İşe iade – İşe başlatmama tazminatı – Boşta geçen süre alacağı – Yargıtay kararları

“…Somut olayda, işe iade kararı davacı vekiline 29.03.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı fiilen 09.04.2007 tarihinde, yazılı olarak da 10.04.2007 tarihinde işe başlatılmak üzere başvurmuştur.

Yukarıdaki ilkeler ve yasal düzenlemeler karşısında, hafta tatillerinin işgünü olmadığı da nazara alındığında, davacının yasal 10 iş günlük sürede işe başlatılmak üzere başvurduğu anlaşıldığından mahkemece süresinde işe iade başvurusu yapılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2008/39303 E. 2010/33545 K. 08.11.2010)

“…Somut olayda davacı vekili işe iade dosyasının kesinleştiğine dair kararı 04.02.2005 tarihinde tebellüğ etmiştir. Müvekkilinin işe başlatılması için ihtarnameyi noterden 15.02.2005 tarihinde göndermiştir. Davacının yasal 10 işgünü içerisinde işe başlatılması konusunda davalıya başvurduğu kabul edilmelidir. Çünkü Pazar günleri işgününden sayılmaz. Böyle olunca, mahkemenin yasada 10 işgünü olarak düzenlenen süreyi, 10 gün olarak algılayarak süresinde işe başlama talebinde bulunulmadığı kabulü isabetli olmamıştır.

Dosya içinde bulunan bilirkişi raporu, bilgi ve belgeler bir değerlendirmeye tabi- tutularak davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekirken tamamının reddine hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2008/25997 E. 2010/13749 K. 17.05.2010)

“…Somut olayda Bursa 5.İş Mahkemesinin 24.1.2007 gün ve 1551-35 sayılı işe iade kararı Dairemizin 18.6.2007 tarih ve 9548-19213 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiş olup, kesinleşen karar davacı vekiline 2.8.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı vekili, aynı günlü noter ihtarnamesi ile müvekkilinin işe başlatılmasını istemiştir. İhtarname 16.8.2007 tarihinde işverene tebliğ edilmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi işçi, başvurusunu bizzat yapabileceği gibi, vekil ya da üyesi olduğu sendika aracılığıyla da yapabilir. Mahkemece vekil aracılığıyla başvuru yapıldığı gerekçesi ile isteğin reddi doğru olmamıştır.
Öte yandan, davacı vekili kesinleşen kararın tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlatılma iradesini noter aracılığı ile yöneltmiş olup, postadaki gecikmeler nedeniyle iradenin 10 iş günlük süreden sonra işverene ulaşmış olması başvurunun süresinde yapılmadığını göstermez. Önemli olan iradenin 10 iş günlük süre içinde yöneltilmiş olmasıdır.

Belirtilen hukuki ve maddi olgulara göre davacının kesinleşen işe iade kararına rağmen süresinde işe başlatılmadığı anlaşıldığından dava konusu tazminat ve alacağın hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi hatalı olmuştur.”(9.HD. 2008/35175 E. 2010/19236 K. 16.06.2010)

“…Dosya içeriğinden Bakırköy 5. İş Mahkemesinin 2007/175 esas 2007/101 karar sayılı dosyasında verilen işe iade kararı 31.10.2007 tarihli son oturumda tarafların yüzüne karşı tefhim edildiği, davacı vekili sureti dosyada olan gerekçeli kararın üzerine imzası ile kararı 14.11.2007 günü tebliğ aldığını beyan ettiği, aynı zamanda gerekçeli kararın bir sureti de davacı vekili adresine 31.12.2007 günü tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Davacı kesinleşme şerhi olmayan elden tebliğ aldığı kararın teslim alma tarihinin işe iade için yapılacak başvurudaki on günlük sürede esas alınmasının sözkonusu olamayacağını belirterek posta ile yapılan tebligata göre de 02.01.2008 tarihinde işe başlama isteğinde bulunduklarından başvurunun süresinde olduğunu beyan ve iddia etmiştir.

Somut olayda taraf vekillerinin yüzüne karşı okunan karar taraflarca temyiz edilmediği ve davacı vekilinin gerekçeli kararı ilk defa 14.11.2007 tarihinde elden tebliğ aldığı bu tarihe göre işe iade için yaptığı 02.01.2008 tarihli başvurunun on günlük süreyi geçirdiği açıktır. Mahkemelerce gerekçeli karara yazılan kesinleşme şerhlerinin bir beyan niteliğinde olduğu kararın bir unsuru olmadığı infazı engellemeyeceği, işe iade kararları için de ayrık bir durumun bulunmadığı dikkate alınarak gerekçeli kararın davacı vekilince elden tebliğ alındıktan sonra on gün içinde işe iade isteğinde bulunması gerekirken süreyi geçirdiğinden işe iade kararı ile hüküm altına alınan tazminat ve ücrete karar verilmesi hatalı olup diğer alacaklarında bu yeni duruma göre belirlenmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozma nedenidir.”(22.HD. 2012/19092 E. 2012/24055 K. 01.11.2012)

“…Somut olayda, davacının kesinleşen işe iade davasından sonra on günlük kanuni süre içinde işverenden işe iade talebinde bulunduğu, bu talebin on günlük süre geçtikten sonra davalı işverene tebliğ edildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mahkemece kanunda belirtilen on günlük süre şartı oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişse dc, davalının süresinde yapılan işe başlama talebine karşın davacıyı işe davet etmediği anlaşılmıştır. Bu durumda işverenin davacı tarafından talep edilen işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların ödenmesinden sorumlu olacağı, davacının taleplerinin dc buna göre belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22HD. 2012/18994 E. 2012/21993 K. 11.10.2012)

“…Somut olayda, kesinleşen işe iade kararı davacı vekiline 19.2.2007 tarihinde tebliğ edilmiş ve 10 işgünlük süresi içinde 28.2.2007 tarihinde işe başvuru yönünde noterde 7147 yevmiye nolu bildirilme işlem yapılmıştır. Sözü edilen işe başlama talebi 6.3.2007 tarihinde işverene tebliğ edilmiştir. Davalı işveren işe başlatmamış ve işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye dair ücret ve diğer haklar yönünden davalı işveren hakkında icra takibi yapılmıştır. Davalı borçlu vekili isteklerin yargılamayı gerektirdiğinden bahisle borca itiraz etmiştir.

Davacı tarafından süresi içinde itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istekli bu dava açılmıştır.

Mahkemece, kesinleşen işe iade kararının davacı tarafa tebliği ile davalı işverene tebliğ tarihi arasında 10 işgününden fazla sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı işçi 4857 sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre kesinleşen kararın tebliğinden itibaren 10 işgünlük süresi içinde başvuru şartını yerine getirmiştir. İşe başlamaya dair yazının çeşitli nedenlerle postadaki gecikmelerinden işçinin sorumlu olduğu düşünülemez. Önemli olan, işçinin yasal süresi içinde iradesini karşı tarafa iletilmek üzere açıklamış olmasıdır. Bu durumda mahkemece davanın reddine dair karar verilmesi hatalı olmuştur. İşin esasına girilmeli ve dosya içindeki bilirkişi raporu bir değerlendirmeye tabi tutularak, itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istekleriyle ilgili bir karar verilmelidir.”(9.HD. 2008/22480 E. 2009/26806 K. 13.10.2009)

“…Somut olayda davacı işçiye işe iade yönünde kesinleşen karar 11.7.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. 19.7.2007 tarihinde yasal 10 günlük süresi içinde davacı işçi başvuru talebinde bulunmuş, bu yazı 27.7.2007 tarihinde davalı işverene tebliğ edilmiştir. Davalı işveren de, 24.8.2007 tarihinde işçiyi işe davet ettiğini bildiren bir yazı düzenlemiş, sözü edilen yazı işçiye 28.8.2007 tarihinde bildirilmiştir.

Mahkemece işe iade yazısının işverene bildirildiği tarih olan 27.7.2007 tarihinden itibaren I aylık işe başlatma süresinin dolduğu 27.8.2007 tarihinde iş sözleşmesin feshedişmiş sayılacağı gerekçesiyle sonuca gidilmiş ise de, davalı işveren 1 aylık süresi içinde işe başlatma iradesini açıklamış ve davacıya tebl iğ işlemine başlanmıştır. Aynı şekilde davacı işçi de işe başlama iradesini yasal 10 iş günlük süresi içinde açıklamış ancak postadaki gecikme dikkate alındığında başvuru işverene 10 iş günü geçtikten sonra ulaşmıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere tarafların iyiniyetli olmaları halinde 10 günlük ve 1 aylık sürelere postadaki gecikmeler dahil değildir. Davalı işveren yasal süresi içinde işe davetini yapmış sayılmalıdır. Mahkemece 1 aylık süre içinde işçinin işe başlatılmadığından söz edilerek sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.

Öte yandan davacının fesih öncesinde İzmir ilinde çalıştığı anlaşılmaktadır. İşveren işe davet yazısında İzmir işyerinin kapatıldığından söz ederek Kilis S. Fabrikasında ziraat mühendisi olarak suma üzümü al unlarına nezaret etme görevi ile işe başlamasını bildirmiştir. İşe iade sonrasında asıl olan içinin eski işine başlatılmasıdır.
Somut olayda davacı işçinin davet edildiği işyeri bakımından davalı işverenin samimi olup olmadığının araştırılması, davacıya eski işine eşdeğer bir iş önerilip önerilmediği belirlenmeli buna göre sonuca gidilmelidir.
Konuyla ilgili olarak eksik incelemeyle karar verilmesi hatalı olmuştur.”(9.HD. 2008/30104 E. 2010/12220 K. 04.05.2010)

“…Somut olayda, feshin geçersizliğine ve işe iadeye ilişkin karar onanmış, onama kararı davacı vekiline 12.12.2005 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı vekilinin imzasını taşıyan, işe iade davasındaki kararın onanmasından dolayı işe başlatılmaya ilişkin talebi içerir bir yazı ve bunun 21.12.2005 tarihinde M.K. isimli çalışana tebliğ edildiğini gösterir APS belgesi sunulmuştur. Davalı vekilince içeriği konusunda açıklama bulunmadığından bu yazının işe başlatma isteğini içerdiği kabul edilmemiştir. Tebligattan herhangi bir belge çıkmadığı ya da çıkan belgenin işe iade başvurusu olmadığı davalı tarafından kanıtlanamamıştı. Bu hususta davalı tarafından tutulmuş bir tutanak da bulunmamaktadır. İşverenin işçisine tebligat yapıldığı da sabittir.
Davacının başvurusu süresinde kabul edilmeli ve açıklandığı şekilde istekler hüküm altına alınmalıdır. Hatalı değerlendirme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2008/27282 E. 2010/14010 K. 20.05.2010)

“…Davacı, açmış olduğu işe iade davası sonunda feshin geçersizliğine, işe iadesine karar verildiğini, verilen kararın davalıya 03.11.2004 tarihinde tebliğ edildiğini, davacı tarafça 09.11.2004 tarihinde işe başlatılması için müracaat etliğini kayıt numarası verilmemesi nedeni ile 10.11.2004 tarihli ihtarname ile işe başlatılma talebinde bulunmasına rağmen, davalı tarafça işe başlatılmadığını ileri sürerek dört aylık ücret tutarında tazminat ve boşta geçen süreler nedeni ile dört aylık ücret alacağının hüküm altına alınmasını istemiştir.

Davalı, davacının 09.11.2004 ve 10.11.2004 tarihlerinde iki kez başvurusunun olduğunu, başvuruların kararın kesinleşmesinden önce olması nedeni ile reddedildiğini. Yargıtay’dan gelen kararın davacıya 22.03.2005 tarihinde tebliğ edilmesinden ve 10 günlük başvuru süresinden sonra 23.05.2005 tarihli dilekçe ile başvurduğunu, ileri sürmüştür.

Mahkemece işe başlatmama tazminatı ve dört aylık ücret taleplerinin kabulüne, karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının 9 ve 10.11.2004 tarihlerindeki işe iade için başvurularının, işe iade kararının kesinleşmesinden önce yapıldığı anlaşılmaktadır. İşe iade kararının kesinleşmesinden önce yapılan bu başvurular geçerli değildir.

