Yıllık izin alacağına faiz nasıl uygulanır?

4857 sayılı İş Kanununun 59 uncu maddesinde, iş sözleşmesinin feshi halinde kullanılmayan izin sürelerine ait ücretlerin, son ücret üzerinden ödenmesi gerektiği kurala bağlanmıştır. Ancak, Yasada izin ücreti için kesin bir ödeme günü belirlenmemiştir.
İş sözleşmesinin feshedildiği tarihle izin ücreti muaccel olur. Bununla birlikte, faiz başlangıcı bakımından işverenin ayrıca temerrüde düşürülmesi gerekir.
Yargıtayca, iş sözleşmesinin feshinde ödenmesi gereken izin ücreti, geniş anlamda ücret içinde değerlendirilmemiş ve 4857 sayılı Kanunun 34 üncü maddesinde sözü edilen bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilemeyeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9.HD. 24.10.2008 gün 2007/30158 E, 2008/28418 K.). O halde, izin ücretine yasal faiz uygulanmalıdır.

Yıllık izin alacağı geniş anlamda ücretin içinde değerlendirilemez. Temerrüt yoksa dava ve ıslah tarihlerinden itibaren yasal faiz verilmelidir.

“…Somut olayda, yıllık izin talebi bakımından dava dilekçesinde talep edilen miktarın ıslah dilekçesi ile arttırılmasına rağmen hükmedilen tüm miktara dava tarihinden faiz işletilmesi ve ayrıca yıllık izin talebi bakımından yasal faize hükmedilmesi gerekirken bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizine hükmcdilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2009/15902 E. 2011/27389 K. 21.07.2011)

“…İşçinin hak kazanıp da kullanmadığı izin sürelerine ait ücretinin, 4857 sayılı İş Kanununun 59. Maddesi uyarınca iş sözleşmesinin feshinde son ücret üzerinden işverence ödenmesi gerekir.
Mahkemece bahsi geçen alacağa 4857 sayılı İş Kanununun 34. Maddesi uyarınca bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizin yürütülmesine karar verilmiştir.
Çalışma karşılığı olmayan bu ödemenin geniş anlamda ücret içinde değerlendirilmesi doğru olmaz. Anılan istek yönünden yasal faiz yerine, bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmesi yerinde değildir.”(9.HD. 2006/1706 E. 2006/7084 K. 21.3.2006)

“…Davacı yıllık izin ücreti alacağının en yüksek banka mevduatı faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkeme istek doğrultusunda izin ücreti alacağına en yüksek mevduat faizinin uygulanmasına karar vermiştir.
Ödenmeyen yıllık izin alacağı bir çalışma karşılığı olmadığı için geniş anlamda ücret olarak değerlendirilemez öte yandan anılan alacağa en yüksek banka mevduat faizi uygulanacağına dair 4857 Sayılı İş yasasında bir hüküm bulunmamaktadır.
Buna göre dava konusu izin alacağının en yüksek banka mevduat faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2006/29957 E. 2006/29206 K. 06.11.2006)

“…Dava konusu izin ücreti alacağına dava ve ek dava tarihinden itibaren faize hükmetmek gerekirken ilk dava tarihinden itibaren faize karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2006/13016 E. 2006/15645 K. 29.05.2006)

“…Hüküm altına alınan işçilik hakları arasında ihbar ve kıdem tazminatı ile izin alacağı da mevcuttur. Mahkemece söz konusu istekler için işverenin 10.2.2004 tarihinde temerrüde düşürüldüğünden bahisle anılan tarihten itibaren faize karar verilmiştir.
Davacının 10.2.2004 tarihini taşıyan ihtarnamesi, kesinleşen işe iade kararı üzerine işe iade talebi ile işe alınmaması durumunda boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı ödenmesi isteğini içermektedir. Bu durumda istek konusu ihbar tazminatı ile izin ücreti yönünden anılan dilekçenin temerrüt oluşturması mümkün değildir.
Kaldı ki, kesinleşen işe iade kararı üzerine işe başlamak için başvuruda bulunulan tarihte davacı işçinin iş sözleşmesi sona ermiş değildir. Bu nedenle ihbar ve kıdem tazminatları ile izin ücreti yönlerinden işverenin temerrüde düşürülmesi söz konusu olmaz.
Davacı işçinin iş sözleşmesi işe başlatılmayacağının açıklandığı veya işe başvurunun ardından bir aylık işe başlatma süresinin sona erdiği tarihte feshedilmiş sayılmaktadır. Feshe bağlı haklardan olan ihbar ve kıdem tazminatı ile izin ücretinin muaccel olduğu tarih bu fesih tarihidir.
Kıdem tazminatı için 1475 sayılı yasanın 14. Maddesi gereği fesih tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekmekle birlikte, ihbar tazminatı ile izin ücreti yönlerinden daha önce işverenin temerrüdünden söz edilemeyeceğinden, dava tarihinden itibaren yasal faize karar verilmelidir.
Davacı işçi ilk olarak 23.3.2004 tarihinde açmış olduğu davada, işe başlatılmaması sonucu olarak 4 aylık ücret ve diğer haklarını talep etmiştir. Burada sözü edilen “diğer haklar” kavramına boşta geçen ve 4 aya kadar olan süre içinde hak kazanılan ikramiye ve benzeri istekler anlaşılmalıdır. Davacının anılan dava dilekçesinde sözünü ettiği “diğer haklar” kavramına ihbar ve kıdem tazminatları ile izin ücreti dahil değildir.
Mahkemece 23.3.2004 tarihinde açılan davaya konu olmayan söz konusu istekler yönünden de hesaplama yaptırılmış ve davacı işçi fark talepler yönünden ek dava açmıştır. Her iki dava birleştirilerek sonuca gidilmiştir.
Davacı işçinin kıdem, ihbar tazminatları ile izin ücretini ilk olarak 20.2.2006 tarihinde açmış olduğu ek davada talep ettiği sonucuna varılmalıdır. Bu durumda ihbar tazminatı ile izin ücreti açısından anılan dava tarihinden faize karar verilmelidir. Kıdem tazminatı için ise, işçinin işe alınmadığı tarihten itibaren faize karar verilmesi gerekir.”(9.HD. 2006/14988 E. 2006/20635 K. 11.07.2006)

“…Davacı, davadan önce davalı işverene gönderdiği 8.3.2005 tarihli ihtarname ile davalıyı dava konusu alacaklar yönünden temerrüde düşürmüştür. Dava açıldıktan sonra davalı işveren dava konusu alacakların bir kısmını 13.4.2004 tarihinde davacıya ödemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda dava sırasında ödenen alacak miktarları mahsup edildikten sonra bakiye alacaklar hüküm altına alınmış, dava sırasında ödenen miktarlar yönünden ise dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilir. Tarafların davadaki hak ve yükümlülükleri davanın açıldığı tarihteki haklılık durumlarına göre belirlenir. Davanın açılmasına davalı işveren sebebiyet vermiştir.
Mahkemece, dava sırasında ödenen miktarlar yönünden davanın konusu kalmadığından, karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması doğru ise de davanın açılmasına davalı sebebiyet verdiğinden yukarıda anılan ilkeler gereğince ve davalı davadan önce temerrüde düştüğüne göre ödenen miktarlar yönünden ödeme tarihine kadar faize karar verilmemesi doğru değildir.”(9.HD. 2006/3249 E. 2006/25130 K. 28.09.2006)

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*