü edilen hususların adi kanuni karine olduğu ve aksinin kanıtlanmasının mümkün olduğu kabul edilmelidir.
Somut olayda davacının nakliye işinde tır şoförü olarak çalıştığı, gerçekte davalı R.Taşımacılık ve Lojistik Tic. A.Ş.’nin işçisi olduğu halde muvazaalı bir şekilde kayıtlarda diğer davalılardan P.Taşımacılık ve Denizcilik San. Tic. Ltd. Şti. nezdinde çalışmış gibi gösterildiği, mahkemece davacının başından beri davalı R.Taşımacılık Ve Lojistik Tic Aş nin işçisi olduğu, davalı P. Taşımacılık ve Denizcilik San Tic Ltd Şti nin işveren sıfatının bulunmadığı gerekçesi ile sıfat yokluğundan reddine karar verilmiştir. Davalı P. Taşımacılık ve Denizcilik San Tic Ltd Şti nin genel hükümlere göre sorumluluğu devam ettiğinden sıfat yokluğu sebebi ile ret kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2013/2938 E. 2014/2289 K. 14.02.2014

T. ve A. arasındaki ilişkinin Yargıtay 9. Hukuk Daircsi’nin anılan iş kolu tespiti kararından önceki dönemler için bu ilişkinin muvazaalı olduğu kabul edilerek uygulamalar yapılmış, bu yönde verilen kararlar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. O halde “iş kolu tespiti kararma kadar olan dönemler için” muvazaa olgusu konusundaki istikrar kazanan yargısal uygulamaların dikkate alınarak “bu dönemlere” ait davacının tüm isteklerinin (birleşen dosyadaki dahil) değerlendirilmesi gerekir. Kaldı ki iş kolu tespiti kararından önce davalılar arasındaki iş ilişkisi muvazaalı kabul edilerek bozma kararı verilmiştir. Bu durumda da, muvazaa olgusu kabul edildiğinden bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
22. HD. 2013/24467 E. 2013/22879 K. 31.10.2013

Somut olayda dosyadaki belgelerden iki davalı şirket arasında alt-üst işveren sözleşmesinin 30.09.2010 tarihinde imzalandığı, sözleşmenin 24.09.2011 tarihinde davalı M.M.AŞ.tarafından feshedildiği ve 11 ay 24 gün sürdüğü, davacı işçinin 06.05.2010 tarihinde davalı Gez. Ltd. şirketinde işe girişinin 24.11.2010 tarihinde çıkışının, 13.11.2010 tarihinde davalı M.M.A.Ş.de işe girişinin 24.09.2011 tarihinde çıkışının bildirildiği iki davalı şirket arasında
30.03.2011 tarihinde ödünç iş ilişkisi sözleşmesi yapıldığı davacının altı ay süreyle M.M.AŞ.ne ödünç işçi olarak verildiği, davacının da bu sözleşmeyi imzaladığı anlaşılmaktadır. Alt işveren G.Ltd. şirketinin işçisi olan ve aynı yerde çalışan davacının geçici iş ilişkisi ile davalı M.M.AŞ tarafından çalıştırılması hukuken mümkün olmadığından 30.03.2011 tarihinde yapılan ödünç iş ilişkisi sözleşmesinin geçerliliğinden söz edilemez.
Davaya konu olayda açıklandığı şekilde bir ilişki mevcut olmamakla asıl işveren M.M.Şirketi sadece 13.11.2010-24.09.2011 tarihleri arasındaki kendi dönemindeki çalışmalardan sorumlu olduğundan ve bu süre bir yılı doldurmadığından Mahkemece bu husus dikkate alınmadan kıdem, ve yıllık izin alacaklarından sorumlu tutulmuş olması, ayrıca ihbar tazminatı alacağının bu süre gözetilmeden hesaplanmış olması isabetsiz olmuştur.
7. HD. 2013/1848 E. 2013/3610 K. 18.03.2013

Somut olayda davacı işçi 1992 yılına kadar olan çalışmalarının kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Davalı işveren belediyenin kurulmasından önce alt işverende ve faklı işverenlerde geçen çalışmaların tazminata esas süreye eklenemeyeceğini savunmuştur.
Alt işverene ait işyeri asıl işverenin işyerinden bağımsız olmakla kural olarak alt işverende geçen hizmet sürelerinin daha sonra asıl işverenin gerçek işçisi olarak çalışılan süreye eklenmesi mümkün olmaz. Ancak muvazaalı alt işverenlik uygulamalarının varlığı halinde işçinin asıl işverenin gerçek işçisi olarak değerlendirilmesi gerekliğinden bu kapsamda çalışılan süreler asıl işverende geçmiş gibi tazminat hesabında dikkate alınmalıdır. Bundan başka alt işverene bırakılan işin asıl işverene devri, başka bir anlatımla alt işverenlik ilişkisinin sona erdirilerek işçinin bundan sonraki dönemde asıl işveren işçisi olarak çalıştırılması halinde de 1475 sayılı Yasanın 14/2 fıkrası uyarınca işyerinin “herhangi bir suretle el değiştirmesi” söz konusu olduğundan, çalışmakta olan işçiler bakımından kıdeme bağlı hakların devralan işverene geçtiği kabul edilmelidir. Yine işçinin alt işveren işçisi olarak çalışması sırasında asıl işverenin işlerinde çalışmak üzere asıl işverene nakli halinde de alt işverende geçen kıdem sürelerinin en son işverende geçen hizmetlerine eklenmesi gerekir.
Davaya konu olayda davacı işçi en son davalı belediyeye ait işyerinden emekli olmuş ve işverence 1992 yılından sonraki çalışmaları için kıdem tazminatı ödenmiştir. Davacının 1992 yılından önceki dönemde çalışmalarının farklı işverenler nezdinden geçtiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Yine sigorta kayıtlarına göre davacının çalışmalar aralıksız değildir, Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının sigorta kayıtlarında yer alan işverenler yönünden hiçbir değerlendirme yapılmamış ve davalı ile bu işverenler arasındaki ilişki ortaya konulmamıştır. Yine bilirkişi raporunda geçen işveren tespitleri ile sigorta kayıtları birbiriyle uyumlu değildir.
Mahkemece istek konusu dönemde davacının kayıtlarda yer alan işverenleri belirlenmeli, davalı ile olan ilişkileri ortaya konulmalı, davalı belediyeden ya da devreden belediyeden iş alan alt işveren olup olmadığı, muvazaalı bir durumun bulunup bulunmadığı belirlenmeli, alt işverenler arasında işyeri devri olup olmadığı, varsa bu devirler sırasında davacı işçinin çalışmaya devam edip etmediği, alt işverene bırakılan işin daha sonra davalı belediyeye devredilip devredilmediği hususları açıklığa kavuşturulmalıdır. Davalı belediye ile sigorta kayıtlarında görünen şirketler arasında organik bağ olup olmadığı da araştırılmalıdır. Yine dava dışı G. Belediyesine geçiş şekli üzerinde durulmalı, işyeri devri ve işçi nakli olup olmadığı belirlenmelidir. Kayıtlara göre hesaplama yapılmalıdır. Kıdem tazminatı hesabında süreye bağlı bir eksikliğin olup olmadığı tespit olunmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece dosya içeriği ile uyumlu olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak ve gerekçesiz olarak davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2009/39018 E. 2012/3775 K. 14.02.2012

Davalı şirket nezdinde 28.09.2005-08.09.2009 tarihleri arasında çalıştığı anlaşılan davacının davalı İ. Belediyesi nezdinde ise zaman zaman çalıştığı anlaşılmaktadır.
Asıl işverenin sorumluluğu işçinin asıl işverenden iş alan şirket emrinde asıl işveren nezdinde ki çalışma süresi ile sınırlıdır. Buna göre davalı İ. Belediyesinin sorumluluğunun davacının iltihak eden G. Belediyesi ve İ. Belediyesi nezdindeki çalışmaları ile sınırlı olduğu gözetilerek belirlenmesi gerekirken davalı İ. Belediye Başkanlığının davacının şirket nezdindeki çalışmalarının tamamından sorumlu tutulması hatalıdır.
9.11 D. 2011/28182 E. 2013/24153 K. 26.09.2013

Davalının davacının taleplerinden miktar itibariyle sorumluluğunun belirlenmesi de bir diğer problemi oluşturmaktadır.
Öncelikle davalı davacının kendi işyerinde alt işveren olarak çalışmasının bir yılın altında olduğu için davacının kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacaklarına hak kazanamadığını savunmaktadır. Somut olayda davacı alt işveren yanında daha önce işe girmiş ve asıl işveren işyerinde alt işveren işçisi olarak daha sonra çalışmaya başlamıştır. Davacının asıl işveren işyerindeki çalışması bir yılın altındadır. Asıl işverenin alt işveren işçilerinin taleplerinden sorumluluğunun dayanağı 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesidir. Söz konusu maddede, “…asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” denilmektedir. Görüldüğü üzere, asıl işveren, alt işveren işçilerinin İş Kanunu, iş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan taleplerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olmakla beraber bu sorumluluk asıl işverenin kendi işyerindeki çalışmayla sınırlandırılmış bulunmaktadır.
Ancak önemle belirtmek gerekir ki bu hüküm sorumluluğun doğmasından ziyade kanun gereği doğmuş olan sorumluluğun sınırlandırılması bakımından önemli bir fonksiyon icra eder. Başka birdeyişle bu durum davacının alacaklara hak kazanması ile ilgili değildir.
Şu halde işçinin asıl işveren işyerinde alt işveren işçisi olarak çalışırken iş sözleşmesinin sona erdirilmesi durumunda talep edebileceği kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti bakımından asıl işveren ve alt işveren açısından özellikle işçinin kıdemi gibi hak kazanma şartlan her bir işveren açısından ayrı ayrı değerlendirilemez. Asıl işverenin sorumluluğunun doğması için önemli olan alt işveren işçisinin kendi işyerinde çalışırken iş sözleşmesinden, toplu iş sözleşmesinden ya da İş Kanunu’ndan kaynaklanan bir hakkı kazanmasıdır. Bu hak kazanıldıktan sonra asıl işvenin sorumluluğu doğmakla birlikte bu sorumluluk asıl işverenin kendi işyerindeki çalışmayla sınırlı bir sorumluluktur.
Somut olayda dönüldüğünde; yukarıdaki açıklamalar ışığında davacı işçinin asıl işveren işyerindeki çalışması bir yılın altında olmakla beraber davacının hak kazanması nedeniyle kıdem, ihbar ve yıllık izin ücreti taleplerinden sorumlu olduğu açıktır. Ancak bu sorumluluk sınırlı bir sorumluluktur. Davalının sorumluluğunun alt işveren işçisinin kendi işyerinde çalıştığı süreyle sınırlı olduğu göz önüne alınarak miktar itibariyle oranlama yapılmak suretiyle belirlenmesi gerekirken bunun yapılmayarak tüm çalışma süresinden davalının sorumlu tutulması isabetsizdir.
22.HD. 2013/3509 L. 2014/2367 K. 14.02.2014

4857 sayılı İş Kanununun 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur. 4857 sayılı İş Kanunu ile asıl işverenin, bu Kanundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden sorumlu tutulması şeklindeki düzenleme, asıl işverenin sorumluluğunun genişletilmesi olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda, ihbar, kıdem, kötüniyet ve işe iade sonucu işe başlatmama tazminatları ile ücret, fazla çalışına, hafta tatili, bayram ve genel tatili, yıllık izin, ikramiye, pirim, yemek yardımı, yol yardımı gibi tüm işçilik haklarından birlikte sorumluluk esastır.
Mahkemece davalı ve K. Ltd. Şti arasında imzalanan “taşeron sözleşmesi” başlıklı sözleşmeye atıfla davalının işi yukarıda anılan dava dışı şirkete devrettiği, bu şirketin bağımsızbir işveren sayılması gerekeceği, davacının dava dışı şirket işçisi olduğu bu nedenle davalı şirkete husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içerisinde davalı ve dava dışı K.Turizm ve Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanmış olan taşeronluk sözleşmesinde K.Turizm ve Tic. Ltd. Şti.’nin yapacağı işler sayılmış ve ayrıca davacının çalıştığı otelin işletmesinin tamamen davalı şirkete ait olduğu, dava dışı şirketin kiracı ve işletmeci sıfatı kazanamayacağı açıkça belirtilmiştir. Bu hüküm gereği davacının çalıştığı otelin işletmecisi davalı şirket olup bu vasfı itibariyle asıl işveren sıfatını haizdir ve alt işverenle ile birlikte işçilik alacaklarından sorumludur.
Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozma nedenidir.
7. HD. 2013/11239 E. 2013/9874 K. 27.05.2013

Somut olayda davalı D. Üniversitesi asıl işveren diğer davalı firmalar ise alt işverendir.
Davalı D. Üniversitesi asıl işveren olması, yine T. Temizlik firmasının da son alt işveren olması nedeniyle davacının kıdem tazminatının tamamından sorumludur.
Buna karşın diğer davalı firmaların ise davacıya çalıştırdıkları dönemle ve devir sırasındaki ücret ile sınırlı olmak üzere kıdem tazminatından sorumlu olmalarına rağmen bu husus dikkate alınmaksızın davacının kıdem tazminatının tamamından tüm davalıların sorumlu tutulması hatalıdır.
9. HD. 2010/1308 E. 2012/11257 K. 04.04.2012

Somut olayda, davacının davalı P.Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi ve diğer davalı şahıs olan M.II. nezdinde toplam 4 yıl 9 ay 21 gün hizmet akdi ile çalıştığı tartışmasızdır.
Yerel mahkemece hükme esas alman bilirkişi raporunda davacının 4 yıl 9 ay 21 günlük çalışması karşılığı toplam 5.251,02 TL kıdem tazminatına hak kazandığı belirtilmiştir. Bilirkişi, davada iki davalı olması nedeniyle davalıların sorumlu oldukları kıdem tazminatı miktarlarını ayrı ayrı hesaplamıştır. Bilirkişi raporuna göre davalı şahıs M.H. kıdem tazminatının tamamı olan 5.251,2 TL dan sorumludur.
Diğer davalı şirket ise kıdem tazminatından devir tarihindeki işçinin hizmet süresine ve yine devir tarihindeki işçinin ücretine göre sorumludur. Buna göre bilirkişi toplam kıdem tazminatı miktarı olan 5.251,02 TL nin,2.525,90 TL dan davalı şirketin sorumlu olduğunu belirtmiştir. Davalı şirketin sorumlu olduğu belirtilen 2.525,90 TL, toplam kıdem tazminatı miktarı olan 5.251,02 TL mn içindedir.
Mahkemece; “5.251,02 TL kıdem tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine….bu miktarın 2.525,90 TL dan davalı şirketin sorumlu
olduğuna ” şeklinde hüküm kurulması gerekirken, toplam kıdem tazminatı miktarı olan 5.251,02 TL ile davalı şirketin sorumlu olduğu miktar olan 2.525,90 TL nin toplanarak 7.776,92 TL kıdem tazminatı miktarı bulunup bu miktardan davalıların sorumlu tutulması hatalıdır.
Mahkeme davalı şirketin kıdem tazminatından sorumlu olduğu miktar olan 2.525,90 TL’sini ayrı bir alacak miktarı gibi değerlendirerek fazla kıdem tazminatına hükmetmiştir ki yukarıda da belirtildiği üzere bu hatalı bir hesaplama olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2009/46705 E. 2012/10457 K. 28/03/2012

Davalılardan Ö. Enerji Taahhüt Tic.ve San.AŞ.ile davalı A. T.T. Lld. Şirketi arasında alt işverenlik sözleşmesi mevcuttur. Alt işveren A.T.T. işçisi olan davacının subut bulan ve hüküm altına alınan alacaklarından asıl işveren durumunda olan Ö. Enerji AŞ.de sorumludur. Buna rağmen Ö. AŞ. hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2006/7753 F.. 2006/28421 K. 30.10.2006

Somut olayda, davacı alt işverenden tahsil edemediği işçilik alacaklarını, asıl işveren olduğunu iddia ettiği davalıdan tahsil edebilmek için bu davayı açmış, mahkemece hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmişse de bu sonuç 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6. maddesine aykırıdır.
Alt işveren nezdinde asıl işverene ait işyerinde çalışan işçinin işçilik alacaklarından kendi işvereni olan alt işveren sorumlu olduğu gibi asıl işveren de alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur.
Davacı işçinin, alt işveren ve asıl işveren aleyhine birlikte dava açma hakkı olduğu gibi her iki işverene karşı ayrı ayrı dava açması da mümkündür. İşçinin alt işveren ya da asıl işverene karşı münferit dava açması durumunda verilecek karar sadece davalı olarak gösterilen işverene karşı sonuç doğuracaktır.
Bu nedenle alt işverene karşı dava açıp ancak alacağını tahsil edemeyen davacı işçinin alacağından yasa gereği müteselsilen sorumlu olan asıl işverene
karşı aynı taleplerle dava açmasında hukuki yararının bulunduğu ortadadır.
Mahkemece yapılacak iş, önceki dava dosyasının dosya içine alınarak, taraflara diyeceklerinin sorulup varsa delillerinin toplanarak, alacakların sübutu halinde, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, hüküm kurmaktır. Mahkemece davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2014/15694 E. 2014/21446 K. 24/06/2014

Somut olayda davalı ile dahili davalı arasındaki ilişki asıl işveren-alt işveren ilişkisi olup, aralarında zorunlu dava arkadaşlığı yoktur.
Kabule göre de, dahili dava dilekçesi 1086 Sayılı IIUMK. nun 179. maddesindeki unsurları da taşımamaktadır.
Bu nedenlerle dava dilekçesinde davalı gösterilmeyen, aleyhine usulüne uygun dava açılmayan DHMİ. Genel Müdürlüğü’ nün dahili dava yolu ile davaya dahil edilmesi ve aleyhine hüküm kurulması usule aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/13244 E. 2014/16827 K. 26.05.2014

Davacı, işçisi olarak görev yapan davalının işyerinde kullandığı 34 EM 0501 plakalı araç ile 16.11.2008 günü gece saat 22.00 sularında trafik kazasına karıştığını ve davalının olay sırasında 0.62 promil alkollü olduğunu, davalının kullandığı araçta meydana gelen hasarın tamir ettirildiğini ve 6.393.00 TL fatura bedeli olduğunu, ayrıca davalının karşı araca verdiği hasarın kusur oranında kendilerine düşen miktar olarak sigorta şirketince dava dışı 3.kişiye ödenen ancak davacının alkollü olması nedeniyle araç malikine rücu edilen 1.083.54 TL ile olay nedeniyle davalı adına kesilen 446.25 TL trafik cezası olmak üzere toplam 7.924,79 TL’nin davalıdan tahsili gerektiğini ancak, davalının bir aylık ücretinin şirket bünyesinde olması nedeniyle 1.402,16 TL’nin bu borçtan mahsup edildiğini, bu nedenle bakiye 6.522,59 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı duruşmalara katılmamış beyanda da bulunmamıştır.
Mahkemece, davacının trafik kazasının oluşumunda %25 kusurlu bulunması nedeniyle talep edilen hasarla ve karşı araç sigortasına ödenen miktarla ilgili alacağın ancak %25 oranındaki kusuruna isabet eden bölümünden, trafik cezasının tamamından sorumlu olacağı gerekçesiyle hesaplama yapan bilirkişi raporu hükme esas alınarak 913.73-TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Uyuşmazlık davacının, dava açarken davalı işçisinin haksız fiili nedeniyle oluşan zararın tahsili konusunda müteselsil sorumluluğa dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 50. maddesi, ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. nun 51. ve 142. (TBK’nun 61. ve 163.) maddeleri hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı bir dava ile de talep edebilir. Ancak, aynı yasanın 141. (TBK’nun 162.) maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanma hakkı sadece zarara uğrayanın, daha geniş bir deyim ile alacaklınındır. Zarara uğrayan (alacaklı), bu hakkını kullanmadıkça, yani müteselsilen tahsil isteğinde bulunmadıkça, mahkeme re’sen onun yararına teselsül kuralını uygulayamaz. Çünkü, hakim istek ile bağlı olup, istek dışı karar veremez. HUMK’nun 74. (11MK 26.) maddesi buna engeldir.
Ana kural bu olmakla ve davacının dava dilekçesinde müteselsilen sözcüğünü kullanmak suretiyle tahsil isteği bulunmamakla beraber; dava dilekçesindeki sözlerden ve ileri sürülen olaylardan ve bunların yorumundan, davacının dolaylı bir biçimde müteselsilen bir ödetme isteği bulunduğu anlaşıldığı takdirde, yukarıda belirtilen kuralın uygulanmasında yasal bir sakınca yoktur. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır. (Yargıtay HGK 15.05.1996 gün 1996/21-140E-1996/342K, 1996/21- 104E-1996/341K, sayılı kararları)
Kuşku yoktur ki, yapılacak yorumlarda temel hüküm BK.’nun 18. (TBK’nun 19.) maddesidir. Bu genel yorum kuralı, dava sırasındaki bir beyanın, ya da dava ve cevap dilekçeleri ile tarafların yine dava sırasındaki yazılı bildirimlerinin yorumunda da uygulanır. Çünkü gerek dava dilekçeleri, gerekse tarafların dava sırasındaki sözlü ve yazılı diğer bildirimleri, kural olarak, birer hukuksal işlemdir ve her hukuk işlemi gibi BK. nun 18 ve MK. nun
2. maddeleri gereğince bildirimde bulunanın kullandığı sözlere bakılmayarak, afakî iyi niyet kurallarınca kullanılan sözlerden veya yazılardan ne gibi bir anlam çıkarılması gerektiği belli edilerek yorumlanmalı vc bu yorum sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
Temyiz incelemesine konu olan bu davada, davacı tarafından düzenlenen dava dilekçesinde, gerçekten açık bir şekilde müteselsilen sözcüğü kullanılmak suretiyle tahsil isteği mevcut değildir. Ne var ki. davacı olayda şirketin hiç bir kusuru bulunmadığını açıkça vurgulamış ve üstelik davalıya belli oranda bir kusur atfetmek suretiyle iddiasını da sınırlamamış ve sonuçta zararının tümünü davalı işçiden istemiştir. Artık burada, davacının davalıdan gerçekleşecek kusur oranında bir talepte bulunduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Davacının kendisinin tamamen kusursuz olduğundan söz ederek zararlı sonucu meydana getiren müteselsil borçlulardan biri aleyhine açtığı bir davada zararının tümünü talep etmesi, örtülü olarak değil, aksine BK. nun 142. maddesinde öngörülen teselsül kuralına açık bir şekilde dayandığının belirgin bir kanıtıdır; bu gibi durumlarda, müteselsilen sözcüğünün dava dilekçesinde kullanılmamış olması sonuca etkili değildir. Kaldı ki davalı işçinin kendi kusurunu aşan bölüm için kusurlu üçüncü kişilere rücu imkânın olduğu da ortadadır.
Somut olayda davalı, mesai saatleri dışında davacı işyerine tahsisli araçla alkollü bir şekilde kaza yaparak hasara sebebiyet vermiş ve hasar davacı şirket tarafından giderilmiş, hasarın yanında davacının alkollü olması nedeniyle üçüncü kişinin aracında meydana gelen ve davalının kusuruna göre ödenen 1.083.54 TL masrafın da sigorta şirketi tarafından davacı işyerine rücu edildiği ve bu miktarın sigorta şirketine ödendiği, hasar bedellerinden ayrı olarak davalı adına kesilen 446,25-TL trafik cezasının da davacı tarafından ödendiği anlaşılmaktadır. Davalının, adına kesilen 446,25 TL trafik cezası ile diğer kazaya karışan aracın hasar bedeli olarak kusur oranına göre 3. Kişiye ödenen 1.083.54 TL nin tamamından sorumlu olduğu açıktır. Davacı işyerine tahsisli araçta meydana gelen 6.395,00-TL nin %75 lik kısmından kusur oranına göre diğer sürücünün sorumluluğu olmasına karşıtı davalı işçi de meydana gelen haksız fiilin faillerinden biri olması nedeniyle davacı işyerine karşı diğer araç şoförü ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğundan davacının sadece müteselsilen sorumlulardan birine karşı dava açabileceği ve davalı işçinin kusurlu 3. Kişiye kusur oranına göre rücu etme hakkının varlığı nedeniyle hasarın tamamının davalıdan tahsili ve davanın aynen kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ve yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de karşı araç sigortasına davalının %25 kusuruna göre ödenen
1.083.54 TL’dan yeniden %75 oranında indirim yapılmak suretiyle sonuca gidilmeside hatalı olmuştur.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
7. HD. 2013/3519 E. 2013/2045 K. 04.03.2013

Somut olayda, davalı K Genel Müdürlüğü ile davalı V.Ltd. Şti.- K.Ltd. Şti. Adi Ortaklığı arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesinin incelenmesinde, K Geııel Müdürlüğü’ne ait işyerinde asıl işe yardımcı iş niteliğinde olan Otoyol Bakım İşletme Şefliklerine ait tesisler, ücret toplama istasyonları ve idari binaları ile sahalarının temizlenmesi, yemekhanelerin işletilmesi işlerinin diğer davalı adi ortaklık tarafından yüklenildiği ve alt işveren işçilerinin sadece bu işte çalıştırıldıkları görülmektedir.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulduğunda,davalı K.Genel Müdürlüğü yönünden davanın husumet yokluğu sebebi reddedilmesi ve davacının bu işverene ait işyerinde gerçekleşen çalışına süresine ilişkin belirlenecek işçilik alacaklarından asıl işverenin sorumlu tutulmaması isabetsizdir.
22. HD. 2013/3246 E. 2014/2188 K. 13.02.2014

Davacı, davalı B.Ev Aletleri San. ve Tie. A.Ş. ‘nin yetkili servis işini yürüten diğer davalının işyerinde 1.1.1990-7.7.2007 tarihleri arasında çalıştığını, yol ücretinin ödenmediğini, dini bayramların birinci günü dışındaki çalışmalarının fazla mesailerinin ödenmediğini, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, hafta tatili, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı B. Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş. diğer davalı ile aralarında yetkili servis sözleşmesi bulunduğunu, asıl işveren-alt işveren ilişkisi söz konusu olamayacağından davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı yetkili servis E.Ç. cevabında davacının 16.2.2001-7.7.2007 tarihleri arasında çalıştığını, sözleşmenin davacı tarafından feshedildiğini, işyerine kendi aracı ile gelip gittiğini, pazar günleri dönüşümlü telefon nöbeti tutulduğunu ve çağrı olması durumunda servise çıktığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğu kabul edilerek, bilirkişi raporundaki hesaplamalar göre alacakların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Uyuşmazlık davalılar arasındaki ilişkinin asıl işveren alt işveren ilişkisi olup olmadığı noktasındadır.
Alt işveren; bir iş yerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren – alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alman iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir.
Alt işverene yardımcı işin verilmesinde bir sınırlama olmasa da, asıl işin bir bölümünün teknolojik uzmanlık gerektirmesi zorunludur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin sınırlandırılması yönünde kanun koyucunun amacından da yola çıkılarak, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada bulunması şarttır. Kanun’un 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu gerekliliği ortaya koymaktadır. Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 11 inci maddesinde de yukarıdaki anlatımlara paralel biçimde, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilebilmesi için “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirmesi” şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir.
Somut olayda elektronik ev aletlerinin üretim ve satışım yapan davalı B.Ev Aletleri San. ve Tic. A.Ş. ile davalı E.Ç. arasında “Beyaz Eşya Yetkili Servis Sözleşmesi” imzalandığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sanayi Mallarının Satış Sonrası Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin 2 maddesinde yönetmeliğin, imalatçı .üretici veya ithalatçıların satış sonrası montaj, bakım ve onarım hizmetlerini vermek zorunda oldukları, sattıkları, ürettikleri veya ithal ettikleri mallara uygulanacağı, 5. maddesinde ise servis istasyonlarının kuruluşu ile ilgili olarak imalatçı, üretici veya ithalatçılar ekli listede yer alan her mal grubu için belirtilen kullanım ömrü süresince, satış sonrası hizmetleri sağlamak üzere yine ekli listede tespit edilen yer, sayı ve özellikte servis istasyonu kurmak ve yeterli teknisyen kadrosu bulundurmak zorunda olduğu, servis istasyonları, doğrudan imalatçı veya ithalatçılar tarafından ya da yazılı bir sözleşme ile yapmak suretiyle önceden kurulmuş ve bu alanda faaliyet gösteren servis istasyonları aracılığıyla da satış sonrası hizmetleri sağlayabilecekleri, ticari amaç dışında yalnızca kendi kullanımından doğan ihtiyaçları için imalat-üretim veya ithalat yapan kişi veya kuruluşların bu Yönetmelik hükümlerine tabi olmadığı, 6. ve 7. maddelerde de başvuru üzerine Genel Müdürlükçe, Kanun ve bu Yönetmeliğe uygunluk açısından gerekli incelemeler yapılarak ancak yeterli görülenlere “Satış Sonrası Hizmetleri Yeterlilik” belgesi verileceği, gerekli uyarılara uyulmaması durumlarında bu belgenin iptal edilebileceği açıkça belirtilmiştir.
Somut olayda bu düzenlemeler kapsamında davalı E.Ç’nın servis işyerini açarken izin alma, yeterlilik şartlarını sağlama ve devam ettirme koşullarının Sanayi Bakanlığı birimlerinin denetim ve yetkisi altında olduğu, bu tür bir düzenleme ile tüketicinin satın aldığı malların kullanım süresince bakım ve onaranının garanti altına alınması için yetkili servis ağının kurulmasının mevzuatla zorunlu hale getirildiği, davalılar arasındaki servis sözleşmesi kapsamına göre de davacı ile B. şirketi arasında hiçbir bağ bulunmadığı servis işyerinde çalıştırılan işçilerle ilgili tüm yetkinin yetkili serviste olduğunun belirtildiği, B. şirketinin sattığı ürünlere verdiği garanti süresi dolduktan sonraki bakım onarım işlerinin de artık B.den bağımsız olarak davacının ticari amaçla kendisi için yapmaya devam ettiği de dikkate alındığında davalılar arasındaki ilişkinin asıl işveren alt işveren ilişkisini oluşturmayacağı bu sebeple davalı B.şirketinin bu davada taraf sıfatı bulunmadığından hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekir.
22. HD. 2012/30474 E. 2013/21037 K. 08.10.2013

Davacı iş akdinin başlangıcından itibaren davalılardan Me. Turizm A.Ş. nezdinde ve işinde bilfiil ve kesintisiz olarak çalıştığını, diğer davalı ve kaydeıı işveren olarak gösterilen diğer Şirketlerin ise adı geçen Şirketin taşeronu olup, davalı Mc. Turizm A.Ş. ile aralarında asıl-alt işveren ilişkisi olduğunu iddia etmiştir.
Davalı mevkiindeki Şirketler ise aralarında asıl-alt işveren ilişkisinin bulunmadığı, Mu. Taşımacılık Turizm Tic. Ltd. Şti.’nin diğer davalı Me. A. Ş.’nin biletlerini satan acente konumunda olduğunu savunmuşlardır.
Dosya kapsamından, davacının çalıştığı işyerinde Me. Şirketinin biletlerinin satıldığı taraflar arasında ihtilafsızdır. Davacı tarafça dosyaya sunulan görevlendirme yazısı ve seminere katılım belgelerinde Me. A.Ş.’ne ait marka ve amblemlerin bulunması ve bilhassa 19.11.2009 ve 20.11.2009 tarihli tutanaklarda da ödenmeyen işçilik alacaklarının Me. A.Ş. tarafından karşılanacağının belirtilmesi karşısında davalı Mu. Ltd. Şti. bünyesinde çalışanlar üzerinde diğer adı geçen davalı Şirketin yönetim ve denetim hakkının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı ve davalı tanıklarının birbiri ile örtüşen anlatımlarında da davacının sürekli olarak aynı yazıhanede yalnız davalı Me. Şirketinin biletlerinin satış işlemlerinde çalıştığı anlaşılmaktadır.
Davacının tüm çalışmasını davalı M. A.Ş.’nin bilet satımı işlemlerine hasrettiği, ayrıca bu çalışma süresince anılan Şirketin yönetim ve denetim hakkının bulunduğu dikkate alındığında davalı M. Şirketi ile diğer davalı şirket arasındaki ilişkinin 4857 sayılı îş Kanunu’nun 2/6 maddesinde düzenlenen asıl işveren -alt işveren niteliğinde olduğu, bu nedenle davalı M. Şirketinin davacının tüm işçilik hak ve alacakları yönünden sorumluluğu bulunduğunun kabulü ile hüküm kurulması gerekirken M. Turizm Sey. Org. Ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/6468 E. 2014/10325 K. 26.03.2014

Somut olayda, davacı davalı C.İletişim AŞ işçisi olarak davalı T.AŞ ye ait çağrı merkezinde çalışmaktadır. Davalı T.AŞ bu işi diğer davalı G.AŞye ihale ile verdiğini savunmuştur. Ancak dosya içinde ihale sözleşmesi bulunmamaktadır. Ayrıca hükme esas alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere T.AŞ nin çağrı merkezi hizmeti vermesinin asıl işin bir parçası olduğu ve bu hizmetin asgari yardımcı bir hizmet olarak nitelendirilebileceği açıktır.
Bu durumda davacının G. AŞ den iş üstlenen alt yüklenici C AŞ şirketinin işçisi olması ve T.AŞ ile G AŞ arasında asıl işveren- alt işveren ilişkisi olması nedeniyle yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda aralarında asıl işveren – alt işveren ilişkisi bulunduğu kabul edilerek davalı T.AŞ nin de tazminat ve alacaklardan sorumlu tutulması gerekirken yazılı gerekçe ile T.AŞ açısından davanın reddi isabetsizdir.
9. HD. 2012/10945 E. 2014/13095 K. 17.04.2014