Öte yandan davalı tarafça kararın temyiz edilmesi üzerine süre aşıntı nedeni ile temyiz talebinin reddine ilişkin Yargıtay karan davacı tarafa 22.03.2005 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Davacının işverene başvurusu ise 10 günlük hak düşürücü süre geçtikten sonra 23.05.2005 tarihinde yapılmıştır.
Bu durumda davacı işçi tarafından, kesinleşen işe iade kararının tebliğinden itibaren on gün içinde işverene başvurma şartı gerçekleşmemiş olduğundan boşta geçen süre ve işe başlatılmama tazminatı hakkı doğmamıştır.
Anılan isteklerin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm altına alınmış olması hatalıdır.”(9. HD. 2006/11483 E. 2006/30849 K. 22.11.2006)

“…Somut olayda işçinin işe başlatılması için işverene başvurusunu içeren ihtarname
9.5.2006 da tebliğ edilmiş, davalı ise işçiyi 31.5.2005 tarihli ihtarnamesi ile işe davet etmiştir işe davet yazısı 3.6.2005’te davacının vekiline, 6.6.2006’da ise davacının adreste olmaması nedeni ile mahalle muhtarına tebliğ edilmiştir. Davacının işverene bir aylık başlatma süresi içerisinde müracaat etmeyip, 10.6.2005 tarihinde başvurması nedeni ile işverence yapılan fesih. 4857 sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar tazminatı ödenmelidir.”(9.HD. 2007/29383 E. 2008/27243 K. 14.10.2008)

“…Dosya içeriğine göre, davacı işçi kesinleşen işe iade davasının ardından kanuni süresi içinde işe başlatılması için işverene başvurmamıştır. Bu durumda iş sözleşmesinin geçerli fesih niteliğindeki sona ermesine göre, ihbar ve kıdem tazminatlarını almaya hak kazanır. Bu alacakların fesih tarihi olan 14.01.2009 tarihindeki ücrete göre hesaplanacağı açıktır. Oysa hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda, bu alacaklar hatalı olarak kıdeme dört ay ilavesiyle bulunan süre ve işe iade kararının kesinleştiği 24.07.2009 tarihi ile 31.12.2009 arası yürürlükte olan asgari ücret esas alınarak hesaplanmıştır. Mahkemece, ihbar ve kıdem tazminatı alacaklarının 14.01.2009 fesih tarihindeki ücret üzerinden hesaplatılması ile hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2012/9016 E. 2012/16590 K. 12.07.2012)

“…Somut olayda, davacının işe iade davasında alı işveren Dairemizin 2005/27556 E. 2005/33221 K. sayılı 12.10.2005 tarihli kararında açıkça Özel İ.Güvenlik Ve Sis. Müth. Hiz. Tic.Ltd.Şti. olarak belirtilmiştir. Davacı tarafından işe başlama konusunda anılan Şirkete ihtarname gönderilmiştir. Davalı Şirket tarafından da işe başlama talebinin kabulü konusunda davacıya ihtarname tebliğ edilmiştir.
Davacının ihtarnamelere rağmen işe iadesine karar verilen Özel İ. Güvenlik Ve Sis. Müth. Hiz. Tic.Ltd.Şti.’yc değil, diğer davalı Şirkete başlamak için fiilen başvuru yaptığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, süresinde usulüne uygun olarak başvuru yapıldığı kabul edilemez. İşe iade sonrası isteklerden doğan taleplerin reddine karar vermek gerekirken kabulü hatalı olmuştur.”(9.HD. 2008/12556 E. 2009/36877 K. 24.12.2009)

Somut olayda davacı işçinin iş sözleşmesi feshedilmesi nedeniyle açtığı ve kesinleşen işe iade davası sonucunda feshin geçersiz olduğuna karar verilmiş, davacı işçi avukatı aracılığı ile 21.2.2012 tarihinde yasal 10 günlük süre içinde davalı işverenin davayı takip eden ve aynı binada çalışan vekiline başvurmuştur. Ancak işe başlama talebinin 4857 sayılı İş Yasasının 21.maddesinin S.fıkrasında belirtildiği üzere işverene bizzat yapılması gerekirken aynı binada çalıştığı bildirilerek vekiline yapılan tebliğin geçerli sayılması mümkün olmayıp süresi içinde başvurmadığının kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur.

O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.”(7. HD. 2013/2554 E. 2013/5826 K. 08.04.2013)

Somut olayda, davacı ve tanıklarının, işe davet tarihinde işyerine gittiklerini, işverence işten çıkartılan elemanların bir daha işe alınmayacağının söylenerek işe alınmadığını iddia ettikleri, işyerine gittiklerinde kiminle konuştuklarını, konuştukları kişinin işveren yetkilisi olup olmadığını açıklamadıkları, davalı ve tanıklarının, davacının işe davete rağmen işyerine gelmediğini, işe başlamadığını, işe iade davası açan başka bir işçinin işe tekrar başlatıldığını, işe iade davasının dahi davalı tarafından kesinleştirildiğini ileri sürdüğü anlaşılmış olup, davacının işe başvuru tarihinde başka bir işyerinde çalıştığı dikkate alındığında, işe başlama konusunda samimi olup olmadığının tespiti yönünden davacı tanıkları tekrar dinlenerek, işe başlamak için işyerine geldiklerinde kiminle görüştükleri, görüştükleri kişinin işveren yetkilisi olup olmadığı, görüşmede neler konuşulduğu, olayın ne şekilde gerçekleştiği açıklattırılarak sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış yorum ile sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.”( 22.HD. 2012/12627 E. 2013/3601 K. 22.02.2013)

“…Davacı işçinin iş sözleşmesinin işverence feshedilmiş, süresi içinde feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade davası açılmış ve yapılan yargılama sonunda işe iadeye dair karar verilmiştir. Davacı işçi, kesinleşen kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde işe başlatılması yönünde talepte bulunmuştur. Davalı işveren bir aylık yasal başlatma süresinin son günlerinde işçiye gönderdiği bildirimde. Özelleştirme Yüksek Kurulunun 30.6.2006 gün ve 2006/ 50 sayılı kararı ile işyerinin satılarak özelleştirildiğini bildirmiş, kuruma ait hiçbir işyeri kalmadığı için dc işe iadenin imkansız hale geldiğinden söz ederek işe başlatmanın mümkün olmadığını açıklamıştır. Davacı işçi işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar için ilamsız icra takibinde bulunmuş, davalı işveren takibe kısmen itiraz etmiştir. Temyize konu bu davada ise davacı işçi, itirazın iptali ile icra inkar tazminatı isteklerinde bulunmuştur.
Mahkemece, işyerinin resmi bir makam tarafından kapatılması ve başvuru tarihinde çalıştırılacak bir işyeri olmaması sebebiyle, işe iade noktasında ifa imkansızlığının bulunduğu gerekçesiyle işe başlatmama tazminatına hak kazanılamayacağı ve yine toplu iş sözleşmesi gereğince ödenmesi gereken iaşe bedelinin fiilen çalışmaya bağlı olarak olduğu, 4 aya kadar boşta geçen süre bakımından iaşe bedeli istcnemeyeceği gerekçesiyle itirazın iptal üs teğinin reddine dair karar verilmiştir.
Kararı, davacı temyiz etmiştir.
Sözleşmenin ifenrimasından sonra ortaya çıkan ifa imkansızlığı; doğa olayları, kamu makamlarının engellemeleri veya üçüncü kişinin eylemleri gibi önceden kestirilemeyecck, aşılamayacak zorlayıcı nedenlerle gerçekleşmişse, borçlu, “normun koruma amacı” dışında kalan böylesine “atipik bir rizikodan” sorumlu tutulamaz. Borçlu ifası imkânsızlaşmış borcundan kurtulmuş olur (Borçlar Hukuku, Genel Bölüm, Serozan Rona, İfa Engelleri Haksız Zenginleşme, C.III, İstanbul 1998, s 137,138). İfa imkansızlığı ile ilgili olarak Dairemizin, mahkeme kararında da sözü edilen 22.1.2004 gün ve 2004/22636 E, 2004/ 534 K. sayılı kararında, TMSF tarafından el konulan banka işyerinde çalışan işçinin iş sözleşmesinin feshi ifa imkansızlığı ile ilişkilendirilmiş ve işçinin iş sözleşmesinden doğan cezai şarta hak kazanamayacağı kabul edilmiştir. Ancak daha sonra 2005 yılında verilen başka bir kararda, TMSP’ tarafından el konulan başka bir banka ile işçi arasında imzalanmış olan belirli süreli iş sözleşmesinin feshi halinde ifa imkansızlığının söz konusu olmadığı hükme bağlanmıştır (Yargıtay 9.HD. 27.9.2005 gün 2005/ 8555 E, 2005/ 31427 K). Bahsi geçen Dairemiz kararının gerekçesinde, bankanın faaliyetlerinin durdurulması ve TMSF tarafından el konulmasında banka yönetiminin kusurlu olduğu, bu durumun da ifa imkansızlığına yol açmayacağı ifade edilmiştir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre davacı işçi, davalı şirketin M. işletmesine bağlı H.Tesis Müdürlüğünde iş sözleşmesinin feshine kadar çalışmıştır. İşyerinin özelleştirme kapsamına alınması sebebiyle iş sözleşmesi feshedilmiş, işe iade davasında görüldüğü bir aşamada 30.6.2006 tarihinde davacının çalıştığı işyeri özelleştirme yoluyla satılmıştır. Davacının işe iade yönünde 11.6.2007 tarihinde başvurusu üzerine davalı işveren, 10.7.2007 tarihli cevap yazısında işyerinin satılması sebebiyle işe başlatmanın mümkün olmadığını açıklamıştır.
Davalı işverene ait olan ve davacının da iş sözleşmesinin feshine kadar çalıştığı H. Tesis Müdürlüğü işyerinin 30.6.2006 tarihinde satılarak el değiştirdiği taraflar arasında tartışmasızdır. Bu arada davalı şirketin tasfiyesi kararı alınmış ve tasfiye işlemleri için şirket yönetim kuruluna yetki verilmiştir. Somut olayda üzerinde durulması gereken konu davalı şirketin tasfiyesi değil, işyeri devridir.
Gerçekten, davacının bir süre çalıştığı işyeri özelleştirme uygulamaları çerçevesinde satılarak el değiştirmiştir. Bu işlem işe iade davasında yargılamanın devam ettiği bir aşamada gerçekleşmiştir. 4857 sayılı İş Kanununun 6. maddesinde, işyeri veya işyerinin bir bölümünün hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devri halinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçeceği hükme bağlanmıştır.
Davacının iş sözleşmesi devir tarihinden önce feshedilmiş olsa da, süresi içinde işe iade davası açılmakla iş sözleşmesi devam etmektedir. İşe iade davası sonunda feshin geçerli bir nedene dayanmadığı tespit edilmiş olmakla işveren feshi ortadan kalkmış durumdadır.
Davacının işe iade yönünde başvurusunu yaptığı anda işyerinin davalı işverene ait olmaması sonucu etkilememelidir. Nitekim işe iade davasının yargılaması sırasında gerçekleşen işyeri devrine rağmen, işe iade hükmü davalı işveren hakkında kurulmuştur.
İşyerinin devredilmesinin ardından davalı şirketin tasfiye sürecine girmiş olması ve davalının işçi çalıştırabileceği başkaca bir işyerinin bulunmaması da işe iade noktasında ifa imkansızlığı anlamına gelmez.
İşçinin devralan işveren yanında işe başlatılması imkan dahilindedir. Bu noktada işe başvuru anında işyerinin kapatılmış olması ve faaliyetin sonlandırılması da önemsizdir.
Davalı işverenin işe başlatmamanın sonuçlarından sorumlu tutulması gerekir. İşe başlatmama tazminatı bakımından itirazın iptali gerekirken isteğin reddi hatalı olmuştur.
Öte yandan, toplu iş sözleşmesinin 58. maddesinde düzenlenen ve işçilere çalışılan her gün için iaşe bedeli ödenmesini öngören hükmün 4 aya kadar boşta geçen süre için uygulanamayacağı yönünde mahkeme kararı da yerinde değildir. İşe iade davasında kararın kesinleşmesine kadar ve en çok 4 aya kadar süre, çalışılmış gibi değerlendirilmelidir. Böyle olunca, kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar süre içinde davacının iaşe bedeline hak kazandığının kabulü gerekir.”(9.HD. 2008/25376 E. 2008/19688 K. 08.07.2008)