Taraflar arasında davacının tazminat ve alacaklarından davalı A.Büyükşehir Belediye Başkanlığının sorumlu olup olmayacağı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacı; 25/01/2003 tarihinden itibaren taşeron A. Güv.Ltd.Şli nin işçisi olarak işe başladığını, belediyenin asıl işveren olduğunu, iş sözleşmesinin haksız olarak fesih edildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı A.xx Güv.ve Eğ.Hiz.Ltd.Şti; devamsızlık nedeniyle davacının iş sözleşmesinin feshedildiğini savunmuştur.
Davalı Belediye sorumlulukları bulunmadığını savunarak husumet itirazında bulunmuştur.
Davalılardan A. Güv. Ve Eğ.Hiz.Ltd.Şti; İş YasasTmn 2. maddesi ve 5188 sayılı Yasa’nın 3. maddesi uyarınca özel güvenlik hizmetlerinin ihale ile
A. Büyükşehir Belediye Başkanlığınca A. Ltd.Şti’ne verildiğini ve davacının A. .Ltd.Şti’nin işçisi olup davacının iş akdinin adı geçen şirketçe feshedildiğini belirtmiştir.
Mahkemece davalı belediyenin kendisine bağlı Park ve Bahçelerdeki güvenlik hizmetlerini bir bütün olarak bir nevi anahtar teslimi, davalı A. şirketine ihale suretiyle devir ettiği, Büyükşehir belediyesinin herhangi bir çalışanın hizmet vermesinin söz konusu olmadığı gerekçesi ile davalı belediye hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Alt işveren, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve görevlendirdiği işçileri sadece bu işyerinde çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise, asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımdan yola çıkıldığında asıl işveren alt işveren ilişkisinin unsurları, iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alman iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekir. Alt işverene yardımcı iş, ya da asıl işin bir bölümü, ancak teknolojik nedenlerle uzmanlık gereken işin varlığı halinde verilebilecektir. 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinde asıl işveren alt işveren ilişkisini sınırlandırılması yönünde yasa koyucunun amacından da yola çıkılarak asıl işin bir bölümünün alt işveren verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada olması gerektiği belirtilmelidir. 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinin 6. ve 7.fıkralarında tamamen aynı biçimde “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu kararlılığı ortaya koymaktadır.
Dosya içeriğine göre; davalı A. şirketinin diğer davalı belediyeden park bahçeler vs. nin güvenlik işini ihale suretiyle aldığı, daha sonra bu işi bir başka taşeronluk sözleşmesi ile diğer davalıya devir ettiği anlaşılmaktadır.
Davalılar arasındaki sözleşmelerin niteliği ile tanık beyanları karşısında davalı belediye ile A. Şti. arasında yardımcı iş niteliğindeki güvenlik işinin yapılması “götürü bedel hizmet alımı tip sözleşmeleri” yaptırılması konusunda anlaşmaya varılmıştır. Hizmet alım sözleşmelerinin, anahtar teslimi iş yaptırılması olarak nitelendirilmesi, mümkün değildir. Yukarıda belirtilen hukuksal gerekçelere göre davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesin 6. fıkrası uyarınca davalı Belediye de sorumlu tutulmalıdır. Mahkemece aksine düşünceyle davalı Belediye yönünden davanın husumetten reddi hatalı olup kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2008/39308 E. 2010/39060 K. 20.12.2010

17.6.1996-1.7.2000 tarihleri arasında davalı M. Market Şirketine ait işyerinde güvenlik elemanı olarak çalışan davacı, güvenlik hizmetleri işini ihale ile alan diğer davalı şirketin işçisi olarak anılan işyerinde çalıştığını belirterek hükmolunan kıdem, ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının davalılardan müştereken, müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece M. Market Şirketi hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacının davaya konu tüm hizmet süresinde münhasıran M. Şirketine ait işyerinde çalıştığı; güvenlik işinin asli iş için gerekli ve önemli bir yardımcı iş niteliğinde olduğu anlaşılmakla 1475 Sayılı îş Kanununun l/son maddesi gereğince anılan şirketinde asıl işveren olarak sorumluluğuna karar verilmesi
gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
9. HD. 2006/5958 E. 2006/26952 K. 12.10.2006

Somut olayda, davalı A.firması D. ilçesinde bulunan işyerinde güvenlik işini dava dışı E. firmasına vermiştir.
Davalı A. firması D.’daki işyerinde alt işveren dışında kendisi güvenlik görevlisi çalıştırmamaktadır.
Davalı A. firması tarafından güvenlik işinin E. firmasına verilmesi yukarıda belirtilen Alt işveren Yönetmeliğine aykırılık teşkil etmemektedir. Davalı asıl işveren ile dava dışı alt işveren arasında muvazaalı bir durum söz konusu değildir.
Bu nedenle mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı A. firmasının İzmir/Aliağa da bulunan işyerinde çalıştırdığı güvenlik görevlisinin ücreti emsal alınarak yapılan hesaplamaya itibar edilerek davacının ücret farkı, ikramiye ve kıdem tazminatı alacağının hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2009/31886 E. 2011/48993 K. 21.12.2011

Mahkemece, davacının dava dışı E.Şirketinde çalıştığı, davacıların işçi teinin ettikleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı şirketlerin güvenlik şirketi olarak faaliyet gösterdikleri anlaşılmaktadır.
Mahkemece diğer gerekçelerin yanında davalı güvenlik şirketinin “kendilerinin hizmet almadığı” gerekçesine dayanmıştır oysa güvenlik şirketleri kendini korumak için değil güvenlik hizmeti vermek amacıyla kurulmuşlardır. Yaptıkları iş kendilerinden hizmet talep eden gerçek ve tüzel kişilere bedeli karşılığında güvenlik hizmeti vermektir. Bu hizmeti verirken de kendisine bağlı olarak çalışan işçiler aracılığıyla hizmeti yerine getirirler.
Davalı şirketlerin kendilerine bağlı personeli başka şirkette görevlendirmeleri hizmetin gereği olup, bu durum kendilerine işçi temin eden aracı kurum sıfatı kazandırmaz. Görevlendirilen bu yer davacı açısından işyeri niteliğindedir. Ücret, bağımlılık ve işin yapılması olarak tanımlanan iş ilişkisi davacı başka bir yerde görevlendirilse de hizmeti sağlayan şirketlerle devam eder.
Nitekim dosya arasında bulunan iş sözleşmesi, işe giriş bildirimleri, puantaj kayıtları, hizmet döküm cetvelleri, bordrolar, devir sözleşmesinden davacının davalı şirketlere bağlı çalıştığı açıkça anlaşılmaktadır. Kaldı ki davalılar da davacının kendi işçileri olduğunu kabul etmektedirler.
Mahkemece, davalıların kabulü ve dosyada taraflar arasında iş ilişkisi bulunduğuna dair açık deliller gözardı edilerek yerinde olmayan bir gerekçeyle
davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2011/3099 E. 2012/39551 K. 27.11.2012

.
Davalı M. Kurumu Genel Müdürlüğü faaliyet sahası dışında inşaat işini diğer davalıya ihale yolu ile vermiştir. Davalının işinin bir bölümü olmadığı gibi, inşaat işi yardımcı iş de değildir.
Bu durumda 4857 Sayılı İş Kanunu 2/6 maddesi uyarınca davalı M.Kuruntunun sorumluluğu bulunmamaktadır.
Ancak, davalı M.Kuruntunun sorumluluğu son üç aylık ücretle sınırlıdır.
Mahkemece dava konusu alacaklarla ilgili davalı M.’nin sorumlu tutulmaması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
9. HD. 2007/29525 E. 2008/24663 K. 24.09.2008

.
Somut olayda; davalı işyeri bir devlet hastanesidir, davacı ise hastane içinde bulunan ve diğer davalı derneğin işlettiği kantinde demek işçisi olarak çalışmaktadır. Kantin işletmek hastane işi için asıl veya yardımcı iş niteliğinde bir iş değildir. Hastanelerle ilgili yönetmeliklerde de buralarda kantin bulunacağına ilişkin bir hükme yer verilmiş değildir. Böyle olunca kantin çalışanı davacı için hastanenin dolayısı ile Sağlık Bakanlığının asıl işveren sıfatının bulunması mümkün olamaz. Yasal durum bu şekilde olunca anılan kantinin hastane içinde olması, kurucularının da hastane doktorları ve çalışanları olması yasal durumu değiştiremez.
Belirtilen nedenle davalı Bakanlığın husumet itirazı yerinde olduğundan Bakanlık hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
9. HD. 2010/12253 E. 2012/23391 K. 18.06.2012

Somut olayda, davalı şirket ile dava dışı İ.D. arasında yapılan sözleşme incelendiğinde, İ.D.’ya şirketin işyerlerinden canlı piliçlerin alınarak kamyonlara yüklenmesi(sarımı) işi verilmiştir.
Davalı şirketin üretim yapabilmesi için piliç yetiştirme yanında üretim tesisi dışında yetiştirilen piliçlerin tesise taşınması zorunluluğu vardır. Zira yapılan iş, işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerdendir. Dolayısıyla davalı şirket ile dava dışı şirket arasında 4857 sayılı Yasa’nın 2.maddesinin 6 fıkrası gereğince asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemenin gerekçesinde ileri sürülen ihbar olunanın bağımsız işveren
olması, sigortanın onun tarafından yatırılması, kendi araçlarını kullanması gerekçeleri asıl işveren alt işveren ilişkisini ortadan kaldıracak nitelikte değildir.
Taraf delilleri toplanarak davanın esası yönünden karar vermek gerekirken davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi hatalıdır.
9. HD. 2012/16680 E. 2012/28315 K. 11.09.2012

5393 sayılı Belediyeler Yasasının 67. maddesi ve İhale yasası kapsamında toplu ulaşım ve taşıma hizmetinin, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesi anlamında alt işveren uygulaması ile temin edilmesinde yasaya aykırı bir durum yoktur.
Dosya içeriğine göre dava dışı şirket ile davalı belediye arasında asıl- alt işveren ilişkisi mevcuttur. Davacıların devir edilen işçilerden olmaması, sonradan dava dışı şirket tarafından işe alınıp işten çıkarılmaları sonucunu değiştirmez. Asıl-alt işveren ilişkisi nedeniyle davalı belediye iş sözleşmesinden kaynaklanan tazminat ve alacaklardan müteselsilen sorumludur. Buna göre davanın esası hakkında bir karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2009/41505 E. 2010/654 K. 21.01.2010

Dosyadaki bilgi ve belgelere göre 4857 sayılı Yasa’nın 2.maddesinin 6 fıkrası gereğince N. Türkiye Gıda San.AŞ. ile S.Dağıtım Pazarlama arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Zira yapılan iş işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerdendir.
Davalı alt işverenin asıl işverenle yaptığı sözleşme süre bitimi itibarıyla sona ermiştir. Yapılan nakliye işi bir başka alt işverene verilmiştir. Davacı işçi işine devam etmektedir, ü halde iş sözleşmesinin feshinden söz edilemez. Çünkü asıl işverenle olan ilişkisi devam etmektedir. Kıdem, ihbar tazminatı ve izin ücreti isteklerinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalıdır.
9. HD. 2006/16555 E. 2007/17 K. 22.01.2007

Somut olayda, davalı şirket ile dava dışı İ.D. arasında yapılan sözleşme incelendiğinde, İ.D.’ya şirketin işyerlerinden canlı piliçlerin alınarak kamyonlara yüklenmesi(sarımı) işi verilmiştir.
Davalı şirketin üretim yapabilmesi için piliç yetiştirme yanında üretim tesisi dışında yetiştirilen piliçlerin tesise taşınması zorunluluğu vardır. Zira yapılan iş, işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerdendir. Dolayısıyla davalı şirket ile dava dışı İrfan Dağlı arasında 4857 sayılı Yasa’nın 2.maddesinin 6 fıkrası gereğince asıl işveren alt işveren ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemenin gerekçesinde ileri sürülen ihbar olunanın bağımsız işveren olması, sigortanın onun tarafından yatırılması, kendi araçlarını kullanması gerekçeleri asıl işveren alt işveren ilişkisini ortadan kaldıracak nitelikte değildir.
Taraf delilleri toplanarak davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi hatalıdır.
9. HD. 2012/16682 E. 2013/19124 K. 20.06.2013

Uyuşmazlık, davalı B…T’nun asıl işveren olup olmadığı ve davacının ulusal bayram, genel tatil ve fazla mesai alacağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmakladır.
Her ne kadar mahkemece, davalı B…T Tütün Mamülleri San. Tic. A. Ş. açısından asıl işveren olmadığından bahisle davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş ve davacının fazla mesai ile genel tatil alacağı taleplerinin reddine karar verilmiş ise de aynı işyerinde çalışmış olup, iş sözleşmesi feshedilen başka bir işçinin açtığı temyiz incelemesi dairemizce yapılmış olan İzmir 6. İş Mahkemesinin 2011/49 esas, 2012/286 karar sayılı dosyada görülen davada, davalı B…T Tütün Mamülleri San. ve Tic. A. Ş.’nin, diğer davalı E.Doğalgaz Akaryakıt Taş. Dep. Tur. Ltd. Şti.’ne verdiği ınamül ürün veya hammadde taşıma işinin, asli işi olan tütün ürünü imali ve pazarlama işinin yardımcı işi niteliğinde olduğu, alt işveren işçisi olan davacı tanıklarının münhasıran davalı B…T Tütün Mamülleri San. ve Tic. A. Ş. işinde çalıştıklarını beyan etmesi, davacı işçinin B…T Tütün Mamülleri San. ve Tic. A. Ş.>nin hammadde ve mamül ürün taşıma işi dışında bir başka işte görevlendirdiğine dair bir görevlendirme belgesi sunamaması grekçesiyle alt işveren işçilerinin B…T Tütün Mamülleri San. ve Tic. A. Ş.min hammadde ve mamül ürün taşıma işine hasredilip, iki şirket arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı ve işyerinde uygulanan çalışma prensibine göre işverenliğin ara dinlenmeleri hariç araç kullanımı için belirttiği sürenin sekiz saat olduğu saptanmış ve bu saptamaya göre belirlenen fazla mesai karşılığı ücretin ödenmesine karar verildiği görülmüştür. Anılan davada varılan sonuç ile dosyadaki deliller birlikte değerlendirildiğinden davalı B…T şirketi ile diğer davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğunun kabulü gerekir. Bu durumda davacının gerçekleşen alacaklarından tüm davalıların birlikte sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmamıştır.
22. HD. 2012/12367 E. 2012/28237 K. 13.12.2012

Davacı vekili, davacı işçinin davalı aslı işveren B.şirketi işyerinde diğer davalı alt işveren işçisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini. ödenmeyen ücret alacağının olduğunu belirterek, kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret alacağının davalı işverenlerden müştereken ve müteselsilin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı F. şirketi tebliğe rağmen yargılamayı takip etmezken, diğer davalı vekili ise, şirketin otomotiv yan sanayi ürünlerinin nakliye işlerini taşıma sözleşmesi doğrultusunda F. Nakliyat Şti. ve benzer şirketlere yaptırdığını ve bedelini ödediğini, F. şirketinin kendi araçları ve işçileri ile bu işi yaptığını, zaman zaman başka firmaların işlerini de yaptıklarını münhasıran bir çalışmanın söz konusu olmadığını, bu nedenle şirketin davacı işçi gibi çalışanların işe alınmasından ve işten çıkartılmasından haberi olmadığını, asıl işin bölünmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, İş Kanunu 2/6 maddesi kapsamında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunmadığını, davacının diğer davalı şirkette çalıştığını, bu nedenle husumet nedeniyle davanın reddi gerektiğini, davacı ile müvekkil şirket arasında herhangi bir iş sözleşmesi de bulunmadığını, diğer davalı şirketin üzerine düşen görevleri yerine getirmediğini, bu nedenle aralarındaki sözleşmenin şirket tarafından feshedildiğini bu nedenlerle husumet nedeniyle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonuna davalı savunmasına itibar edilerek, bir işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerinde iş alan diğer işverenlerin işçileri sadece bu işyerinde çalıştırıldıklarında (münhasıran) asıl işveren -üst işveren ilişkisi doğacağı, davacının şoför olarak çalıştığı ve hizmetinin çoğu şehir dışında geçtiği, münhasıran B.şirketine hizmet vermediği, aynı şirketin işçileri ile yardımcı işte çalışmadığını, emir ve talimatları B.şirketinden almadıkları, davalılar arasında asıl alt işveren ilişkisi bulunmadığı gerekçesi ile emsal oda ücreti üzerinden tazminat ve ücret alacağını belirleyen hesap raporuna itibar edilerek, davalı
B. şirketi yönünden husumetten reddine, diğer davalı yönünden ise kabulüne karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesinde yapılan tanıma göre, “bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde veya asıl işin bir bölümünde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işverene alt işveren denilir”. Bunlara ayrıca, taşeron, aracı, müteahhit, alt yüklenici gibi isimler de verilmektedir.
Alt-asıl işveren arasındaki ilişki, niteliğine göre, eser, taşıma, kira gibi sözleşmelere dayanır. Alt işveren üstlendiği işi sözleşme koşulları doğrultusunda, ama kendi adına ve bağımsız bir biçimde yürütür. Çalıştırdığı işçilerle kendi adına iş sözleşmesi yapar; gerekli talimatları verir; işçilere ücretlerini kendisi öder; ücret bordrolarını düzenler; SSK primlerini yatırır.
Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinden söz edilebilmesi için şu koşulların gerçekleşmesi gerekmektedir:
a) İşyeri bulunan ve bu işyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren mevcut olmalıdır. Bir kimse işin yapılmasını tümüyle bir başkasına bırakmış ise, örneğin anahtar teslimi koşuluyla bir binanın yapımını bir başka kişiye vermişse, bu ilişki doğmaz.
b) Alt işveren, işçilerini asıl işverene ait işyerinde çalıştırıyor olmalıdır. Bu bakımdan da, bir işverenden iş alan, ancak işi kendi işyerinde gören işveren (fason üretim yapan) ile diğeri arasında yine böyle bir ilişki doğmaz. Ancak buradaki işyeri, 4857 sayılı İş Kanunun 2. Maddesi tanımında yer alan işyeridir. Buna göre, İşverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır. İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür. Dolayısı ile üretimden dağıtım aşamalarına kadar iş organizasyonu içinde yer alan işyeri ve araçlar işyeri içindedir. Bu nedenle dağıtım işi araçla işyeri dışında gerçekleşse de araç işyerine bağlı olduğundan işin işyerinde yapıldığı kabul edilmelidir.
c) İşverenin asıl işverenden aldığı iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde ve alman işte çalıştırması gerekir. İşçiler sadece asıl işverene ait işyerinde değil de, farklı işverenlere ait çeşitli işyerlerinde çalışıyorlarsa, asıl işvercn-alt işveren ilişkisinden söz edilemez. Keza alt işveren tarafından alman işte çalıştırılmayan işçi yönünden asıl alt işveren ilişkisi kabul edilemez.
d) Alt işveren işçilerini, asıl işverenin işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde ya da asıl işin bir bölümünde çalıştırmalıdır. Bu bakımdan, işveren işçilerini asıl işverenin işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin olmayan bir işte çalıştırıyorsa, bu tür bir ilişki doğmaz. İşyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin olmakla birlikte, doğrudan üretim organizasyonu içerisinde yer almayan, üretimin zorunlu bir unsuru olmayan, ancak asıl iş devam ettikçe devam eden ve asıl işe bağımlı olan işler, yardımcı işlerdir. Bu anlamda üretilen malların taşınması işi yardımcı iştir.
Diğer taraftan, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92/2 maddesi uyarınca, “Çalışma hayatım izleme, denetleme ve teftişe yetkili iş müfettişleri ile işçi şikâyetlerini incelemekle görevli bölge müdürlüğü memurları tarafından tutulan tutanaklar aksi kanıtlanıncaya kadar gcçerlidir”.
Dosya içeriğine göre davacının davayı takip etmeyen davalı F. şirket işçisi olarak diğer davalı B.şirketinin ürettiği mallarının alıcıya teslim için taşıt ile kara taşımacılığı işinde şoför olarak çalıştığı, davalılar arasında bu konuda sözleşme imzalandığı anlaşılmaktadır. Taşıma işi yukarda açıklandığı gibi üretim organizasyonu içinde yer almaz ise de asıl iş devam ettikçe var olan ve asıl işe bağımlı yardımcı bir iştir. Taşıma işi araçla yapılacaktır. Araç işyerine bağlı bir unsurdur. Davacının üretilen malların kara yolu ile taşıma işinde çalışması nedeni ile hizmetinin işyerine bağlı eklentilerde geçtiği kabul edilmelidir. Aracın alt işverene ait olması sonucu değiştirmez. Zira asıl işveren bu hizmeti alt işveren uygulaması olmadan da yerine getirdiğinde, araç işyerinden sayılacaktır. Bu nedenle mahkemenin “bir işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerinde iş alan diğer işverenlerin işçileri sadece bu işyerinde çalıştırıldıklarında (münhasıran) asıl işveren -üst işveren ilişkisi doğacağı, davacının şoför olarak çalıştığı ve hizmetinin çoğu şehir dışında geçtiği” bu nedenle asıl- alt işveren ilişkisi bulunmadığı gerekçesi yerinde değildir. Keza alt işveren işçilerinin mutlaka aynı işte asıl işveren işçileri ile birlikte çalışması gerektiği yönündeki gerekçe de hatalıdır. Zira asıl işveren yardımcı hizmetin ya da bir bölümü tamamen alt işverene verebilir ve burada sadece alt işveren işçilerinin çalışmaları sağlanabilir. Kısaca alt işveren işçisinin asıl işverenin işçileri ile birlikte aynı işte çalışmaları, asıl-alt işveren ilişkisinin unsurlarından değildir.
Diğer taraftan mahkemece tır şoförü olan ve dışarıdan davalı F. şirketinden alınan taşıma işi dışında başka taşıma işinde çalıştığı davalı işyerinde çalışan tanık beyanları ile kabul edilmiştir. Oysa bu konuda taraflı tanık anlatımı yeterli değildir. Davacının davalılar arasındaki sözleşme ile kararlaştırılan taşıma işi dışında başka bir işverene hizmet verdiği belge ile kanıtlanamadığı gibi, aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan ve davacı gibi bir çok işçinin şikayeti üzerine düzenlenen Bölge Çalışma Müdürlüğü raporunda, davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunduğu, davacının münhasıran davalı asıl işveren B.şirketinin işinde çalıştığı tespit edilmiştir. O halde davalı alt işveren F. şirketi işçisi olan davacı işçinin işçilik alacaklarından davalı asıl işveren B. şirketinin de sorumluluğu bulunmaktadır.
Mahkemece adı geçen davalının kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret alacağından diğer davalı ile birlikte sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile B.şirketi yönünden husumet nedeni ile davanın reddine karar vermesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2011/15710 E. 2011/33324 K. 26.09.2011

Somut olayda, davacı ile davalı arasında imzalanan personel taşıma işi sözleşmesinde, davacının davalı şirketin Ayvalı barajı ve HES inşaatındaki malzeme ve personel taşıma işini kendisine ait 25 NE 447 plakalı araçla, aracın üzerinde davalı şirketin servisi levhasını bulundurarak yapacağı kararlaştırılmıştır. Araçta çalışacak şoförlerin listesinin önceden davacı yüklenici tarafından davalı idareye verileceği, yüklenicinin iş sağlığı ve güvenliği tüzüğü hükümlerine göre şoförlerin sağlığını korumak ve her türlü sağlık tedbirlerini almak zorunda olduğu düzenlenmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkide iş sözleşmesinin unsurları oluşmamıştır ve işçi- işveren ilişkisinden bahsedilemez. Davaya bakmakla genel mahkemeler görevlidir. Mahkemece, davaya Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatı ile bakılmalı ve bundan sonra; yetki itirazı konusunda, uyuşmazlığın niteliği, görevli mahkeme ve yargılama usulüne göre bir değerlendirme yapılmalıdır. Yazılı şekilde
yetkisizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2014/10679 E. 2014/8827 K. 21.04.2014

Somut olayda; davalı T.T.A.Ş. santral sahalarında erişim şebekesi tesis ve malzeme temin esaslarına göre her türlü kablolu erişim şebekesi ve alt yapı vs. gibi işlerin yapılmasını -yani asıl ve yardımcı işlerini- ihale yolu ile diğer davalı alt işverenlere vermiştir.
Böyle olunca asıl işveren kendisi olduğu halde; mahkemece; anılan işin anahtar teslimi yolu ile ihale edildiği gerekçesi ile bu davalı hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmesi hatalıdır.
Davalı T.T. A.Ş.nin 4857 sayılı İş Yasasının 2/6.maddesi gereğince hükmedilen alacaklardan asıl işveren sıfatı ile sorumluluğuna karar verilmelidir.
9. HD. 2010/17551 E. 2012/31331 K. 24.09.2012

Davacı, davalı A.AŞ.de diğer davalı İ. Üniversitesine bağlı Tıp Fakültesi Hastanesinde temizlik işinde çalışmakta iken ödenmeyen işçilik alacaklarını talep etmiştir.
Mahkemece, davalı Üniversite hakkında açılan davanın husumet yönünden reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden üniversiteye bağlı Tıp Fakültesi Hastanesinin temizlik işinin ihale yolu ile firmalara verildiği anlaşılmaktadır.
Davalı Üniversite ile diğer davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olduğundan, 4857 sayılı İş Kanununun 2/6.7, maddesine göre dava konusu alacaklardan asıl işveren, alt işverenle birlikte sorumlu bulunmaktadır. Bu nedenle davalı Üniversite hakkında husumet yönünden davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2006/14350 E. 2006/19879 K. 05.07.2006

Somut olayda davalı D. İşletmesi Genel Müdürlüğünün ihale ile asli işlerinden olan temizlik işini alt işverene verdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda asıl işveren – alt işveren ilişkisi sözkonusu olduğu halde mahkemece işin ihale makamı olarak anahtar teslimi suretiyle taşerona devredildiğinin kabul edilerek davalı kurum hakkındaki davanın reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2007/41208 E. 2009/12875 K. 07.05.2009

Davacı; davalı A. Belediyesinden temizlik işlerini ihale ile alan alt işverenler nezdinde çalışır iken son alt işveren V. A.Ş tarafından iş sözleşmesinin feshedildiğini belirterek kıdem tazminatı ve izin ücretinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; temizlik işinin ihale ile firmalara verildiğini, sadece işin kontrolünün temizlik işleri müdürlüğü tarafından gerçekleştirildiğini, dava dışı firmalarla aralarında asıl-alt işveren ilişkisinin bulunmadığını belirterek, davanın husumetten reddini talep etmiştir.
Mahkemece; davalı belediye ile dava dışı firmalar arasında düzenlenen sözleşmeler ile temizlik işinin ihale yolu ile devredildiği, davalı belediyenin Belediye Yasasından kaynaklanan denetim görevini yerine getirdiği belirtilerek davanın husumetten reddine karar vermiştir.
Dosya içeriğine göre; davalı A. Belediyesi ile dava dışı firmalar arasında yardımcı iş olan temizlik işlerinin yürütülmesi ile ilgili olarak yapılan sözleşme alt işverenlik sözleşmesi olup, asıl işveren olan davalı belediye 1475 Sayılı Yasanın I/son maddesi gereğince işçilik alacaklarından sorumludur.
Mahkemece davalı ile dava dışı firmalar arasındaki sözleşmenin anahtar teslimi ihale sözleşmesi olarak kabulü ve bu nedenle A. Belediyesi hakkındaki davanın reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2006/11437 E. 2006/15039 K. 22.05.2006

Somut olayda, davacı işin yapım yerinin davalı bakanlık olduğunu ve arada anahtar teslimi şeklinde ihale olmadığını iddia ederek işçilik alacaklarından davalı bakanlığın sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. 4734 sayılı Kamu İhale Kurumu Kanunu’nda bilgisayar sistemlerine yönelik hizmetler ile yazılım hizmetlerinin asıl işveren – alt işveren ilişkisi kapsamında olduğu belirtilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda S. Yazılım A.Ş ile davalı bakanlık arasında asıl işveren – alt işveren ilişkisi bulunduğundan davalı bakanlık davacının işçilik alacaklarından sorumludur. Aksine düşüncelerle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2011/6070 E. 2013/14072 K. 09.05.2013

Somut olayda davalı şirketler davalı Bakanlığa ait hastanede yemek yapma, dağıtma, bulaşık gibi yardımcı işleri ihale ile almışlardır. Teknik şartnamede ve hizmet alım sözleşmelerinde en az bir yönetici(amir) çalıştırılacağı yazılıdır. Şirketler davacının işletme müdürü veya yardımcısı olarak çalışacağını hastaneye yazı ile bildirmişlerdir. Aylık puantaj listelerinin en üstünde adı bulunmaktadır, davacı tanıkları da davacının hastanede çalıştığını belirtmişlerdir.
Böyle olunca, davalı Bakanlığın asıl işveren oluşu karşısında 4857 sayılı İş Yasasının 2/6. bendi gereğince hükmolunan işçi alacaklarından sorumlu tutulması gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
9. HD. 2009/36062 E, 2012/2210 K. 30.01.2012

Somut olayda, davalı B.Çimento Sanayi A.Ş. ile davalı K.Sosyal Hizmetler İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesinin incelenmesinde, B.Çimento Sanayi A.Ş. ait işyerinde asıl işe yardımcı iş niteliğinde olan yemekhane ve yemek hizmetlerinin diğer davalı şirket tarafından yüklenildiği ve alt işveren işçilerinin sadece bu işte çalıştırıldıkları görülmektedir. Her ne kadar davalı işverenler arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesinde, işçilerinin İş Kanunu, Vergi Mevzuatı, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği mevzuatından doğacak tüm mükellefiyetlerin yüklenici firmaya ait olduğu ve yüklenici şirket çalışanlarının hiç bir zaman
B. Çimento San. Tic. A.Ş. personeli olarak kabul edilemeyeceği yönünde düzenleme bulunmakta ise de, bu düzenleme davalılar arasındaki kanundan kaynaklanan asıl işveren-alt işverenlik ilişkisini ortadan kaldırmayacağı gibi davacı işçi açısından da bağlayıcı ve sonuç doğurucu nitelikte değildir. Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, davalı B.Çimento San. A.Ş. yönünden davanın husumet yokluğu nedeni reddedilmesi ve davacının bu işverene ait işyerinde gerçekleşen çalışma süresine ilişkin belirlenecek işçilik alacaklarından asıl işverenin sorumlu tutulmaması isabetsizdir.
22. HD. 2013/23264 E. 2013/23381 K. 05.11.2013

Somut uyuşmazlıkta davacının davalı asıl işverene ait işyerinde alt işveren işçisi olarak çalıştığına Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 09.02.2010 tarihli belgesine göre karar verilmiştir. Oysa davalı işveren vekili davacının alt işveren şirketin, davalı şirkette alt işveren olarak bazı hizmetler alıp, burada işçi çalıştırdığını, ancak davacının bu işlerde münhasıran çalışmayıp sadece yükleme ve boşaltma yapılan günlerde çalıştığını savunmuş ve buna dair puantaj kayıtlarını sunmuştur.
Davacının kayıtlarda işvereni olarak görünen diğer davalı U. şirketinin davalıya ait işyerinde alt işveren olarak iş aldığı ve işçi çalıştırdığı sabittir. Ancak davalı U.tarafından düzenlenen puantaj kayıtlarına göre davacı iş alınan dönemlerde emeğini münhasıran davalı E.’e ait işyerine hasretmemişim SSK kayıtlarına göre bu dönemlerde sigorta primleri 30 gün üzerinden yatırılmış ise de puantaj kayıtları ile liman gemi kayıtlarına göre aylık çalışma süresi daha az. olup yükleme ve boşaltma yapılan günlerle sınırlıdır. Kaldı ki davalı
U.firması başka şirketlere de yükleme boşaltma hizmeti vermektedir. Davacı işçinin gerçekten asıl işveren işyerinde münhasıran alt işveren işçisi olarak çalıştığı tespit edilemediği halde kıdem tazminatının bir kısmından davalı E. T.A.Ş.nin sorumlu tutulması hatalıdır.
9. HD. 2010/41165 E. 2013/4359 K. 06.02.2013

Somut olayda davalı T. Ş. Fabrikaları “fabrika atölyelerinde, malzeme ambarında veya sahasında mevcut ham, mamul, yarı mamul makine parçalarının ve muhtelif malzemelerin sevk ve istiflenmesi, tezgaha makine parçalarının taşınması bağlanması ve sökülmesi, (tezgah işletilmesi hariçtir), fabrikamız içi ve saha temizliği, banyo, tuvalet, soyunma mahalleri, ofis, yönetici adaları vb. yerlerin temizliği, malzemelerin çapaklarının flex taşı veya keski ile alınması, yüzey temizliğinin /yapılması, kaynak yerlerinin asit ile veya flex taşı ile temizlenmesi, fabrikaya gelen ve fabrikadan gidecek ürünlerin taşıttan indirilmesi, yüklenmesi sahaya istiflenmesi, fabrikamız atölyeleri, sosyal tesisleri ve çevresindeki ızgara, su/kalorifer kanallarının temizlenmesi, kanal üzerinde varsa toprak ve kanal kapaklarının kaldırılması” işini dava dışı Ş. firmasına vermiştir.
Buna göre davacı, davalı Ş. Fabrikaları A. Ş. A.Makine Fabrikasında temizlik işleri alan dava dışı Ş. Ltd. Şti. işçisi olarak sözleşme kapsamı konusunda temizlik tahmil ve tahliye gibi yardımcı işlerde çalışmaktadır. Davalı T. Ş. Fabrikaları şirketi tarafından temizlik, tahmil ve tahliye işinin Ş. şirketine verilmesi yukarıda belirtilen alt işveren yönetmeliğine aykırılık teşkil etmemektedir. Davalı asıl işveren ile dava dışı alt işveren arasında muvazaalı bir durum söz konusu değildir. Mahkemece hükme esas alman bilirkişi raporunda davalı T. Ş. Fabrikaları şirketinin sendikalı işçilerinin yararlandığı toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan haklarının dikkate alınıp yapılan hesaplamaya itibar edilerek davacının toplu iş sözleşmesi farkından kaynaklanın alacaklarının hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2012/17606 E. 2013/6688 K. 28.03.2013

Dairemizin “davacının, asıl işveren olan davalı U.Elektrik Dağıtım A. Ş.’den elektrik arıza, bakım ve onarım işlerini ihale suretiyle alan davalı taşeron S. İnş. Elektrik Ltd.Şti.’de işçi olarak çalıştığı, davalı işyerinde elektrik arıza, bakım vc onarım işleri ihale sözleşmeleri neticesinde uzun yıllardır alt işveren şirketler eliyle yürütüldüğü, davacının da bu şirketlerin işçisi olarak ihale ile iş alan şirketler değişmesine rağmen ara vermeden asıl işverenin işyerlerinde çalışmasını sürdürdüğü, 4857 Sayılı İş Kanunun 2. maddesinin 6’ıncı fırkası gereğince, asıl işin bir bölümünde işletme ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerin alt işverene devredilebileceği, anılan düzenlemede baskın öğenin, “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren” işler olduğu, başka bir anlatımla işletmenin ve işin gereği ancak teknolojik nedenler var ise göz önünde tutulacağı, dolayısı ile söz konusu hükümdeki şartlar gerçekleşmeden asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi halinde, asıl işveren- alt işveren ilişkisinin geçersiz olacağı, bu sebeple mahkemece üniversite öğretim üyelerinden seçilecek bir elektrik-elektronik mühendisi, bir makine mühendisi ve bir de hukukçu bilirkişiden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyeti marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak raporla, davalı asıl işverenin yaptığı işin ne olduğu, asıl işveren tarafından alt işverene ilıale suretiyle verilen işin asıl işverenin asıl işi mi, yoksa yardımcı işi mi olduğu, alt işverene verilen işin bu madde kapsamında verilip verilemeyeceği hususları tespit edilmeli, muvazaa iddiası her türlü şüpheden uzak bir şekilde dosyada mevcut tüm delillerle birlikte alt işveren uygulamasına yönelik sözleşme ve teknik şartnamelerde göz önünde bulundurulmak suretiyle değerlendirilerek açıklığa kavuşturulması gerektiği, yazılı şekilde eksik inceleme ile sonuca gidilmesinin hatalı olduğu” gerekçesi ile verilen karara karşı yerel mahkemece “4857 sayılı yasanın 2/6. ve 7. fıkralarına göre, yemek, temizlik, personel taşıma, yükleme boşaltma, güvenlik, bakım, onarım gibi işler asıl işe yardımcı işlerden olduğu, bu nedenle davalı U.’a bağlı işyerinde arıza-onarım ve bakım işlerini ihale ilen alan Davalı S. İnş. Elekt. San. Tic. Ltd. Şti. alt işveren durumunda bulunduğu, davalı U.’ın ise asıl işveren olarak davacının işçilik alacaklarından alt işveren ile birlikte müştereken vc müteselsilen sorumlu olacağı, genel bir hukuk ilkesi olarak hiç kimsenin kendi muvazaasından lehine sonuç çıkaramayacağı, hizmet alım sözleşmesinin tarafı durumunda olmayan davacı işçi açısından, bu gibi iddiaların ve savunmaların bağlayıcı yönü bulunmadığı, aksine bir düşüncenin işçi aleyhine yorum ilkesinin ihlaline neden olacağı” gerekçesi ile direnilmiş olup, Dairemizin verdiği bozma kararının emsal geçen dosyalara ve mahkeme gerekçesine göre yerinde olmadığı, yerel mahkemesince direnme kararı ile bu hususun düzeltildiği anlaşılmakla, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun geçici ek ikinci maddesi uyarınca ONANMASINA, 24.12.2012 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
9.HD. 2012/39295 E. 2012/44039 K. 24.12.2012

Davacı vekili, davacının davalı şirkete ait otel işyerinde taşeron işçisi olarak asıl işte çalıştığını, davalı ile dava dışı taşeron şirket arasındaki ilişkinin 4857 sayılı Kanunun 2. maddesine aykırı olduğunu, taşeron şirketin davalıya ait otel işyerinde işin yürütümüne yönelik herhangi bir iş üstlenmediğini ve davalı şirketin muvazaaya dayalı olarak sadece işçi temini cihetine gittiğini, hukuki ve fiili durum bu olmasına rağmen davalı şirketin, hizmet süresince davacıyı kendi işçilerine ödediği yılda 4 tam maaş ikramiyelerden ve sendikaya üye olmasına rağmen toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlandırmadığını, bu durumun ayrıca 4857 sayılı İş Kanununun 5. Maddesindeki eşitlik ilkesinin ihlali anlamına geldiğini belirterek, sendika üyesi olan işçiye eksik ödenen ücret, ödenmeyen ikramiye ve sosyal yardım alacakları ile eşit işlem borcuna aykırılık tazminatının davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı işverenin otel işletmeciliği konaklama ve eğlence işyerleri iş kolunda kalmaktadır. Otel, pansiyon, lokanta, büfe, pastane, kahvehane gibi konaklama, dinlenme ve yemek yerleri ile sinema, müzikli ve müziksiz her türlü eğlence yerleri, plaj, açık ve kapalı spor yerleri, hipodromlar, hamamlar, kaplıcalar, içmeceler, turistik tesislerde yapılan işler bu iş kolu kapsamındadır. Davalı işverenin otel hizmeti kapsamında alt işverene verdiği hizmetlerden genel temizlik. Garaj ve otopark ile güvenlik hizmetleri yardımcı işlerden olması nedeni ile bu şekilde kurulan alt asıl işveren ilişkisi yasaya uygundur. Ancak bu hizmetlerin dışında verilen Restaurant ve Bar, Garson, Komi, Oda temizliği gibi hizmetler otel işletmeciliğinin asıl işlerindendir. Bu hizmetlerin verilmesi için işletme ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir olgu olması gerekir. Davalı işveren bu olguyu kanıtlayamadığı gibi asıl işlerini bir şirketten işçilik temini sureti ile aldığı anlaşılmaktadır. İşçilik temini yasada yer alan bir uygulama değildir. Bu nedenle mahkemece davacı işçinin başlangıçtan beri davalı işçisi sayılarak Toplu İş Sözleşmesinin tarafı sendikaya üye olması nedeni ile davacı işçinin Toplu İş Sözleşmesinden yararlandırılması, bu şekilde lark ücret, ikramiye ve sosyal yardım alacaklarının hüküm altına alınması isabetlidir.
Ancak eşit işlem borcuna aykırılıktan dolayı tazminatın gerekçesiz hüküm altına alınması ve madde uyarınca 4 aya kadar üst sınır belirlendiğinden miktar olarak belirtilmemesi doğru görülmemiştir. Mahkemece eşit işlem borcuna aykırılık tazminatının neden kabul edildiği gerekçclendirilmeli ve bu tazminatın bir ile dört ay arasında ne kadar olması gerektiği miktar olarak belirlenmelidir.
9.HD. 2010/23496 F. 2011/5234 K. 28/02/2011

Davalı işverenin otel işletmeciliği konaklama ve eğlence işyerleri iş kolunda kalmaktadır. Otel, pansiyon, lokanta, büfe, pastane, kahvehane gibi konaklama, dinlenme ve yemek yerleri ile sinema, müzikli ve müziksiz her türlü eğlence yerleri, plaj, açık ve kapalı spor yerleri, hipodromlar, hamamlar, kaplıcalar, içmeceler, turistik tesislerde yapılan işler bu iş kolu kapsamındadır. Davalı işverenin otel hizmeti kapsamında alt işverene verdiği hizmetlerden genel temizlik. Garaj ve otopark ile güvenlik hizmetleri yardımcı işlerden olması nedeni ile bu şekilde kurulan alt asıl işveren ilişkisi yasaya uygundur. Ancak bu hizmetlerin dışında verilen Restaurant ve Bar, Garson, Komi, Oda temizliği gibi hizmetler otel işletmeciliğinin asıl işlerindendir. Bu hizmetlerin verilmesi için işletme ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir olgu olması gerekir. Davalı işveren bu olguyu kanıtlayamadığı gibi asıl işlerini bir şirketten işçilik temini sureti ile aldığı anlaşılmaktadır. İşçilik temini yasada yer alan bir uygulama değildir. Bu nedenle mahkemece davacı işçinin başlangıçtan beri davalı işçisi sayılarak Toplu İş Sözleşmesinin tarafı sendikaya üye olması nedeni ile davacı işçinin Toplu İş Sözleşmesinden yararlandırılması, bu şekilde fark ücret, ikramiye ve sosyal yardım alacaklarının hüküm altına alınması isabetlidir.
Ancak eşil işlem borcuna aykırılıktan dolayı tazminatın gerekçesiz hüküm altına alınması ve madde uyarınca 4 aya kadar üst sınır belirlendiğinden miktar olarak belirtilmemesi doğru görülmemiştir. Mahkemece eşit işlem borcuna aykırılık tazminatının neden kabul edildiği gerekçelendirilmeli ve bu tazminatın bir ile dört ay arasında ne kadar olması gerektiği miktar olarak belirlenmelidir.
9.HD. 2011/17800 E. 2013/18967 K. 12.06.2013

Davacı, iş sözleşmesinin haksız şekilde işverence feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile ücret, izin ve vergi iadesi alacaklarını istemiştir.
Davalı M.T., davacının iş sözleşmesini kendisinin feshettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı K. A. Ş. , diğer davalı ile aralarında alt işverenlik ilişkisi bulunmadığını savunarak davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar vc bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle, davalı K.aleyhine açılan davanın husumetten reddine, davalı M.T. aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 102. maddesinin birinci fıkrasında “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre acentelik sözleşmesinin konusu da bir iş görme olup, aracı acente ve ticari işletme adına sözleşme yapma yetkisini haiz acente olmak üzere iki tür acente bulunmaktadır. Her iki acentelik türünde de ticari işletme sahibine tabi olınama(bağımsızlık), acentelik ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması, acentenin belirli bir yer veya bölge içinde faaliyet icra etmesi, faaliyetinin süreklilik taşıması ve meslek edinilmiş olması unsurlarının bulunması gerekir. Acentelik sözleşmesinde, müvekkil adına yazılı olarak sözleşme yapma yetkisi verilmediği sürece aracı acentelik söz konusu olacaktır.
Geçerli bir acentelik sözleşmesinde acente, faaliyetini tek başına sürdürebileceği gibi işçi çalıştırmak suretiyle de yerine getirebilir. İşçi çalıştırması durumunda acentenin diğer işverenlerden herhangi bir farkı olmaz. Başka bir anlatımla bir işveren olarak acente, çalıştıracağı işçiler ile iş sözleşmesi akdetmek ve içeriğini belirlemek, işçinin üstlenmiş olduğu iş görme borcunu nerede, nasıl vc hangi çerçevede yerine getireceği konularında yönetim hakkına dayalı olarak işçiye talimat vermek, iş sözleşmesini sona erdirmek gibi işverene ait yetkileri kullanma hakkına sahiptir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin altıncı fıkrasında asıl işvercn- alt işveren ilişkisi; “bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki” olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanunun 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur.
Somut olayda, davalılar arasında yapılan acente sözleşmesinin 2. maddesinde “işbu sözleşmenin konusu, iştigal mevzuu münhasıran Ka. tarafından belirlenerek kendisine verilecek emtiayı alıcılarına dağıtmak olan ACENTE ile Ka.’in iş ilişkilerinin koşullarının düzenlenmesinden ibarettir”; 3. maddesinde “Ka.’e müşterisi olan 3. şahıslarca dağıtım amacı ile teslim olunmuş banka kredi kartı, mağaza kartı, ATM kartı, bunların şifreleri, internet şifreleri, kredi kartı sözleşmeleri, basılı evrak, paket, koli, beyaz eşya vs.’den oluşan her türlü gönderi, sözleşmede kısaca “EMTİA” olarak anılacaktır”; 5. maddesi “Dağıtım konusu emtia, bizzat K. tarafından Ka. A.Ş. veya K.’in uygun göreceği bir taşıma şirketiyle, nakliye ücreti ve sigorta giderleri ACENTE’nin kendisine ait olmak üzere, ACENTE’nin işyerine gönderilecek ve ACENTE tarafından ekli listede isimleri bildirilen ve bu hususta yetkilendirilen elemanları aracılığı ile teslim alma işlemi gerçekleştirilecektir…”; 10/A. maddesi “Acente, işbu sözleşme süresince, işyerinde münhasıran, işbu sözleşmenin konusu olan işi yapacağını, gerek bir başka iş ile ilgilenmeyeceğini ve gerekse kendi adına vc/veya bir 3. şahıs adına hiçbir şekil ve nedenle dağıtım hizmeti yapmayacağını peşinen kabul, beyan ve taahhüt eder”; 12. maddesinde “sözleşme konusu emtianın dağıtımına ilişkin birim fiyatlar EK 2(Fiyat Listesi)’deki mevcut koşullara göre K. tarafından belirlenecektir”; 19. maddesinde ise “işbu sözleşmede belirtilen kendi ticaret unvanım sadece resmi işlemlerde kullanacaktır. Bunun haricinde tüm matbu evrak, kırtasiye malzemeleri, kartvizitler vs. üzerinde, reklamlarda ve yazışmalarda tanıtım amaçlı K. yazısı yer alacaktır. Şekil vc ebatları K. tarafından belirlenmiş, bedeli ACENTE tarafından ödenmiş olan K. tabelalarının, işyerinde ve işyeri dışında devamlı vc görünür şekilde asılı olmasını sağlamayı, başkaca bir tabela bulundurmamayı, araçlarında K. tanıtım yazısını bulundurmayı, bunların şekil ve yerlerini K.’in belirleme ve değiştirme yetkisinin bulunduğunu … kabul eder” hükümlerine yer verilmiştir.
Acente sözleşmesinin yukarıda belirtilen hükümlerine göre acente olduğu belirtilen davalı M.T.’ın müşterilerini kendisinin belirleyememesi, kendi adına antetli kağıt kullanamaması gibi bağımsız bir tacirde bulunması gereken yetkilere sahip olmaması ve teslim alman kargoya konu malların
alıcılarına ulaştırılması gibi müşterilerle sözleşme yapma veya aracılık etmenin ötesinde bir iş üstlenmesi dikkate alındığında, somut olayda, 6102 sayılı Kanununun anılan hükmünde belirtilen acente tanımı kapsamına giren bir ilişki bulunmamaktadır.
Öte yandan, davalı K. M.K. Hiz.A.Ş.’nin işyeri organizasyonu içinde üstlenilen işin alt işverene verilebilmesi için 4857 sayılı Kanun’unda belirtilen “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirme” unsuru mevcut olmadığından geçerli bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi de bulunmamaktadır. Buna göre davacı işçinin işvereni davalı şirket olup, hakkındaki davanın kabulüne, diğer davalı hakkında ise davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmelidir.
22.HD. 2012/21431 E. 2012/28213 K. 13.12.2012

Mahkemece toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, davanın davalı Y.. yönünden reddine, davalı S.Y. yönünden ise davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda, mahkemece, acentenin ayrı bir işverenlik olması sebebiyle davalı S.Y.’ın alt işveren olmayıp asıl işveren olarak değerlendirilmesi gerekeceği, bu durumda işyeri ve iş sözleşmesinin devri hükümlerinin uygulanmasının gerekli olduğu, önceki işveren Y.’nin işyeri devir tarihi dikkate alındığında, fazla çalışma alacağından sorumlu olmadığı, yıllık ücretli izin alacağından son işveren S.Y.’in sorumlu olması nedeniyle Y.. hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı işyerinde kurye olarak çalışmıştır. Her ne kadar mahkeme S.Y.’ın acente olup bağımsız işveren olması nedeniyle diğer davalı Y…’nun davada herhangi bir sorumluluğunun olmadığına karar vermişse de, davalılar arasındaki ilişki acentelik görünümü altında, yapılan işin Y…’nun asıl işi olması nedeniyle asıl-alt işveren ilişkisi olduğu ve bu nedenle de dava konusu alacaklardan Y…’nun da asıl işveren olarak sorumlu tutulması gerekirken, davanın bu davalı açısından reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
7.HD. 2013/23433 E. 2014/13151 K. 12.06.2014

Dosyada mevcut olup davalı … A.Ş. ile S.ü. arasındaki ilişkiyi düzenleyen vekâlet sözleşmesi incelendiğinde; vekâlet alan olarak adlandırılan S.E:’in yapacağı iş “…vekâlet veren … A.Ş.’nin iştigal konusu olan uluslararası hızlı kurye ve her türlü kargo taşımacılığı sözleşme ve işlerini vekâlet verenin nam ve hesabına Kara Yolları Trafik Kanunun hükümlerine uygun olarak yapmak…” olarak belirtilmiştir. Sözleşmede hizmetin, vekâlet verenin taşıt belgesine kayıtlı araçlarla veya gerekirse vekâlet verenin taşıt belgesine kaydedilecek kiralık araçlarla yürütüleceği belirtilmiştir.
Sözleşme dikkate alındığında davalı ile müdahil davalı arasındaki ilişkinin acentelik sözleşmesine dayanmadığı anlaşıldığından, davacının davalı …
A. Ş.’nin işçisi olduğu kabul edilerek sonuca gidilmesi gerekirken, … A.Ş. aleyhine açılan davanın husumetten reddi hatalıdır.
9.HD. 2012/9438 E. 2014/16598 K. 23.05.2014

Davacı davalılar arasında aslında acente ilişkisi olmadığını, asıl alt işveren ilişkisi olduğunu, işyerinin davalılardan I.A.’ya devredildiğini iddia etmiştir. Davalılardan M.Kargo Şirketi vekili ise davalı ile aralarında acenteliğe dayanan bir hukuki ilişki olduğunu, davacının alacaklarından sorumlu olmadığını savunmuştur.
Dairemizce temyiz incelemesi yapılan Bursa 4. İş Mahkemesi nin 2009/878 Esas 2011/332 Karar sayılı dosyasında aynı işyeri ile ilgili olarak davalılar arasında muvazaa olgusu kabul edilmiş ve bu karar Dairemizce onanarak kesinleşmiştir.
Tüm dosya kapsamı ve yukarıda bahsedilen dosya içeriğinden davalılardan I.K.’nııı daha evvel davalı şirkete ait kargo şubesinde yönetici sıfatı ile çalıştığı, davalı şirketin bazı şubelerinde acente adı altında bir yapılanmaya giriştiği, şubelerde çalışan yöneticilerin sanki işverenmiş gibi kayıtlara geçirildiği anlaşılmakla davalıların, davacının tüm alacaklarından sorumlu olduğunun kabulü gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
9.HD. 2012/3427 E. 2014/7627 K. 10.03.2014

Dosyada mevcut bilgi ve belgelerden davalı Z.B.’nm diğer davalı Y. K. Anonim Şirketi’nin acentesi olduğu izlenimi edinilmektedir. Bu husus, davacının diğer işçilerle birlikte verdiği şikâyet dilekçesinde de belirtilmiştir.
Mahkeme karar gerekçesinde de davalılar arasındaki ilişkinin acente ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece davalılar arasındaki ilişkinin niteliği üzerinde durulmamıştır. Bu nedenle davalılar arasındaki varsa acentelik sözleşmesi getirtilip, davalılar arasındaki ilişkinin niteliği kesin olarak saptanıp sonucuna göre davalı Y.K. Anonim Şirketi’nin sorumluluğunun değerlendirilip davalılar arasında acentelik ilişkisi varsa Y.K. Anonim Şirketi yönünden davanın reddinin gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.
9.HD. 2010/42061 E. 2013/5679 K. 13.02.2013

Somut olayda, davalı T.T. AŞ ile dava dışı A. Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri AŞ arasında imzalanan çağrı merkezi işletim sözleşmesi ve eklerine göre sözleşme kapsamındaki işin mahiyeti. T. müşterilerine verilen hizmetler hakkında bilgilendirme, tarife ve kampanya bilgileri, fatura bilgisi ve genel anlamda şirket hakkında diğer bilgilendirme hizmetlerinin verilmesi olarak açıklanmıştır. Dava dışı şirket bu hizmeti İVE binasında vermektedir.
Yine sözleşme içeriğine göre, dava dışı A. Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri AŞ nin aylık olarak davalıya bildireceği personel giderleri ile diğer masraflar % 10 fazlasıyla davalı şirket tarafından karşılanmaktadır. Çalışanların işe alınma ve çıkarılmayla ilgili kriterleri de doğrudan davalı T.T. belirlemiştir.
Öte yandan davalı şirket iletişim hizmetleri vermektedir. Bu yönüyle T.T. müşterilerini hizmetler konusunda çağrı merkezi yoluyla bilgilendirme de doğrudan davalı şirketin asıl işi niteliğindedir. Somut olayda asıl işin bir bölümünün alt işverene bırakılabilmesi için yasal koşulların da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Nitekim, aynı işin dava dışı A. Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri şirketinin kurulmasından önce yürütüldüğü K. Yönetim Danışmanlık Şirketi ile davalı T.T. arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin varlığı yargı önüne taşınmış ve Dairemizce verilen iş asıl iş olarak değerlendirilmiş ve asıl işin bir kısmının alt işveren bırakılmasında gerekli yasal koşulların bulunmadığı sonucuna varılarak işe iade hükümleri T.T. hakkında kurulmuştur.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca alınan işkolu tespit kararında dava dışı A. Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri şirketinde yapılan işlerin İşkolları Tüzüğünün 17. sırasında yer alan “Ticaret, Büro, Eğitim ve (Güzel Sanatlar” işkoluna girdine dair tespit yapılmış olması da bu noktada sonuca etkili görülmemiştir. Gerçekten, 4857 sayılı îş Kanununun 2. maddesinde yer alan düzenlemeler karşısında davalı T.T. ile dava dışı A. Rehberlik vc Müşteri Hizmetleri şirketi arasındaki ilişkinin asıl işveren alt işveren ilişkisi olarak nitelendirilmesine imkan bulunmamaktadır.
Mahkemece, davacı işçinin dava dışı A. Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri şirketi yerine davalı T.T. işçisi olarak değerlendirilmesi ve üyeliğin bildirildiği tarihten itibaren davalı işverenin tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanması gerektiği yönündeki tespiti yerindedir.
9.HD. 2009/19159 E. 2009/14343K. 26.05.2009

Asıl işveren alt işveren ilişkisi ve muvazaa konuları, 5763 sayılı Yasayla iş kanununda yapılan değişiklikler ve buna bağlı olarak çıkarılan Alt İşveren Yönetmeliğinin ardından farklı bir anlam kazanmıştır. Yönetmelikte “yazılı alt işverenlik söz!eşmesi”nden söz edilmiş ve çeşitli tanımlara yer verilmiştir.
Alt İşveren Yönetmeliğinde;
1) İşyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde uzmanlık gerektirmeyen işlerin alt işverene verilmesini,
2) Daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile kurulan alt işverenlik ilişkisini,
3) Asıl işveren işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak hakları kısıtlanmak suretiyle çalıştırılmaya devam ettirilmesini,
4) Kamusal yükümlülüklerden kaçınmak veya işçilerin iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi yahut çalışma mevzuatından kaynaklanan haklarını kısıtlamak ya da ortadan kaldırmak gibi tarafların gerçek iradelerini gizlemeye yönelik işlemleri. ihtiva eden sözleşmeler muvazaalı olarak açıklanmıştır.
Somut olayda, davalı belediyeye bağlı ekmek fabrikalarında üretilen ekmeğin toptan satış işinin diğer davalı Y.İnşaat ve San.Tic.Ltd.Şti.ne ihale edildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu işin işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren bir iş olmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalı belediyenin asıl işveren olduğunun kabul edilip tazminat ve işçilik alacaklarından birlikte sorumlu tutulması gerekirken yazılı şekilde Belediye aleyhine açılan davanın reddi isabetsizdir.
9.HD. 2010/27307 E. 2012/33977 K. 11.10.2012

Davacı işçi, iş sözleşmesinin haklı neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı şirket, davacının dava dışı Ö. Tekstil Pazarlama Ltd.Şti.nin elemanı olduğunu bu nedenle davanın husumetten reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; hizmet sözleşmesi, davacının imzasını taşıyan SSK’ya verilen işe giriş bildirgesi, SSK hizmet cetveli, işyeri kartı, İş Kurumuna verilen işten ayrılma bildirgesi, yine davacının imzasını taşıyan 14/06/2007 tarihli istifa dilekçesi ile 21/06/2007 tarihli ibraname ve feragatname dikkate alındığında davacının işvereninin Ö. Tekstil San. Ltd. Şti. olduğu, her ne kadar davacı tarafça muvazaa iddiaları ileri sürülerek gerçek ‘işverenin davalı şirket olduğu belirtilmekte ise de davacının imzasını taşıyan imzalı belgeler, davacının fotoğrafını taşıyan işyeri kimlik kartı, ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, davacının başından beri işvereninin Ö. Tekstil San. Ltd. Şti. olduğunu bildiği buna göre muvazaa iddialarının yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın husumet nedeniyle reddine şeklinde karar verilmiştir.
Davalı şirket ile dava dışı Ö. Tekstil San. Ltd. Şti arasında yapılan sözleşmede davalı şirketin işçilik hizmetlerinin dava dışı Ö. Tekstil San. Ltd. Şti tarafından temin edileceği belirtilmiştir. Davacı anılan sözleşme kapsamında davalıya ait işyerinde çalışmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6.maddesinde “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir.” kuralına yer verilmiş, aynı Kanunun 7.maddesinin son cümlesinde ise “…İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez” hükmü öngörülmüştür.
Buna göre işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi mümkün olmadığı gibi, işçi temini amacıyla yapılan sözleşmeler de söz konusu hükümler kapsamında değerlendirilemez. Sözü edilen sözleşme ile dava dışı şirkete yaptırılan işin davalı şirketin asli işi olduğu açıktır. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren iş olduğu da ispatlanmış değildir. Davacının davalıya ait işyerinde çalışması da dikkate alındığında davalı şirket ile dava dışı Ö. Tekstil San. Ltd. Şti .arasında yapılan sözleşmenin geçersiz olduğu ve aralarında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığı kabul edilmelidir. Böyle olunca, davacının tek vc gerçek işvereni davalı şirket olup, davacının işyeri vc sigorta kayıtlarında dava dışı firmanın işçisi gibi gösterilmesinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilmelidir. Muvazaa olgusu, re’sen dikkate alınmalıdır.
Mahkemece işin esasına girilerek; tarafların tanıkları dinlendikten ve varsa diğer delilleri toplandıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi yerine, yazılı gerekçe ile davanın husumet yönünden reddi hatalıdır.
9.HD. 2008/44863 E. 2009/9015 K. 31.03.2009

Dosya içeriğine göre davacının üyesi olduğu sendika ile davalı B.Şehir Belediye Başkanlığı arasında uzun süredir yenilen işletme düzeyinde Toplu İş Sözleşmeleri imzalandığı, davalı B.’ın sicil kayıtlarına göre aynı TİS kapsamında davalı Belediye iştiraki olarak bulunurken, unvan ve faaliyet alanı değişikliği üzerine daha sonra imzalanan Toplu İş Sözleşmeleri kapsamından çıkarıldığı, ancak adı geçen davalı şirketin iş kolunun “genel işler” olarak tespit edildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği, davacının üyesi sendikanın sözleşme yapmak için başvurusu üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğü tarafından 2822 sayılı kanunun 3. Maddesindeki düzenlemeye atıf yapılarak davalı şirketin işletme toplu iş sözleşmesine taraf Belediye’nin iştiraki olduğu ve aynı işletme içinde yer aldığı, bu nedenle ayrı bir sözleşme imzalanması gerekmediği, sendika üyesi davacının bu toplu iş sözleşmesinden yararlandırılması gerektiğinin tespit edildiği, 01.09.2008 tarihinde sendikaya üye olan davacının 08.09.2008 tarihinde imzalanan Toplu İş Sözleşmesinden faydalanmak üzere sendika vasıtası ile 24.04.2009 tarihinde başvurduğu, ancak kapsam dışında işyeri olması nedeni ile davalıların yararlandırmadığı, belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışan davacının iş sözleşmesinin feshi üzerine bir miktar kıdem tazminatı ödendiği, ancak ihbar tazminatı ödenmediği anlaşılmaktadır.
Davalılar arasında imzalanan sözleşme incelediğinde de, sözleşmenin “İtfaiye Daire Başkanlığı Personel Hizmet Alımı” adı altında düzenlendiği, itfaiye araç ve gereçlerinin davalı Belediye BaşkanlığTna ait olduğu, davalı şirketin faaliyet alanın içerisinde itfaiye hizmeti bulunmadığı, bu anlamda bir organizasyona sahip olmadığı, personelin işe alanlarının ve çıkışlarının şirket yetkilileri tarafından değil, Belediye yetkilileri tarafından yapıldığı ve sözleşmenin işçilik teminine yönelik olduğu, hizmet alımı olmadığı, dolayısı ile davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisinin unsurlarının bulunmadığı, davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/7 maddesi kapsamında başlangıçtan itibaren Belediye işçisi sayılması gerektiği anlaşılmıştır.
Somut belirtilen maddi ve hukuki olgulara göre;
1. Davalılar arasındaki sözleşmenin işçilik teminine yönelik olması, davacının başlangıçtan itibaren davalı Belediye işçisi sayılarak Toplu İş
Sözleşmesinden yararlandırılması doğru olduğu gibi, 2822 sayılı yasanın 3. Maddesindeki düzenleme ile 94 sayılı İLO sözleşmesi hükümleri de dikkate alındığında isabetli olmuştur.
9.HD. 2013/10920 E. 2014/5525 K. 24.02.2014

Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı vc bunun işçilik haklarına etkileri noktasında toplanmaktadır.
Alt işveren; bir işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alman iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir.
Alt işverene yardımcı işin verilmesinde bir sınırlama olmasa da, asıl işin bir bölümünün teknolojik uzmanlık gerektirmesi zorunludur. 4857 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin sınırlandırılması yönünde kanun koyucunun amacından da yola çıkılarak, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesinde “işletmenin ve işin gereği” ile “teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” ölçütünün bir arada bulunması şarttır. Kanun’un 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” sözcüklerine yer verilmiş olması bu gerekliliği ortaya koymaktadır. Alt İşverenlik Yönetmeliğinin 11. maddesinde de yukarıdaki anlatımlara paralel biçimde, asıl işin bir bölümünün alt işverene verilebilmesi için “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirmesi” şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği belirtilmiştir.
İşverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun>un 2. maddesinde bazı muvazaa kriterlerine yer verilmiştir. Muvazaa Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir.
Bilindiği üzere 24.07.2003 tarih ve 25178 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu’nun 11. maddesi gereğince 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. maddesinin III. Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı
başlıklı kısmına eklenen fıkra ile “Bu sınıfa dahil personel tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetler, lüzumu halinde bedeli döner sermaye gelirlerinden ödenmek kaydıyla bakanlıkça tespit edilecek esas ve usullere göre hizmet satın alınması yoluyla gördürülebilir.” hükmü getirilmiş; sağlık ve yardımcı sağlık personeli tarafından yürütülen sağlık hizmetlerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda öngörülen istihdam şekillerinden farklı olarak, gerektiğinde hizmet satın alma yolu ile de gördürülebileceği ve anılan hizmetin satın alma işlemlerine ilişkin esas ve usullerin de bakanlıkça tespit edileceği hükme bağlanmıştır. Bu çerçevede gerek Kanun’un tanzim şekli, gerekse satın alınacak olan sağlık hizmetinin diğer hizmet alanlarına nazaran haiz olduğu önem ve hususiyet göz önüne alındığında, bu kabil hizmetlerin satın alınması işlemlerinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve bu kanuna dayanılarak hazırlanmış bulunan Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği hükümlerinin bire bir uygulanma imkanının olmaması nedeniyle temel ilkeler ve kurallarda anılan kanun ve yönetmelik hükümlerine bağlı kalmak koşuluyla, salt sağlık hizmetlerinin satın alma yoluyla gördürülmesine yönelik olarak bu esas ve usullerin hazırlanması zarureti doğmuş ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Hakanlığı, Maliye Bakanlığı, Kamu İhale Kurumu ve Sayıştay Başkanlığı’nın da uygun görüşü alınmak suretiyle bakanlıkça hazırlanmış bulunan bu esas vc usuller 05.05.2004 tarih ve 25453 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Somut olayda, davalı S.Bakanlığı tarafından, A.Numune Hastanesi birimlerinden F.K.T.Kardiyovasküler Cerrahi Merkezi ile S.Uygulama Merkezinin ameliyathaneler ve yoğun bakım hizmetlerinin, hizmet alım sözleşmesi ile dava dışı G.Labaratuar Poliklinik ve Özel Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.’den satın alındığı görülmektedir. Yukarıda özetlenen 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu’nun 11. maddesi gereğince 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. maddesinin 111. Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı başlıklı kısmına eklenen fıkra hükümlerine göre, davalı S.Bakanlığı ile dava dışı alt işveren arasındaki ilişkinin 4857 sayılı Kanun’un 2. maddesine aykırı olmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı S.bakanlığı ile dava dışı alt işveren arasındaki ilişki muvazaalı olmadığından davacının iş sözleşmesinin başlangıcından itibaren davalı S.Bakanlığının işçisi olduğunun kabul edilmesi hatalıdır.
6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkındaki Kanun, devlet tarafından kanun ve kanunun verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusal yetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlı kuruşlarda iş sözleşmesi ile çalışanlara uygulanacaktır. Davacı, dava dışı alt işveren işçisi olduğundan ilave tediye ücret alacağı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulması hatalı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
22.HD. 2012/12406 E. 2013/1830 K. 05.02.2013