Davacı işçi feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesi istendiğinde bulunmuş, davalı işveren feshin geçerli nedene dayandığını savunmuştur.
Yargılama sırasında davacı işçi ölmüş, mirasçıları davaya devam etmişlerdir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonunda feshin geçerli bir nedene dayanmadığı yönünde karar vermiş ancak, davacı işçi ölmüş olmakla işe iade ve işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süreye ait ücret istekleri yönünden davanın konusuz kaldığından söz edilerek karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulmuştur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, somut olay yönünde uyulan bozma ilamına uygun yapılan araştırmaya göre davacı işçi yönünde fesih için geçerli bir nedenin bulunmadığı belirlenmiş olup, somut olayın özelliği dikkate alındığında mahkemenin bu kararı dosya içeriğine de uygundur.
Öte yandan, iş sözleşmesinin işçinin ölümü ile sona (BK m.347/1) erdiği konusunda bir kuşku bulunmamaktadır.
İşçinin ölümü halinde kıdem tazminatının mirasçılara geçtiği (İş Kan. 14) dc bir gerçektir. O halde dava konusu haklar irdelenmelidir.
Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesine göre Kanunda ön görülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar miras bırakanın alacaklarını doğrudan doğruya kazanırlar.
Davacı işçinin iş sözleşmesi 01.12.2006 tarihinde iş yerinde yeniden yapılanma ve alt işveren uygulamasına gidilmesi nedeniyle fes edilmiştir. Dava 13.12.2006 tarihinde açılmıştır. Davacı yargılama sırasında ölmüştür.
Davacı, davayı açmayla işe iade iradesini belirtmiştir. Amaç, işe iade edilmek ve edilmemesi halinde akçalı haklardan yararlanmaktır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen 4 aya kadar ki boşta geçen süreye ilişkin ücret ve diğer haklar işverenin işe başlatma veya başlatmamaya bağlı bir sonuç değildir.
Ölüm olgusu bir hukuki ilişkide aleyhe olarak yorumlanmamalıdır. İşçi ölmeseydi ne tür davranışa üstünlük tanınacak idiyse, öngörülen bu davranışa hukuki sonuç bağlanmalıdır. Öte yandan bir yasa yorumlanırken yasanın konuluş amacı dikkate alınmalıdır. Yasadaki işe iade hükümleri işçinin işe iadesini amaçlamıştır. Ölüm olaylarında nasıl bir sonuç bağlayacağı yasada belirtilmediğine göre bu boşluğu doldurmak yargıcın görevidir. (TMK m. l/II) Yargıç burada Kanun koyucu olarak davranmalıdır. Davacı işe iade davasını açarken feshin geçerli bir nedene dayanmadığını iddia etmiştir. Geçersiz fesih var ise ölüm tarihine kadar ki boşta geçen süre ücretine yasal 4 aylık sınırlama dikkate alınarak hükmetmelidir. Böyle bir sonuç genel olarak yasanın amacına da uygundur. Aksi halde iş verenin haksız davranışı işçinin ölümü nedeniyle karşılıksız kalmaktadır. Bu durum da adalet duygusunu incitir.
Geçerli nedene dayanmayan feshin tespiti ile yetinilmesi, ölen işçinin mirasçıları yönünden hiç bir imkan sağlamayacaktır. Oysa konu, sosyal güvenlik haklarım da ilgilendirmektedir. 4 aya kadar ücret ve diğer haklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumu’na prim yatırılması ve ölen işçinin mirasçılarının buna göre sosyal güvenlik haklarından buna göre yararlanması gerekir.
İşe iade yargılaması sırasında işçinin ölümü daha önce Dairemizin önüne uyuşmazlık olarak gelmiş ve işçinin ölümü sebebiyle işe başlama yönünde başvuruda bulunulmasının imkansız olduğu gerekçesiyle boşta geçen süreye ait ücret isteklerini reddine karar verilmiştir. (Yargıtay 9. HD. 06.11.2006 gün 2006/20109 E, 2006/29326 K.). Konu, temyize bu konu olayda Dairemizce bir kez daha ve etraflıca değerlendirilmiş ve yukarıda belirtilen gerekçelerle işe iade yargılaması sırasında ölen işçi yönünden 4 aya kadar boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklara dair isteğinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Böyle olunca işçinin ölümü feshi izleyen 4 ay geçtikten sonra gerçekleşmiş olmakla, ölen işçinin mirasçılarına 4 aylık süre için boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların ödenmesi gerekir. Mahkemece davanın kısmen kabulü yerine reddine karar verilmesi hatalı olup 4857 sayılı îş Yasası’nın 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1- Mahkemenin kararının bozularak ORTADAN KALDIRILMASINA,
2- Feshin geçerli nedene dayanmadığının TESPİTİNE,
3- Davacı işçi yargılama sırasında ölmüş olmakla işe iade ve işe başlatmama tazminatı istekleri konusuz kalmakla bu yönlerden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
4- Boşta geçen süreye ait 4 aylık süreye ait ücret ve diğer haklarının davalıdan alınarak davacı ölen işçinin MİRASÇILARINA VERİLMESİNE.”(9.HD. 2009/21710 E. 2009/22886 K. 15.09.2009)

“…Mahkemece, Karacabey Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/45 esas 2006/477 karar sayılı ilamı ile işe iadesine karar verilen davacılarının murisinin kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 25/12/2006 tarih ve 2006/27248 esas 2006/33882 karar sayılı ilamı ile onanma tarihinden önce işçinin 07/12/2006 tarihinde vefat ettiği, işe iade tazminatı için mahkeme hükmü gereği verilen ve kanuni şart olan işe müraeat ve red şartının oluşmadığı kanuni şartların oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Türk Medeni Kanun’un 599. maddesine göre kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar miras bırakanın alacaklarını doğrudan doğruya kazanırlar.
Davacı işçinin iş sözleşmesi 30.12.2004 tarihinde işyerinde yeniden yapılanma ve alt işveren uygulamasına gidilmesi nedeniyle feshedilmiştir. Davacının işe iadesine dair verilen karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından 25.12.2006 tarihinde onanmıştır. Yargıtay ilamı davacı vekiline 21.02.2007 tarihinde tebliğ edilmiş ise de davacının 07.12.2006 tarihinde temyiz incelemesi sırasında vefat ettiği anlaşılmıştır.
Davacı davayı açmayla işe iade iradesini belirtmiştir. Amaç, işe iade edilmek ve edilmemesi halinde akçalı haklardan yararlanmaktır.
4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen dört aya kadarki boşta geçen süreye ilişkin ücret ve diğer haklar işverenin işe başlatma veya başlatmamaya bağlı bir sonuç değildir.
Ölüm olgusu bir hukuki ilişkide aleyhe olarak yorumlanmamalıdır. İşçi ölmeseydi ne tür davranışına üstünlük tanınacak idiyse, öngörülen bu davranışa hukuki sonuç bağlanmalıdır. Öte yandan bir yasa yorumlanırken kanunun konuluş amacı dikkate alınmalıdır. Kanundaki işe iade hükümleri işçinin işe iadesini amaçlamıştır. Ölüm olaylarına nasıl bir sonuç bağlayacağı kanunda belirtilmediğine göre bu boşluğu doldurmak yargıcın görevidir (TMK m.l/II). Yargıç burada Kanun koyucu olarak davranmalıdır.
Davacı işe iade davasını açarken feshin geçerli bir nedene dayanmadığını iddia etmiştir. Geçersiz fesih var ise ölüm tarihine kadarki boşta geçen süre ücretine kanuni dört aylık sınırlama dikkate alınarak hükmetmelidir. Böyle bir sonuç genel olarak kanunun amacına da uygundur. Aksi halde işverenin haksız davranışı işçinin ölümü nedeniyle karşılıksız kalmaktadır. Bu durum da adalet duygusunu incitir.
Geçerli nedene dayanmayan feshin tespiti ile yetinilmesi, ölen işçinin mirasçıları yönünden hiçbir imkan sağlamayacaktır. Oysa konu, sosyal güvenlik haklarını da ilgilendirmektedir. Dört aya kadar ücret ve diğer haklar yönünden Sosyal Güvenlik Kuruntuna pirim yatırılması ve ölen işçinin mirasçılarının buna göre sosyal güvenlik haklarından buna göre yararlanması gerekir.
Böyle olunca işçinin ölümü feshi izleyen dört ay geçtikten sonra gerçekleşmiş olmakla, ölen işçinin mirasçılarına dört aylık süre için boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların ödemesi gerekir. Mahkemece davanın boşta geçen süre ücreti bakımından davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
KARŞI OY
Somut olayda davacılar murisleri işçinin iş sözleşmesinin işvereni tarafından geçerli neden olmadan feshedildiğini, murisin açtığı işe iade davasının lehine sonuçlandığını, kararın Yargıtay’ca onandığını, murisin ölümü nedeniyle işe başlatılmasının fiili olarak mümkün olmadığını ileri sürerek işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının hüküm altına alınması isteğinde bulunmuşlardır.
Mahkemece davacıların murisinin işe iade kararından sonra işe başlatılmak için müracaat etmesinin fiilen mümkün olmaması nedeniyle süresinde müracaat şartına bağlı olan işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretine hak kazanılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinde öngörülen boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar ile iş güvencesi tazminatı, işçinin, feshin geçersizliğine ilişkin kesinleşen kararın tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işe başlatılmak için işverene başvurmasına bağlanmıştır. Aksi halde işverence yapılan feshin geçerli feshe dönüşeceği ve işverenin sadece geçerli feshin sonuçları ile sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Söz konusu düzenlemede işçiye, işverene başvurmadan boşta geçen süre ücreti ve iş güvencesi tazminatını talep etme seçeneği tanınmış değildir. Diğer yandan, kanunun boşta geçen tüm sürenin değil de en çok dört aylık için ücret ve diğer hakların ödenmesi gerektiğini öngörmesi de anlamlıdır. Gerçekten, “en çok dört aylık ücret ve diğer haklar” geçersiz feshin özel bir sonucudur. Feshin geçersizliği ise mahkeme kararı ile değil, işçinin, kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on işgünü içinde işverene müracaatı ile gerçekleşir.
Dosya içeriğine göre davacıların murisinin feshin geçersizliğine ilişkin kararın kesinleşmesinden önce vefat ettiği, böylece işe başlatılmak için işverene müracaat etmesinin fiilen imkânsız olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar ile iş güvencesi tazminatının doğduğundan söz edilemez. İşe iade davası açmakla murisin iradesinin bu yönde olduğu ve işe başlatılmak için işverene başvuracağının varsayılması gerektiğini kabul etmek kanunun düzenlemesine uygun düşmemektedir. Kanunun amacı iş ilişkisinin sürdürülmesini sağlamaktır. Nitekim sadece işe iadenin mali sonuçlarından yararlanmak amacıyla işe iade davasını açan ve işverenin davetine bu nedenle icabet etmeyen işçinin işe iade davası reddedilmektedir. Keza süresinde yapılan başvurudan sonra işverenin davetine icabet etmeyen işçinin de işe iadenin sonuçlarından yararlanamayacağına karar verilmektedir. Murisin farazi iradesine göre hareket edilirse mirasçıların işe iade dava açma hakkından da söz edilebilecektir ki, yukarıda belirtildiği gibi mevcut sistemin buna izin vermediği açıktır. Örneğin avukata vekâlet verdikten sonra ve işe iade davası açılmadan önce vefat eden işçinin farazi iradesinin işe iade davası açmak olduğu kabul edilerek yerine mirasçılarının işe iade davası açabilecekleri ileri sürülebilecektir. Oysa iş güvencesinin amacı iş ilişkisine süreklilik kazandırmak olup, mirasçılarla iş ilişkisinin devamı iş sözleşmesinin “kişisellik” özelliği gereği mümkün değildir.
İşverenin haksız davranışının yaptırmışız kalacağının kabulü de kanunun sözü edilen düzenlemesi karşısında mümkün değildir. Kanun koyucu esas itibariyle yaptırım olarak işverenin iradesine rağmen iş ilişkisinin sürdürülmesini öngörmüştür. Ancak gerek iş ilişkinin sürdürülmesi gerek boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara hak kazanma işçinin kanunda belirtilen süre içinde işverene başvurmasına bağlanmıştır. İşçinin süresinde başvuruda bulunmaması feshi geçerli hale getirecek ve bu durumda işveren sadece geçerli feshin sonuçlarından sorumlu olacaktır. Geçerli feshin sonuçlarından mirasçıların yararlanmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır.
Sosyal güvenlik hakları itibariyle mirasçıların boşta geçen süre ücretine hak kazanmaları yönündeki çoğunluk görüşü de kanunun yukarıda belirlilen açık düzenlemesine uygun değildir. Yukarıda belirtildiği gibi boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara hak kazanma salt mahkemece feshin geçersizliği yönünde karar verilmesine bağlı tutulmamıştır. İşçinin kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlatılması için işverene başvurusu gerekir. Aksi halde fesih geçerli hale gelecektir.
Yukarıda belirttiğim nedenlerle, kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun bozulması yönündeki görüşüne kalılamıyoruz.02.11.2012.”(22.HD. 2012/19138 E. 2012/24156 K. 02.11.2012)

“…Somut olayda, mahkemece, işe iade kararının kesinleşmesinden sonra süresi içinde davacı işçi tarafından işe başlatılması için yapılan başvurunun faks ile yapılmış olması nedeni ile geçersiz sayıldığı, davacının süresi içinde işverene başvuruda bulunmadığı gerekçesi ile işe iade sonrası isteklerin reddine karar verilmiştir.
Oysa, işe iade kararından sonra, işçinin işe başlatılmak için işverene yapacağı başvurunun ne şekilde olacağı hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. İspat edilmesi kaydı ile sözlü olarak dahi işe başlatılma iradesinin işverene ulaştırılması mümkündür.
Dosya kapsamından, davacı işçinin işe iade başvurusunu, davalı işyerine ait numaraya gönderdiği faks ile yaptığı, davacı tanığının dahi, işveren yetkilisinin evrakı almaması üzerine faks çektiklerini doğrulamış olması karşısında, davacı işçi tarafından usulüne uygun işe iade başvurusunun ispat edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece usulüne uygun işe iade başvurusunun yapıldığı kabul edilerek dört aylık ücret ve sosyal hakları ile işe başlatmama tazminatı isteklerinin kabulü yerine reddine karar verilmiş olması hatalıdır.”(9.HD. 2008/3830 E. 2009/20407 K. 09.07.2009)

“…İşverene süresi içinde işe başlatılmak için başvurulduğunu ispat yükü davacı işçiye aittir. Davacı bila tebliğ iade edilen telgraftan başka sözlü başvurusunu kanıtlamak bakımından tanık anlatımına dayanmıştır. Davacı tanıkları dinlenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2012/18870 E. 2012/19508 K. 24.09.2012)

“…Somut olayda, kesinleşen işe iade kararı, davacı işçiye 14.03.2008 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı işçi, aynı tarihte noter aracılığıyla davalı işverene işe iade başvurusunda bulunmuş, davalı işverene söz konusu başvuru 17.03.2008 tarihinde tebliğ edilmiş ve davalı işveren bir aylık süre içerisinde 09.04.2008 tarihinde noterden çektiği ihtar ile davacı işçiye başvuru tarihinden itibaren 1 ay içinde işbaşı yapmasını bildirmiştir. 17.04.2008 tarihinde davacı işçi tarafından işe başlaması için gönderilen ihtar bizzat tebliğ edilmiştir. Bu durumda, işverence yasal süre içinde gönderilmiş davet üzerine davacı işçinin makul bir süre içinde işe başlaması gerekir. Burada makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla 2 günlük süre olarak değerlendirilebilir. Oysa, davacı işçi, işverenin daveti üzerine, davalı işverene makul 2 günlük süre içinde başvuru yaptığını ispat etmemiştir. Tebligatı aldığı ertesi günü işyerini telefonla aradığını ve başvuru süresi geçtiği için işe başlatılmayacağının insan kaynaklan müdürü tarafından bildirdiğini ileri sürmüş ise de, bu iddiasını ispat edemediği gibi, davalı işverene faks ile gönderdiği 28.04.2008 tarihli ihbarnamede 30.04.2008 tarihinde işe başlayacağını bildirmiştir. Bu nedenlerle, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar ile kıdem tazminatı farkının talebi mümkün olmaz.”(22.HD. 2011/6995 E. 2011/7548 K. 16.12.2011)

“…Somut olayda; kıdem tazminatı miktarının hesabında işe başlatmama tarihindeki ücret esas alınarak hesap yapılması gerekirken, ilk fesih tarihine 4 ay eklenerek bulunan tarihteki ücret nazara alınarak yapılan hesaba itibar edilmesi hatalıdır.Kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.”( 9.HD2008/12584 E. 2009/36995 K. 24.12.2009)

“…Mahkemece kıdem tazminatına 3.12.2005 tarihinden itibaren faiz yürütülmüştür. Davacının iş akdi 3.8.2005 tarihinde feshedilmiş ise de davacı tarafından feshin geçersizliğine ve işe iadesine yönelik dava açılmış, işe iade davasının mahkemece kabulünden sonra davacının yasal süresi içerisinde ki işe iade başvurusu üzerine işveren 26.12.2006 tarihinde işe başlatmayacağını bildirerek davacının kıdem tazminatını ödemiştir. Artık feshin 26.12.2006 tarihinde gerçekleştiği ve faiz başlangıcının da banardı oldüğu’kabul edilbrek hüküm kurulması gerekirken faizin daha önceki bir tarihten başlatılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”( 9.HD. 2008/43372 E. 2010/35514 K. 02.12.2010)

“…’7.7.2003 tarihinde geçersiz sebeple feshedilmiş, açılan işe iade davası kabulle sonuçlanıp onanarak kesinleşmiştir.
Davacı vekili .11.12.2003 tarihinde süresi içinde işverene başvurarak müvekkilinin işe başlatılmasını istemiş, daha sonra davacının işyerine gitmesine rağmen davalı 09.01.2004 tarihinde işç başlatılmamıştır.
İşverence davacının işe başlatılmama tarihi fesih tarihidir.
Kıdem tazminatına bu tarihten itibaren faize karar vermek gerekirken daha önceki tarihten faize hüküm kurulması hatalıdır.”(9.HD. 2006/21260 E. 2007/689 K. 24.01.2007)

“…Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının dört ay boşta geçen süresi eklenmek suretiyle kıdeme esas süresi tespit edilerek kıdem tazminatı hesaplanmıştır.
Ancak dosya içerisinde davacının kesinleşen işe iade kararı üzerine işe başlatılmak üzere İş Kanunu 21. maddesi uyarınca kesinleşen işe iade kararının tebliğinden itibaren 10 işgünü içerisinde davalı işverene başvurup başvurmadığı araştırılmamıştır.
Davacı işçi tarafından yasal süre içerisinde usulüne uygun şekilde işe iade edilmesi için birbaşvuruda bulunulmuş ve işveren tarafından işe başlatılmamış ise boşta geçen dört aylık süre kıdeme esas süreye eklenerek kıdem tazminatı hesaplanmalıdır.
Eğer bu şekilde bir başvuru yok ise işveren tarafından yapılan fesih geçerli feshe dönüşeceğinden davacının boşla geçen dört aylık süfesi kıdeme esas süreye eklenemez. Eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalıdır.
Öte yandan davacı süresi içinde usulüne uygun şekilde işe iade edilmesi için işverene başvurmuş ise akdin feshi tarihi işverenin bu başvuruya cevap vermemesi halinde başvuruyu takip eden bir ayın sonunda veya bu bir aylık süre dolmadan önce işe başlatmayacağını açıkladığı tarih iş sözleşmesinin feshi tarihidir.
Bu husus dikkate alınmadan kıdem tazminatına işe iade kararı ile geçersiz hale gelen fesih tarihinden itibaren faiz işletilmesi hatalıdır.”(9.HD. 2009/45059 E. 2012/7489 K. 07.03.2012)

“…Somut olayda, iş sözleşmesi, bir aylık işe başlatma süresinin son günü olan 04.07.2012 tarihinde işverence feshedilmiş sayılmaktadır. İşe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve ihbar tazminatı alacaklarının, fesih tarihi olan 04.07.2012 tarihi itibariyle belirlenecek ücrete göre hüküm altına alınması gerekirken, mahkemece, geçersiz sayılan fesih tarihindeki ücrete göre alacakların belirlendiği bilirkişi raporuna itibarla hüküm kurulması isabetsizdir.”(22.HD. 2013/7193 E. 2014/6446 K. 18.03.2014)

“…Somut olayda, kıdem tazminatına, davalı tarafça 1 aylık işe başlatma süresinin sonu olan 30.01.2012 tarihi yerine, geçersiz sayılan fesih tarihi olan 01.06.2009 tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.”(22.HD. 2013/2424 E. 2014/5180 K. 07.03.2014)

“…Somut olayda, davacının işe iade başvurusu davalıya 23.08.2006 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı 26.09.2006 tarihli yazı ile işe başlatmayacağını açıklamıştır.
Bu halde işe başlatmama tazminatına davacının işe başvuru tarihine göre bir aylık süre sonu olan 23.09.2006 tarihinden itibaren faiz uygulanmalıdır. Boşta geçen süre ücretinde ise 23.08.2006 tarihinden faize karar verilmelidir.
Faiz türü yönünden de yukarıda açıklandığı üzere boşta geçen süreye ilişkin ücret alacağına 4857 sayılı İş Kanununun 34.maddesinde sözü edilen özel faiz türü işe başlatmama tazminatına ise yasal faiz uygulanmalıdır.
Mahkemece, boşta geçen süreye ilişkin ücret ve işe başlatmama tazminatına uygulanan faizin başlama tarihi ile işe başlatmama tazminatına uygulanan faiz türü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2007/38730 E. 2009/7345 K. 18.03.2009)

“…Somut olayda davacının iş sözleşmesi 14.04.2004 tarihinde geçersiz sebeple feshedilmiş, davacı işe iade davası açmış, mahkemece kabul kararı verilmiş, dairemizce onanarak kesinleşmiş, davacı süresi içinde 30.03.2005 tarihinde işe başlatılması için ihtarname göndermiş, ihtarname davalıya 01.04.2005 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı davacıyı işe başlatmamıştır. Davacının işe başlatılmadığının kesinleşme tarihi yani fesih tarihi 01.05.2005 tir. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağına bu tarihteki ücrete göre karar verilmesi gerekirken, geçersiz fesih tarihine çalışılmış sayılan 4 aylık sürenin sonundaki 14.08.2004 tarihindeki ücrete göre belirlenen bilirkişi raporunun karara esas alınması yanlış olmuştur.”(9.HD. 2009/47110 E. 2010/1923 K. 01.02.2010)

“…Somut olayda; işe iade kararı 08.12.2006 tarihinde kesinleşmiştir. İşe iade davasını takip eden davacı vekili, Beyoğlu 2. Noterliğinin 12.12.2006 tarih 31072 sayılı ihtarnamesi ile davacı işçinin 10 günlük yasal süre içerisinde işe başlatılmasını talep etmiştir. İhtarname davalı işverene 20.12.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Davalı işveren, davacı vekilinin adresine, Bakırköy 22. Noterliği aracılığı ile işe başlama isteğinin kabul edildiğine ilişkin çağrı belgesi düzenleyerek göndermiş ve bu belgenin muhatap avukatın daimi işçisi A.G. imzasına 04.01.2007 tarihinde tebliğ edildiği şerh edilmiştir.
Her ne karar, işe başlama isteğine ilişkin düzenlenen ihtarnamede davacı işçinin adresi gösterilmemiş ise de, davalı işverenin, işçinin adresini özlük dosyası ve iş yeri kayıtlarından tespit etmesi mümkündür. İşçinin iş görme ediminden sorumlu tutulabilmesi için, işçinin bizzat kendisine davetini tebliğ zorunluluğu bulunan işverenin, işçinin vekiline yapmış olduğu tebliğe dayanarak, yasal süre içerisinde çağrı yaptığına ilişkin savunmasına itibar edilerek davanın reddine karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2008/38634 E. 2010/26627 K. 30.09.2010)

“…Somut olayda işverenin işçinin işe başlama isteğinin kabul edildiğini bir ay içinde bizzat işçiye bildirmesi gerekirken buna ilişkin tebligatı davacı işçi yerine vekiline yaptığı anlaşılmaktadır. Bu hususta davacının vekiline yapılacak tebligat usulsüzdür. Mahkemece işverenin işe başlatma süresini geçirdiği kabul edilerek davacının taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2012/10994 E. 2014/16072 K. 20.05.2014)

10 günlük süre işgünüdür. Hafta tatilleri, çalışma gününden sayılmaz.

10 günlük süre içinde başvuru iradesi kullanılması yeterlidir, postadaki gecikme önemli değildir.