Bilindiği üzere 24.07.2003 tarih ve 25178 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu’nun 11. maddesi gereğince 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. maddesinin III. Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı başlıklı kısmına eklenen fıkra ile “Bu sınıfa dahil personel tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetler, lüzumu halinde bedeli döner sermaye gelirlerinden ödenmek kaydıyla bakanlıkça tespit edilecek esas ve usullere göre hizmet satın alınması yoluyla gördürülebilir.” hükmü getirilmiş; sağlık ve yardımcı sağlık personeli tarafından yürütülen sağlık hizmetlerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda öngörülen istihdam şekillerinden farklı olarak, gerektiğinde hizmet satın alma yolu ile de gördürülebilcccği ve anılan hizmetin satın alma işlemlerine ilişkin esas ve usullerin de bakanlıkça tespit edileceği hükme bağlanmıştır. Bu çerçevede gerek Kanun’un tanzim şekli, gerekse satın alınacak olan sağlık hizmetinin diğer hizmet alanlarına nazaran haiz olduğu önem ve hususiyet göz önüne alındığında, bu kabil hizmetlerin satın alınması işlemlerinde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve bu kanuna dayanılarak hazırlanmış bulunan Hizmet Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği hükümlerinin bire bir uygulanma imkanının olmaması nedeniyle temel ilkeler ve kurallarda anılan kanun vc yönetmelik hükümlerine bağlı kalmak koşuluyla, salt sağlık hizmetlerinin satın alma yoluyla gördürülmesine yönelik olarak bu esas ve usullerin hazırlanması zarureti doğmuş ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Kamu İhale Kurumu ve Sayıştay Başkanlığı’nın da uygun görüşü alınmak suretiyle bakanlıkça hazırlanmış bulunan bu esas vc usuller 05.05.2004 tarih ve 25453 sayılı Resmi Gazctc’dc yayımlanarak yürürlüğe girmiştir
Somut olayda, davacının 01.03.2011 tarihinde işe girmiş olup, davalı üniversite bu tarihten önce, kendisine bağlı A. B. Hastanesinde ve bu hastanenin klinik, poliklinik, yoğun bakım, ameliyathanelerinde vc eczanelerinde eczacılık hizmeti, radyoloji-radyoterapi-anestezi teknisyenliği hizmeti, laboratuvar teknisyenliği hizmeti, hastabakıcı hizmeti ve hemşirelik hizmetleri için dava dışı şirketlerden hizmet alımı yapmıştır.
Yukarıda özetlenen 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunu’nun 11. maddesi gereğince 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. maddesinin III. Sağlık Hizmetleri vc Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı başlıklı kısmına eklenen fıkra hükümlerine göre, davalı üniversite ile dava dışı alt işveren arasındaki ilişkinin 4857 sayılı Kanun’unun 2. maddesine aykırı olmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı üniversite ile dava dışı alt işveren arasındaki ilişki muvazaalı olmadığı ve mahkemece muvazaanın kanıtı olarak kabul edilen iş müfettişliği raporunun, davacının işe girmesinden önceki 2008-2010 döneminde yapılan sözleşmeleri kapsaması nedeniyle davacının iş sözleşmesinin başlangıcından itibaren davalı Ç. Üniversitesinin işçisi olduğunun kabul edilmesi hatalıdır.
6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkındaki Kanun, devlet tarafından kanun ve kanunun verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusal yetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlı kuruşlarda iş sözleşmesi ile çalışanlara uygulanacaktır. Davacı, dava dışı alt işveren işçisi olduğundan ilave tediye ücret alacağı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulması hatalı olup, bozma nedenidir.
O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
7. HD. 2014/16712 E. 2014/19108 K. 20/10/2014

Davacı, gerçek işveren E. emrinde şoför olarak çalıştığını, görünürdeki işverenin B. A.Ş. olduğunu, iş akdinin E.’nun isteği üzerine dava dışı B. tarafından haksız olarak fesih edildiğini ileri sürerek, kıdem, ihbar tazminatları ile fazla çalışma, genel tatil, ilave tediye ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının iş sözleşmesinin B. A.Ş. ile yapıldığını ve iş akdinin de yine bu şirket tarafından fesih edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, B. A.Ş. ile davalı E. arasındaki hukuksal ilişkinin (asıl işvercn-alt işveren, muvazaa) net olarak ortaya çıkmadığı, dava dışı B. A.Ş. nin kamu kurumlan arasında yer almadığı kanaati ile dava konusu ilave tediye talebinin reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının ilave tediye alacağını hak edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda, davacı görünürde davalı Genel Müdürlüğün işçisi olmamasına rağmen işe girdiği tarihten iş sözleşmesinin feshedildiği tarihe kadar E. Genel Müdürlüğüne ait işyerinde çalışmıştır. Toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri belediyenin asli işi olup, bu işlerin alt işverene gördürülmesi için İş Kanunun 2.maddesinin 6.fıkrasında belirtilen koşullar mevcut olmalıdır. Her ne kadar 24.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5272 sayılı Belediyeler Kanunu’nun 67.maddesi ile bu kanunun Anayasa Mahkemesince iptali üzerine yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediyeler Kanunu’nun 67.maddesi bu işlerin taşerona verilmesine imkan tanımakta ise de, davalı Genel Müdürlük ile dava dışı şirket arasında kurulan hizmet alım sözleşmesi anılan kanunların yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olup, kurulduğu sırada muvazaalı olan asıl işveren-alt işveren ilişkisi nedeni ile davalı E. Genel Müdürlüğünün işçisi olan davacının, hizmet alım sözleşmesinin tarafı olan dava dışı şirket tarafından Belediyeler Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra çalıştırılmaya devam ettirilmesi durumunda da İş Kanunun 2/7.maddesi uyarınca asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığını kabul etmek gerekir. Zira bu durumda, asıl işverenin işçisinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılması suretiyle haklarının kısıtlanması söz konusudur. Davalı E. Genel Müdürlüğü ile dava dışı şirket arasındaki sözleşme muvazaaya dayandığından davacının başlangıçtan itibaren davalı E. Genel Müdürlüğünün işçi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu durumda davacı davalının işçisi olduğundan mahkemece ilave tediye alacağının kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi isabetsizdir.
9. HD. 2012/8888 E. 2014/14861 K. 08.05.2014

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılar arasındaki ilişkinin geçerli bir alt işverenlik ilişkisi olup olmadığı ve buna bağlı olarak davacının başından itibaren davalı 1.işçisi sayılması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun2‘nci maddesinde, “…Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez…” denilerek alt işverenlik ilişkisinde muvazaaya bağlanan hukuki sonuç açıklanmıştır.
Aynı Kanun’un 3’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında ise, “Bu Kanunun 2’nci maddesinin altıncı fıkrasına göre iş alan alt işveren; kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte, birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür. Bölge müdürlüğünce tescili yapılan bu işyerine ait belgeler gerekliğinde iş müfettişlerince incelenir. İnceleme sonucunda muvazaalı işlemin tespiti halinde, bu tespite ilişkin gerekçeli müfettiş raporu işverenlere tebliğ edilir. Bu rapora karşı tebliğ tarihinden itibaren altı işgünü içinde işverenlerce yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Rapora altı iş günü içinde itiraz edilmemiş veya mahkeme muvazaalı işlemin tespitini onamış ise tescil işlemi iptal edilir ve alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılır.” düzenlemesi yer almıştır.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 26’ııcı maddesinde ise, “Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev vc hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir. Genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler. Büyükşehir belediyesi, mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 28. maddesinde, “Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir, büyükşehir ilçe vc ilk kademe belediyeleri hakkında da uygulanır.” hükmü getirilerek söz konusu kanunda kural bulunmayan hallerde uygulanacak kanunlara ilişkin atıf kuralına yer verilmiştir.
Diğer taraftan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 67. maddesinde, Belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile toplu ulaşım ve taşıma hizmetlerinin süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebileccği hüküm altına alınmıştır.
İ., İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nc bağlı genel müdürlük şeklinde örgütlenen bir kamu tüzelkişisi olup 3645 sayılı (…İdareleri Teşkilat Ve Tesisatının İ.Belediyesine Devrine Dair Kanun ile kurulmuştur. Yine aynı Kanun ile söz konusu idarelerin görevleri İ.’ye devredilmiştir. K. ise Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesine göre kurulmuş olan İ.Büyükşehir Belediyesi iştiraki olup sermayesinin %99 İ.Büyükşehir Belediyesi’ne kalan %1 ’i ise İ.Büyükşehir Bclediycsi’nin diğer iştiraklerine aittir.
Davalıların yapıları ortaya konulduktan sonra davalılar arasındaki şoför ve bakım personeli hizmet alımı sözleşmeleriyle hukuken geçerli bir alt işverenlik ilişkisi kurulup kurulmadığının, kurulmuş ise söz konusu ilişkinin muvazaalı olup olmadığının tespit edilmesi gereklidir.
Dosya kapsamına göre, davalı İ. ’ nin merkezi yönetimin sınırlı kadro uygulaması nedeniyle şoför ve yardımcı personel ihtiyacını önce İ. Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan İ. Ulaşım A.Ş’ den sonra yine Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan K.’ tan hizmet alım yoluyla sağladığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. İ. Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde toplu taşıma işini yapmakta olup şoför ve bakım işçisi ihtiyacını K. ile aralarındaki hizmet alım sözleşmeleri uyarınca bu şirket üzerinden temin etmektedir. Öte yandan işçilerin işe alınmalarında, işin yapılmasında ve işin yönetiminde İ. söz sahibi olup işveren yetkileri İ. tarafından kullanılmaktadır. Ayrıca İ.işçileri ile K. işçilerinin aynı organizasyon kapsamında aynı işi, İ.tarafından sağlanan malzeme ve araçlarla yaptıkları anlaşılmaktadır.
Alt işveren; bir iş yerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş aian ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren – alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alınan iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir.
Somut olayda davalılar arasında işçi temine yönelik bir ilişki söz konusu olup geçerli bir alt işverenlik ilişkisi mevcut değildir. Diğer taraftan Belediye Kanunu’nun 67. Maddesi anlamında toplu taşıma işinin alt işverene verilmesi de söz konusu değildir. Çünkü alt işverenin de işveren sıfatını taşıması ve kendi organizasyonunun bulunması gereklidir. Oysa işin yapılması için gerekli bütün donanım ve organizasyon diğer davalı İ. ’ ye aittir.
Yine 4857 sayılı İş Kanunu’na 5538 sayılı Kanunla eklenen fıkralar muvazaayı dışlayıp geçersiz bir alt işverenlik ilişkisini geçerli kabul etmeyi sağlayacak içeriğe de sahip değildir. Bu düzenlemelerde hukuka uygun bir alt işverenlik ilişkisinin kamu kurumlan açısından bazı sonuçları özel olarak düzenlenmiştir.
Ayrıca davalılar arasında hukuka uygun bir alt işverenlik ilişkisi olmadığına dair iki adet iş müfettişi raporu mevcut olup bu raporlara karşı yapılan itirazlar mahkemeler tarafından kesin olarak reddedilmiştir (İstanbul 1. İş Mahkemesi, 2010/1115 Esas, 2012/695 Karar ve İstanbul 9. İş Mahkemesi, 2010/1086 Esas, 2011/425 Karar sayılı kararlar). Bu şekilde iş müfettişi raporundaki belirlememeler ile söz konusu dava dosyaları kuvvetli delil niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak, davalılar arasında geçerli bir alt işverenlik ilişkisi bulunmamasına vc K. işçisi olarak gözüken davacının, başından itibaren İ. işçisi olmasına rağmen muvazaanın olmadığına dair yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. Mahkemece davacının davalı İ. ’ nin taraf olduğu toplu iş sözleşmelerinden yararlanması için gerekli diğer koşulların mevcut olup olmadığı ile talep ettiği alacaklara hak kazanıp kazanmadığı ayrıca değerlendirildikten sonra sonucuna göre davacının talepleri hakkında karar verilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı kararın bozulması gerekmiştir.
7. HD. 2013/4059 E. 2013/11584 K. 20.06.2013

Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılar arasındaki ilişkinin geçerli bir alt işverenlik ilişkisi olup olmadığı ve buna bağlı olarak davacının başından itibaren davalı t.işçisi sayılması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, “…Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl
iş bölünerek alt işverenlere verilemez…” denilerek alt işverenlik ilişkisinde muvazaaya bağlanan hukuki sonuç açıklanmıştır.
Aynı Kanun’un 3. maddesinin 2. fıkrasında ise, “Bu Kanunun 2’nci maddesinin altıncı fıkrasına göre iş alan alt işveren; kendi işyerinin tescili için asıl işverenden aldığı yazılı alt işverenlik sözleşmesi ve gerekli belgelerle birlikte, birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür. Bölge müdürlüğünce tescili yapılan bu işyerine ait belgeler gerektiğinde iş müfettişlerince incelenir. İnceleme sonucunda muvazaalı işlemin tespiti halinde, bu tespite ilişkin gerekçeli müfettiş raporu işverenlere tebliğ edilir. Bu rapora karşı tebliğ tarihinden itibaren altı işgünü içinde işverenlerce yetkili iş mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Rapora altı iş günü içinde itiraz edilmemiş veya mahkeme muvazaalı işlemin tespitini onamış ise tescil işlemi iptal edilir ve alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçileri sayılır.” düzenlemesi yer almıştır.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesinde ise, “Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir. Genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler. Büyükşehir belediyesi, mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 08.09.1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Yine 5216 sayılı Kanun’un 28. maddesinde, “Belediye Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir, büyükşehir ilçe vc ilk kademe belediyeleri hakkında da uygulanır.” hükmü getirilerek söz konusu kanunda kural bulunmayan hallerde uygulanacak kanunlara ilişkin atıf kuralına yer verilmiştir.
Diğer taraftan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 67. maddesinde, Belediyede belediye meclisinin, belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile toplu ulaşım ve taşıma hizmetlerinin süresi ilk mahallî idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayııı sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülcbileceği hüküm altına alınmıştır.
İ., İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı genel müdürlük şeklinde örgütlenen bir kamu tüzelkişisi olup 3645 sayılı İ.. İdareleri Teşkilat vc Tesisatının İstanbul Belediyesine Devrine Dair Kanun ile kurulmuştur. Yine aynı Kanun ile söz konusu idarelerin görevleri İ.’yc devredilmiştir. K. ise Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesine göre kurulmuş olan İ. Büyükşehir Belediyesi iştiraki olup sermayesinin %99 İstanbul Büyükşehir Belediyesine kalan %1’i ise İstanbul Büyükşehir Belediyesinin diğer iştiraklerine aittir.
Davalıların yapıları ortaya konulduktan sonra davalılar arasındaki şoför vc bakım personeli hizmet alımı sözleşmeleriyle hukuken geçerli bir alt işverenlik ilişkisi kurulup kurulmadığının, kurulmuş ise söz konusu ilişkinin muvazaalı olup olmadığının tespit edilmesi gereklidir.
Dosya kapsamına göre, davalı İ.’nin merkezi yönetimin sınırlı kadro uygulaması sebebiyle şoför ve yardımcı personel ihtiyacını önce İ. Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan İ.Ulaşım A.Ş.’den sonra yine Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan K.’tan hizmet alım yoluyla sağladığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
İ. Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde toplu taşıma işini yapmakta olup şoför ve bakım işçisi ihtiyacını K. ile aralarındaki hizmet alım sözleşmeleri uyarınca bu şirket üzerinden temin etmektedir. Öte yandan işçilerin işe alınmalarında, işin yapılmasında ve işin yönetiminde İ. söz sahibi olup işveren yetkileri İ. tarafından kullanılmaktadır. Ayrıca İ.işçileri ile K. işçilerinin aynı organizasyon kapsamında ayıtı işi, 1.tarafından sağlanan malzeme ve araçlarla yaptıkları anlaşılmaktadır.
Alt işveren; bir işyerinde yürütülen mal ve hizmet üretimine ilişkin asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren alanlarda iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini, sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren olarak tanımlanabilir. Alt işverenin iş aldığı işveren ise asıl işveren olarak adlandırılabilir. Bu tanımlamalara göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığından söz edebilmek için iki ayrı işverenin olması, mal veya hizmet üretimine dair bir işin varlığı, işçilerin sadece asıl işverenden alman iş kapsamında çalıştırılması ve tarafların muvazaalı bir ilişki içine girmemeleri gerekmektedir.
Somut olayda davalılar arasında işçi temine yönelik bir ilişki söz konusu olup geçerli bir alt işverenlik ilişkisi mevcut değildir. Diğer taraftan 5393 sayılı Kanun’un 67. maddesi anlamında toplu taşıma işinin alt işverene verilmesi de söz konusu değildir. Çünkü alt işverenin de işveren sıfatını taşıması ve kendi organizasyonunun bulunması gereklidir. Oysa işin yapılması için gerekli bütün donanım vc organizasyon diğer davalı İ.’ye aittir. Yine 4857 sayılı Kanun’a 5538 sayılı Kanıın’la eklenen fıkralar muvazaayı dışlayıp geçersiz bir alt işverenlik ilişkisini geçerli kabul etmeyi sağlayacak içeriğe de sahip değildir. Bu düzenlemelerde hukuka uygun bir alt işverenlik ilişkisinin kamu kurumlan açısından bazı sonuçları özel olarak düzenlenmiştir.
Ayrıca davalılar arasında hukuka uygun bir alt işverenlik ilişkisi olmadığına dair iki adet iş müfettişi raporu mevcut olup bu raporlara karşı yapılan itirazlar mahkemeler tarafından kesin olarak reddedilmiştir (İstanbul 1. İş Mahkemesi, 2010/1115 esas, 2012/695 karar vc İstanbul 9. İş Mahkemesi, 2010/1086 esas, 2011/425 karar sayılı kararlar). Bu şekilde iş müfettişi raporundaki belirlemeler ile söz konusu dava dosyaları kuvvetli delil niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak, davalılar arasında geçerli bir alt işverenlik ilişkisi bulunmamasına ve K. işçisi olarak gözüken davacının, başından itibaren j.
işçisi olmasına rağmen muvazaanın olmadığına dair yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. Mahkemece davacının davalı İ.’nin taraf olduğu toplu iş sözleşmelerinden yararlanması için gerekli diğer şartların mevcut olup olmadığı ile talep ettiği alacaklara bak kazanıp kazanmadığı ayrıca değerlendirildikten sonra sonucuna göre davacının talepleri hakkında karar verilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.
22. HD. 2013/24889 E. 2013/25791 K. 20.11.2013

Somut olayda davalılar arasında işçi temine yönelik bir ilişki sözkonusu olup geçerli bir alt işverenlik ilişkisi mevcut değildir. Diğer taraftan Belediye Kanunu’nun 67. maddesi anlamında toplu taşıma işinin alt işverene verilmesi de sözkonusu değildir. Çünkü alt işverenin de işveren sıfatını taşıması ve kendi organizasyonunun bulunması gereklidir. Oysa işin yapılması için gerekli bütün donanım ve organizasyon diğer davalı İ…’ye aittir. Yine 4857 sayılı İş Kanıınu’na 5538 sayılı Kanunla eklenen fıkralar muvazaayı dışlayıp geçersiz bir alt işverenlik ilişkisini geçerli kabul etmeyi sağlayacak içeriğe de sahip değildir. Bu düzenlemelerde hukuka uygun bir alt işverenlik ilişkisinin kamu kurumlan açısından bazı sonuçları özel olarak düzenlenmiştir.
Ayrıca davalılar arasında hukuka uygun bir alt işverenlik ilişkisi olmadığına dair iki adet iş müfettişi raporu mevcut olup, bu raporlara karşı yapılan itirazlar mahkemeler tarafından kesin olarak reddedilmiştir (İstanbul 1. İş Mahkemesi, 2010/1115 esas, 2012/695 karar ve İstanbul 9. İş Mahkemesi, 2010/1086 esas, 2011/425 karar sayılı kararlar). Bu şekilde iş müfettişi raporundaki belirlemeler ile sözkonusu dava dosyalan kuvvetli delil niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak, davalılar arasında geçerli bir alt işverenlik ilişkisi bulunmaması kayden ve K. işçisi olarak gözüken davacının, başından itibaren İ.. işçisi olması karşısında muvazaanın olmadığına dair yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Mahkemece davacının başından beri İ…’nin işçisi olduğu kabul edilerek, davacının davalı İ…’nin taraf olduğu toplu iş sözleşmelerinden yararlanması için gerekli diğer şartların mevcut olup olmadığı ile talep ettiği alacaklara hak kazanıp kazanmadığı ayrıca değerlendirildikten sonra sonucuna göre davacının talepleri hakkında karar verilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2014/926 E. 2014/5823 K. 25.02.2014

Somut olayda mahkemece, davalı T. İnşaat Ltd. Şti. vekilinin de beyanı üzere, davacının K. Belediyesinin zabıta müdürlüğü bünyesinde çalıştığı bu nedenle de belediyenin elemanı olduğu, T.İnşaat Ltd. Şti. ile K.Belediyesi arasındaki sözleşmenin muvazaalı bulunduğu, davacının K.Belediyesi tarafından işe alınıp, işlen çıkartıldığı, bu durumda 4857 sayılı İş Kaııunu’nun 2/6-7 maddesi anlamında, asıl işvcren-altişveren ilişkisi kurulmadığı, belediyenin hizmet alımı değil işçi alımı yaptığı, davacının işvereninin T.İnşaat
Ltd. Şti. olmayıp, gerçek işverenin K.Belediyesi olduğu, Yargıtay yerleşik içtihatları da dikkate alındığında “davacının eylemli olarak K.Belediyesinde çalıştığı emir vc talimatları bu işverenden aldığı ve ücretlerinin bu işveren tarafından ödendiği anlaşıldığından, davacının asıl işvereninin K.Belediyesi olduğu sonucuna varılmış olup T.İnşaat Ltd Şti.me karşı her nekadar bu dava açılmış ise de taraflar arasında muvazaalı işlem olduğu, T.İnşaat Ltd. Şti.ıye karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ise de;
Davalı şirketin davacıyı davalı belediyenin zabıta hizmetlerinde çalıştırdığı sabittir. 4857 sayılı Kanun’un 2/6. maddesine göre “bir işverenden işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.”
Davacı, davalı şirket tarafından sadece davalı belediyeye ait birimlerde çalıştırılmıştır.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 67. maddesinde “Belediyede, belediye meclisinin belediyeye bağlı kuruluşlarda yetkili organın kararı ile park, bahçe, sera, refüj, kaldırım ve havuz bakımı ve tamiri, araç kiralama, kontrollük, temizlik, güvenlik ve yemek hizmetleri, makine, teçhizat bakım ve onarım işleri, bilgisayar sistem ve santralleri ile elektronik bilgi bilişim hizmetleri, sağlıkla ilgili destek hizmetleri, fuar, panayır ve sergi hizmetleri, baraj arıtma ve katı artık tesislerine ilişkin hizmetler, kanal bakım ve temizleme, alt yapı ve asfalt yapım ve onanını, trafik sinyalizasyon ve aydınlatma bakımı, sayaç okuma vc sayaç sökme-takma işleri ile ilgili hizmetler, toplu ulaşım ve taşıma hizmetleri, sosyal tesislerin işletilmesi ile ilgili işler, süresi ilk mahalli idareler genel seçimlerini izleyen altıncı ayın sonunu geçmemek üzere ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebilir” kuralına yer verilmiştir.
Belediyeler bölgelerinde esenlik, huzur, sağlık ve düzenin sağlanmasını belediye zabıta görevlileri tarafından sağlamakla yükümlüdürler. Buna bağlı olarak belediyeler kendilerine ait birimlerde düzenin ve güvenliğin sağlanmasını zabıta aracılığı ile yerine getirebileceği gibi bu birimlerde özel güvenlik görevlisi çalıştırmak suretiyle de güvenlik görevini yerine getirmesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Esasen belediyelerin kendi birimlerinde güvenliği sağlamaları asli görevleri içinde kabul edilmesi gerekmektedir. Buna bağlı olarak 4857 sayılı Kanun’un 2/6. maddesi hükümleri uyarınca davacının ödenmeyen alacaklarından dolayı asıl işveren olarak sorumlu tutulması gerekmiş, davalı belediye vekilinin belediye ile şirket arasındaki ilişki ve davalı belediyenin sorumluluğu yönünden husumet itirazı yerinde görülmemiştir.
Ayrıca davalılar arasındaki sözleşmenin geçerlilik şartlarını taşımaması halinde dahi davacının davalı şirket işçisi olarak çalıştığı ve asıl hizmet sözleşmesinin başından beri davalı şirketle yapılmış olduğu, işe giriş vc çıkış bildirgelerinin davalı şirket tarafından verilip, sigorta primlerinin davalı şirket adına ödendiği, bu haliyle davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin 4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde tanımlanan iş sözleşmesinin tüm unsurlarını taşıyan bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Davalı asıl işverenin işin düzenli ve sağlıklı yürütümü bakımından verdiği emir ve talimatların alt işverenin yönetim hakkını ortadan kaldırıcı nitelikte değerlendirilmemesi gerekir. Bu nedenle ilişkinin muvazaaya dayandığına yönelik mahkemece varılan sonuç isabetli olmamıştır. Davalılar arasında 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesine uygun kurulan ve muvazaaya dayanmayan geçerli bir ilişki bulunduğundan dava konusu tazminat ve alacaklardan davalıların müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken davalı T.İnşaat Ltd. Şti. hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2012/25502 E. 2012/25712 K. 19.11.2012

Davacı vekili, davacı işçinin davalı şirket işyerinde diğer davalı gerçek işçisi olarak, davalı şirketin asıl işinde yükleme ve istifleme işinde vinç operatörü olarak çalıştığını, davalılar arasında muvazaalı işlem olduğunu, davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/son maddesi uyarınca şirket işçisi olduğunu, şirketin asıl işçilerinin yüksek ücretle çalıştığını, aynı işi yapan davacının ise, diğer davalı işçisi olarak asgari ücretle çalıştırıldığını, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5/6 maddesi uyarınca davacının şirket işçileri ile aynı oranda ücret alması gerektiğini belirterek, kıdem ve eşit davranma ilkesine aykırılık tazminatı ile fark ücret, ikramiye, yıllık izin ücreti, hafta ve genel tatil ücreti, gece mesai zammı, kurban ve yakacak yardım alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket, davacının taşeron işçisi olarak uzmanlık gerektirmeyen yükleme ve istifleme işinde çalıştığını, taşeron işçileri ile şirket işçilerinin aynı ücreti aldığını, davacının istifa ederek ayrıldığını, ayrıca 3 gün üst üstte devamsızlık yaptığını, devamsızlık nedeni ile iş sözleşmesinin feshedildiğini, feshin haklı olduğunu savunmuştur.
Mahkemece, davalılar arasındaki sözleşme getirilmeden, davacının bildirdiği tanıklar dinlenmeden ve işyerinde keşif yapılma istemi hakkında karar verilmeden, savunmaya değer verilerek davacının davalı şirkete ait işyerinde diğer davalı taşeron işçisi olarak tahmil ve tahliye işinde iş sözleşmesi ile çalıştığı, daha önce davalı şirket işçisi olarak da çalışmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, öncellikle davacı işçinin, davalı şirket işyerinde şirketin asıl işinde çalışıp çalışmadığı önem kazanmaktadır. Zira yukarda açıklandığı gibi, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek, alt taşerona verilemez. Verilmiş ise işçi başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılacaktır. Davacının bu iddiası üzerinde durularak, davalılar arasındaki sözleşme getirtilmeli, davacının tanıkları dinlenmeli, işyerinde keşif yapılarak bilirkişiden rapor alınmalı ve davacının davalı şirketin asıl işinde şirket işçileri ile çalışıp çalışmadığı saptanmalıdır. Davacının, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl işte, şirket işçileri ile birlikte çalıştığı saptandığı takdirde, davacının asıl işveren işçisi olduğu kabul edilmeli ve bu kez davacının diğer iddiası olan eşit işlem borcuna aykırılık olgusu üzerinde durulmalı, bu konuda kanıtlar toplanmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.
Ayrıca kabule göre, davacı kıdem tazminatı ve işçilik alacaklarını, hem davalı şirketten hem de taşeron olan diğer davalıdan talep etmiştir. Feshe bağlı ve eşit işlem borcu ile asıl işveren işçisine ödenen işçilik alacakları dışında kalan, kıdem tazminatı ve işçilik alacaklarından, davalılar alt-asıl işveren olarak birlikte sorumlu olduklarından, bu konuda deliller toplanmadan da yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.
9.HD. 2006/4860 E. 2006/7479 K. 27.03.2006

.
Somut olayda; bizzat davalı işverenin dosyaya ibraz ettiği belgelerden; davacının makine bakım müdürlüğünde bakım onarım işçisi olarak asli işlerde çalıştığı, puantaj, bordro gibi tüm belgelerin davalıda bulunduğu. Bölge Çalışma Müdürlüğü Raporu, aynı işyeri vc aynı tarihlere ilişkin muvazaalı olarak davacı konumundaki işçilerin çalıştırıldığına ilişkin kesinleşmiş kararlar bulunduğu görülmektedir.
Böyle olunca davacı davalının kendi işçisi olarak kabul edilmeli sendika üyeliğinin işverene bildirdiği tarihten itibaren, bilirkişi tarafından hesaplanan TİS den kaynaklanan isteklerinin kabulüne karar verilmelidir.
Yerinde olmayan gerekçe ile anılan alacakların reddine karar verilmesi hatalıdır.
9. HD. 2008/41230 E. 2010/36112 K. 06.12.2010

Davalı işverenin 2008-2010 yıllarını kapsayan hizmet alım sözleşmeleri hakkında kesinleşmiş bir muvazaa kararının varlığı tartışmasızdır. Ancak, dosyaya sunulan 2011 yılından itibaren yapılan hizmet alım sözleşmelerinin incelenmesinde, her hizmet için ayrı alım sözleşmelerinin yapıldığı ve sekreterlik ve büro hizmeti içinde yapılan sözleşmede alman işçilerin sekreter olarak çalışacağına dair açık hükmün bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı da, otomasyon sekreteri olarak işe alınmıştır ve alındığı işin dışında başka bir işte görevlendirildiğini iddia etmemiştir. Bazı mahkeme kararlarında, otomasyon sekreterinin davalı hastanenin asıl işini yaptığı, bu nedenle aradaki hizmet alım ilişkisinin muvazaalı olduğu yönünde gerekçeler yazılmakladır. Bu durum karşısında, otomasyon sekreterinin tam olarak hangi hizmeti gördüğü; yapılan işin hizmet alım sözleşmesinde belirtilen sekreterlik işinden farklı olup olmadığı detaylıca araştırılmalıdır. Eğer davacının, sözleşme kapsamında
işe alındığı sekreterlik işi dışında bir iş yaptığı anlaşılırsa, muvazaa hususu üzerinde durularak buna göre; eğer hizmet alım sözleşmesindeki işi yapıyorsa, 2011 yılında işe alınmış olmasına göre, hizmet alım sözleşmesinde yapılmış bir muvazaa olmadığı, davacının ne iş için alınmışsa o işte çalıştırıldığı, usulüne uygun hizmet alım sözleşmesi doğrultusunda taşeron işçisi olarak çalıştığı, davalı kurumun işçisi sayılmasını gerektirecek bir muvazaanın bulunmadığı sabit olduğundan, buna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi bozma nedenidir.
7. HD. 2014/10589 E. 2014/19064 K. 11.09.2014