Tebligat elden alındıysa 10 günlük süre buradan başlar.

İşe iade kararının kesinleşmesinden önce yapılan bu başvurular geçerli değildir.

Avukata değil şirkete başvurulması gerekir.

İşyerine başlamak için gidildiğinde kiminle görüşüldüğü tespit edilmelidir.

İşyeri devri halinde devralan işveren sorumludur.

İşe iade yargılaması sırasında işçinin ölmesi nedeniyle işe iade talebini yerine getirmesi mümkün olmasa da 4 aya kadar boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklara dair isteğinin kabulüne karar verilebilir.

İşe başvuru konusunda şekil şartı yoktur. Sözlü bile(ispatlamak şartıyla) başvurulabilir.

Kıdem tazminatı fesih tarihi olan işe başlatmama tarihindeki ücret üzerinden hesaplanır.

İşverence davacının işe başlatılmayacağını bildirdiği tarih fesih tarihidir.

İşverene başvurmuş ise akdin feshi tarihi işverenin bu başvuruya cevap vermemesi halinde başvuruyu takip eden bir ayın sonunda veya bu bir aylık süre dolmadan önce işe başlatmayacağını açıkladığı tarih iş sözleşmesinin feshi tarihidir.

İşveren başvuruya sessiz kaldığından fesih tarihi 1 aylık sürenin dolduğu tarihtir.

İşverene başvurmuş ise akdin feshi tarihi işverenin bu başvuruya cevap vermemesi halinde başvuruyu takip eden bir ayın sonunda veya bu bir aylık süre dolmadan önce işe başlatmayacağını açıkladığı tarih iş sözleşmesinin feshi tarihidir.

İşe başlaması gerektiğini bildiren tebligat avukata değil işçiye gönderilmelidir.

İşe başlaması gerektiğini bildiren tebligat avukata gönderilebilir.
Somut olayda, davacının vekili olan Avukat H.E dosyaya sunduğu vekaletnamenin tarafları arasında sona erdirildiğine dair azile, isitfaya dair bir irade beyanına ilişkin belge ve bilgiye dosyada rastlanmamıştır. Bu durumda adı geçen avukatın geçerliği devam eden vekaltnamesine göre halen davacının avukatı olduğu ve adresine yapılan tebligatın da geçerli olduğunun kabulü ile bu tebligat tarihinden itibaren de on günlük süre geçtiğinden işe iade sonrası işe başlama konusunda davacının on günlük süreyi geçirdiği sabittir. Mahkemece bu yön gözetilmeksizin 9. Hukuk Dairesinin onama kararının vekaletnamedeki avukatların yetki belgesi ile yetkilendirildikleri Av. Ö.T.’ye ikinci defa çıkarılan tebligata göre sürede başvuru yapıldığı kabul edilerek karar verilmesi hatalıdır. Böyle olunca davacının kesinleşen işe iade kararının tebliğinden itibaren on gün içerisinde başvuruda bulunmadığından işe iade sonrası alacaklar konusundaki icra takibine yapılan itirazın iptali isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi bozma nedenidir.”(22.HD. 2012/18886 E. 2012/20864 K. 04.10.2012)

“…Somut olay bakımından davacı işçi avukatı aracılığıyla işe başlatılması için işverene başvurmuş ve davalı işverence süresi içinde işe davet bildirimi de davacı vekiline tebliğ edilmiş olup işe davet bildiriminin usule uygun şekilde tebliğ edildiğini kabulü gerekir. Her ne kadar davacı vekili kesinleşen işe iade kararı üzerine işe başlatılması için başvurmuş ise dc davacı süresi içinde işe başlamamış olmakla daha önce yapılan fesih geçerli bir feshin sonucunu doğuracağından davacı işçinin ihbar tazminatı isteğinin kabulü yerine reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.”(7.HD. 2013/6665 E. 2013/14391 K. 12.09.2013)

“…Dosya içeriğinden Bakırköy 5. İş Mahkemesinin 2007/175 esas 2007/101 karar sayılı dosyasında verilen işe iade kararı 31.10.2007 tarihli son oturumda tarafların yüzüne karşı tefhim edildiği, davacı vekili sureti dosyada olan gerekçeli kararın üzerine imzası ile karan 14.11.2007 günü tebliğ aldığını bcyaıı ettiği, aynı zamanda gerekçeli kararın bir sureti de davacı vekili adresine 31.12.2007 günü tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Davacı kesinleşme şerhi olmayan elden tebliğ aldığı kararın teslim alma tarihinin işe iade için yapılacak başvurudaki on günlük sürede esas alınmasının sözkonusu olamayacağını belirterek posta ile yapılan tebligata göre de 02.01.2008 tarihinde işe başlama isteğinde bulunduklarından başvurunun süresinde olduğunu beyan ve iddia etmiştir.
Somut olayda taraf vekillerinin yüzüne karşı okunan karar taraflarca temyiz edilmediği ve davacı vekilinin gerekçeli kararı ilk defa 14.11.2007 tarihinde elden tebliğ aldığı bu tarihe göre İşe iade için yaptığı 02.01.2008 tarihli başvurunun on günlük süreyi geçirdiği açıktır. Mahkemelerce gerekçeli karara yazılan kesinleşme şerhlerinin bir beyan niteliğinde olduğu kararın bir unsuru olmadığı infazı engellemeyeceği, işe iade kararları için de ayrık bir durumun bulunmadığı dikkate alınarak gerekçeli kararın davacı vekilince elden tebliğ alındıktan sonra on gün içinde işe iade isteğinde bulunması gerekirken süreyi geçirdiğinden işe iade kararı ile hüküm altına alınan tazminat ve ücrete karar verilmesi hatalı olup diğer alacaklarında bu yeni duruma göre belirlenmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozma nedenidir.”(22.HD. 2012/19092 E. 2012/24055 K. 01.11.2012)

“…Davacı, davalı işveren tarafından iş akdinin geçerli ve haklı neden olmaksızın sona erdirilmesi üzerine îstanbul 5. İş Mahkemesinin 2005/912 E sayılı dosyası üzerinden açtığı işe iade davasının kabul ile sonuçlanarak kesinleştiğini, işe iadesi hususunda süresi içerisinde başvuruda bulunduğunu, davalı işveren tarafından yasada öngörülen 1 aylık süre içerisinde işe başlatılmadığı ileri sürerek boşta geçen süre ücret alacağı ile işe başlatmama tazminatının tahsilini talep etmiştir.
Somut olayda davacı 04.12.2006 tarihinde işverene ibraz ettiği dilekçe ile işe başlatılma talebinde bulunmuştur. Davalı işveren tarafından Beşiktaş 11. Noterliğinin 22.12.2006 tarih 111027 sayılı ihtarnamesi ile davacının işe iade talebinin kabul edildiği bildirilmiş ve bu yönde düzenlenen çağrı davacının işe iade talep dilekçesinde gösterilen adresine gönderilmiştir. İşçinin işe iade başvuru dilekçesinde gösterdiği adresten ayrılması nedeni ile işe iade kabul beyanını içerir bu ihtarname davacıya tebliğ edilememiştir. Bunun üzerine davacının haricen yapılan araştırma ile belirlenen iş adresine işe iade kabul beyanı içerir 2. ihtarname gönderilmiş ve davacıya tebliğ edilmiştir.
İşçinin işe iade başvuru dilekçesinde ikamet etmediği adresin gösterilmiş olmasına rağmen süresinde işe başlatılmadığını ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması mahiyetindedir.
Davacının işe iade yönündeki başvurusunun samimi olmadığı anlaşıldığından
davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2009/5699 E. 2011/5928 K. 03/03/2011)

“…Somut olayda, davacının işe başlatılmak için yaptığı başvuruya ilişkin tebligatın işyerinin kapalı olması nedeni ile muhtara yapıldığı, adreste bulunmama nedeninin kanunda belirtilen kişilere sorulmadığı, yeni adresinin araştırılmasına ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı, tebliğ memurunca yeni adresinin saptanamadığına ilişkin bir açıklama yapılmadığı, tebliğ evrakının muhtara teslim edildiğine ilişkin ihbarnamenin kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığının belli olmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre davacının işe başlatılmaya ilişkin başvurusu usulüne uygun tebliğ edilmemiştir.
îşe başlatılma başvurusu usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeyen işverenin işe başlatma yükümlülüğünden söz edilemez. Davacı işçi işe başlatılmak için süresinde başvurmadan boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatı isteğinde bulunamayacağından davalı bakanlığın icra takibine yaptığı itiraz haklıdır. Bu nedenle itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkâr istemini içeren bu davanın reddi gerekir. Yazılı gerekçe ile davanın kabulü hatalı olmuştur.”(22.HD. 2013/1005 E. 2013/2651 K. 12.02.2013)

“…Somut olayda, davacının işe başlatılmak için alt işverene yaptığı başvuruya ilişkin tebligat usulüne uygun olmadığı, dosyaya sunulan ticaret sicili kayıtlarına göre davalı şirketin merkez adresi olan “K.Organize San. Sitesi C 26-27-28 Parsel T.-İ.” adresinin 11.07.2008 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’ne göre bu tarihte değiştirilerek “G.Mahallesi G.Plastikçiler Organize Sanayi Bölgesi 14. Cadde no:3 G.-K.” adresine taşındığı anlaşılmaktadır. Buna göre davacının işe başlatılmaya ilişkin başvurusu işverene usulüne uygun tebliğ edilmemiştir. Dava konusu taleplerin işverene karşı ileri sürütebilmesi için, işe iade öncelikle işverenden istenmelidir. İşe başlatılma başvurusu usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeyen işverenin işe başlatma yükümlülüğünden söz edilemez. Davacı işe başlatılmak için işverene usulüne uygun başvuruda bulunmadan işverenin işe başlatma yükümlülüğü söz konusu olmaz. İş sözleşmesinin feshi işverenin işe başlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi suretiyle gerçekleşir. İş sözleşmesinin feshedilip edilmediği ortaya çıkmadan feshe bağlı hakların dava konusu edilmesi mümkün değildir. Buna göre dava konusu tazminat ve alacak bakımından dava açına koşulu gerçekleşmeden açılan davanın usulden reddi gerekir. Mahkemece yazılı şekilde davanın kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2012/22348 E. 2014/22112 K. 27/06/2014)

“…Somut olayda, işe iade davası kesinleşmiş ve davacıya Yargıtay onama kararının tebliğ edildiğine dair belge yok ise de, davacının işe iade için işverene 07.07.2011tarihinde noter ihtarnamesi ile başvurduğu bu başvuru isteğinin işverene 11.07.2011 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine işverenin de noterden yaptığı 10.08.2011 tarihli davette 15.08.2011 tarihinde eski görevine mevcut ücret ve sosyal hakları ile başlamasını istediği anlaşılmaktadır.
Davalı işveren kanundaki kendisine yüklenen işe başlatma iradesini bir aylık sürenin sonunda olsa da göstermiş ve işçiyi bir aylık süre içerisinde işe davet etmiş bu davet işçiye 15.08.2011 tarihinde tebliğ edildiği halde davacı işe başlamamıştır.
Süresi içinde yapılan çağrının postadaki gecikmelerle bir aylık sürenin geçmesi ile işçiye tebliğ edilmesinde artık işverene sorumluluk yüklenmez. Bu durumda işe daveti alan işçinin samimi olarak işe başlama iradesini ortaya koyan bir davranışı bulunmadığı 15.08.2011 tarihli işe iadesi sonrası alacaklar için başlattığı icra takibi ile sabit olduğundan davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur.”(22.H D. 2012/14690 E. 2013/3947 K. 28.02.2013)

“…Davacı, davalı işveren tarafından iş akdinin geçerli ve haklı neden olmaksızın sona erdirilmesi üzerine İstanbul 5. İş Mahkemesinin 2005/912 E sayılı dosyası üzerinden açlığı işe iade davasının kabul ile sonuçlanarak kesinleştiğini, işe iadesi hususunda süresi içerisinde başvuruda bulunduğunu, davalı işveren tarafından yasada öngörülen 1 aylık süre içerisinde işe başlatılmadığı ileri sürerek boşta geçen süre ücret alacağı ile işe başlatmama tazminatının tahsilini talep etmiştir.
Somut olayda davacı 04.12.2006 tarihinde işverene ibraz ettiği dilekçe ile işe başlatılma talebinde bulunmuştur. Davalı işveren tarafından Beşiktaş 11. Noterliğinin 22.12.2006 tarih 111027 sayılı ihtarnamesi ile davacının işe iade talebinin kabul edildiği bildirilmiş ve bu yönde düzenlenen çağrı davacının işe iade talep dilekçesinde gösterilen adresine gönderilmiştir. İşçinin işe iade başvuru dilekçesinde gösterdiği adresten ayrılması nedeni ile işe iade kabul beyanını içerir bu ihtarname davacıya tebliğ edilememiştir. Bunun üzerine davacının haricen yapılan araştırma ile belirlenen iş adresine işe iade kabul beyanı içerir 2. ihtarname gönderilmiş ve davacıya tebliğ edilmiştir.
İşçinin işe iade başvuru dilekçesinde ikamet etmediği adresin gösterilmiş olmasına rağmen süresinde işe başlatılmadığını ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması mahiyetindedir.
Davacının işe iade yönündeki başvurusunun samimi olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2009/5699 E. 2011/5928 K. 03/03/2011)

“…Somut olayda, davacının işe başlatılmak için yaptığı başvuruya ilişkin tebligatın işyerinin kapalı olması nedeni ile muhtara yapıldığı, adresle bulunmama nedeninin kanunda belirtilen kişilere sorulmadığı, yeni adresinin araştırılmasına ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı, tebliğ memurunca yeni adresinin saptanamadığına ilişkin bir açıklama yapılmadığı, tebliğ evrakının muhtara teslim edildiğine ilişkin ihbarnamenin kapıya yapıştırılıp yapıştırılmadığının belli olmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre davacının işe başlatılmaya ilişkin başvurusu usulüne uygun tebliğ edilmemiştir. İşe başlatılma başvurusu usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeyen işverenin işe başlatma yükümlülüğünden söz edilemez. Davacı işe başlatılmak için işverene usulüne uygun başvuruda bulunmadan işverenin işe başlatma yükümlülüğü söz konusu olmaz. İş sözleşmesinin feshi işverenin işe başlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi suretiyle gerçekleşir. İş sözleşmesinin feshedilip edilmediği ortaya çıkmadan feshe bağlı hakların dava konusu edilmesi mümkün değildir. Buna göre dava konusu tazminat ve alacak bakımından dava açma koşulu gerçekleşmeden açılan davanın usulden reddi gerekir. Mahkemece yazılı şekilde davanın kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2012/1945 E. 2012/5794 K. 27/03/2012)

“…Somut olayda, davacının iş akdinin feshinden önce davalı şirketin medikal beslenme bölümünde satış müdürü olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. İşe iade kararı sonrası davacının işverene yaptığı başvurusu sonucu davalı işveren davacının daha önce çalıştığı bölümün bir başka işverene devredildiğini bu nedenle aynı işe başlatılmasının mümkün olmadığını belirterek davacıya genel ilaçlar satış ihale müdürü olarak işe başlaması amacıyla davette bulunmuştur. Davacı taraf teklif edilen işin daha önce çalışılan işe denk bir nitelik taşımadığını ve işçi aleyhine sonuçlar doğuracağını bu nedenle usulüne uygun bir işe davetten bahsedilemeyeceğini iddia etmektedir ki mahkemece de tanık ifadelerine itibar edilerek davacıya daha alt seviyede iş teklif edildiği bu teklifin geçerli bir teklif olarak kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacının fesihten önce icra ettiği iş ile işe iade kararı sonrası kendisine teklif edilen işin denk işler olup olmadığı hususunda tanık ifadeleri yeterli somut veriler içermediği gibi dosya içeriğinden her iki görevin nitelikleri dc net olarak anlaşılamamaktadır. Bu nedenle söz konusu her iki işe ilişkin görev tanımları, görevlerin şirketin idari yapısı içindeki yerini gösteren organizasyon şeması, mali haklara dair belgeler, görev ve yetkileri gösteren işyeri işleyişine ilişkin talimatnameler gibi gerekli tüm bilgi ve belgeler getirtilerek, gerekirse işyerinde keşif yapılarak insan kaynakları konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla davacının daha önce çalıştığı ve işe iade davası sonrası kendisine teklif edilen işler karşılaştırılmalı, davacıya teklif edilen işin gerek statü gerekse de mali haklar bakımından denk nitelik arz edip etmediği belirlenmeli ve sonuca göre talep edilen alacaklar hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsizdir.”(7. HD. 2013/1910 E. 2013/6499 K. 15.04.2013)

“…Somut olayda işçinin işe başlatılması başvurusunu içeren ihtarnamesi 25.02.2008 tarihinde işverene tebliğ edilmiştir. Davalı işveren 24.03.2008 tarihli işe davet ihtarnamesinde, 09.05.2007 tarihi itibari ile davacının daha önce çalıştığı yemekhanenin kapatıldığını ve bir başka firma ile yemek üretim sözleşmesi imzalandığını, davacının daha önceki işinde çalıştırılmasının imkansız olduğunu belirtmiş, davacının şirkette işe başlaması halinde işe iade işlemlerinin gerçekleştirileceğini, sosyal haklarının tamamen iade edileceğini ve şirkette uygun ve münasip bir işte çalıştırılacağını bildirmiştir. Davacı, işveren tarafından hangi departmanda ve konumda görev yapacağının açıklanmaması, davalı işyerinde önceki çalıştığı yemekhane dışında işyeri sahipleri ve müşterilere yiyecek hazırlanan bir başka mutfak bulunmasına rağmen burada çalıştırılacağının açıkça belirtilmemiş olması nedeni ile işverenin işe davetinde samimi olmadığı ileri sürmüş ve mahkemece de bu yönde kanaate varılmıştır.
Ancak, davacı işe davetten sonra, işe başlamak üzere işyerine gitmediğinden ve işverene işyeri sahipleri ve müşterilere yiyecek hazırlanan diğer mutfakta kendisini işe başlatma imkanını tanınmadığından, sadece ihtarnamede başlatılacağı işin açıklanmaması gerekçesine dayanarak işverenin işe davetinde samimi olmadığını ileri süremez. Davacının işe iade talebinde samimi olmadığı ve davete rağmen işe başlamadığı anlaşıldığından, işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanun’un 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(22.HD. 2012/10075 E. 2012/13856 K. 19.06.2012)

“…Somut olayda; davacı işçi yasal süre içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmuş, davalı işverende işçiyi işe davet etmiş ancak işçi işe başlamamıştır.
Bu durumda işçinin gerçek amacı işe başlamak olmadığından işverence yapılan fesih, 4857 sayılı İş Kanununun 21/5.maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur.
Mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin kabulü isabetli ise de anılan tazminatlar hesap edilirken hizmet süresinin ve ücretinin geçersiz sayılan ilk fesih tarihi belirlenmesi gerekirken dört aylık boşta geçen süre eklenmek suretiyle hesaplama yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2009/11007 E. 2009/18962 K. 03.07.2009)

“…Somut olayda taraflar arasında tartışmasız olduğu üzere davacı davalının belirttiği
9.4.2007 günü işe başlamak üzere işyerine gitmemiştir.
Anılan günde davacının işyerine giderek işverenin başlatma iradesinin samimi olup olmadığını denetlenmesi ve değerlendirmesi gerekmektedir.
Davalının samimi olmadığı kanaati ancak başlatılacağı gün eski çalışma koşulları hazırlanmamışsa veya ücret ve sosyal haklarında düşme meydana getirileceği anlaşılmışsa sözkonusu olabilecektir. Bu nedenle davacının çağrı gününden önce koşulların sağlanmadığı iddiası yerinde değildir.
Sonuç olarak mahkemece davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9. HD. 2008/30056 E. 2010/17397 K. 10/06/2010)

“…Somut olayda işçinin işe başlatılması başvurusunu içeren ihtarnamesi 25.02.2008 tarihinde işverene tebliğ edilmiştir. Davalı işveren 24.03.2008 tarihli işe davet ihtarnamesinde, 09.05.2007 tarihi itibari ile davacının daha önce çalıştığı yemekhanenin kapatıldığını ve bir başka firma ile yemek üretim sözleşmesi imzalandığını, davacının daha önceki işinde çalıştırılmasının imkansız olduğunu belirtmiş, davacının şirkette işe başlaması halinde işe iade işlemlerinin gerçekleştirileceğini, sosyal haklarının tamamen iade edileceğini ve şirkette uygun ve münasip bir işte çalıştırılacağını bildirmiştir. Davacı, işveren tarafından hangi departmanda ve konumda görev yapacağının açıklanmaması, davalı işyerinde önceki çalıştığı yemekhane dışında işyeri sahipleri ve müşterilere yiyecek hazırlanan bir başka mutfak bulunmasına rağmen burada çalıştırılacağının açıkça belirtilmemiş olması nedeni ile işverenin işe davetinde samimi olmadığı ileri sürmüş ve mahkemece de bu yönde kanaate varılmıştır.
Ancak, davacı işe davetten sonra, işe başlamak üzere işyerine gitmediğinden ve işverene işyeri sahipleri ve müşterilere yiyecek hazırlanan diğer mutfakta kendisini işe başlatma imkanını tanınmadığından, sadece ihtarnamede başlatılacağı işin açıklanmaması gerekçesine dayanarak işverenin işe davetinde samimi olmadığını ileri süremez. Davacının işe iade talebinde samimi olmadığı ve davete rağmen işe başlamadığı anlaşıldığından, işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanun’un 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(22.111). 2012/10075 E. 2012/13856 K. 19.06.2012)

“…Somut olayda, taraflar arasındaki iş sözleşmesi 22/12/2006 tarihinde işveren tarafından feshedilmiştir. Davacı işçinin İzmir 9. İş Mahkemesinin 2007/99 esas- 2007/478 karar sayılı dosyası üzerinden açmış olduğu işe iade davası kabul ile sonuçlanarak kesinleşmiştir.
Davacının 05/09/2008 tarihli ihtarname ile işe başlatılması hususunda başvuruda bulunması üzerine, davalı işveren 19/09/2008 tarihli ihtarnamesinde davacıyı 03/10/2008 günü mesai başlangıcında, daha önce çalıştığı şartlarla çalıştırılmak üzere işe davet etmiştir. Mahkemece de kabul edildiği üzere, davalı işveren tarafından bir aylık kanuni süre içerisinde usulüne uygun şekilde işe davet edilen davacı işçinin işe başlamadığı görülmektedir. İşçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinin beşinci fıkrasına göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz.
Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve şartları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, dört aylık boşta geçen süre ücreti ile TİS’den doğan dört aylık boşta geçen süreye ilişkin diğer ücret alacakları taleplerinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi ve davacının hak kazandığı kıdem tazminatı miktarının dört aylık boşta geçen süre eklenerek belirlenen hizmet süresine göre hesaplanması isabetsizdir.”(22.HD. 2012/7933 E. 2012/10834 K. 22/05/2012)

“…Somut olayda, kesinleşen işe iade kararı üzerine davacı işçi, 30/06/2008 tarihinde davalı işverene işe iade başvurusunda bulunmuş, davalı işveren bir aylık süre içerisinde 17/07/2008 tarihinde noterden çektiği ihtar ile davacı işçiye evrakın tebliğinden itibaren üç iş günü içerisinde işbaşı yapmasını bildirmiştir. 18/07/2008 tarihinde davacı işçi tarafından işe başlaması için gönderilen ihtar bizzat tebliğ edilmiştir. Bu durumda, işverence kanuni süre içinde gönderilmiş davet üzerine davacı işçinin süre içinde işe başlaması gerekir. Oysa, davacı işçi, işe başlamak için işyerine gitmediği uyuşmazlık konusu değildir. Bu sebeplerle, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanıın’un 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süreye ait ücret alacağı talebi mümkün olmaz.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın davacının boşta geçen süreye ait ücret alacağının kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma sebebidir.”(22.HD. 2011/14648 E. 2012/527 K. 24/01/2012)

“…Somut olayda, kesinleşen işe iade kararı üzerine davacı işçi, 7/4/2008 tarihinde davalı işverene işe iade başvurusunda bulunmuş, davalı işveren bir aylık süre içerisinde 28/4/2008 tarihinde noterden çektiği ihtar ile davacı işçiye 5/5/2008 tarihinde işbaşı yapmasını bildirmiştir. Bu durumda, işverence yasal şiire içinde gönderilmiş davet üzerine davacı işçinin süre içinde işe başlaması gerekir. Oysa, davacı işçi, haklı bir neden olmaksızın işe başlamak için işyerine gitmediği uyuşmazlık konusu değildir. Bu nedenlerle, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabııl edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanun’un 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarım doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süreye ait ücret alacağı talebi mümkün olmaz.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın davacının boşta geçen süreye ait ücret, işe başlatmama tazminatı alacağının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönü amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.”(22.HD. 2012/860 E. 2012/4165 K. 13.03.2012)