Somut olayda; daha önceden Yargıtay denetiminden geçen bazı emsal dosyalar içerisinde bulunan Ç. Belediyesi ile Ç. Belediyesi Gençlik ve Spor kulübü arasında 20.07.2006 tarihli protokolde, “bu protokolün amacı Ç. Belediyesi sınırları içerisinde yaşayan gençlerin yaşlıların, öğrencilerin, engellilerin, belediye çalışanlarının kısacası tüm vatandaşların daha sağlıklı bir yaşam için daha fazla spor yapabilmelerine beden ve ruh sağlığının geliştirilmesi, çalışanların iş veriminin artırılması, spor aracılığı ile dostluk, barış ve kardeşlik duygularının pekiştirilmesi, belediyenin kamuoyuna tanıtılmasına yönelik hizmet vermeye çalışan ve amatör bir kulüp olan Ç.Belediyesi Gençlik ve Spor kulübün işbu kamu yararı niteliğindeki hizmetleri yerine getirebilmek için gereksinim duyduğu destek ve yardımları bir nebze karşılamak adına belediye tarafından kendi hüküm ve tasarrufu altında bulunan tesisisin tüm müştemilatı ile birlikte bedelsiz olarak kulübe faaliyetinde kullandırılması ve bu şekilde Ç.Belediyesi sınırları içerisinde yaşayan vatandaşların sağlıklı bir sosyal çevrede spor yapabilmeleri ve muhtelif sportif, sanatsal, sosyal ve kültürel etkinliklerde bulunabilmelerinin sağlanması sureti ile bir kamu hizmeti yürütülmesidir” denilmiştir.
Ayrıca dosyada mevcut deliller ile tanık beyanlarından davacının çalışmaya başladığı tarihten itibaren davalı Belediye Başkanlığı bünyesindeki işyerlerinde çalıştığı, diğer davalı yanında hiçbir şekilde fiilen çalışmadığı anlaşılmaktadır.
Bu haliyle yukarıda sıralanan ilkeler ışığında davacın başlangıçtan itibaren davalı Ç.Belediye Başkanlığının işçisi olduğunun kabulü gerekir. Bu sebeple mahkemece davalı Ç.Belediye Başkanlığı hakkında açılan davanın husumet sebebi ile reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
7. HD. 2013/22591 E. 2013/16186 K. 03.10.2013

Davalı U.Ltd. Şirketi ise davalı Üniversitenin temizlik ve çamaşır ihalesini aldığı ancak davacının alınan ihale kapsamı dışında röntgen işlerinde çalıştırıldığı anlaşılmakla taraflar arasında muvazaalı bir ilişki vardır.
Muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isteyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çevresine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde muvazaa ileri sürülemez.
Gerek asıl-alt işveren ilişkisi bulunması ve gerekse muvazaalı ilişki bulunması hallerinde Üniversite dışında her iki davalının da 4857 sayılı Kanunun 2.maddesi doğrultusunda sorumluluklarının bulunduğu gözetilmeden sadece Üniversite aleyhine hüküm kurulması hatalı olup bu durum kararı temyiz eden davalı Üniversitenin de hak alanını ilgilendirdiğinden bozma nedenidir.
7. HD. 2013/17190 E. 2014/690 K. 21.01.2014

Somut olayda mahkemece Üniversite ile davalılar arasında muvazaalı bir hizmet alım ilişkisi bulunduğu kabul edilmiştir. Gerçekten de davalı U. Şirketi’nin davalı Üniversitenin temizlik ve çamaşır ihalesini Uy.Şirketinin ise veri hazırlama ve otomasyon işlerini aldığı ancak davacının alınan ihale kapsamı dışında hasta bakıcılık işlerinde çalıştırıldığı anlaşılmakla taraflar arasında muvazaalı bir ilişki vardır.
Kaldı ki işçiler davanın tarafı da olmadığından Mersin 1. İş Mahkemesince muvazaa bulunduğuna ilişkin Çalışma Bakanlığı Adana Bölge Müdürlüğü raporunun iptaline ilişkin olarak verdiği kararda sonuca etkili değildir.
Ayrıca muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isleyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çevresine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde muvazaa ileri sürülemez.
Gerek asıl-alt işveren ilişkisi bulunması ve gerekse muvazaalı ilişki bulunması hallerinde Üniversite dışında diğer iki davalının da 4857 sayılı Kanunun 2.maddesi doğrultusunda sorumluluklarının bulunduğu gözetilmeden sadece Üniversite aleyhine hüküm kurulması hatalı olup bu yön kararı temyiz eden davacı ve davalı Üniversitenin de hak alanını ilgilendirdiğinden bozma nedenidir.
7. HD. 2013/20946 E. 2014/6228 K. 18.03.2014

Davalı, 657 sayılı Yasanın 36. maddesi gereği hastanenin hizmet alımı yapabileceğini, düzenlenen müfettiş raporunun 31/12/2010 tarihi itibari ile sona eren sözleşmeye ilişkin olduğunu, 4857 sayılı Yasanın 2/8 maddesi gereği davacının talepte bulunamayacağım, talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının davalı Ç.Ü. Rektörlüğüne bağlı olarak taşeron firma nezdinde hizmet akdine bağlı olarak çalıştığı, davacının yaptığı işin davalı Üniversiteye bağlı hastanenin asıl işlerinden olduğu, bu nedenle 4857 sayılı Yasanın 2. Maddesi uyarınca alt işverene verilemeyeceği, kaldı ki ÇSGB raporu ile saptanan muvazaanın taraflarca itiraz edilmeyerek kesinleştiği, bu itibarla baştan beri kamu ve davalı işçisi sayılan davacının 6772 sayılı Yasadan kaynaklanan ilave tediye ücret alacağına hak kazandığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı işyerinde elektrik teknisyen olarak çalışmıştır. Elektrik teknisyeni olarak çalıştığı anlaşılan davacının bu ihalelerin hangisinde ve hangi dönemde ne tür iş yaparak çalıştığı tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlendikten sonra eğer çalışması destek hizmet alım sözleşmesi kapsamında geçmiş ise mevzuata ve usulüne uygun bir ihale aşamasından geçerek çalıştırılmış olması nedeniyle ilave tediye istenen dönem itibariyle herhangi bir muvazaa olgusundan bahsedilmeyeceğinden bu döneme ilişkin ilave tediye alacağına yönelik talebin dolayısıyla davanın reddine karar vermek gerekecektir. Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
7. HD. 2013/22907 E. 2014/8587 K. 17.04.2014

Davacı, davalı Üniversitede 2002 yılında işe başladığını, iş akdinin 12.11.2009 tarihinde sonlandınldığını, davalı Üniversite hastanesinin çeşitli bölümlerinde hastane yetkililerinin denetimi altında çalıştığını, izinlerin ve nöbetlerin hastane yönetimi tarafından verildiğini, Üniversite personeli olduğunu sadece kağıt üzerinde müteahhit işçisi gösterilerek yasal haklardan yararlanmasına engel olunduğunu, müteahhitlerin değişmesine rağmen işçilerin çalışmalarında kesinti olmadığını olduğunu, ileri sürerek ilave tediye alacağının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Somut olayda, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda davalı asıl işveren ile dava dışı alt işverenler arasındaki sözleşmelerin muvazaalı olduğu hususunda yeterli araştırma yapılmamıştır. Daha önceki dosyaların soyut bir şekilde bu dosya için emsal alınması, her dosya kendi delilleri ile değerlendirilmesi gerektiğinden, doğru değildir.
Mahkemece davacının yaptığı görev tespit edilip, asıl ve alt işverenler arasındaki hizmet alımına ilişkin tüm çalışma dönemini kapsayan sözleşmeler celp edilip, sunulan diğer deliler ile birlikte değerlendirme yapılarak muvazaa olgusunun oluşup oluşmadığı, ne şekilde oluştuğu hususu tartışılmadan eksik inceleme ve araştırma ile davacının asıl işverenin işçisi olduğu kabul edilerek ilave tediye isteğinin hüküm altına alınması isabetsizdir.
9. HD. 2010/17530 E. 2012/24991 K. 28.06.2012

Somut olayda davalılar arasında imzalanan sözleşme ile temizlik işinin davalı G.Tarımsal Yapı Müh. Müt. Tem Hiz. San. ve Tic. Ltd. Şti.nc açılan ihale sonucu verildiği, davacı ile G.Tarımsal Yapı Müh. Müt. Tem Hiz. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan hizmet sözleşmesinde davacının temizlik işçisi olarak işe alındığının belirtildiği görülmüştür.
Hizmet sözleşmesinde davacının görev tanımı temizlik işleri olarak belirlenmişse de dosya kapsamında ifadesine başvurulan davacı tanıkları ve hizmet cetvelinden davacının işe ilk giriş tarihi olan 02.02.1998 tarihinden akdin feshedildiği tarihe kadar kayden davalı İ.Bankasından ihale ile temizlik işini alan şirketlerin işçisi gösterilerek aslen büro elemanı-bilgisayar operatörü olarak çalıştırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu haliyle yukarıda sıralanan ilkeler ışığında davacın başlangıçtan itibaren davalı İ.Bankası işçisi olduğunun kabulü gerekir.
Bu sebeple Mahkemece davalı İ.Bankası Genel Müdürlüğü hakkında açılan davanın kabulüne, diğer davalı şirket hakkında açılan davanın ise husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2009/13250 E. 2011/13602 K. 05.05.2011

Somut olayda davacı işçi, ihale döneminde her ne kadar çöp toplama ve nakil ihalesi kapsamında temizlik işçisi alım sözleşmesi adı altında değişik firmalarda görevlendirilmiş ise de aslında davalı belediyede kepçe operatörü olarak farklı işlerde çalıştırıldığını, burada gerçek amacın örtüldüğünü ve bu durumun açıkça muvazaa olgusunu ortaya koyduğunu iddia etmekte, davalı Belediye ise davacının alt işverenin işçisi olduğunu savunmaktadır. Mahkemece muvazaa olgusunun ispatlanamadığı kabul edilmiş asgari ücret üzerinden hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilmiştir.
Dosya kapsamındaki deliller ve özellikle davalı Belediye ile alt işverenler arasındaki hizmet alım sözleşmesi vc eki şartname dikkatle incelendiğinde, davacının 07.03.2006 tarihinden iş akdinin kendisi tarafından haklı nedenle feshedildiği tarihe kadar davalı L). Belediyesinde kepçe operatörü olarak ihale ile iş alan temizlik firmalarının işçisi olarak olarak çalıştırıldığı anlaşılmıştır. Davalı Belediye Başkanlığı ile yapılan sözleşmelerin incelenmesinde sözleşmenin konusunun D.’un tüm mahalle ve mücavir alanlarının çöp toplanması ve nakil işi olduğu anlaşılmıştır. Dinlenen tanık beyanlarından ve tüm dosya kapsamından şirket işçilerinin işe alınmasında ve işten çıkarılmasında talimatı belediye başkanının verdiği ,işçilerin çalışırken emir ve talimatları belediyenin kadrolu elamanlarından aldığı, şirketler değişse de belediye başkanının istediği işçilerin çalışmaya devam ettiği, şirketlerin kullandığı araç ve gereçlerin belediyeye ait olduğu anlaşılmıştır. Davacı Belediyede kepçe operatörü olarak fesih tarihine kadar çalışmıştır. Tüm bunlar ışığında davacının muvaazalı hizmet akdi ile şirket işçisi olarak gösterilerek çalıştırıldığı aslında davacının baştan beri davalı belediyenin işçisi olduğu, davalı belediye ile temizlik ihalesi yaptığı firmalar arasındaki sözleşmenin işçi teminine yönelik olduğu davacının değişik çalışma dönemlerinde kesintisiz olarak ve farklı işlerde çalıştırılmış olmasına rağmen her dönem davalı belediye ile farklı taşeron şirketler arasında temizlik işçisi teminine ilişkin ihale sözleşmesi imzalandığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Dolayısıyla, iş akdinin niteliğinin ve davalı belediye iradesinin muvazaaya dayalı olduğunun kabulü ile işçilik alacaklarının buna göre hesaplanması gerekirken davacının farklı taşeronlarda asıl işveren- alt işveren ilişkisi içinde çalıştırılmış olduğunun kabulü ile işçilik alacaklarının bu şekilde hesaplanması hatalı olup bozma nedenidir.
7. HD. 2014/13434 E. 2014/17953 K. 24/09/2014

Davacı tarafın dayandığı, davalının itiraz etmediği için kesinleşen ve mahkemenin de gerekçesinde dayandığı sözü edilen bu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettiş raporu, temizlik işçisi adı altında alınıp da temizlik işi dışındaki işlerde çalıştırılan işçiler bakımından muvazaa olgusu bulunduğuna ilişkin olup, fiilen temizlik işi yapan temizlik işçileri bakımından hizmet alım sözleşmesi ve asıl-alt işveren ilişkisi muvazaalı değildir. Zira davalı Üniversite asıl işe yardımcı iş niteliğindeki temizlik işini hizmet alım sözleşmeleri ile satın alabilir.
Somut olayda dava dilekçesinde davacının temizlik elemanı olarak çalıştığı belirtilmiş ve bu durum dosya kapsamı ile de teyit edilmiştir.
Davacının temizlik işleri haricinde başka teknik işlerde veya sağlık işlerinde çalıştırıldığı davacı tarafça iddia ve ispat edilmemiştir.
Davalı işverence temizlik işleri için işe alınan davacı yine temizlik işlerinde çalıştırıldığından davacı yönünden muvazaası söz konusu değildir. Davacı tarafça delil olarak sunulan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettiş raporu davalı işyerinde çalışan tüm işçilerin tek tek çalışma şartları ve görevleri yönünden değildir. Temizlik elemanı adı altında alman yüzlerce işçiden birçoğu temizlik hariç teknik ve sağlık işlerinde çalıştırılsalar ve bunlar açısından muvazaanın kabulü söz konusu ise de davacı gibi temizlik için alınıp da temizlik işleri yaptırılanlar için muvazaadan bahsedilemez, zira davacı ihale ve iş akdine uygun çalıştırılmıştır. Bu nedenle dosya kapsamına göre temizlik işçisi olarak çalışan davacının davalı üniversitenin işçisi sayılması mümkün olmadığından ve bu durumda davacının kamu işçisi sayılması mümkün olmadığından 6772 sayılı kanunla kamu kurumu iş yerlerinde çalışan kamu kurumu işçilerine verilen ilave tediye ücreti alacağı talebin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.
O halde davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
7. HD. 2014/13175 E. 2014/16770 K. 11.09.2014

Davacı işçi, davalılardan P.A.Ş de çalışmakta iken şirketin özelleştirilmesi sonucu iş akdinin feshedildiğini, daha sonra P..A.Ş nin elemana ihtiyacı olması nedeniyle P. Tic.Ltd.Şti ile P.Ş arasında yapılan temizlik işleri sözleşmesi kapsamında Davalılardan P. Ltd.Şti nezdinde tekrar işe alındığını ve önceki görevini R.’nde sürdürdüğünü ve iş akdinin haklı bir neden olmadan 27/12/2007 tarihinde feshedildiğini, günlük 12 saat, dini bayramların ilk günü dışında ve ulusal bayramlarda çalıştığını, yıllık izinlerini tam kullanmadığını, P.Ltd.Şti arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğunu beyanla, fazla mesai, genel tatil ücreti, yıllık izin ücretlerinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı P..A.Ş vekili, şirket ile P.Lld.Şti arasında Ankara ve çevre illerdeki hukuksal iş ve işlemler ile davaların takibi işleri için hizmet alımı sözleşmesi yapıldığını, davacının diğer davalı şirketin çalışanı olduğunu, müvekkili şirket ile davacı arasında hiçbir zaman işçi-işveren ilişkisinin bulunmadığından husumetin PAŞ a yöneltilemeyeceğini, ….beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı P. Organizasyon Otel Turizm Hizm.San.ve Tic. A.Ş vekili, zamanaşımı def inde bulunduğunu, müvekkili şirketin Türkiye genelinde temizlik hizmeti veren bir şirket olduğunu vc başka bir iş kolunda uzmanlığının olmadığını, P..A.Ş nin şirketten P..A.Ş nin Hukuk Müdürlüğünde çalıştırılmak üzere bir avukat talep etmesi üzerine müvekkili şirket tarafından davacının işe alındığını vc avukat olarak R.’nin Hukuksal ve İdari işleri yürüttüğünü, 31/12/2007 tarihinde P..A.Ş Genel Müdürlüğünün Hukuk Müdürlüğü bölümündeki işinin sona ermesi ve işyerinin kapanacak olması sebebiyle davacının iş akdinin ihbar ve kıdem tazminatı ödenerek feshedildiğini, davacının tüm mesaisini P..A.Ş ye hasrettiğini, dava konusu alacaklardan R.A.Ş nin sorumlu olacağını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tanıklar dinlenmiş, bilirkişi raporu aldırılmış ve her iki davalı işveren yönünden davaya konu isteklerin kabulüne karar verilmiştir.
Davacı işçi her iki davalıya karşı açmış olduğu bu davada fazla çalışma, bayram ve genel tatil çalışmaları ile yıllık izin ücreti yönlerinden talepte bulunmuş vc mahkemece davalılar yönünden birlikte sorumluluğa dair karar verilmiştir.
Davacı işçi, temyize konu bu davadan ayrı olarak her iki işveren hakkında feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine karar verilmesi yönünde dava açmıştır. Mahkemece her iki işveren hakkında karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Dairemizce verilen 23.03.2009 gün ve 2008/ 21617 E 2009/ 7741 K sayılı kararda davacının doğrudan davalı PAŞ’ın işçisi olduğu belirtilerek bu işveren yönünden işe iadesine, diğer işveren bakımından davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içinde bulunan alt işverenlik sözleşmesinin incelenmesinden davalılar arasında temizlik işlerinin yürütülmesi işinin verildiği anlaşılmaktadır. Davacı ise avukat olup alt işveren bırakılan işler kapsamında görev yapmadığı açıktır.
Bu noktada davalılar arasında temizlik işçileri bakımından geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisi olsa da avukat olarak görev yapmış olan davacı bu ilişkinin dışındadır. Böyle olunca davacının doğrudan davalı P. işçisi olduğu kabul edilmelidir.
Davalılardan P. şirketi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulması hatalı olup kararın bu yönden bozulması gerekmiştir
9. HD. 2009/30594 E. 2012/1438 K. 24.01.2012

Somut olayda davalı üniversite temizlik ve ilaçlama hizmetlerini ihale yoluyla alt işverenlere vermiş, alt işverenler zaman zaman değişmiştir. İşçilerin aynı şekilde yardımcı iş niteliğindeki bu işlerde çalışmaya devam etmeleri yukarıdaki hükümler ile Borçlar Kanunu genel muvazaa kriterleri açısından muvazaanın kanıtı sayılamaz.
İşçilere işin yürütümü ile ilgili bazı talimatların asıl işveren yetkililerince verilmiş olması da başlı başına muvazaayı göstermez. Temizlik işinin gereği gibi yapılmaması karşısında asıl işveren yetkililerinin işin kontrolünü üstlenmesi ve alt işveren yetkilileri ile işçileri bu yönde uyarmaları imkan dahilindedir.
Dosya içinde alt işverenlik sözleşmeleri de bulunmakla olup yardımcı işlerin alt işverene bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı ile alt işverenler arasında yapılan sözleşmelerin muvazaaya dayanıp dayanmadığı yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde mahkemece değerlendirilmeli ve aynı sözleşmelerin muvazaaya dayandığı yönünden daha önce mahkemelerce verilerek kesinleşen dosyaların olup olmadığı araştırılmalıdır.
Davaya konu dönem içinde davacının çalışmasının geçtiği tüm alt işverenler ile asıl işveren arasındaki sözleşmeler muvazaa yönünden ayrı ayrı değerlendirilmeli, davacı işçinin alt işverene verilen iş kapsamında çalışıp çalışmadığı da araştırılmalıdır.
Olumsuz yetki tespitine itiraz davasına dair dosya içeriği ile işyerinde yetki ve toplu iş sözleşmesi bağıtlanmasına dair sonraki aşamalar değerlendirilmeli, alt işveren işçilerini de içine alan işletme toplu iş sözleşmesi imzalanıp imzalanmadığı üzerinde durulmalıdır.
Muvazaanın bulunmadığının tespiti halinde alt işveren işçisinin asıl işverenin tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün olmadığından, toplu iş sözleşmesi farklarının reddine karar verilmeli ve yıllık izin ücreti de toplu iş sözleşmesi yerine yasaya göre hesaplanmalıdır. Muvazaanın kanıtlanması halinde ise, davacının ismi işverene sendika üyeliği bildirilenler arasında yer almadığından toplu iş sözleşmesinden yararlanıp yararlanamayacağı noktasında bu yönüyle de bir değerlendirme yapılarak karar verilmelidir.
Mahkemece, konuyla ilgili olarak deliller toplanmaksızın alt işverenlerin değişmesine rağmen işçilerin ayını şekilde çalışmaya devam ettiklerinden söz edilerek eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olmuştur.
9. HD. 2011/49629 E. 2011/47322 K. 06.12.2011

Dosya içinde bulunan 07/08/2009 tarih ve 61 Mü sayılı iş müfettişi raporuna göre Ç. Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 993 memur ve 562 akademik personel çalıştığı, kamu işçisi çalıştırılmadığı, T. Tem.Tur Tah. Tic. Ltd. Şti ile 01/01/2008-31/12/2010 tarih aralığını kapsayan sözleşme ile 1000 işçi ile B. Hastanesi ve tamamlayıcı unsurlarının ve çevresinin temizliği, hijyene ait materyallerin taşınması, hastaların ve hasta yakınlarının yönlendirilmesi, hasta evrakının kayıt altına alınması, çamaşırhanede çamaşır yıkama, sıkma, kurutma, ütüleme ve benzeri hizmetlerin yerine getirilmesi işinin verildiği, bu ihale kapsamında çalıştırılan işçilerin sağlıkla ilgili işlerde çalıştırılmadığı, yasaya uygun olmayan çalıştırma olmadığı, T. Turz. Tem Gıda ve Taş. A.Ş’ye 150 işçi ile malzemesiz yemek hazırlama ve dağıtım işinin verildiği, sözleşme hükümlerine uyulduğu, T. Turizm Tem. Gıda ve Taş. A.Ş.’ye 200 işçi ile 01/01/2009-31/12/2010 arasında yapılmak üzere B. Hastanesi Biomcdikal Aletlerinin Bakını ve Temizliği Hizmetlerinin verildiği, sözleşme hükümlerine uyulduğu, sağlıkla ilgili birimlerde biomedikal aygıtların bakım ve temizlik işlerinin yapıldığı, 4857 sayılı Yasanın 3/2, Yönetmeliğin 12 ve 13.maddeleri birlikte değerlendirildiğinde 29/06/2006 tarihinde tespit edilen muvazaa raporunun taraflara tebliğ edilmiş olmasına rağmen gereğinin yapılmadığı, asıl işverenlikçe yapılan temizlik işleri sözleşmesine malzemeli temizliğe ek olarak hasta ve hastaya ait metaryallerin taşınması, hastaların ve hasta yakınlarının yönlendirilmesi ve hasta evraklarının kayıt altına alınması hizmetleri ile çamaşırhanedeki çamaşır yıkama, sıkma, kurutma, ütüleme ve benzeri hizmetlerin de yapılacağı şeklinde kapsamın genişletildiği, davalı iş yerinde çalışan 1000 işçiden sadece 300 tanesinin temizlik işinde çalıştığı, geri kalan 700 işçinin hastanede asıl işverenin yapması gereken sağlıkla ilgili işleri, işe giriş tarihlerinden itibaren yapmış oldukları anlaşılmaktadır.
Davacı tarafın dayandığı, davalının itiraz etmediği için kesinleşen ve mahkemenin de gerekçesinde dayandığı sözü edilen bu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettiş raporu, temizlik işçisi adı altında alınıp da temizlik işi dışındaki işlerde çalıştırılan işçiler bakımından muvazaa olgusu bulunduğuna ilişkin olup, fiilen temizlik işi yapan temizlik işçileri bakımından hizmet alım sözleşmesi vc asıl-alt işveren ilişkisi muvazaalı değildir. Zira davalı Üniversite asıl işe yardımcı iş niteliğindeki temizlik işini hizmet alım sözleşmeleri ile satın alabilir.
Somut olayda dava dilekçesinde davacının temizlik elemanı olarak çalıştığı belirtilmiş ve bu durum bu beyanla davacının da kabulünde olup dinlenen davacı tanıkları da davacının çalışırken temizlik elemanı olarak çalıştığını beyan etmişlerdir.
Davacının temizlik işleri haricinde başka teknik işlerde veya sağlık işlerinde çalıştırıldığı davacı tarafça iddia ve ispat edilmemiştir.
Davalı işverence temizlik işleri için işe alman davacı yine temizlik işlerinde çalıştırıldığından davacı yönünden muvazaası söz konusu değildir. Davacı tarafça delil olarak sunulan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettiş raporu davalı işyerinde çalışan tüm işçilerin tek tek çalışma şartları ve görevleri yönünden değildir. Temizlik elemanı adı altında alman yüzlerce işçiden birçoğu temizlik hariç teknik ve sağlık işlerinde çalıştırılsalar ve bunlar açısından muvazaanın kabulü söz konusu ise de davacı gibi temizlik için alınıp da temizlik işleri yaptırılanlar için muvazaadan bahsedilemez, zira davacı ihale ve iş akdine uygun çalıştırılmıştır. Bu nedenle dosya kapsamına göre temizlik işçisi olarak çalışan davacının davalı üniversitenin işçisi sayılması mümkün olmadığından ve bu durumda davacının kamu işçisi sayılması mümkün olmadığından 6772 sayılı kanunla kamu kurumu iş yerlerinde çalışan kamu kurumu işçilerine verilen ilave tediye ücreti alacağı talebin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.
O halde davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazı kabul edilmeli vc karar bozulmalıdır.
7. HD. 2014/957 E. 2014/8260 K. 15.04.2014

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının 15/05/2007-22/10/2010 tarihleri arasında 3 yıl, 3 ay, 12 gün belirsiz süreli, sürekli ve tam süreli iş akdi ile sekreter olarak davalı A. Belediye Başkanlığı uhdesinde çalıştığı, davacının sigorta bildirimlerinin A.Belediye Başkanlığı’ndan ihale ile iş alan taşeron şirketler tarafından yapıldığı, davalı belediyenin “işçi temini” yoluna giderek temizlik ihalesi ile iş verdiği şirketler üzerinden sigortalı gösterilmek suretiyle davacıyı Belediye Başkanlığı’nda sekreter olarak çalıştırdığı, işçi temini usulü ile işçi çalıştırmanın yasak olması sebebiyle davacının asıl işvereninin davalı belediye olduğu gerekçesi ile davanın davalı G.Peyzaj H.Mak.San. ve Tic.Ltd.Şti. yönünden husumetten reddine, davalı A.Belediye Başkanlığı yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isteyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çevresine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde muvazaa ileri sürülemez.
Davalılar kendi aralarında Park ve Yeşil Alanların Bakımı, Atölye İşleri Hizmet Alımı Sözleşmesi yapmışlar buna rağmen davacıyı sekreterlik işinde çalıştırmışlardır. Davalı A.Belediye Başkanlığı kendilerine husumet düşmeyeceğini savunmuş ise de dinlenen tanık beyanlarından davacının çalışmasının davalı Belediyede geçtiği, ancak 02/01 /2010- 22/10/2010 tarihleri arasındaki sigorta kaydının davalı şirket üzerinden yapıldığı, davacının iş sözleşmesinin 22/10/2010 tarihinde haklı neden olmadan feshedildiği, dosya kapsamından davacının gerçek işvereninin A.Belediye Başkanlığı olduğu anlaşılmaktadır.
Davalılar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu mahkemenin de kabulündedir. Muvazaa olgusu davacının kayden görüldüğü işverenin gerçek işveren olduğunu göstermez. Ancak kimse kendi muvazaasından yararlanmaz ilkesi uyarınca muvazaalı tarafta yer alan her iki kişi de sorumluluktan kurtulamayacaktır. Bu nedenle, davalı G.Peyzaj Harf.Mak.San. ve Tic.Ltd. Şti.’nin de davacının işçilik alacaklarından davalı A.Belediye Başkanlığı ile birlikte müştereken ve müteselsilin sorumlu tutulması gerekir. Mahkemece yazılı gerekçe ile G.Peyzaj Harf.Mak.San. ve Tic.Ltd.Şti. yönünden davanın husumetten reddine karar verilmesi hatalı olup bu yön kararı temyiz eden davalı Belediyenin de hak alanını ilgilendirdiğinden karar bu nedenle bozulmalıdır.
7. HD. 2013/17268 E. 2014/350 K. 15/01/2014

Davacı, davalı idare yanında yapılan veri giriş elemanı hizmet alımı ihalesi ile işe alınmasına rağmen hukuk müşavirliğinde avukatlara yardım etmek suretiyle çalıştığını, görevi kapsamında ihale konusu hizmet olan veri girişi işinin bulunmadığını, iş akdinin 8.3.2011 tarihinde hiçbir haklı neden olmaksızın sonlandırıldığından bahisle kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacağının davalılara ödetilmesini istemiştir.
Davalı idare, davacının hizmet alım sözleşmesi kapsamında diğer davalının işçisi olarak çalıştığını, kendi işçisi olmadığını, ihale makamı olduğunu ve iş akdinin sözleşmenin süresinin bitimi nedeniyle sona erdiğini ihbar öneli verildiğini, yıllık izinlerini kullandığını. Davalı şirket, davacının kendi yanında sigortalı olarak gösterilmesine rağmen, asıl işverenin davalı idare olduğunu çünkü yapılan işin kurumun asıl işi olduğunu ve tüm sorumluluğun davalı idareye ait olması gerektiğini savunarak aleyhine açılan davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece, “2008 yılından itibaren bilgisayar hizmetleri veri giriş işlerinin yine ihalelerle ve hizmet alımı yoluyla gördürüldüğü, davacının 07.10.2003 tarihinden itibaren ihale ile iş yükümlenen şirketlere bağlı olarak davalı kurum işyerinde çalıştığı, ancak 2004 yılından itibaren ihale sözleşmeleri kapsamında ihale edilen işlerin dışında davalı kurumun hukuk müşavirliğinde evrak takibi, yazışma, dosyaların takibi, avukatlara yardımcı olma vs. işlerde çalıştırıldığının sabit olduğu, söz konusu işlerin davalı kurumun asli ve sürekli işlerinden olduğu, tüm hukuk işlerinin hizmet alım ihaleleriyle gördürüldüğüne ilişkin bir iddia ileri sürülmediği gibi aksine kurumun ayrı hukuk müşavirliği biriminin bulunduğu, işverenlik kayıtlarının yüklenici şirketler nezdinde düzenlendiği görülmekle birlikte davacının çalıştığı işlerin organizasyon ve planlanmasının davalı kurumca yapıldığı, izin kullanılmasına son aşamada davalı kurumun hukuk müşavirliğincc karar verildiği, tüm bu yönler birlikte dikkate alındığında davacı açısından davalılar arasında 4857 sayılı îş Kanunu ve Alt İşverenlik Yönetmeliği hükümlerine uygun bir asıl- alt işverenlik ilişkisinden söz edilemeyeceği, davalı kurum ile davalı ve dava dışı yükleniciler arasındaki hukuki ilişkinin Alt İşverenlik Yönctmeliği’nin 3/g-l maddesine göre muvazaaya dayandığı, nitekim davalı kurum tarafından 08.03.2011 tarihinden itibaren hizmet alımına son verilerek kendi bünyesinde personel istihdam ettiğinin tarafların kabulünde olduğu, davacının gerçek ve asli işverenin davalı kuram olduğu ve işçilik hak ve alacaklarından da davalı kurumun sorumlu bulunduğu, davalı ve dava dışı yüklenici şirketlerin bir sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varıldığı” gerekçesiyle davalı şirket hakkındaki davanın reddine, davacının alacaklarının tamamının davalı idareden tahsiline karar verilmiştir.
Muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isteyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çevresine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde muvazaa ileri sürülemez.
Somut olayda iyiniyetli olan davacı işçiye karşı, taraf olmadığı muvazaanın ileri sürülemeyeceği, akdin hükümsüzlüğünün davacıya karşı ileri sürülmesinin MK.’nun 2.maddesindeki iyiniyet kurallarına aykırı olması ve hiç kimsenin kendi hilesinden yararlanamayacağı ilkesi gereğince muvazaalı işlemi yapan davalı şirketin, davacının hak kazandığı tazminat ve işçilik alacaklarından, davalı İdare ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmelidir. (HGK.’nıın 03.12.2008 T. 2008/9-704 E, 2008/730 K. sayılı kararı)
Bu hukuki olgu karşısında davalılar arasında muvazaa bulunması nedeniyle davacının asıl işveren sayılan davalı İdare ile birlikte diğer davalı şirketin de maddi sorumluluk açısından müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle davalı şirket hakkındaki davanın reddine dair karar usul ve asaya aykırı olup bu durum kararı temyiz eden davalı T…E.’nin de hak alanını ilgilendirdiğinden bozma nedenidir.
7. HD. 2013/6445 E. 2013/23070 K. 23.12.2013

Somut olayda davalı üniversite temizlik ve ilaçlama hizmetlerini ihale yoluyla ali işverenlere vermiş, alt işverenler zaman zaman değişmiştir. İşçilerin aynı şekilde yardımcı iş niteliğindeki bu işlerde çalışmaya devam etmeleri yukarıdaki hükümler ile Borçlar Kanunu genel muvazaa kriterleri açısından muvazaanın kanıtı sayılamaz. İşçilere işin yürütümü ile ilgili bazı talimatların asıl işveren yetkililerince verilmiş olması da başlı başına muvazaayı göstermez. Temizlik işinin gereği gibi yapılmaması karşısında asıl işveren yetkililerinin işin kontrolünü üstlenmesi ve alt işveren yetkilileri ile işçileri bu yönde uyarmaları imkan dahilindedir.
[Dosya içinde alt işverenlik sözleşmeleri de bulunmakta olup yardımcı işlerin alt işverene bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı ile alt işverenler arasında yapılan sözleşmelerin muvazaaya dayanıp dayanmadığı yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde mahkemece değerlendirilmeli ve aynı sözleşmelerin muvazaaya dayandığı yönünden daha önce mahkemelerce verilerek kesinleşen dosyaların olup olmadığı araştırılmalıdır. Davaya konu dönem içinde davacının çalışmasının geçtiği tüm alt işverenler ile asıl işveren arasındaki sözleşmeler muvazaa yönünden ayrı ayrı değerlendirilmeli, davacı işçinin alt işverene verilen iş kapsamında çalışıp çalışmadığı da araştırılmalıdır.
Olumsuz yetki tespitine itiraz davasına dair dosya içeriği ile işyerinde yetki ve toplu iş sözleşmesi bağıtlanmasına dair sonraki aşamalar değerlendirilmeli, alt işveren işçilerini de içine alan işletme toplu iş sözleşmesi imzalanıp imzalanmadığı üzerinde durulmalıdır.
Muvazaanın bulunmadığının tespiti halinde alt işveren işçisinin asıl işverenin tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün olmadığından, toplu iş sözleşmesi farklarının reddine karar verilmeli ve yıllık izin ücreti de toplu iş sözleşmesi yerine yasaya göre hesaplanmalıdır. Muvazaanın kanıtlanması halinde ise, davalı Üniversite tarafından davacının sendika üyesi olduğuna dair üye kayıt formu ibraz edildiğinden toplu iş sözleşmesinden yararlanıp yararlanamayacağı noktasında bu yönüyle de bir değerlendirme yapılarak karar verilmelidir.
Mahkemece, konuyla ilgili olarak deliller toplanmaksızın alt işverenlerin değişmesine rağmen işçilerin aynı şekilde çalışmaya devam ettiklerinden söz edilerek eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olmuştur.
9. HD. 2010/15375 E. 2012/24781 K. 27.06.2012

Mahkemece yapılan yargılama sonunda alman hesap raporuna itibar edilerek, davacının davalı Üniversite Rektörlüğü adına işlem gören işyerinde çalışmaya başladığı, daha sonra G.Üniversitesinin temizlik hizmetlerinin muhtelif tarihlerde firmalara ihale edildiği, hizmet alım sözleşmesinin sone ermesi ve yine bir taşeron firmanın ihaleyi almasına kadar geçen süre içinde
temizlik hizmetlerinin aksamadan devam ettiği, taşeron firmaların değişmesine rağmen istihdam edilen işçilerde bir değişikliğin olmadığı, yüklenici firmaların temizlik hizmetlerini yerine getirebilmek için işçi istihdam ettikleri, verilen hizmetin G.Üniversitesine bağlı birimlerde geçtiği, taşeron firmaların ihale süreleri sona ermesine rağmen üniversitenin hizmetlerinin aksamadan devam ettiği, davacının başlangıçta Üniversite işçisi olarak işe başlayıp sonradan şirketler bünyesinde çalıştırıldığı, bu durumda asıl işverenin davalı Üniversite Rektörlüğü olduğu, davalı Üniversite Rektörlüğü ile Türkiye Kooperatif ve Büro İşçileri Sendikası (Koop-İş) arasında 01/05/2004- 30/04/2006 tarihleri arası dönem için Toplu İş Sözleşmesi düzenlendiği, davacının daha önce sendika üyesi olduğu, bu nedenle Koop-İş Sendikasının geçerli üyesi olduğu ve davacının TİS den yararlandırılması gerektiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda davalı üniversite temizlik ve ilaçlama hizmetlerini ihale yoluyla alt işverenlere vermiş, alt işverenler zaman zaman değişmiştir. İşçilerin aynı şekilde yardımcı iş niteliğindeki bu işlerde çalışmaya devam etmeleri yukarıdaki hükümler ile Borçlar Kanunu genel muvazaa kriterleri açısından muvazaanın kanıtı sayılamaz. İşçilere işin yürütümü ile ilgili bazı talimatların asıl işveren yetkililerince verilmiş olması da başlı başına muvazaayı göstermez. Temizlik işinin gereği gibi yapılmaması karşısında asıl işveren yetkililerinin işin kontrolünü üstlenmesi ve alt işveren yetkilileri ile işçileri bu yönde uyarmaları imkan dahilindedir.
Dosya içinde alt işverenlik sözleşmeleri de bulunmakta olup yardımcı işlerin alt işverene bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı ile alt işverenler arasında yapılan sözleşmelerin muvazaaya dayanıp dayanmadığı yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde mahkemece değerlendirilmeli ve aynı sözleşmelerin muvazaaya dayandığı yönünden daha önce mahkemelerce verilerek kesinleşen dosyaların olup olmadığı araştırılmalıdır. Davaya konu dönem içinde davacının çalışmasının geçtiği tüm alt işverenler ile asıl işveren arasındaki sözleşmeler muvazaa yönünden ayrı ayrı değerlendirilmeli, davacı işçinin alt işverene verilen iş kapsamında çalışıp çalışmadığı da araştırılmalıdır.
Olumsuz yetki tespitine itiraz davasına dair dosya içeriği ile işyerinde yetki ve toplu iş sözleşmesi bağıtlanmasına dair sonraki aşamalar değerlendirilmeli, alt işveren işçilerini de içine alan işletme toplu iş sözleşmesi imzalanıp imzalanmadığı üzerinde durulmalıdır.
Mahkemece davacının işyerinde fiilen yaptığı iş, olumsuz yetki tespitine ilişkin dava dosyası, asıl-alt işveren arasında yapılan ihale sözleşmeleri dikkate alınarak dosya kapsamı yeniden bir değerlendirmeye tabi tutulmalı ve davalı üniversite ile alt işvereni arasında muvazaa olup olmadığı tespit edilmelidir. Keza bu tespite davacının belirli dönemler asıl işveren işçisi olarak çalışıp çalışmadığı, davalının taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlandırılıp fark ödenip ödenmediği de asıl-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olup olmadığı veya unsurlarım taşıyıp taşımadığı yönünden de dikkat alınmalıdır. Bu hususlar tespit edilmeden davacının başlangıçla üniversite işçisi olup sonradan alt işveren yanında çalıştırılmaya devam edildiğinden toplu iş sözleşmesinden yararlanması gerektiği yönündeki mahkeme değerlendirmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2011/6269 E. 2012/19223 K. 04.06.2012

Somut olayda dava dışı Devlet Hastanesi ile davalı şirket arasında imzalanan hizmet alım sözleşmesine göre hastanenin bilgisayar ve veri girişi gibi hizmetleri davalı şirkete verilmiştir.
Hizmet alım sözleşmesinin konusu olan hizmetlerin tamamı yardımcı işler olup, davacının hilen sözleşmenin kapsamı dışında aslı işlerde çalıştırıldığı iddia ve ispat edilmiş değildir. Dava dışı hastanenin yardımcı işlerini alt işverene vermesi 4857 sayılı İş Kanunun 2/6-7.maddesi uyarınca mümkündür.
İdari ve teknik şartnamelerde yüklenicinin eleman seçiminde ve değişikliğinde, işten çıkarmalarda idarenin bilgisi ve isteği doğrultusunda hareket edilmesi gibi düzenlemeler yer almakta ise de asıl işverenin denetim yetkisi, işyeri güvenliği ve işçilik alacaklarına karşı müteselsil sorumluluğu nedeniyle bu tür düzenlemelere yer vermesi olağan karşılanmalıdır. Bu nedenle sözü edilen hükümler alt işverenlik sözleşmesinin muvazaaya dayandığını göstermez.
Mevcut olgulara göre geçerli ve muvazaaya dayanmayan bir asıl işveren- alt işverenlik sözleşmesi bulunmaktadır. Mahkemece asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu sonucuna varılarak davanın husumetten reddine karar vermesi doğru olmamıştır.
9. HD. 2010/18030 E. 2010/15022 K. 27.05.2010

Somut olayda davalı üniversite temizlik ve ilaçlama hizmetlerini ihale yoluyla alt işverenlere vermiş, alt işverenler zaman zaman değişmiştir. İşçilerin aynı şekilde yardımcı iş niteliğindeki bu işlerde çalışmaya devam etmeleri yukarıdaki hükümler ile Borçlar Kanunu genel muvazaa kriterleri açısından muvazaanın kanıtı sayılamaz.
İşçilere işin yürütümü ile ilgili bazı talimatların asıl işveren yetkililerince verilmiş olması da başlı başına muvazaayı göstermez. Temizlik işinin gereği gibi yapılmaması karşısında asıl işveren yetkililerinin işin kontrolünü üstlenmesi ve alt işveren yetkilileri ile işçileri bu yönde uyarmaları imkan dahilindedir.
Dosya içinde alt işverenlik sözleşmeleri de bulunmakta olup yardımcı işlerin alt işverene bırakıldığı, sözleşmelerin yasalara uygun olarak yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davalı ile alt işverenler arasında yapılan sözleşmelerin muvazaaya dayandığı somut olay yönünden kanıtlanabilmiş değildir. Böyle olunca alt işveren işçisinin asıl işverenin tarafı olduğu toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün olmadığından davalı üniversite ile davacının üyesi bulunduğu sendika arasında bağıtlanan toplu iş sözleşmesinin davacıya uygulanması mümkün değildir.
Mahkemece toplu iş sözleşmesi farklarının hesaplanarak hüküm altına alınması ile yıllık izin ücreti hesabında toplu iş sözleşmesi hükümlerinin gözetilmesi hatalı olmuştur.
9. HD. 2009/13846 E. 2011/13653 K. 09.05.2011

4. 7-Hastane bilgisayar hizmetleri yardımcı iş niteliğindedir. Bu durum işçiler başka işlerde çalıştırılmamışlarsa işlemin muvazaalı olduğunu göstermez. Muvazaa işçiye karşı haksız fiil niteliğinde olup muvazaanın tarafları yine birlikte sorumludur.
Davacı vekili dava dilekçesinde davalılar arasındaki ilişkinin asıl-alt işveren ilişkisine dayandığını iddia etmiş, muvazaa yönünde bir iddia ileri sürmemiştir.
Davalı şirket ise davalı S.Bakanlığı’na bağlı Ç. Devlet Hastanesi yönetimi ile yaptıkları hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğunu, gerçek işverenin bakanlık olduğunu savunarak şirket hakkındaki davanın reddini istemiştir.
Davacının şikayeti üzerine Bölge Çalışma Müdürlüğü müfettişi tarafından tanzim edilen raporda muvazaa yönünde bir tespit yapılmamıştır.
Davalı şirket vekilinin sunduğu çalışma müfettişi raporları ise davalı bakanlığa bağlı başka hastane yönetimlerinin yaptığı hizmet alım sözleşmelerine ilişkin olduğu gibi sunulu mahkeme kararları dahi başka hastanelerde çalışan işçiler tarafından açılmıştır.
Davalı şirketin dinlettiği tanıklar ise davalı şirketin savunmasını teyit eder yönde beyanda bulunmuşlardır.
Mahkemece hizmet alım sözleşmelerinin içeriği ve başlığı ile müfettiş raporları, emsal mahkeme kararları ve davalı şirketin dinlettiği tanık anlatımlarına dayanılarak davalılar arasındaki hizmet alım sözleşmelerini dolayısıyla asıl-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığı kabul edilerek davacı işçinin kıdem tazminatından sadece bakanlık sorumlu tutulmuş ise de, bu kabul yerinde değildir.
Davalı Bakanlığa bağlı Ç. Devlet Hastanesi ile davalı şirket ve ihbar olunan şirket arasında imzalanan hizmet alım sözleşmelerine göre hastanenin bilgisayar ve veri girişi gibi hizmetleri davalı şirkete ve ihbar olunan şirkete verilmiştir. Hizmet alım sözleşmelerinin konusu olan hizmetlerin tamamı yardımcı işler olup, davacının fiilen sözleşmenin kapsamı dışında asli işlerde çalıştırıldığı iddia ve ispat edilmiş değildir. Davalı hastanenin yardımcı işlerini alt işverene vermesi 4857 sayılı İş Kanunun 2/6-7.maddesi uyarınca mümkündür. İdari ve teknik şartnamelerde yüklenicinin eleman seçiminde ve değişikliğinde, işten çıkarmalarda idarenin bilgisi ve isteği doğrultusunda hareket edilmesi gibi düzenlemeler yer almakta ise de asıl işverenin denetim yetkisi, işyeri güvenliği ve işçilik alacaklarına karşı müteselsil sorumluluğu nedeniyle bu tür düzenlemelere yer vermesi olağan karşılanmalıdır. Bu nedenle sözü edilen hükümler alt işverenlik sözleşmesinin muvazaaya dayandığını göstermez.
Mevcut olgulara göre geçerli ve muvazaaya dayanmayan bir asıl işveren- alt işverenlik sözleşmesi bulunmaktadır. Mahkemece asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu sonucuna varılarak davanın davalı bakanlık bakımından kabulüne, diğer davalı bakımından reddine karar verilmesi hatalıdır. Davacı işçinin kıdem tazminatı alacağından her iki davalının birlikte sorumlu tutulması gerekir.
Öte yandan muvazaalı bir hukuki muamele ile üçüncü kişinin ızrar edilmesi ona karşı bir haksız eylem niteliğindedir. Üçüncü kişiler muvazaa nedeniyle hakları halele uğratıldığı takdirde haksız fiil sorumluluğuna dayanarak muvazaalı hukuki işlemi yapan taraftan zararının tazminini isteyebilir. Haksız fiil işleyen kimse uygun illiyet bağı çevresine giren bütün zararlardan sorumludur. Ayrıca muvazaa sebebiyle akdin hükümsüzlüğünün ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması sayılan hallerde muvazaa ileri sürülemez.
Kabule göre de; somut olayda iyiniyetli olan davacı işçiye karşı taraf olmadığı muvazaanın ileri sürülemeyeceği, akdin hükümsüzlüğünün davacıya karşı ileri sürülmesinin MK.’nun 2.maddesindeki iyiniyet kurallarına aykırı olması ve hiç kimsenin kendi hilesinden yararlanamayacağı ilkesi gereğince muvazaalı işlemi yapan davalı Ü.-P. Üniversite Paz. Ve Bilg. İnternet Tic. A. Ş’nin de davacının kıdem tazminatı alacağından diğer davalı ile müştereken ve miiteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmelidir. Bu davalı hakkındaki davanın reddi yerinde olmamıştır.
O halde davalı Bakanlık vekilinin bu yönlere ilişen temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
7. HD. 2013/8957 E. 2013/18355 K. 05.11.2013

Somut olayda, davalı şirket ile dava dışı S.Bakanlığı (V.Devlet Hastanesi) arasında düzenlenen 27.04.2009 tarihli hizmet atımlarına ait tip sözleşmenin 5. maddesinde iş tanımı olarak “50 kişi ile 21 ay (01.04.2009-31.12.2010) bilgisayar veri giriş hizmeti alımı” belirtilmiştir. Bu durumda, davalı şirket ile dava dışı S.Bakanlığı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mevcut olduğu, dolayısıyla davalı şirketin dava dışı S. Bakanlığı ile birlikte işçilik alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu düşünülmeksizin, davalı şirket hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2013/1807 E. 2013/3095 K. 15.02.2013

Somut olayda davacı, davalı Bakanlığa ait hastanede bilgi işlem görevlisi olarak belirsiz süreli iş sözleşmesi ile vc 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalışmıştır. Davacının sigorta primleri, alt işveren Şirket tarafından yatırılmış ve ücreti de Şirket tarafından ödenmiştir. Dosyadaki ihale sözleşmelerinde, hastanenin bilgi işlem-otomasyon işlerinin hizmet alımı yoluyla çalıştırılacak personel tarafından yerine getirileceği, personelin maaş ve özlük haklarından alt işverenin sorumlu olacağı, sigorta primlerinin şirket tarafından ödeneceği öngörülmüştür. Dosya içeriğine göre de davacının ücreti alt işveren tarafından ödenmiş ve primlerini de alt işveren yatırmıştır.
Mahkemece, davacının emir ve talimatları hastane idaresinden alması ve hastanenin kadrolu personeli ile aynı işi yapması gerekçesiyle alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğu kabul edilmiştir.
Davalı Bakanlığın, bilgi işlem personeli ihtiyacının bir kısmını hizmet alımı ihalesi ile alt işveren işçilerine gördürmesi ve davacının emir ve talimatları hastane yetkililerinden alması alt işveren ilişkisini muvazaalı hâle getirmeyeceğinden, mahkemece davanın reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
9. HD. 2013/5762 E. 2014/20019 K. 17.06.2014

Davacı yan, Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerince işyerinde yapılan inceleme sonunda işyerinde çalıştırılan işçilerin baştan beri asıl işverenin işçisi oldukları yönünde muvazaa raporu düzenlendiğini, raporun itiraz edilmemesi sebebiyle kesinleştiğini, işe başladığı tarihten itibaren 4857 sayılı İş Kaııunu’nu uyarınca davalı üniversitenin işçisi konumuna geldiğini, işe başladığı günden itibaren 6772 sayılı Kanun gereği ödemesi gereken ilave tediye alacaklarının ödenmesi gerektiğini iddia etmektedir.
Davalı, davacının kamu işçisi olmaması sebebiyle talep konusu alacağa hak kazanamayacağını savunmuştur.
Dosya içerisindeki Çalışına Sosyal Güvenlik Bakanlığı Adana İş Teftiş Kurulu Başkanlığının 07.08.2009 tarihli 61 sayılı raporuna göre, davalı Rektörlük ileT. İnş. Tem. Turz. Tic, Ltd. Şti. arasında 01.01.2008-31.12.2010 tarihleri arasında bin işçi ile yapılan Temizlik Hizmetleri İşi ile bu işten ayrılarak, 01.01.2009-31.12.2010 tarihleri arasında ikiyüz işçi ile yapılan biyomedikal aletlerin temizlik işi sözleşmelerinin asıl işveren ile alt işverenleri arasında muvazaa tanımına uygun olarak yapıldığı, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınması ve işyerindeki eski işlerinde alt işveren tarafından çalıştırılması durumlarının kanuna karşı hile ve yapılan işlemlerin muvazaalı olduğuna karar verilmesi sonucunu doğurmakla bu işlerde çalışan biııikiyüz işçinin baştan beri asıl işverenin işçisi oldukları, tespit edilen muvazaalı işlemlere altı işgünlük itiraz süresinin geçmesi ya da mahkeme kararı ile muvazaanın onanması halinde, tescil işleminin T.C. Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı Adana Bölge Müdürlüğünce iptal edilmesi ve her iki alt işverenin işçilerinin başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçilerinin sayılacağı yönünde rapor düzenlendiği görülmektedir. Söz konusu raporun hizmet alım sözleşmesinin taraflarına tebliğ edildiği, tarafların itirazda bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davacının hastanenin asıl işi olan sağlık işinde çalıştığına dair herhangi bir delilin mevcut olmadığı, aksine hasta kabul bölümünde alacak takip bürosunda çalıştığı, yardımcı işler, temizlik işleri, danışma, hasta yakınlarını yönlendirme gibi işlerin ihale ile verilebileceği, işin idaresinin asıl işverence yapılması işe girecek vc çıkacak işçilerin asıl işverence belirlenmesi, sözleşmenin muvazaalı olduğunun kabulüne yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, aynı işyerinde otomasyon sekreteri, rapor sekreteri olarak çalışanların ilave tediye alacağı için açmış oldukları davalarda söz konusu alacağa hükmedilmiş, bu kararlar Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Dosya içeriğinden davacının davalı rektörlüğün hangi hizmet alım sözleşmesi kapsamında çalıştığı anlaşılamamaktadır.
Bu durumda, davacı işçinin yaptığı iş ve çalıştığı dönem itibariyle muvazaanın tespitine yönelik düzenlenen iş müfettişi raporunda kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği araştırıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2012/20338 E. 2013/8206 K. 18.04.2013

Davalılardan B..Tütün Mamulleri San. ve Tic. A.Ş.’nin asıl işveren olup olmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
Her ne kadar Mahkemece davalı şirket emrinde çalışan satın alma sorumlusu T.A.K.Tn beyanının yer aldığı dilekçeye dayanılarak E. şoförlerinin münhasıran B..A.Ş. de çalışmadığından, bu davalı açısından asıl işveren olmadığı gerekçesiyle davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş ise de; adıgeçen davalı şirketin, diğer davalı E.Doğalgaz Akaryakıt Taş. Dep. Tur. Ltd. Şti.’ne verdiği mamül ürün veya hammadde taşıma işinin, asli işi olan tütün ürünü imali ve pazarlama işinin yardımcı işi niteliğinde olduğu, alt işveren işçisi olan davacı tanıklarının münhasıran davalı
B. .A.Ş. işinde çalıştıklarını beyan etmesi, davacı işçinin bu şirketin hammadde ve mamül ürün taşıma işi dışında bir başka işte görevlendirdiğine dair bir görevlendirme belgesinin sunulamaması karşısında alt işveren işçilerinin B..A.Ş.’nin hammadde ve mamül ürün taşıma işine hasredildiği ve davalı şirketler arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğunun kabulü gerekir.
Belirtilen sebeplerle, Mahkemece davalılardan B.. A.Ş.’nin asıl işveren olarak kabul edilip dava konusu hak ve alacaklardan sorumlu tutulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
9. HD. 2012/18932 E. 2014/15106 K. 08.05.2014

Dosya içeriğine göre asıl işveren konumunda olan davalının ürettiği nişasta mamulünün tank kontcynır araçları ile taşıma işinin davacının işvereni olan dava dışı S. firmasının yüklendiği, bu konuda 21.08.2002 tarihinde başlayan ve 02.05.2005 tarihinde sona eren sözleşme imzalandığı, sözleşme içeriğine göre davalı ile dava dışı S. firması arasında kurulan ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesi uyarınca asıl-alt işveren ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Keza SSK kaydına göre davacının asıl alt işveren ilişkisi başlamadan dava dışı alt işveren işçisi olarak daha önce çalışmaya başladığı, iş sözleşmesinin de asıl işveren-alt işveren bitmeden feshedildiği anlaşılmaktadır. Mali bilirkişi raporu ve asıl işveren kayıtlarına göre davacının, işçi asıl işveren- alt işveren ilişkisi başladıktan çok sonra davalı işverenin ürettiği ve nakli gereken ürünleri kullandığı araca yüklediği ve taşıma işinde bu şekilde çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalı şirket, davacının sadece kendisine ait işyerinde alınan işte değil, başka işte de çalıştığını savunmuş, bu konuda yük taşıma kayıtları sunmuştur. Mahkemece her ne kadar alt işveren aynı dönemde farklı bir işverenle aynı nitelikte taşıma sözleşmesi imzalanmış ise de yapılan nakliye sözleşmelerinin içeriği ve üst işverenlerin de isteğine uygun olarak alt işveren durumunda olan S. firmasının çalıştırdığı şoförleri hep aynı işletmelerde çalıştırdığı bu nedenle davalının sorumlu olduğu kabul edilerek, davalı asıl işveren asıl-alt işveren sözleşmesinin başlangıç ve bitiş tarihlerini kapsayacak şekilde kıdem ve ihbar tazminatı ile işçilik alacaklarından davalının sorumluluğuna karar verilmiştir.
1. Yukarda açıklandığı üzere, davalının asıl işveren olarak sorumlu olabilmesi için işçinin münhasıran alt işveren işçisi olarak, davalının alt işverene sözleşme ile verdiği yük taşıma işinde çalışması gerekir. Oysa kayıtlara göre davacı asıl alt işveren ilişkisi başlamadan önce alt işveren işçisi olarak çalışmaya başlamış, asıl alt işveren ilişkisi başladıktan 3-4 ay sonra davalının işinde çalışmaya başlamıştır. Davalı davacının başka işlerde çalıştığını, sadece kendi işinde çalışmadığını savunmuş ve yük taşıma kayıtları sunmuştur. Mahkemece davacının gerçek işvereni olan alt işverenin yine asıl alt işverenlik ilişkisi ile yüklendiği Ç. şirketine karşı alt işveren işçisinin açtığı emsal dava gerekçe yapılmıştır. Dava dışı alt işverenin diğer şirketlerle taşıma işi için yaptığı sözleşme ile o işte çalışan işçilerin açtığı dava emsal olamaz. Davacı tanıkları, dava açan ve birbirine tanık olan kişilerdir. Bu nedenle kayıtlar ve tarafsız tanık anlatımları dikkate alınarak, davacının yük taşıma işine başladığı tarihten itibaren sözleşmenin sona erdiği tarihe kadar münhasıran davalının taşıma işinde çalışıp çalışmadığı somut olarak araştırılmalı ve sonucuna göre davalı asıl işverenin sorumluluğuna karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
2. Diğer taraftan kabule göre; davacının asıl alt işveren ilişkisi kurulmasından sonra, davalıya ait ürünlerin naklinde çalıştığı mali bilirkişi raporunda yük taşıma kayıtları ile anlaşılmasına ve davacının bunun dışında çalıştığının kanıtlanmamasına göre sözleşmenin başlangıcından itibaren davalının sorumluluğuna gidilmesi de isabetsizdir. Davacının yük taşımaya başladığı tarih davalı asıl işveren yanında çalışmaya başladığı tarih kabul edilmelidir.
9. HD. 2009/32454 E. 2010/1153 K. 25.01.2010

Somut olayda, Belediye Yasasında yapılan değişiklik karşısında davalı Belediyenin asıl işlerini alt işveren vasıtasıyla gördürebileceği, bu itibarla davalı şirket ile davalı Belediye Başkanlığı arasındaki ilişkinin asıl-alt işveren ilişkisi olduğu, davacının değişen alt işverenler nezdinde çalıştığı ve hüküm altına alınan işçilik alacaklarından asıl işveren Belediye ile son alt işveren davalı şirketin birlikte sorumlu olduklarının kabulü ile hüküm kurulması gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile davanın şirket yönünden reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/13085 E. 2014/3449 K. 05.02.2014

Dosya içeriğine göre, davacının S. Bakanlığına ait yardımcı işlerde davalı şirket işçisi olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalılar arasındaki hizmet alım sözleşmesi temizlik işleri için yapılmış ise de davacının yaptığı marangozluk işi de yardımcı iş kapsamında olduğundan salt hizmet alım sözleşmesinin konusuna girmediği gerekçesi ile davalılar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesine aykırı olduğu kabul edilemez. Bu sebeple davalı şirketler hakkında açılan davanın reddi hatalıdır. Mahkemece, hüküm altına alınan alacaklardan, 4857 sayılı Kanun’un 2. maddesi gereğince alt işverenlerin asıl işveren ile birlikte sorumlu olduğu kabul edilerek sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
22. HD. 2012/12316 E. 2013/1954 K. 05.02.2013

Somut olayda temel tartışma davalı ile alt işverenler arasında yapılan sözleşmelerin muvazaalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece davacı işçinin değişen şirketleri çalışanı olarak ara vermeksizin çalışmaya devam etmesi, emir ve talimatları davalı yetkililerinin vermesi ve muvazaa konusunda kesinleşmiş yargı kararları olması gibi gerekçelerle sonuca gidilmiştir. Ancak istek konusu dönem 2001- 2008 yılları arasını kapsamakta olup hükme esas alınan bilirkişi raporunda zamanaşımı süresi dikkate alınarak 2003- 2008 yılları için hesaplama yapılmıştır. Mahkemece hesaplamaya konu dönemlerin tamamı yerine dosyaya sadece 2008 yılına ait iş yapım sözleşmesi ile ihale şartnamesi getirtilmiştir. 2003-2008 yılları arasındaki tüm sözleşmelerle şartnameler getirtilerek muvazaa yönünde değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi hatalıdır.
Öte yandan mahkeme kararında muvazaa yönünden kesinleşmiş kararlardan söz edilmişse de belirtilen kararların davaya konu dönemlerdeki sözleşmelerin tamamını kapsayıp kapsamadığı dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Dosya ekinde kesinleşen karar örnekleri ile buna ait dosyalara rastlanmamıştır. Bu yönden de eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olup kararın bu yönlerden bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2009/8070 E. 2011/6695 K. 14.03.2011

Somut olayda davanın konusunu, işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmelerinden yararlanma isteği oluşturmamaktadır.
Mahkeme kararında da belirtildiği üzere işyerinde uygulanan kapsam içi personel yönetmeliğinin 5.maddesinin davacı işçiye uygulanıp uygulanamayacağı sorunu temel uyuşmazlık konusudur.
Davacının davalıya ait işyerinde muvazaalı alt işveren ilişkisi kapsamında bir süre çalıştırıldığı, ardından davalı işveren kadrosuna geçirildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
İzin süreleri ile kıdemli işçiliği teşvik pirimi noktasında da görünüşte alt işveren işçisi olarak işe başlatılan dönemin dikkate alındığı davalı işverenin kabulündedir. O halde davacının ücretinin, kapsam içi personel yönetmeliğinin
5. maddesi hükmü uyarınca işe ilk giriş tarihine göre belirlenmesi yerindedir.
Bununla birlikte davaya konu olan istekler toplu iş sözleşmesi yerine, kapsam içi personel yönetmeliğine dayandığına göre 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunun 61. maddesinde öngörülen faizin uygulanması doğru değildir.
Hüküm altına alınan alacaklar için usuli müktesep hak ilkesi de gözetilerek 4857 sayılı İş Kanununun 34.maddesinde öngörülen bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmelidir.
9. HD. 2008/44543 E. 2008/35110 K. 23.12.2008

Her ne kadar mahkemece sadece muvazaalı olduğu müfettiş raporu ile tespit edilen dönemi kapsayan ihale sözleşmesinin süresi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de davalı Üniversitenin, dava dışı T. Temizlik Şirketi ile ihale sözleşme yapıp temizlik işçisi altında aldığı kişileri vasıflı işler olan Marangoz, teknisyen, hasta bakıcılık, tıbbi sekreterlik gibi işlerde çalıştırdığının anlaşılması karşısında bu yöndeki kabulün hatalı olduğu anlaşılmıştır.
Buna göre davacının tüm çalışma süresi içinde davalı üniversite ile dava dışı şirket arasında geçerli olan sözleşmelerin muvazaalı olduğunun kabulü ile talep edilen ilave tediye alacaklarının davacının tüm çalışma süresi üzerinden zamanaşımına uğrayan kısım dışlandıktan sonra dava tarihine kadar geçen süre üzerinden hesaplanması gerekirken hatalı değerlendirme sonucu Çalışma Bakanlığı Müfettişlerinin inceleme yaptığı dönemle sınırlı olarak hesaplattırılıp hüküm altına alınması isabetsizdir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
7. HD. 2013/20637 E. 2013/17025 K. 22.10.2013

Somut olayda, dava dilekçesinde davacının temizlik elemanı olarak çalıştığı belirtilmiş ve bu durum bu beyanla davacının da kabulünde olup dinlenen davacı tanıkları da davacının çalışırken temizlik elemanı olarak çalıştığını beyan etmişlerdir.
Davacının temizlik işleri haricinde başka teknik işlerde veya sağlık işlerinde çalıştırıldığı davacı tarafça iddia ve ispat edilmemiştir.
Davalı işverence temizlik işleri için ise alman davacı yine temizlik işlerinde çalıştırıldığından davacı yönünden muvazaası söz konusu değildir. Davacı tarafça delil olarak sunulan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müfettiş raporu davalı işyerinde çalışan tüm işçilerin tek tek çalışma şartları ve görevleri yönünden değildir. Temizlik elemanı adı altında alınan yüzlerce işçiden bir çoğu temizlik hariç teknik ve sağlık işlerinde çalıştırılsalar ve bunlar açısından muvazaanın kabulü söz konusu ise de davacı gibi temizlik için alınıp da temizlik işleri yaptırılanlar için muvazaadan bahsedilemez, zira davacı ihale ve iş akdine uygun çalıştırılmıştır. Bu nedenle dosya kapsamına göre temizlik işçisi olarak çalışan davacının davalı üniversitenin işçisi sayılması mümkün olmadığından ve bu durumda davacının kamu işçisi sayılması mümkün olmadığından 6772 sayılı Kanunla kamu kurumu işyerlerinde çalışan kamu kurumu işçilerine verilen ilave tediye ücreti alacağı talebin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.
7. HD. 2014/3751 E. 2014/8096 K. 15/04/2014

Mahkemece, davacının muvazaalı işlem yaparak işçi temin ettiği ve işçilerin baştan itibaren kendi işçisi sayılması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
4857 sayılı Kanunun 2.maddesi 6.fıkrasma göre “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işvcren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”
Asıl işin bir bölümü alt işverene verilemese de kanunda özel hüküm bulunması hallerinde yardımcı iş olduğuna bakılmaksızın asıl işin bir kısmı alt işverene bırakılabilir. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu 15. Maddesine göre: “… g) (Ek: 9/7/2008-5784/5 md.) Elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtım faaliyeti gösteren kamu tüzel kişileri, gerekli hallerde üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin işletilmesi ve bakım onarım işlerini tabi oldukları ihale mevzuatı çerçevesinde hizmet alınması yoluyla yaptırabilirler.” Anılan madde doğrultusunda Kamu İhale Kanunu 4 ve 22.maddeler doğrultusunda davalı da ihale ile kömür konveyörlerinin işletilmesi, bakım ve onarımının, temizliğinin, gözetlemesinin yapılması, çalışır vaziyette tutulması ve hizmet alım sözleşmesi ile performans kriterlerine uygun olarak C konveyörleri tesisinin işletilmesi, elektro-mekanik tamir bakım ve onarımının yapılması, temizliğinin yapılması ve gözetlenmesi işleri dava dışı şirketlere vermiştir. Davalı ile dava dışı işverenler arasında 4857 sayılı Kanunun 2/6 maddesi kapsamında kalan asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğu dikkate alınmaksızın muvazaa bulunduğundan bahisle fark alacaklara hükmedilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
7. HD. 2013/23072 E. 2013/22363 K. 17.12.2013