“…Mahkemece, davacının, süresinde işe başlatma talebini içerir başvurusu üzerine, işverenin işe başlatacağını ifade ettiği bildirimde 1 gün süre tanıması konusunda işverenin kötüniyetini kanıtlayamadığı gerekçesiyle işe başlamama tazminatı isteğinin reddi dosya içeriğine uygundur. Aynı nedenle boşta geçen süre ücreti talebinin de reddedilmesi gerekir. İşe başlatmama tazminatı gibi, boşta geçen süre ücreti alacağına da, işçinin süresinde işe başlatılma talebi üzerine işverence işe başlatılmaması koşuluna bağlı olarak hak kazanılmaktadır. Somut olayda işçinin başvurusuna işverence verilen 14.3.2007 tarihli cevapta, aynı koşullarda tebliği takip eden 1 gün içinde işe başvurması bildirilmiştir. Davacı, bu süreyi tanıyan işverenin kötüniyetli olduğunu yargılama sırasında ispatlayamamıştır. Diğer taraftan işçinin 1 gün içinde çaba göstermesine rağmen işyerine ulaşamadığı, tanınan sürenin yeterli gelmediği şeklinde bir iddiası da bulunmamaktadır. Bu durumda boşta geçen süre ücreti isteğinin de reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2011/6975 E. 2011/2804 K. 13.10.2011)

“…Somut olayda davalı işverenin davacıyı işe başlatma daveti davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davacı ise işverenin davetine icabet etmemiştir. Mahkemece davacının işe başlamak üzere işyerine gitse de başka bir dava dosyasından hareketle başlatılmayacağı varsayım olarak kabul edilmiştir. Davacı işe başlamak üzere işyerine gittiğini ve işe başlatılmadığını kanıtlamış değildir. Bu nedenle davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2012/1451 E. 2012/4933 K. 20.03.2012)

“…Somut olayda; davacının işe iade başvurusunun 30.07.2007 tarihli İhtarname ile kabul edildiği ve işveren tarafından bildirilen süre içerisinde davacının işe başlamadığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacının işe iade yönündeki başvurusunun samimi olmadığı anlaşıldığından boşta geçen süreye ait ücret alacağı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9. HD. 2008/42622 E. 2010/35600 K. 02/12/2010)

“…Öte yandan, yukarıda açıklandığı gibi, işe iade kararına rağmen işçinin işe başlamaması durumunda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğuracağından, bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olamaz. Buna rağmen mahkemece 4 aylık boşta geçen süre ücretinin hüküm altına alınmış olması da doğru değildir.”( 9.HD. 2008/35708 E. 2010/33655 K. 11/11/2010)

“…Somut olayda davacı işe başlatılması yönünde davalı işverene süresi içinde başvurmuştur. Davalı işveren süresi içinde davacıyı işe davet etmiştir. Ancak davacı fikir değiştirerek işe başlamadığını belirtmektedir.
Davacı işe başlama konusunda samimi değildir. Davacının niyeti gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir.
Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre geçeri i bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz.
Davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(9.HD. 2009/37359 E. 2010/14083 K. 20.05.2010)

“…Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının işveren tarafından işe davet edilmesine rağmen, işe başlamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda, işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanun’un 21 /5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve şartlan oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2013/5226 E. 2014/9290 K. 22.04.2014)

“…Somut olayda davacı iş sözleşmesinin geçersiz feshi nedeniyle işe iade davası açmış, mahkemece lehine karar verilip denetimden geçerek onanmıştır. Davacı yasal süre içinde işe başlatılması için işverene başvurmuş, işverence işe başlatılma istemi kabul edildiği halde davacının bu davete icabet etmeyerek işe başlamadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacının işe dönmek için yaptığı başvurunun samimi olduğu ve davalı tarafından davacıya işe başlatmama tazminatı ödendiği gerekçesiyle davacının taleplerini kabul edilmiş ise de, davalının bir aylık yasal süresi içinde davacıyı işe davet ettiği, işe başlanması için makul süre tanıdığı, işe davetinde iş şartlarında nitelikli değişiklik oluşturan bir aykırılık bulunmadığı gibi, işe davetin şarta bağlı olarak da yapılmadığı, bu nedenle davacının işe başlama talebinde samimi olmadığı, gerçek amacının işe başlamak değil, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak olduğu ortadadır. Davalı, davacının işe başvurusunu kabul etmiş yükümlülüğünü yerine getirmiştir. Bu durum davacı tarafın da kabulündedir. Ancak davacı davalı tarafın bu samimi yaklaşımına rağmen işe başlamayı kabul etmeyerek gerçek iradesinin işe başlama olmadığını, sırf işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapılmış bir başvuru olduğunu göstermiştir. Bu haliyle işçinin başvurusu samimiyetten uzaktır. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanun’un 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz.
Buna göre mahkemece fark kıdem tazminatı ve boşta geçen süre alacağının reddi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.”(22.HD. 2013/6486 E. 2014/5256 K. 10.03.2014)

“…Somut olayda, davalı işveren fesihten sonra davacıya işe başlaması için çağrıda bulunmasına rağmen, davacı işçi, haklı bir neden ileri sürmeden bu davete icabet etmemiştir. Dosya içeriğine göre, davacı işçinin iş sözleşmesinin 13/02/2009 tarihinde davalı işverence feshedildiği, davacı tarafından dava açıldıktan sonra işverence 15/12/2009 tarihli noter ihtarnamesi ile işe başlaması istendiği halde davacının haklı bir neden olmadan işbaşı yapmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemenin gerekçesinde, işverence davacının işe başlamak için işyerine gelmediği yönünde herhangi bir karşı ihtarnamesi olmadığı belirtilmiş ise de, davacının 22/12/2009 tarihli işe gittiğini, ancak işe alınmadığını bildiren noter ihtarnamesine karşılık, işverence davacıya gönderilen 05/01/2010 tarihli noter ihtarnamesinde, davacının işe gelmediği belirtilmiştir. Ayrıca, davacı tanıkları da davacının işe gelip başladığı konusunda beyanda bulunmadıkları gibi, davacının sigortalı hizmet cetvelinin incelenmesinden, davacı işçinin de işe davet edildiği tarihlerde başka bir işyerinde çalıştığı dikkate alındığında davacının işe başlama iradesi bu sebeple de mevcut değildir. Davacının bu davranışı, iş ilişkisinin devamı ile ilgili talebinde samimi olmadığını, nihai hedefinin feshin geçersizliğine bağlı tazminat ve alacakları almak olduğunu göstermektedir. Ne var ki, salt bu amaca yönelik talebin iş güvencesi hükümlerince korunması mümkün değildir. Çünkü İş Hukuku mevzuatımızda işçiye işe başlama ile tazminat isteme arasında bir seçimlik hak tanınmamıştır. Davacı sözü edilen davranışı ile dava açma hakkını kötüye kullanmak suretiyle işverence yapılan feshi geçerli hale getirmiştir. Bu nedenle, mahkemece davacının işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklarının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Öte yandan, davalı işverence 13/02/2009 tarihinde yapılan fesih geçerli hale geldiğinden, işçilik alacaklarının da 13/02/2009 tarihindeki ücret ve kıdeme göre hesaplanması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi de hatalıdır.”(22.HD. 2011/8510 E. 2012/2124 K. 17/02/2012)

“…Somut olayda, davacı işçinin işe iadesine ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra yasal sürede işe başlamak için davalı işverene başvuruda bulunduğu davalının da 25.7.2005 günlü yazı ile yedi gün içinde gelin başvurun diyerek cevap verdiği uyuşmazlık konusu değildir. Davacı dava dilekçesinde; başka bir işyerinde çalıştığından davalının işe başlama talebini yanıtsız bıraktığını belirtmiştir.
Böyle olunca işverence yapılan fesih artık İş Yasasının 21/5.maddesi gereğince geçerli feshin sonuçlarını doğuracağından, bunun sonucu olarak boşta geçen dört aylık süre ücretine ilişkin isteğinin reddi yerine, mahkemece yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(9.HD. 2009/4345 E. 2011/2536 K. 14.2.2011)

“…İşverence davacıya gönderilen işe davet yazısında tebliğden itibaren iki gün içerisinde işe başlaması istenmiş, söz konusu davet yazısı davacıya 08/06/2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davet yazısında öngörülen süreye göre davacı 10/06/2009 günü mesai saati bitimine kadar işe başlamak için işverene başvurması gerekirken süre geçtikten sonra 12/06/2009 tarihinde başvurmuştur. Davacı süresinde başvurmadığına göre iş sözleşmesinin feshi geçerlik kazanmış olup, artık davacının feshe bağlı hakları talep etmesi mümkün değildir. Bu sebeple davacının işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti, ihbar tazminatı ve kıdem tazminatı yönünden fark alacak taleplerinin reddi gerekirken kabulü hatalıdır.”(22.HD. 2011/8178 E. 2012/1496 K. 09/02/2012)

“…Somut olayda feshin geçersizliğine ilişkin kararın 07.01.2008 tarihinde kesinleştiği ve 17/01/2008 tarihinde davacı vekiline kalemde tebliğ edildiği, tebliğ üzerine davacı vekilinin davacının işe başlatılması için davalı işverene süresi içinde 21.01.2008 tarihinde yazılı olarak başvurduğu anlaşılmaktadır. Bundan sonra işveren tarafından işe başlatma başvurusunda bulunan işçinin vekiline bir aylık süre içinde 18/02/2008 keşide 19.02.2008 tebliğ tarihli işe başlatma yazısı tebliğ edilerek davacının 20.02.2008 tarihinde işe başlaması gerektiğinin bildirildiği görülmektedir. Bu husus ise davacı vekili tarafından 29.02.2008 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olup davacı tarafından aynı tarihte davalı belediyeden hak ettiği tazminatlar ve kanuni haklar talep edilmiştir.
Davacının işe başlatma yazısını tebliğ alması üzerine makul sürede (dört gün içinde) işe başlaması gerekirken kanunda öngörülen bir aylık süre geçtiğinden bahisle tazminat ve alacaklarını istemesi ve davacının profesyonel asker olan eşinin tayininde Tunceli’ye çıkması birlikle dikkate alındığında davacının işe başlama konusunda samimi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacının süresi içinde işe iade için başvurmadığı kabul edilerek hüküm altına alınan alacaklardan iş güvencesi tazminatı talebinin reddi ile geçersizliğine karar verilen ancak süresinde başvurmama neticesinde geçerli hale gelen fesih tarihi itibariyle kıdem ve ihbar tazminatının hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.H D. 2012/13189 E. 2012/19813 K. 26.09.2012)

“…Somut olayda, kesinleşen işe iade kararı, davacı işçiye 07.05.2008 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı işçi, aynı tarihten noter aracılığıyla davalı işverene işe iade başvurusunda bulunmuş, davalı işverene söz konusu başvuru 08.05.2008 tarihinde tebliğ edilmiş ve davalı işveren bir aylık süre içerisinde 06.06.2008 tarihinde noterden çektiği ihtar ile davacı işçiye en geç 07.06.2008 cumartesi günü sabah saat mesai saati itibariyle işbaşı yapmasını bildirmiştir. 09.06.2008 Pazartesi günü davacı işçi tarafından işe başlaması için gönderilen ihtar tebliğ edilmiştir. Bu durumda, işverence yasal süre içinde gönderilmiş olsa da, işçinin bir aylık işe başlatma süresi aşıldıktan sonra eline geçen bildirim üzerine makul bir süre içinde işe başlaması gerekir. Burada makul süre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla 2 günlük süre olarak değerlendirilebilir. Oysa, davacı işçi, davalı işverene başvuru yaptığını iddia ve ispat etmemiştir. Davacı işçinin dc işe davet edildiği tarihlerde başka bir işyerinde çalıştığı dikkate alındığında davacının işe başlamaması iradesi bu sebeple de mevcuttur. Bu nedenlerle, işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilmelidir. Başka bir anlatımla, işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı İş Kanununun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşla geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmaz. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın davacının işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklarının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”(22.HD. 2011/7048 E. 2011/2559 K. 10.10.2011)