Somut olayda, aynı mahiyette ve seri niteliğinde bir çok dava sözkonusu olması sebebiyle, davalı ile dava dışı alt işverenler arasındaki ilişkinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı ve muvazaaya dayanıp dayanmadığı hususu mahkeme tarafından yeterli derecede araştırılıp değerlendirilmemiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, her ihale sözleşmesi kendi dönemi ve şartlarında değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Bu sebeple, önceki ihale sözleşmelerinin kanuna uygun kurulmamış olması veya muvazaalı olması, sonrakilerin de aynı şekilde kanuna uygun kurulmadığını ya da muvazaaya dayandığını göstermez. Daha sonra yapılan sözleşmenin ayrıca kanuna uygunluk ve muvazaa yönünden değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Bu sebeple davalı tarafından yapılan önceki sözleşmelerin kanuna uygun olmadığına ya da muvazaalı olduğuna ilişkin kesinleşmiş yargı kararlarının bu dava yönünden bağlayıcılığından söz edilemez.
Davacının hangi alt işverenler nezdinde çalıştığı, bunların daha önce sonuçlanmış dosyalarda yer alan aynı alt işverenler olup olmadığı dahi dosya arasındaki evraktan anlaşılamamaktadır. Mahkemece, başta hizmet alım sözleşmeleri olmak üzere gerekli tüm belgeler titizlikle toplanarak incelenmeli, davanın işe iade davası olduğu dikkate alınarak, kesinleşen tespit kararından sonra davalı ile hizmet alım sözleşmesi imzalayan alt işverenler davaya dahil edilmeli, 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 4. maddesi, davacının yürüttüğü iş açısından alt işveren ilişkisinin kurulabilir olması açısından irdelenmeli, muvazaa olgusu her dosya için ayrı ayrı tartışılmalıdır. Yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hükmün bozulması gerekmiştir.
22. HD. 2014/25883 E. 2014/27784 K. 15.10.2014

Somut olayda, davalı belediyenin, değişik araçlar şoförü olarak çalıştırdığı işçilerin, aslında belediye işçisi sayılması gerektiği ve aradaki ilişkinin muvazaalı olduğu kabulü ile davacıların asıl işverene iade edilmeleri, davacının belediye işçisi sayılarak eksik ödenen haklarını talep etmiş olması nedeniyle yapılan bilirkişi incelemesinde bilirkişi, sendika üyesi olmayan davacının taban ücretini bulmak için belediyede TİS uygulaması olmayan dönemden emsal bordro istemiş ve hesaplamayı 1984 yılındaki bir bordroya dayanarak, bu ücretin asgari ücrete oranını bularak, bu oranı davacının ücretine yansıtarak hesaplama yapmıştır. Bu hesaplama usulü olaya ve dosya kapsamına uygun değildir.
Davacının, sendika üyesi olmadığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu nedenle sendikasız işçinin taban ücretini belirlenmesi gerekmektedir. Ancak bu ücretin, davacının yaptığı işi yapan ve kıdemi aynı olan halen çalışan belediye işçisinin, TİS gereği yapılan yardımlardan arındırılmış günlük yevmiyesi esas alınarak belirlenmelidir. Bu ücret baz alınarak varsa fark ücreti alacağı tespit edilmelidir. Bu ücret tespitinde özellikle emsal işçiye verilen ek ödemelerin fazla mesai ücretlerinin dikkate alınması, ücret alacağı hesabının giydirilmiş ücret üzerinden yapılması hatalıdır. Hesaplamanın çıplak ücret üzerinden yapılması gerekmektedir. Mahkemece bilirkişinin hatalı usulle belirlediği taban ücreti baz alarak yapılan hesaplama dikkate alınarak karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir.
7. HD. 2014/3669 E. 2014/9124 K. 28.04.2014

Somut olayda ihbar olunan belediye iştiraki şirket ile davalı belediye arasında muvazaalı ilişki olduğu kesinleşmiş mahkeme kararıyla tespit edilmiş ve davalı idareye işçi iade edilmiştir. Dava ise davalı belediyenin işe başlatmamasına dayalı olarak fark kıdem ve ihbar tazminatı ile ilave tediyeye ilişkindir. Mahkemece davacının yararlandığı dava dışı K.A.Ş ile Genel-İş Sendikası arasındaki toplu iş sözleşmesinin davacı işçi açısından gerek 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 38. maddesi gerekse fiili işyeri uygulaması sebebiyle iş sözleşmesi hükmü olarak uygulanmaya devam edilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının taleplerine esas olacak ücret Genel İş Sendikası ile K.A.Ş. arasındaki toplu iş sözleşmesi hükümleri uygulanmak suretiyle belirlenmiştir.
Öncelikle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca davacı muvazaa sebebiyle başından itibaren davalı belediyenin işçisi sayılmaktadır. Bu durum muvazaanın kanuni sonucudur. Ortada muvazaanın tarafı olan dava dışı şirket ile davalı belediye arasında bir işyeri devri sözkonusu değildir. Diğer taraftan 6356 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi de dikkate alındığında sözkonusu Kanun’un 38. maddesinin gerek esası yönünden, gerekse yürürlük tarihi açısından somut olayda uygulanamayacağı açıktır.
Yine muvazaanın tespitine kadar dava dışı Genel İş Sendikası ile K.A.Ş. arasındaki toplu iş sözleşmesinin uygulanması işyeri uygulaması olarak da değerlendirilemez. Çünkü yapılan ödemeler bizzat toplu iş sözleşmesine dayalı olarak yapılmıştır. Oysa işyeri uygulaması, iş hukukunun akdi nitelikteki kaynaklarından olan bir işveren davranışı olup, bir işveren davranışının işyeri uygulaması niteliği taşıması için genellik, tekrarlanma, hesaplanabilirlik ve uyulması konusunda hukuki zorunluluk olduğu yönünde bir inancın bulunması unsurlarını taşıması gereklidir. Kanun, toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmesinin uygulanması işyeri uygulaması niteliği taşımaz.
Bununla birlikte gerek 4857 sayılı Kanun’un 2. maddesinin koruma amacının muvazaalı ilişkilerle işçilerin ucuz iş gücü olarak çalıştırılmalarının önüne geçilmesi olması, gerekse alt işveren ilişkisinin muvazaalı olması halinde ortada sadece tek işverenin yani gerçek işveren olan asıl işverenin bulunması karşısında alt işverence işçiye fiilen yapılan ödemelerin asıl işveren tarafından yapılmış ödemeler olarak kabul edilmelidir. Şu halde geçersizliği tespit edilen fesih tarihine kadar işçiye yapılan ödemelerin işçi açısından sözleşme hükmü ve kazanılmış hak teşkil ettiği, bunda değişiklik yapılmasının 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektirdiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Ancak fesihten sonra alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinin hiçbir şekilde uygulanması mümkün değildir. Zira muvazaa tespiti ile birlikte davacı işçi başından itibaren davalı belediyenin işçisi sayıldığından dava dışı K.A.Ş.’nin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinin davacı açısından geleceğe yönelik olarak uygulanabilmesi, toplu iş sözleşmesinden yararlanmaya ilişkin emredici nitelikteki normatif düzenlemeler karşısında savunulamaz.
Mahkeme tarafından yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken muvazaa tespitine rağmen geçersiz olduğu mahkeme kararıyla sabit hale gelen fesihten sonra da dava dışı K.A. Ş. ve Genel İş Sendikası arasındaki toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre özellikle zamma ilişkin hükümler uygulanarak davacının taleplerine esas ücretin belirlenmesi hatalıdır.
3-Fcsih tarihinden yani işe başlatmama tarihinden önce ödenen kıdem ve ihbar tazminatlarının işlemiş faizinin hesaplanarak mahsup da dikkate alınması gerekmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda geçersizliği tespit edilen fesihle birlikte ödenen kıdem ve ihbar tazminatları mahsup edilirken bunların işlemiş faizlerinin dikkate alınmaması yerinde olmamıştır.
22. HD. 2014/1247 E. 2014/6067 K. 14.03.2014

MUHALEFET ŞERHİ
Somut olayda ihbar olunan K.A.Ş. şirketi ile davalı belediye arasında muvazaalı ilişki olduğu kesinleşmiş mahkeme kararıyla tespit edilmiş vc davalı idareye işçi iade edilmiştir. Dava işe iade sonrası fark kıdem ve ihbar tazminatı ile ilave tediye ücretine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık ise davacının alt işveren olarak gözüken şirketin tarafı olduğu Toplu İş Sözleşmesi’nden fesih tarihine kadar yararlanması, Genel-İş Sendikası üyesi olması ve davalı belediye ile dava dışı belediye iş sendikasının taraf oldukları toplu iş sözleşmesinden yararlanamaması nedeniyle fark alacakların ve ilave tediyenin hangi ücrete göre belirleneceğidir. Bilirkişi ve mahkeme işyeri devrinin toplu iş sözleşmesi etkilemeyeceğine dair 6356 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile sona eren toplu iş sözleşmesinin normatif hükümlerinin iş sözleşmesi hükmü halinde devam edeceğine dayanılarak fesihten sonraki 15.03.2009-14.03.2011 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesi hükümleri uygulanarak davacının fark alacakları belirlenmiştir.
4857 sayılı İş Kanunumun 2. maddesinin 6. fıkrası uyarınca muvazaa halinde işçi başından itibaren asıl işverenin işçisi konumundadır. Bu itibarla mahkemenin gerekçesi yerinde değildir. Ancak gerek 2. maddenin koruma amacının muvazaalı ilişkilerle işçilerin ucuz iş gücü olarak çalıştırılmalarının önüne geçilmesi olması, gerekse alt işveren ilişkisinin muvazaalı olması halinde ortada sadece tek işverenin yani gerçek işveren olan asıl işverenin bulunması karşısında alt işverence fiilen fesih tarihine kadar yapılan ödemelerin işçiye asıl işveren tarafından yapılmış gibi kabulü gerekir. Şu halde fesih tarihine kadar işçiye yapılan ödemelerin işçi açısından sözleşme hükmü ve kazanılmış hak teşkil ettiği, bunda değişiklik yapılmasının 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektirdiği sonucuna ulaşılmaktadır. Ancak fesihten sonra alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinin uygulanması mümkün değildir. Oysa somut olayda fesihten sonraki toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre davacının ücreti belirlenmiş ve alacaklar hesaplanmıştır. Bu noktada kararın hatalı olduğunu düşünüyorum.
İşçiye ödenen kıdem ve ihbar tazminatları mahsup edilirken işlemiş faizleri dikkate alınmamıştır. Ancak bu noktada açık temyiz yoktur. Temyiz edilmeyen konular kamu düzenine ilişkin değilse temyiz aşamasında nazara alınamaz görüşündeyim

Somut olayda, davacı taraf, davalı asıl işveren üniversite ile değişen alt işveren şirketler arasındaki ilişkinin muvazaaya dayalı olduğunu beyanla, alması gerekli aylık ücret miktarının davalı üniversitenin emsal işçisi nazara alınarak tespit edilmesini talep etmektedir. Asıl işveren ve alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayalı olduğu, davacının gerçek işvereninin davalı üniversite olduğu hususları bozma kapsamı dışında kalarak kesinleşmiştir. Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından emsal işçi olarak gösterilen dava dışı Sevin Kalender isimli çalışan, emsal işçi olarak kabul edilmiş ve davacının alması gerekli aylık ücret miktarı belirlenmiştir. Ne var ki, emsal işçi ücretinin tespitine yönelik yapılan araştırma yetersiz, olduğu gibi, davalı vekilinin emsal işçi olarak esas alınan şahsın, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi memur olduğuna yönelik itirazlarının nazara alınmaması da hatalıdır. Anılan sebeple, insan kaynakları uzmanı bilirkişi marifetiyle işyerinde, işyeri kayıtları incelenerek, davacı ile aynı dönemde aynı veya benzer konumda çalışan ve aynı kıdeme sahip davalı Rektörlük tarafından çalıştırılan işçiler olup olmadığı varsa isim, ünvan ve ne miktarda ücret aldıkları tespit edilmeli neticeye göre, davacının alması gerekli aylık ücret miktarı belirlenmelidir. Davalı bünyesinde, davacıyla aynı ya da benzer işi yapan işçi olmaması halinde ise, bozma öncesi hükümdeki gibi karar verilmelidir.
22. HD. 2013/26410 E. 2013/22039 K. 22.10.2013

Davacı, dava dışı A.Rehberlik ve Müşteri Hizmetleri A.Ş. işçisi olarak görülse de gerçekte davalı T.T A.Ş. işçisi olduğu ve sendikaya üye olması nedeniyle de davalı işyeri ve yetkili sendika arasında bağıtlanan Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinden yararlanarak fark ücret ve diğer haklardan yararlanması gerekeceğinden işyerinde yürürlükte olan 8. ve 9. dönem TİS hükümlerinden davacının yararlandırılarak fark ücret, ilave tediye, ikramiye ve yemek bedeli alacaklarının tahsilini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen kararın davalı temyizi üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucunda; davacının A. işyerindeki sözleşmeleri, uyuşmazlık dönemine ait davacıya yapılan ücret ödemelerine dair belgeler getirtilerek, ADSL ve performans primleri adı altında yapılan ödemelerin, TİS’e göre hesaplanan alacaklardan mahsup edilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur.
Bozmadan sonra bu dosya ile birleştirilmesine karar verilen davada; davacının aynı gerekçelerle yine TİS’dcn doğan vardiya primi, altıncı gün primi, giyecek yardımı ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının ödenmesini istediği görülmüştür.
Mahkemece bozmaya uyularak 9. Hukuk Dairesinin 05.07.2012 tarihli 2012/18720 esas 2012/26716 karar sayılı ilamında A. şirketinin iş kolunun haberleşme olmadığının tespit edilmesiyle muvazaa olgusunun ortadan kalktığını bu nedenle davacının TİS’den doğan haklarını talep edemeyeceğinden davaların reddine karar verilmiştir.
T. ve A şirketleri arasındaki ilişkinin Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin anılan iş kolu tespiti kararından önceki dönemler için bu ilişkinin muvazaalı olduğu kabul edilerek uygulamalar yapılmış, bu yönde verilen kararlar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. O halde “iş kolu tespiti kararına kadar olan dönemler için” muvazaa olgusu konusundaki istikrar kazanan yargısal uygulamaların dikkate alınarak “bu dönemlere” ait davacının isteklerinin değerlendirilmesi gerekir. Kaldı ki iş kolu tespiti kararından önce davalılar arasındaki iş ilişkisi muvazaalı kabul edilerek bozma kararı verilmiştir. Bu durumda da, muvazaa olgusu kabul edildiğinden bozma gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
22. HD. 2013/37616 E. 2014/222 K. 16.01.2014 j.

Davacı vekili, davacının 01.09.2008 tarihinden itibaren davalı Üniversite ile T.İnş. Tem. Şti. arasında imzalanan ihale sözleşmesi uyarınca davalıya ait Tıp Fakültesi hastanesinde sekreter olarak çalıştığını, Çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanlığının İş müfettişlerince yapılan inceleme ve hazırlanan rapor uyarınca asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaa tespit edildiğini, bu raporun kesinleştiğini, 4857 sayılı İş Yasasının 3/2 maddesi uyarınca davalı Ç.Üniversitesi Rektörlüğü ile işyerinde ihale suretiyle iş alan T. İnş. Tem. Tur. Tah. ve Tic. Ltd. Şti ile T. Temizlik Tur. Gıda ve Taş. AŞ.’ye tebliğ edildiğini 6 iş günü içinde itiraz edilmediğinden muvazaa raporunun kesinleştiğini, davacının da davalı üniversitenin, muvazaalı olduğu belirlenen ihale sözleşmeleri ile işe başladığı tarihten itibaren ilave tediye alacağının ödenmediğini beyan ederek ilave tediye ücretinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, kamu kurum ve kuruluşlarına İş Kanunu hükümlerine göre çalıştırılmak üzere sürekli veya geçici işçi alınmasına ilişkin usul vc esasların 01.09.2009 tarihinde yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarına İşçi Alınmasında Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile düzenlendiğini, davacının bu yönetmelikte belirtilen şartlara uygun olarak kamu işçisi olma hakkını elde etmediğini, 6772 sayılı Yasa ile düzenlenen ilave tediye hakkının kamu işçilerine uygulanmakta olduğunu, davacının kamu işçisi olmadığından ilave tediye talep edemeyeceğini, 4857 sayılı Yasanın 2/8 maddesine göre davacının yüklenici fınna elemanı olduğundan davacının işvereni davalı idare olarak kabul edilemeyeceğini, davacının bahsettiği ÇSGB iş müfettişi muvazaa raporunun 01.03.2008 – 31.12.2010,01.01.2009 – 31.12.2010 tarihleri arasındaki hizmet alımı sözleşmelerine ilişkin olduğunu, muvazaa raporunun sözleşmelerin bitim tarihi itibari ile hukuken bir geçerliliği kalmadığını, muvazaa kararı dayanak göstererek davacının kamu işçisi sayılmasının mümkün olmadığını ve zamanaşımı nedeni ile davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Her ne kadar mahkemece sadece muvazaalı olduğu müfettiş raporu ile tespit edilen dönemi kapsayan ihale sözleşmesinin süresi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de davalı Üniversitenin, dava dışı T. Temizlik Şirketi ile ihale sözleşme yapıp temizlik işçisi altında aldığı kişileri vasıflı işler olan Marangoz, teknisyen, hasta bakıcılık, tıbbi sekreterlik gibi işlerde çalıştırdığının anlaşılması karşısında bu yöndeki kabulün hatalı olduğu anlaşılmıştır.
Buna göre davacının tüm çalışma süresi içinde davalı üniversite ile dava dışı şirket arasında geçerli olan sözleşmelerin muvazaalı olduğunun kabulü ile talep edilen ilave tediye alacaklarının davacının tüm çalışma süresi üzerinden zamanaşımına uğrayan kısım dışlandıktan sonra dava tarihine kadar geçen süre üzerinden hesaplanması gerekirken hatalı değerlendirme sonucu Çalışma Bakanlığı Müfettişlerinin inceleme yaptığı dönemle sınırlı olarak hesaplattın!ıp hüküm altına alınması isabetsizdir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
7. HD. 2013/20637 E. 2013/17025 K. 22.10.2013

Davacı, ilave tediye ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, teftiş raporu da dikkate alınarak davalı işyerinde yemek hazırlama ve dağıtım işi hariç diğer işlerde çalışan işçiler açısından yapılan hizmet alım ihalelerinin muvazaalı olduğu, davacının baştan itibaren davalı idarenin işçisi sayılması gerektiği, dinlenen tanık beyanlarına göre davacının teknik personel olduğu, davacının yapmış olduğu işin hastanenin asıl işlerinden olmadığı, davalı idarenin bu hizmeti dışardan satın alabileceği, bu nedenle bir muvazaa iddiasından bahsedilemez ise de T. Şirketi ile davalı üniversite arasında akdedilen ihale sözleşmesinin 31/12/2010 tarihine kadar muvazaalı olduğu hususunun 07/08/2009 tarih ve 61/MO sayılı müfettiş raporu ile saptandığı, dolayısı ile 31/12/2010 tarihinden önce T. Şirketi ile davalı Üniversite arasında yapılan ihale sözleşmesinin muvazaalı olup bu sözleşme dönemi için davacının davalı Üniversitenin işçisi sayılacağından 31/12/2010 tarihine kadar işçi lehine ilave tediye alacağı talebinin kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle bilirkişi raporunda 31.12.2010 tarihine kadar ki dönem için hesaplanan tutar dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının dava tarihine kadar ki dönem için ilave tediye alacağının olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Her ne kadar mahkemece sadece muvazaalı olduğu müfettiş raporu ile tespit edilen dönemi kapsayan ihale sözleşmesinin süresi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de davalı Üniversitenin, dava dışı T. Temizlik Şirketi ile ihale sözleşmesi yapıp temizlik işçisi adı altında aldığı kişileri vasıflı işler olan Marangoz, teknisyen, hasta bakıcılık, tıbbi sekreterlik gibi işlerde çalıştırdığının anlaşılması karşısında ve davacı temizlik ihalesi kapsamında temizlik işçisi olarak alınıp davalı işyerinde teknisyen olarak çalıştırılması karşısında bu yöndeki kabulün hatalı olduğu anlaşılmıştır.
Buna göre davacının tüm çalışma süresi içinde davalı Üniversite ile dava dışı Şirket arasında geçerli olan sözleşmelerin muvazaalı olduğunun kabulü ile talep edilen ilave tediye alacaklarının davacının tüm çalışına süresi üzerinden zamanaşımına uğrayan kısım dışlandıktan sonra dava tarihine kadar geçen süre üzerinden hesaplanması gerekirken hatalı değerlendirme sonucu ve dosyada mevcut bilirkişi raporunda belirtilen hesaplamalar dışında Çalışma Bakanlığı Müfettişlerinin inceleme yaptığı dönemle sınırlı olarak hüküm altına alınması isabetsizdir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
7. HD. 2013/24028 E.. 2013/18128 K. 04.11.2013

Somut olayda davacıların; S. Doğal Gaz Kompresör İstasyonu projesinde değişik unvanlarla (kaynakçı, elektrikçi, teknisyen, borucu, yardımcı eleman gibi pozisyonlarda ) çalıştıkları. Haziran 2007 tarihine kadar ücretleri asgari ücret seviyesinde iken anılan tarihte ücretlerini yüksek, bazı işçiler için on, on iki kat fazla olarak kayıtlarda gösterildiği anlaşılmaktadır.
Davacı tanığı olarak dinlenen E.A. ifadesinde belirttiği ücret ile davacının iddia ettiği ücret arasında da farklılıklar bulunmaktadır.
Bu arada aynı işi yapan (örneğin kaynakçı olan) işçi ücretleri arasında da farklılıklar bulunduğu görülmektedir.
İşçi ücretlerinden sonuç itibarıyla sorumlu olan S.Şirketinin ücretlerin ödenmediği son bir buçuk aylık dönem için resmi kurumlara bildirimlerini (düzeltme beyanı ile) yüksek düzeylerde göstermesi olağan görülmemekledir.
Diğer yandan vasıflı nitelikteki işçilerin asgari ücret almaları da mümkün değildir.
Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacının gerçek ücretinin tespiti önem kazanmaktadır.
Bu nedenle işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı belirlenen ücret üzerinden tazminat ve alacak hesabı yapılmalıdır.
9. HD. 2009/42846 E. 2009/34507 K. 11.12.2009

Somut olayda davacının şoför olarak çalıştığı araç davalı tarafından davacıyı istihdam eden dava dışı U.D.’ya kira sözleşmesi ile kiraya verilmiştir. Davalı ile davadışı U. arasındaki ilişki asıl işveren-alt işveren ilişkisi olmayıp hasılat kirasına dayanan bir ilişki kurulmuştur. Davacı ile aracın tescil sahibi davalı arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmamaktadır.
Bu sebeple davanın iş mahkemesinde değil genel yetkili mahkemede görülmesi gerekir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerekmiştir.
22. HD. 2012/7408 E. 2012/29505 K. 25.12.2012

Davacı, davalı şirkete ait araçta 01/07/2010-15/09/2010 tarihleri arasında kaptan şoför olarak çalıştığını, iş akdine işverence önelsiz olarak son verildiğini, 1.500 TL. ücretle çalışmak üzere anlaştığını, her gün 16-17 saat çalıştığım, takoğraf kayıtları ve otogar giriş çıkış kayıtlarından bu durumun sabit olduğunu belirterek, fazla mesai ve hafta tatili alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı; davacının davalı şirkette çalıştığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, 34 BOR 48 plakalı aracın N.Turizm Petrol Ür.öto.Ziraat İnş.San.ve Tic.Ltd. Şti.’ne ait olduğunu, bu şirket ile davalı şirket arasında Niğde Noterliğinde düzenlenen 15/02/2008 tarihli taşıt sözleşmesinde, sözleşmenin 25/02/2004 tarih ve 25384 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliğine uygun olarak imzalandığını, sözleşmenin 7.maddesine göre sözleşme yapılan taşıtın şoför ve yardımcılarının maaşlarından taşıt sahibinin sorumlu olduğunu, dolayısıyla davacının çalışmasından davalı şirketin sorumlu olmadığını, davanın husumetten reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davalı ile dava dışı şirket arasındaki mevcut taşıt sözleşmesi karşısında davalı şirketin davacının talep ettiği işçilik alacaklarından sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
2918 sayılı Yasanın “Tanımlar” başlıklı ikinci bölümünde aracın uzun süreli kiralama gibi hallerde kiracının, başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu iddia edilirse bu kimsenin işleten sayılacağı bildirilmiştir. Somut olayda davacı davalı şirkete taşıt sözleşmesi kapsamında teslim edilen otobüste kaptan şoför olarak çalışmıştır.
Taşıt Sözleşmesin de davacının şoförlüğünü yaptığı aracın bir bedel karşılığı kullanımının davalı şirkete verildiği, araçta çalışanların ücretlerinin araç sahibi tarafından ödeneceği, şoförün talimatlara uymak zorunda olduğu ve özel bir işe gidemeyeceği kararlaştırılmıştır. Dinlenen tanık beyanından davacının çalışması sırasında emir ve talimatların davalı şirketin baş şoförü tarafından verildiği davacı ile davalı arasında işçi işveren ilişkisinin olduğu ve davalının işleten (istihdam eden) sıfatının bulunduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmede araçta çalışanların ücretlerinin araç sahibi tarafından ödeneceğine ilişkin hüküm davalı şirket ile aracı kiraya veren şirket arasında bağlayıcı olup davalı şirketin bu sözleşme hükmüne dayanarak dava dışı araç sahibi şirkete rücıı imkanı bulunmaktadır.
Mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken davanın husumetten reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
7. HD. 2013/4537 E. 2013/2065 K. 04.03.2013

Davacı, davalıya ait halk otobüsünde çalıştığını, iş akdine haksız son verildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı, davacının davalı yararına ve davalı emrinde değil kendi öz babası yararına vc onun emrinde çalıştığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece taraflar arasında hizmet akdi değil kira ilişkisinin bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Davacı babasının şoför olarak kullandığı halk otobüsünde biletçi olarak çalışmıştır.
Davacı davalının işçisi değil kiralayan babasının işçisi olarak çalışmıştır.
Bu nedenle davanın husumet yanlışlığı nedeniyle HMK 114/ d maddesi gereğince dava şartı yokluğundan reddi gerekirken görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.
9. HD. 2014/9900 E. 2014/14920 K. 08.05.2014

Uyuşmazlık ŞoförlüAraç Kiralama hizmet alımı yolu ile sözleşme yapılan davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin iş sözleşmesine dayanıp dayanmadığı, iş ilişkisi ise sözleşmenin belirli süreli iş sözleşmesi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dosya içeriğine göre hizmet alımı kapsamında Şoförlü Araç Kiralama Sözleşmesi adı altında davacı ile yenilenen aracın kiralanması ve davacının kendine ait araçla iş görme edimini yerine getirmesi sözleşmeleri imzalandığı, bu hali ile sözleşmenin karma sözleşmesi olduğu, araç yönünden kira, araçta iş görme edimini yerine getiren ve işveren bağımlı olan davacı için iş sözleşmesi niteliğinde olduğu anlaşıldığından mahkemece taraflar arasında iş ilişkisinin kabul edilmesi isabetlidir.
9. HD. 2012/24415 E. 2014/19395 K. 16.06.2014

Somut olayda, dava dışı olan ve kiracı sıfatı taşıyan E. Ltd.Şti tarafından kiralamış olduğu binada otel ve pastane işletmek amacı ile tadilat işlerinde çalıştırılan davacıya ait işçilik alacaklarından, binanın mülkiyet hakkına sahip bulunması nedeni ile kiralayan konumunda olan davalı şirketin asıl işveren sıfatı taşıdığı kabul edilerek sorumlu tutulması hatalı olup kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
9. HD. 2010/16586 E. 2010/39648 K. 23.12.2010

Somut olayda; davalı T.C. D. Genel Müdürlüğü trenlerdeki lokanta hizmetlerini ihale yoluyla diğer davalı şirkete gördürmüştür. Buna göre davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmaktadır. D. Genel Müdürlüğü, her ne kadar kiraya veren olduğunu iddia edilse de, hukuki ilişki açısından asıl işveren konumundadır. D. Genel Müdürlüğü trenlerin lokanta işletmesini ihale yoluyla vermektedir. 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesinin 6. fıkrası “Bir işverenden işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işverenle birlikte sorumludur” kuralı yer almaktadır. Belirtilen düzenleme uyarınca davalı kurum, davalı şirketin sadece bu işte çalıştırdığı davacı işçiye karşı kanundan, bireysel veya toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden dolayı birlikte sorumlu olduğu gözetilmeden davalı kurum hakkındaki davanın, sıfat yokluğu nedeniyle reddi hatalı olmuştur.
22. HD. 2012/12303 E. 2013/2374 K. 08.02.2013

Somut olayda davacının E.Devlet Hastanesi bahçesinde bulunan kantinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Kantin işletmeciliği davalı E. İl Sağlık Müdürlüğü açısından yardımcı iş, ya da asıl işin bir bölümü ya da teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş niteliğinde değildir.
Davacının ayrı bir tüzel kişiliği bulunan davalı demek tarafından işletilen kantinde iş sözleşmesi ilişkisi ile çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalılar arasında asıl-alt işveren ilişkisinin var olduğunun kabulü hatalıdır.
Buna göre davalı derneğin sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken davalı İl Sağlık Müdürlüğünün asıl işveren olarak birlikte sorumluluğuna karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
9. HD. 2010/10902 E. 2010/12452 K. 06.05.2010

Somut olayada; davacının, üniversite kampüsünün içerisinde yer alan kafeteryada çalıştığı anlaşılmaktadır. Kafeterya işletmeciliği davalı üniversite açısından yardımcı iş, asıl işin bir bölümü ya da teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş niteliğinde değildir. Davalı şirketin ayrı bir tüzel kişiliği bulunmakta olup davacı, davalı şirketçe işletilen kafeteryada iş sözleşmesi ilişkisi ile çalışmaktadır. Davalılar arasındaki hukuki ilişkinin asıl-alt işveren ilişkisi olmayıp kira akdine dayandığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalı üniversiteye işçilik alacakları açısından husumet yöneltilemeycceğinden, Üniversite aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddi yerine gerekçesi dahi açıklanmadan talep edilen alacaklardan sorumlu tutulması hatalıdır.
9. HD. 2011/54271 E. 2014/3937 K. 11.02.2014

Somut olayda, dava dışı A. Nümune Hastanesi Bakım ve Koruma Derneği 1991 yılında kurulmuştur. Hastane yetkilileri, Derneğin yöneticileridir. Derneğin ismi 13.04.2004 günü S. Yaşamı Destekleme Demeği olarak değiştirilmiştir.
S. Yaşamı Destekleme Derneği, 2004 yılında, Hastanenin acil servisindeki bir bölümü Millî Emlak Müdürlüğünden 5 yıllığına kiralayarak buraya kantin açmıştır. Davacı, Dernek tarafından işe alınmış ve kantin işyerinde 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında belirsiz süreli iş sözleşmesi ile 13.04.2004 günü çalışmaya başlamıştır. Davacının sigorta primleri ve ücreti, Demek tarafından ödenmiştir. Davacı, çalıştığı süre boyunca Hastanenin aslî veya yardımcı işlerinde çalışmamış, emeğini münhasıran Derneğe tahsis etmiştir.
Davacının iş sözleşmesi, işyerinin kapanacağı gerekçesi ile 30.07.2009 günü Demek tarafından feshedilmiştir. 17.10.2009 günü, Demek Genel Kurulunca Derneğin feshine karar verilmiş ve 23.10.2009 günü Derneğin dosyası işlemden kaldırılmıştır.
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinden söz edilebilmesi için, asıl işverene ait işyerinde yürütülmekte olan mal veya hizmet üretimine ait yardımcı bir işin alt işverene bırakılması, işçinin asıl işverenin bu işinde alt işveren işçisi olarak çalışması gerekir.
Somut olayda davacı. Hastane içinde dava dışı Dernek tarafından işletilen kantinde Demek işçisi olarak çalışmıştır. Davacının, Hastanenin asıl işi olan tedavi aşamalarında veya asıl işe yardımcı herhangi bir işte çalışması bulunmamaktadır. Yine Hastane yönetimi ile Dernek arasında yapılmış bir alt işverenlik sözleşmesi yoktur. Dernek, kantin işyerini T.C. S. Bakanlığı ile kurumsal ilişkisi olmayan Millî Emlak Müdürlüğünden kiralamış ve davacıyı bu işyerinde kendi işinde çalıştırmıştır. Demek yönetiminde hastane idarecilerinin bulunması, tek başına davalı Bakanlık ile Dernek arasında alt işverenlik sözleşmesi kurulması için yeterli olamayacağı gibi davacı ile Hastane arasında doğrudan ya da muvazaalı bir iş sözleşmesi kurulduğunu da göstermez. Davacının çalıştığı kantin işi de Hastanenin yardımcı işi dahi değildir.
Mahkemece, davacının işvereni olan Dernek ile asıl-alt işveren ilişkisi bulunmayan davalı Bakanlık hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/6304 E. 2014/12579 K. 14.04.2014

Davacı vekili; müvekkilinin davalının işyerinde alt işveren olarak çalışan İ. Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ nde 15/10/2004 tarihinde çalışmaya başladığını, iş akdinin ekonomik kriz neden gösterilerek haksız ve geçersiz olarak 28/05/2009 da sona erdirildiğini, davacının depo sorumlusu olarak çalıştığını, aylık net 1.100 TL maaş aldığını, kendisine kıdem, ihbar tazminatları, fazla mesai, ücret alacakları ve resmi tatil alacaklarının ödenmediğini iddia ederek, bu kalemlerin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı C. T. İplik San. A.Ş. vekili, davalı şirket C.T. İplik San. A.Ş. ile diğer davalı şirket İ.Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi arasında alt işverenlik ilişkisi olmadığını, ikisi arasında 01/04/2006 tarihinde distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, İ.Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi’ nin sözleşmeye istinaden Türkiye’nin belirli bölgelerinde davalı C.T. İplik San. A.Ş.’ nin ürettiği emtiayı satın alarak pazarladığını, dolayısıyla İ.Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi çalışanlarıyla davalı C.T. İplik San. A.Ş. arasında iş akdi olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Diğer davalı şirkete usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen duruşmalara katılmamış, yazılı savunmada da bulunmamıştır.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı C.T. İplik San. A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
4857 sayılı İş Kanununun 2 nci maddesinde, işveren bir iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ya da tüzel kişiliği olmayan kurum vc kuruluşlar olarak açıklanmıştır. O halde asıl işveren alt işveren ilişkisinden söz edilebilmesi için öncelikle mal veya hizmetin üretildiği işyeri bulunan bir işverenin ve aynı işyerinde iş alan ikinci bir işverenin varlığı gerekir ki asıl işveren alt işveren ilişkisinden söz edilebilsin. Alt işverenin başlangıçta bir işyerinin olması şart değildir. Alt işveren, işveren sıfatını ilk defa asıl işverenden aldığı iş ve bu işin görüldüğü işyeri nedeniyle kazanmış olabilir.
Distribütörlük anlaşması ise, üretici/ithalatçı firma ile bu firmanın ürünlerinin yurtiçinde/ yurtdışında dağıtımını veya pazarlamasını sağlayacak firma arasında yapılan bir anlaşma türüdür. Esası, tedarikçiden alınan malların anlaşma kuralları çerçevesinde tekrar satılmasıdır.
Distribütörün yaptığı anlaşmalar, tedarikçi firmayı bir yükümlülük altına sokmamaktadır. Bu kapsamda distribütörler, ürün satış anlaşmalarını kendi adına yapmaktadır. Satışı da tedarikçiden bağımsız olarak kendi adına yaparlar.
Distribütörlük sözleşmelerinin amacı temel olarak; iki kuruluş arasındaki ilişkiyi tanımlamak, bu ilişkiyi hukuki temellere oturtmak, ticari hedefleri ve çalışma şekillerini belirlemek, çıkabilecek anlaşmazlıkların nasıl çözümlenebileceğini göstermektir.
Firmaların taraf olacakları bu türden anlaşmalarda, anlaşmanın tanımı yani yapılan anlaşmanın bir distribütörlük anlaşması olduğu belirtilmelidir. Bu anlaşmalar, amaç ve kapsam bakımından, konusu alun-satım olan diğer anlaşmalardan daha detaylı bir düzenleme gerektirdiğinden, anlaşma koşullarının taraflarca titizlikle incelenerek belirlenmesi gereklidir. Doğabilecek anlaşmazlıkları önlemek için anlaşmanın mümkün olduğunca detaylı şekilde yazılı hale getirilmesi önem arz etmektedir.
Somut olayda, davalı C.T. îplik San. A.Ş. ile diğer davalı î.Tekstil San. Ve T ic. Ltd. Şti. arasında distribütörlük sözleşmesi mevcut olup, İ.Tekstil San. Ve Tic, Ltd. Şti.’ nin C.T. İplik San. A.Ş.’ den aldığı malları tespit edilen bölgede satan firma olduğundan arada asıl alt işverenlik sözleşmesi mevcut değildir.
Bu nedenle şirketler arasında ası 1-alt işveren ilişkisi bulunmadığından ve davacının İ.Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti.’ nin işçisi olduğu anlaşıldığından, işçilik alacaklarından İ.Tekstil San. Vc Tic. Ltd. Şti. tek başına sorumludur.
C. T. İplik San. A.Ş. şirketine husumet yöneltilemcyeceğinden C.T. İplik San. A.Ş. hakkında davanın reddi gerekirken kabulü hatalıdır.
9. HD. 2011/45528 E. 2013/31286 K. 28.11.2013

Somut olayda; davalı Kooperatif ile davalı L.Turizm şirketi arasında kooperatife ait bir arsa ile ilgili kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığı. L.Turizm tarafından söz konusu inşaatlardan 60 daireli C blokun sıva ve boya işlerinin de davalı M.K. ve dava dışı S.T. isimli şahıslara alt işverenlik sözleşmesi ile verildiği, davacının da bu alt işverenlik sözleşmesi kapsamında çalıştığı anlaşılmaktadır.
Davalı Kooperatif ile davalı L. Turizm arasındaki sözleşme başlı başına anahtar teslim inşaat işi olup, eser sözleşmesidir. Bu davalılar arasında alt işverenlik ilişkisi kurulmadığından, davacı ile davalı Kooperatif arasında da iş ilişkisi bulunmamaktadır. Davacı ancak, alt işverenin davalı M.K., asıl işverenin ise davalı L. Turizm olduğu alt işverenlik sözleşmesine dayanarak hak talebinde bulunabilir.
Bu sebeple; davalı Kooperatife husumet yöneltilemeyeceğinden adı geçen davalı yönünden açılan davanın sıfat yokluğu sebebi ile reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü ile işçi alacaklarından sorumlu tutulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir
22.HD. 2014/2609 E. 2014/3525 K. 24.02.2014

Dosyanın incelenmesinden, davalı Kooperatifin inşaat işini anahtar teslimi ile davalı gerçek kişi M.K.’a verdiği ve bu iki davalı aralarındaki ilişkinin eser sözleşmesi olduğu, davalı şirketin bu eserin yapımında ya da davacı işçinin çalışmasında herhangi bir katkısının olmadığı, davacı işçinin gerçek işvereninin davalı M.K. olduğu ve işçilik alacaklarından da bu davalının sorumlu olduğu anlaşılmakla, söz konusu işçilik alacaklarından davalı Kooperatif ile davalı şirketin sorumlu tutulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2012/11704 E. 2014/17397 K. 29.05.2014

Dosya içeriğine göre, davalı Davalı E. Alüminyum A.Ş. ile davalı Y. İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan 23.11.2007 tarihli sözleşme ile davalı E. Alüminyum A.Ş.’ nin Seydişehir fabrika sahasında yeni buhar kazanı ile ilgili montaj işlerinin yapılması için diğer davalı şirket ile eser sözleşmesi imzalandığı, davacının müteahhit Y. İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. işçisi olarak buhar kazanı montajı işinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Dosyadaki sözleşme örneğine göre davalılar arasında eser sözleşmesi imzalandığı, diğer bir ifadeyle alt işverenlik ilişkisi kurulmadığı, davacı ile davalı E. Alüminyum A.Ş. arasında iş ilişkisi bulunmadığından davalı F,. Alüminyum A.Ş. hakkındaki davanın sıfat yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerekmiştir.
22. HD. 2013/8116 E. 2013/10868 K. 14.05.2013

Davalılardan M. Kimya Ltd. Şti.’ııin diğer davalı E.S. nin temizlik işçilerinin alt işveren olarak aldığı davacının alt işveren işçisi olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece alt işverenin başka işverenlere ait işyerlerinde temizlik işlerini aldığı gerekçesiyle asıl işveren E.S. hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ise de mahkemenin bu gerekçesi yerinde değildir.
Somut olayda asıl işverenin sorumlu tutulabilmesi için davacının münhasıran E.S. deki işyerinde çalıştırılıp çalıştırılmadığıdır.
Davacının E.S. işyeri dışındaki işyerlerinde çalıştırıldığı da iddia edilmemiş bu konuda delilde ibraz edilmemiştir. Asıl işveren E.S. hakkındaki davanın da kabulü gerekirken yazılı şekilde reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 2006/ 5085 E. 2006/26982 K. 12.10.2006

Dosya içeriğine göre asıl işveren konumunda olan davalının ürettiği nişasta mamulünün tank konteynır araçları ile taşıma işinin davacının işvereni olan dava dışı S. firmasının yüklendiği, bu konuda 21.08.2002 tarihinde başlayan ve 02.05.2005 tarihinde sona eren sözleşme imzalandığı, sözleşme içeriğine göre davalı ile dava dışı S. firması arasında kurulan ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesi uyarınca asıl-alt işveren ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Keza SSK kaydına göre davacının asıl alt işveren ilişkisi başlamadan dava dışı alt işveren işçisi olarak daha önce çalışmaya başladığı, iş sözleşmesinin de asıl işveren-alt işveren bitmeden feshedildiği anlaşılmaktadır. Mali bilirkişi raporu ve asıl işveren kayıtlarına göre davacının, işçi asıl işveren- alt işveren ilişkisi başladıktan çok sonra davalı işverenin ürettiği ve nakli gereken ürünleri kullandığı araca yüklediği ve taşıma işinde bu şekilde çalıştığı anlaşılmaktadır. Davalı şirket, davacının sadece kendisine ait işyerinde alınan işte değil, başka işte de çalıştığını savunmuş, bu konuda yük taşıma kayıtları sunmuştur. Mahkemece her ne kadar alt işveren aynı dönemde farklı bir işverenle aynı nitelikte taşıma sözleşmesi imzalanmış ise de yapılan nakliye sözleşmelerinin içeriği ve üst işverenlerin de isteğine uygun olarak alt işveren durumunda olan S. firmasının çalıştırdığı şoförleri hep aynı işletmelerde çalıştırdığı bu nedenle davalının sorumlu olduğu kabul edilerek, davalı asıl işveren asıl-alt işveren sözleşmesinin başlangıç ve bitiş tarihlerini kapsayacak şekilde kıdem ve ihbar tazminatı ile işçilik alacaklarından davalının sorumluluğuna karar verilmiştir.
1. Yukarda açıklandığı üzere, davalının asıl işveren olarak sorumlu olabilmesi için işçinin münhasıran alt işveren işçisi olarak, davalının alt işverene sözleşme ile verdiği yük taşıma işinde çalışması gerekir. Oysa kayıtlara göre davacı asıl alt işveren ilişkisi başlamadan önce alt işveren işçisi olarak çalışmaya başlamış, asıl alt işveren ilişkisi başladıktan 3-4 ay sonra davalının işinde çalışmaya başlamıştır. Davalı davacının başka işlerde çalıştığını, sadece kendi işinde çalışmadığını savunmuş ve yük taşıma kayıtları sunmuştur. Mahkemece davacının gerçek işvereni olan alt işverenin yine asıl alt işverenlik ilişkisi ile yüklendiği Ç. şirketine karşı alt işveren işçisinin açtığı emsal dava gerekçe yapılmıştır. Dava dışı alt işverenin diğer şirketlerle taşıma işi için yaptığı sözleşme ile o işte çalışan işçilerin açtığı dava emsal olamaz. Davacı tanıkları, dava açan ve birbirine tanık olan kişilerdir. Bu nedenle kayıtlar ve tarafsız tanık anlatımları dikkate alınarak, davacının yük taşıma işine başladığı tarihten itibaren sözleşmenin sona erdiği tarihe kadar münhasıran davalının taşıma işinde çalışıp çalışmadığı somut olarak araştırılmalı ve sonucuna göre davalı asıl işverenin sorumluluğuna karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
2. Diğer taraftan kabule göre; davacının asıl alt işveren ilişkisi kurulmasından sonra, davalıya ait ürünlerin naklinde çalıştığı mali bilirkişi raporunda yük taşıma kayıtları ile anlaşılmasına ve davacının bunun dışında çalıştığının kanıtlanmamasına göre sözleşmenin başlangıcından itibaren davalının sorumluluğuna gidilmesi de isabetsizdir. Davacının yük taşımaya başladığı tarih davalı asıl işveren yanında çalışmaya başladığı tarih kabul edilmelidir.
9. HD. 2009/32454 E. 2010/1153 K. 25.01.2010

Mahkeme, davalı A.S.A.Ş.’nin asıl işveren olduğunu kabul etmiş ise de, bu hususta yapılan araştırma hüküm vermeye yeterli değildir. Zira dosya içinde bulunan davacının imzası bulunan irsaliyeli faturalara göre davacının davalı
A. S.A.Ş.’nin işi dışında A.T. isimli şirketin de işini yaptığı görülmektedir.
Mahkemece ilk bilirkişiye davalılara ait kayıtları incelemesi için yetki verilmiş ise de, bilirkişi istenen belgelerin sunulmadığını belirterek bu hususta rapor hazırlamamıştır. Bu itibarla öncelikle dava dışı A.T. ve irsaliyelerde ve pozisyon yük listelerinde isimleri yazılı davalı A.S.A.Ş. dışındaki şirketlere yazı yazılarak davalı N.A.Ş. ile aralarında taşıma işine ilişkin sözleşme olup olmadığı sorulmalı, varsa sözleşmelerin gönderilmesi istenmeli, daha sonra gerekirse davalılara bu hususta kesin süre verilerek davacının yaptığı seferleri gösteren pozisyon-yük listeleri ile sefer irsaliyeleri karşılaştırılarak davacının münhasıran davalı A.S.A.Ş.’nin işini yapıp yapmadığı, dolayısıyla bu davalının asıl işveren olup olmadığı kesin bir biçimde belirlenmelidir.
7. HD. 2014/7482 E. 2014/14910 K. 01/07/2014

Dosya içeriğine göre davalı S.şirketi yardımcı iş niteliğindeki güvenlik hizmetini alt işverene vermiştir. Güvenlik hizmeti yardımcı iş niteliğinde olduğundan alt işverene verilmesi yasaya uygundur.
Tanık beyanlarına göre davacı güvenlik hizmetine davalılar arasındaki sözleşme süresince sadece davalı asıl işverene ait işyerinde çalışmıştır.
Davacının alt işveren tarafından ihale bitmeden önce ihale bitimi başka işyerinde işe gönderileceğinin belirtilmesi, hizmetini sadece davalı asıl işveren hasretmediği şeklinde değerlendirilemez. Davalı S. şirketi asıl işveren olarak sorumlu olduğundan vekalet ücreti ve yargılama giderlerinden müştereken sorumludur.
9. HD. 2011/3492 E. 2012/44 K. 16.01.2012

Somut uyuşmazlıkta davacının davalı asıl işveren ait işyerinde alt işveren işçisi olarak çalıştığı, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun davacı vekiline ve mahkemeye hitaben yazdığı “E. sahasında faaliyet gösteren taşeron tabir edilen şirketlerde bu tarihlerde Kepçe ve Vinç işletmesi işinde çalıştığı” ibarelerini içeren belge ve 2006 yılına kadar çalışan tek tanık beyanına göre karar verilmiştir.
Oysa davalı işveren vekili davacının alt işvereni şirketin, davalı şirkette alt işveren olarak bazı hizmetler alıp, burada işçi çalıştırdığını, ancak davacının bu işlerde çalışan işçiler arasında yer almadığını savunmuş ve buna dair puantaj kayıtları sunmuştur.
Davacının kayıtlarda işvereni olarak görünen şirketin davalıya ait işyerinde alt işveren olarak iş aldığı ve işçi çalıştırdığı sabit olduğundan, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun asıl bu bilgiyi içeren yazısı tek başına davacının anılan işte ve davalı asıl işveren işyerinde çalıştığına yetmez. Bu konuda yeterli bir delil olarak kabul edilemez.
Yukarda açıklandığı gibi davalı asıl işveren ile davacının işvereni olan dava dışı şirket arasındaki sözleşmeleri, şartnamelerin, çalıştırılan işçi sayısı ve listesinin, puantaj kayıtlarının, hak edişlere ilişkin kayıtların getirtilmesi, işçinin gerçekten asıl işveren işyerinde münhasıran alt işveren işçisi olarak çalıştığının tespiti gerekir. Eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsizdir.
9. HD. 2011/40053 E. 2011/43971 K. 21.11.2011

Somut uyuşmazlıkta davacının davalı asıl işverene ait işyerinde alt işveren işçisi olarak çalıştığına Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 09.02.2010 tarihli belgesine göre karar verilmiştir. Oysa davalı işveren vekili davacının alt işveren şirketin, davalı şirkette alt işveren olarak bazı hizmetler alıp, burada işçi çalıştırdığını, ancak davacının bu işlerde münhasıran çalışmayıp sadece yükleme ve boşaltma yapılan günlerde çalıştığını savunmuş ve buna dair puantaj kayıtlarını sunmuştur.
Davacının kayıtlarda işvereni olarak görünen diğer davalı U. şirketinin davalıya ait işyerinde alt işveren olarak iş aldığı ve işçi çalıştırdığı sabittir. Ancak davalı U.tarafından düzenlenen puantaj kayıtlarına göre davacı iş alınan dönemlerde emeğini münhasıran davalı E.’e ait işyerine hasretmemiştir. SSK kayıtlarına göre bu dönemlerde sigorta primleri 30 gün üzerinden yatırılmış ise de puantaj kayıtları ile liman gemi kayıtlarına göre aylık çalışma süresi daha az olup yükleme ve boşaltma yapılan günlerle sınırlıdır. Kaldı ki davalı U.firması başka şirketlere de yükleme boşaltma hizmeti vermektedir. Davacı işçinin gerçekten asıl işveren işyerinde münhasıran alt işveren işçisi olarak çalıştığı tespit edilemediği halde kıdem tazminatının bir kısmından davalı E. T.A.Ş.nin sorumlu tutulması hatalıdır.
9. HD. 2010/41165 E. 2013/4359 K. 06.02.2013

Somut olayda davacı, davalı Bakanlığa ait hastanede, 4857 sayılı îş Kanunu kapsamında belirsiz süreli iş sözleşmesi ile 01.03.2002 günü dava dışı şirket işçisi olarak çalışmaya başlamış, 24.06.2005’den itibaren davalı D.Güvenlik Şirketi işçisi olarak, 01.01.2010’dan itibaren ise diğer davalı A.Güvenlik Şirketi işçisi olarak ara vermeden çalışmaya devam etmiş ve iş sözleşmesi 11.01.2010 günü davalı A.Şirketi tarafından önelsiz olarak feshedilmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının D.Şirketi işçisi olarak çalıştığı 24.06.2005-31.12.2009 dönemi için dönem sonu ücret üzerinden 5.098,05 TL net tutarda kıdem tazminatı, tüm dönem için ise 8.155,51 TL net kıdem tazminatı alacağı hesaplanmış, yine 8 haftalık ihbar öneli karşılığı brüt 1.947,68 TL. net 1.643,84 TL ihbar tazminatı belirlenmiştir.
Davacı vekili, davasını net tutarlar üzerinden ıslah etmiştir.
Mahkemece, “brüt 8.155,51 TL kıdem tazminatı ve brüt 1.947,68 TL ihbar tazminatının tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yasal kesintilerin infaz sırasında dikkate alınmasına” şeklinde karar verilmiştir.
Somut olayda davalı D.Güvcnlik Şirketi, son alt işveren olmadığından ihbar tazminatından sorumlu tutulamaz. Kıdem tazminatından ise bilirkişi raporunda da hesaplandığı gibi sadece davacıyı çalıştırdığı dönemle ve dönem sonu ücret seviyesi ile sorumlu tutulabilir. Son alt işveren davalı A.Güvenlik Şirketi ve asıl işveren T.C. S.Bakanlığı ise ödenmeyen tüm alacaklardan sorumludur.
Mahkemece, davalı D.Güvcnlik Şirketinin sadece kendi dönemi yerine tüm çalışma dönemine ait kıdem tazminatından ve son alt işveren olmamasına rağmen ihbar tazminatından da sorumlu tutulması isabetsizdir.
9. HD. 2012/11577 E. 2014/16744 K. 26.05.2014

Dosya içeriğine göre davacının davalı asıl işveren Belediye işyerinde ihale ile iş alan itfaiye hizmetleri işinde çalıştığı, davalı Belediye ile diğer davalı şirketler arasında asıl alt işveren ilişkisi bulunduğu anlaşıldığından,
mahkemece asıl alt işveren ilişkisinin kabul edilerek ve son alt işverenin devir ve onun döneminde gerçekleşen ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağından davalı asıl işverenle birlikte sorumluluklarına karar verilmesi isabetlidir.
Diğer taraftan davalılarda son alt işveren T. şirketinin tüm kıdem tazminatı ile ondan önceki alt işverenin de diğer devraldığı işverende gerçekleşen işçilik alacağından sorumlu olduğu dikkate alınmadan karar verilmiş ise de davacı temyizi bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Ancak karar aşağıdaki yönlerden hatalı bulunmuştur.
Yukarda açıklandığı üzere devreden alt işverenler kendi döneminde ve daha önceki alt işverenlerde geçen süre ve devir tarihi kabul edilen ihalenin bittiği tarihteki ücret üzerinden kıdem tazminatından sorumludur. Kıdem tazminatının fesih tarihindeki ücret üzerinden hesaplanarak daha önceki alt işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi hatalıdır.
Bu nedenle T. şirketinden önceki alt işveren O. şirket temsilcisinin temyiz nedeni yerindedir.
9. HD. 2009/19044 E. 2011/23312 K. 11.07.2011

Somut olayda, son işveren olan dava dışı B. Ltd.Şti. 4.10.2010 tarihinde işçiye yaptığı ihbar önelli fesih bildirimi ile iş akdinin 15.12.2010 tarihinde feshedileceğini bildirmiştir. Bilirkişi tarafından da, işçinin ihbar tazminatı hakkının olmadığı belirlenmiştir. Mahkemece, davacının iş akdinin, işveren tarafından haklı neden olmadan feshedildiği gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı gerekçesiyle, ihbar tazminatı da hüküm altına alınmıştır. Ancak davalı asıl işverenin sorumluluğu, 4857 sayılı İş Yasasının 2/6.maddesi gereği alt işverenin borcundan sorumluluktur. Yani alt işverenin sorumlu olmadığı bir alacaktan sorumlu tutulamaz. Bu durumda davacının iş akdinin, usulüne uygun ihbar öneli tanınarak feshedildiği göz önünde tutularak ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
7. HD. 2014/9097 E. 2014/17144 K. 15.09.2014

Somut olayda, dava dilekçesinde davacının temizlik elemanı olarak çalıştığı belirtilmiş ve bu durum bu beyanla davacının da kabulünde olup dinlenen davacı tanıkları da davacının çalışırken temizlik elemanı olarak çalıştığını beyan etmişlerdir.
Davacının temizlik işleri haricinde başka teknik işlerde veya sağlık işlerinde çalıştırıldığı davacı tarafça iddia ve ispat edilmemiştir.
Davalı işverence temizlik işleri için ise alınan davacı yine temizlik işlerinde çalıştırıldığından davacı yönünden muvazaası söz konusu değildir. Davacı tarafça delil olarak sunulan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müfettiş raporu davalı işyerinde çalışan tüm işçilerin tek tek çalışma şartları ve görevleri yönünden değildir. Temizlik elemanı adı altında alınan yüzlerce işçiden bir çoğu temizlik hariç teknik ve sağlık işlerinde çalıştırılsalar ve bunlar açısından muvazaanın kabulü söz konusu ise de davacı gibi temizlik için alınıp da temizlik işleri yaptırılanlar için muvazaadan bahsedilemez, zira davacı ihale ve iş akdine uygun çalıştırılmıştır. Bu nedenle dosya kapsamına göre temizlik işçisi olarak çalışan davacının davalı üniversitenin işçisi sayılması mümkün olmadığından ve bu durumda davacının kamu işçisi sayılması mümkün olmadığından 6772 sayılı Kanunla kamu kurumu işyerlerinde çalışan kamu kurumu işçilerine verilen ilave tediye ücreti alacağı talebin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalıdır.
7. HD. 2014/3751 E. 2014/8096 K. 15/04/2014

Somut olayda davacının davalı belediye işçisi olmadığı ve davalıdan ihaleyle iş alan alt işveren işçisi olarak çalıştığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece de asıl işveren alt işveren ilişkisine değer verildiği kararda belirtilmiş olmasına rağmen başka işçilerin açtıkları davalarda muvazaa olgusunun kesinleştiğinden söz ederek ilave tediye isteğinin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
Her dosya kendi içindeki delil durumuna göre değerlendirilir. Davacı işçinin davalı hakkında muvazaa iddialarıyla ilgili açılmış ve kesinleşen bir davası bulunmamaktadır.
Davacının gerçek işvereni dava dışı alt işveren olup, kamu kurumundan iş almış olsa da 6772 sayılı Yasanın 1. maddesindeki koşulları taşımayan alt işverenin ilave tediye ödeme yükümü bulunmamaktadır.
Asıl işverenin işçilik alacaklarından sorumluluğu alt işverenin sorumluluğunu aşamayacağından ilave tediye alacağı isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde isteğin kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.
9.HD. 2010/11863 E. 2012/23067 K. 14.06.2012

4857 Sayılı Kanunun 2. maddesinde asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu düzenlenmiştir.
Dosya içerisine ibraz, edilen ve davalılar imzalanan sözleşme içeriğinden davalı P. Genel Müdürlüğü tarafından tekel dışı posta maddelerinin taşınması dağıtımı hizmetlerinin diğer davalı şirkete devredildiği anlaşılmaktadır.
Davalılar arasındaki asıl işveren- alt işveren ilişkisinin muvazaalı olmadığı ve her iki işverenin işçilik alacaklarından birlikte sorumlu olduklarına ilişkin mahkeme kabulünde isabetsizlik bulunmamakla birlikte, dava ve ıslah dilekçesinde müştereken ve müteselsilen tahsil talebinde bulunulmaması sebebi ile kabul edilen işçilik alacakları yönünden davalılardan tahsiline yönelik karar tesis edilmesi hatalıdır. Müteselsil sorumluluk kanundan kaynaklandığından davacı açıkça dava dilekçesinde belirtmese dahi müteselsilen tahsil yönünde hüküm kurulmalıdır.
22. HD. 2013/9554 E. 2013/10788 K. 14.05.2013

Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, hatalı olarak davacının çalıştığı davalı kurumun alt işvereni konumundaki işverenler nezdindeki çalışma süreleri ayrı ayrı değerlendirilmiş, her bir alt işverenin çalıştırdığı son ücret üzerinden dava konusu alacaklar hesaplanarak toplamı alınmıştır. Mahkemece yukarıda açıklandığı şekilde davacının hizmet süresinin tümü ve son ücreti üzerinden dava konusu alacaklarının hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması bozma nedenidir.
9. HD. 2009/18943 E. 2010/2893 K. 08.02.2010

Somut olayda davalı D. Üniversitesi asıl işveren diğer davalı firmalar ise alt işverendir.
Davalı D. Üniversitesi asıl işveren olması, yine T. Temizlik firmasının da son alt işveren olması nedeniyle davacının kıdem tazminatının tamamından sorumludur.
Buna karşın diğer davalı firmaların ise davacıya çalıştırdıkları dönemle ve devir sırasındaki ücret ile sınırlı olmak üzere kıdem tazminatından sorumlu olmalarına rağmen bu husus dikkate alınmaksızın davacının kıdem tazminatının tamamından tüm davalıların sorumlu tutulması hatalıdır.
9. HD. 2010/1308 E. 2012/11257 K. 04.04.2012

Somut olayda; davacı, davalı asıl işveren S. Bakanlığı ve davalı son alt işveren şirkete karşı dava açmıştır. Davalı son alt işveren şirketin devralan işveren olarak tüm kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin alacağından asıl işverenle birlikte sorumlu olmasına rağmen yerel mahkemece devralan davalı son alt işveren şirketin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin alacağından ilgili davacının şirkette çalıştığı dönemle sınırlı sorumluluğuna
karar verilmesi hatalıdır. Yapılması gereken davalı son alt işveren şirketin tüm kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin alacağından sorumlu olduğu belirtildikten sonra davacının talebi de gözönüne alınarak talep gibi karar verilmesidir.
22. HD. 2014/3702 E. 2014/1890 K. 10.02.2014

Somut olayda, davacının davalı P.Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirketi ve diğer davalı şahıs olan M.H. nezdinde toplam 4 yıl 9 ay 21 gün hizmet akdi ile çalıştığı tartışmasızdır.
Yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 4 yıl 9 ay 21 günlük çalışması karşılığı toplam 5.251,02 TL kıdem tazminatına hak kazandığı belirtilmiştir. Bilirkişi, davada iki davalı olması nedeniyle davalıların sorumlu oldukları kıdem tazminatı miktarlarını ayrı ayrı hesaplamıştır. Bilirkişi raporuna göre davalı şahıs M.H. kıdem tazminatının tamamı olan 5.251,2 TL dan sorumludur.
Diğer davalı şirket ise kıdem tazminatından devir tarihindeki işçinin hizmet süresine ve yine devir tarihindeki işçinin ücretine göre sorumludur. Buna göre bilirkişi toplam kıdem tazminatı miktarı olan 5.251,02 TL nın,2.525,90 TL dan davalı şirketin sorumlu olduğunu belirtmiştir. Davalı şirketin sorumlu olduğu belirtilen 2.525,90 TL, toplam kıdem tazminatı miktarı olan 5.251,02 TL nin içindedir.
Mahkemece; “5.251,02 TL kıdem tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine….bu miktarın 2.525,90 TL dan davalı şirketin sorumlu olduğuna ” şeklinde hüküm kurulması gerekirken, toplam kıdem tazminatı
miktarı olan 5.251,02 TL ile davalı şirketin sorumlu olduğu miktar olan
2.525,90 TL nin toplanarak 7.776,92 TL kıdem tazminatı miktarı bulunup bu miktardan davalıların sorumlu tutulması hatalıdır.
Mahkeme davalı şirketin kıdem tazminatından sorumlu olduğu miktar olan 2.525,90 TL’sini ayrı bir alacak miktarı gibi değerlendirerek fazla kıdem tazminatına hükmetmiştir ki yukarıda da belirtildiği üzere bu hatalı bir hesaplama olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2009/46705 E. 2012/10457 K. 28/03/2012

Davalılardan Ö. Enerji Taahhüt Tic.ve San.AŞ.ilc davalı A. T.T. Ltd. Şirketi arasında alt işverenlik sözleşmesi mevcuttur. Alt işveren A.T.T. işçisi olan davacının sübut bulan ve hüküm altına alınan alacaklarından asıl işveren durumunda olan Ö. Enerji AŞ.de sorumludur. Buna rağmen Ö. AŞ. hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2006/7753 E. 2006/28421 K. 30.10.2006

Somut olayda, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmcti-Avusturya Hükümeti arasındaki ikili anlaşma çerçevesinde Ermenek Barajı ve Hidroelektrik Santrali İnşaatı işi, Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü tarafından ihale ile yerli ve yabancı toplam 7 şirketten oluşan konsorsiyuma verilmiştir.
Yapılacak işler, İnşaat İşleri Grubu ve Elektromekanik İşler Grubu olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Davalı B. Mühendislik Şirketi, konsorsiyum lideri olarak belirlenmiştir.
İnşaat İşleri Grubunda; B.Mühendislik Şirketi (davalı), A.B. Şirketi (davalı) ve V. Şirketi yer almıştır.
Davalı A.B. Şirketi, kendisinin yürüttüğü işin bir kısmı olan sondaj işini taşeronluk sözleşmesi ile davalı H.E.’e vermiştir. Davacı, söz konusu sondaj işinde, alt işveren H.E. işçisi olarak çalışmış ve iş sözleşmesi öııelsiz olarak feshedilmiştir. Bu husus mahkemenin de kabulündedir.
Dosyaya sunulan Konsorsiyum Anlaşmasının 3.2 maddesine göre; lider şirket B.Mühendislik Şirketidir. İşlerin zamanında yerine getirilmesinden lider şirket sorumludur. Lider, her konsorsiyum üyesinin işinden idareye karşı üye ile birlikte müştereken sorumludur.
Dosyaya sunulan İnşaat İşleri Grubuna ait Konsorsiyum Sözleşmesinin 12. maddesine göre; işin tamamının veya bir kısmının alt işverene (taşerona) verilmesi, konsorsiyum üyesinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Alt işverenin (taşeronun) yaptığı işlerden doğrudan ve tamamen inşaat işleri grubu sorumludur.
Yukarıda açıklanan belgeler ve dosya içeriğine göre, konsorsiyum lideri olan davalı B.Mühendislik Şirketinin, davacının ödenmeyen işçilik alacaklarından diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken, mahkemece yerinde olmayan değerlendirme ile davalı
B. Mühendislik Şirketi hakkındaki davanın reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
9. HD. 2013/11128 E. 2014/1671 K. 27.01.2014

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*