“…Somut olayda davacı işe iade başvurusunun işverence kabul edilmesinin ardından 20/11/2006 günkü dilekçesi ile bu başvurusundan vazgeçtiğini belirttiği gibi, işverence belirtilen tarihte işbaşı yapmadığı tartışma dışıdır. Böyle olunca fesih geçerli hale geldiğinden işe iade davası ile karara bağlanan boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklarını da talep etme olanağı yoktur. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(9.HD. 2008/13206 E. 2009/36177 K. 21/12/2009)

“…Somut olayda, davacı vekili işe iade kararı kesinleştikten sonra davacının işe iade talebinde bulunduğunu ancak işe kabul edilmediğini beyan etmiş, davalı vekili ise şirketin faal olarak çalışmadığından davanın reddini savunmuştur. Dosya içeriğinde bulunan SGK kayıtlarının incelenmesinden davacının davalı işyerinden fesih tarihi olan 06.11.2007 tarihinde ayrıldığı, 08.01.2008 tarihinde başka bir firmada işe başladığı anlaşılmıştır. Davacının iş sözleşmesinin feshedilmesinden sonra başka bir işyerinde işe girerek çalışmaya başlaması iş sözleşmesinin feshinin geçersizliği tespit edilmesi üzerine önceki işyerinde işe iade kararı gereğince işe başlatılmamasından doğan hakları etkilemez. Bu sebeple davacının bilirkişi tarafından hesaplanan boşta geçen £ürc ücretin tamamına hükmolumnası gerekirken sebebi de açıklamayan bir indirim yapılarak noksan miktara hükmolunması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2012/19006 E. 2012/22626 K. 12.10.2012)

“…Somut olayda, davacının, iş akdinin haksız olarak feshedildiğinden bahisle açtığı Antalya 4. İş Mahkemesi’nin 2009/348 Esas sayılı işe iade davasının kabul edildiği ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 05/11/2010 tarih ve 2009/33294 E, 2009/31818 K. sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği, kararın 09/12/2010 tarihinde davacıya tebliğ edildiği ve Antalya II. Noterliğinin 14.12.2010 tarih ve 27597 yevmiye nuhıaralı ihtarnamesi ile işverene işe başlama talebi ile başvuruda bulunduğu, başvurudan sonra davacının 17.10.2010 da 1148148 sicil ııolu G.Elektronik Hizmetler Turizm ve Tic. Ltd. Şti, İstanbul adresinde işe girdiği, davalı işverenin, yapılan işe iade başvurusunu, işe başlama talebinden çok kısa bir süre sonra başka bir işe girmesi nedeniyle samimi bulmadığından bahisle yasal 1 aylık süresi içinde işe davet etmediğini savunduğu ve mahkemece bu savunmaya itibar edilerek davacının işe iade sonrası taleplerinin reddine karar verilmiştir. Ancak davacının işe başlama talebi sonrasında başka bir işe girmiş olmasının emeği ile geçinen bir kişinin hayatını devam ettirmek için çalışması gerekliliği karşısında sonuca etkili olmadığı ve işverenin yasal süresi içinde işe davet etmesi gerektiği, davacının yeni işi ile davalı işyeri arasındaki prestij farkı göz önüne alındığında davalının daveti üzerine işe başlama olasılığının da bulunması karşısında, yasal süresi içinde işçiyi işe davet etmesi gerekirken etmemesi nedeniyle iş akdinin davalı işverence davacının 17.10.2010 tarihli ihtarnamesinin tebliği tarihinden itibaren 1 aylık başlatma süresinin sonunda feshedildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece, işe iade başvurusunun süresinde olması gözetilerek yazılı şekilde bir karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.”(7.HD. 2013/2730 E. 2013/7224 K. 22.04.2013)

“…Somut olayda davacı işe iadesi konusunda Yargıtay tarafından verilen kararın kendisine tebliğinden itibaren 10 günlük yasal süre içerisinde işe başlatılması hususunda işverene başvurmuş, ve işveren tarafından davacının çalıştığı işyerinin devredildiği belirtilerek hukuki ve fiili imkansızlık olması nedeniyle davacının tekrar işe başlatılamayacağı bildirilmiştir. Öncelikli olarak işverenin belirtmiş olduğu işyerinin başka birine devredilmiş olması ve bu nedenle davacının işe başlatılması konusunda fiili imkansızlık olduğu ayrıca davacının işverene başvuru tarihinde başka bir yerde çalışmakta olması nedeniyle işe başlama konusunda samimi olmadığı yönündeki savunmaları geçerli değildir. Davacının işe iade kararının kesinleşmesiyle birlikte boşta geçen süre alacağını talep hakkı doğmuştur. Mahkeme tarafından da davacının talep ettiği 4 aylık boşta geçen süre alacağının kabulüne karar verilmiştir.
İşçinin fesih tarihinden kararın kesinleştiği tarihe kadar en çok dört aylık ücret ve diğer yasal haklarının ödenmesi hususu yargılama süreci gözönüne alınarak konulmuş işçinin boşta geçecek 4 aylık süre yönünden uğrayacağı ücret ve kıdem zararını karşılayacak bir telafi hükmüdür. İşçi işverence işe başlatılsa da başlatıhnasa da ödenecek olması nedeniyle işverenin işe başlatmama tazminatından farklı olduğu kabul edilmelidir. Nitekim işe başlatmama tazminatından sigorta primi ve gelir vergisi kesilmediği halde ödenecek 4 aya kadar ücret ve diğer yasal haklar sigorta primi ve gelir vergisine tabi olup bu süre işçinin kıdem süresindende sayılmaktadır. İşçinin boşta geçen süre içinde başka bir işveren yanında çalışması boşta geçen süre ücret alacağını çifte sigortalılığa sebebiyet vereceğinden etkileyecektir. İşçi aynı tarihlerde farklı iki işyerinden sigortalı gösterileceği gibi bu durum yasa koyucunun işverenin iş akdini hukuka aykırı şekilde feshetmesi nedeniyle yargılama süresi gözetilerek işçinin en çok dört aya kadar boşta geçecek süre nedeniyle uğrayacağı ücret ve sosyal güvenlik hakkı olan sigortalılık süresi zararını telafi amacıyla koyduğu bu hükmün koyuluş amacınada aykırı düşecektir. Bu durumda reel zarar gözetilmeli işçinin iş akdinin feshedildiği tarih ile işe iade kararının kesinleştiği tarih arasında boşta geçirdiği süre nazara alınmalı, bu süre 4 aydan az ise çalışmadan geçirdiği süre gözetilerek o süre ile sınırlı olarak ücret ve diğer hakları hesaplanmalı, ayrıca bu 4 aylık süre içinde işçinin başka bir işverene ait işyerinde çalışması nedeniyle hesaplama dışında bırakılacak süre yönünden işçinin işveren yanında çalışması halinde alacağı ücret ve diğer hakları ile başka bir işveren yanında çalışırken aldığı ücret ve diğer hakları arasında aleyhe bir farklılık oluşmuş ise bu farkın tahsiline karar verilmelidir. Davacının hizmet döküm cetvelinin incelenmesinde iş akdinin 08.02.2006 tarihinde feshedildiği ve davacının 08.03.2006 tarihinde başka bir işyerinde işe haşladığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece yapılması gereken davacının iş sözleşmesinin feshedildiği tarih olan 08.02.2006 tarihi ile kararın kesinleştiği tarih arasındaki sigortalı çalışmaları incelenmek suretiyle, ne kadar süreyi boşta geçirdiğini tespit etmek, boşta geçirilen süre 4 aydan daha az ise sadece bu süre açısından boşla geçen süre alacağı ile çalıştığı işyerinden aldığı ücret daha düşük ise aradaki farka hükmetmek, eğer boşta geçirilen süre 4 aydan daha fazla ise sadece 4 aylık süre ile sınırlı olmak üzere talebi şimdiki gibi kabul etmektir. Mahkemece belirtilen hususlar incelenmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(7.HD. 2013/1937 E. 2013/10151 K. 30.05.2013)

“…Somut olayda davacının hizmet döküm cetvelinin incelenmesinde iş akdinin 17/03/2011 tarihinde feshedildiği ve davacının 05/05/2011 tarihinde başka bir işyerinde işe başladığı ve halen çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece yapılması gereken davacının iş sözleşmesinin feshedildiği tarih olan 17/03/2011 tarihi ile kararın kesinleştiği tarih arasındaki sigortalı çalışmaları incelenmek suretiyle, ne kadar süreyi boşta geçirdiğini tespit etmek, boşta geçirilen süre 4 aydan daha az ise sadece bu süre açısından boşta geçen süre alacağına hükmetmek ayrıca bu süre 4 aylık süreden dışlandıktan sonra kalan süre yönünden ise davacının çalıştığı işyerinden aldığı ücret daha düşük ise aradaki farka hükmetmek, eğer boşta geçirilen süre 4 aydan daha fazla ise sadece 4 aylık süre ile sınırlı olmak üzere talebi şimdiki gibi kabul etmektir. Mahkemece belirlilen hususlar incelennıeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(7.HD. 2014/4294 E. 2014/11497 K. 28/05/2014)

“…Somut olayda davalı işverenin bir ay içinde davacı işçinin S.S.K. girişini yaparak işe başlaması için ihtar çektiği ancak başka bir işyerinde sigortalı olarak çalışmakla olan davacı işçinin gelip 3 gün çalıştıktan sonra 03.03.2006 günlü yazı ile iş akdini feshettiği çekişmesizdir. Davacı başka bir işe verildiğini kanıtlayanınmış, davalı ise aynı nitelikte işte çalışıp sadece 3 gün çalışmak üzere işe başladığını kanıtlamıştır. Davacı işe başlamak niyetinde olmadığı halde işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak üzere başvuruda bulunmuştur. Böyle olunca davacı haklı neden olmaksızın iş sözleşmesini feshettiğinden isteklerinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalıdır.”(9. HD. 2008/6 E, 2009/11636 K. 27.04.2009)

“…Uyuşmazlık; davacının işe başlaması sonrasında işyerinde çalışıp çalışmadığı, çalışma iradesinin samimi olarak nitelenip nitelenemeyeceği noktalarında toplanmaktadır. Zira davacı işe geldiğini ancak fiili olarak işbaşı yaptırılmadığını bildirirken davalı ise davacının işe geldiğini ve işe başlatıldığını ve fakat davacının işyerinde 1 saat kalarak ayrılıp gittiğini, böylece ortada samimi bir işe başlama iradesinin olmadığını bclirtiği gibi esasen davacının ay tarihlerde bir başka işyerinde çalışmasının da olduğunu beyan etmektedir.
SGK’dan getirtilen işe giriş ve işten ayrılışa ilişkin belgeler incelendiğinde davacının işe başladığını beyan ettiği 06.07.2009 tarihinde başka bir işyerinde çalışmasının olduğu ve bu işyerinde 01.06.2009-17.08.2009 arasında çalışmasının bildirildiği görülmektedir.
Dinlenen davalı tanıklarından S., davacının işe iade sonrasında işyerine bir sabah geldiğini, öğleye kadar oturduğunu, işe girişinin yapılmasını istediğini, işverenin de kendisine bir masa tahsis ettiğini, iş koşullarında herhangi bir değişiklik olmadığını, davacının öğle yemeği molasında çekip gittiğini beyan etmiş, davalı tanığı î. da benzer beyanla davacının işe iade kararının ardından işyerine geldiğini, gelir gelmez işe girişi yapılıp masa gösterildiğini, ancak çalışmak yerine avukatı ile telefonla görüştüğünü, çay molasında da farkında olmadan davacının çekip gittiğini, daha önceki oturduğu masa dolu olduğu için kendisine başka bir masa verildiğini beyan etmiştir.
Dosyada bulunan belgeler ve tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde davacının işe başlama yönündeki iradesinin samimi olmadığı anlaşılmaktadır.
Buna göre; davacı işçi fiilen işe başlamadığı için işe iade kararında hüküm altına alınan boşta geçen süre alacağının, işe başlatmama tazminatının ve ücret alacağının reddi gerekirken kabulü hatalıdır. Ayrıca işe iade davasına konu olan ilk fesih, geçerli feshin hukuki sonuçlarını doğuracağından, fesih tarihine göre çalışma süresi 9 ay 23 gün olan davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacağının ve davacının hak ve alacaklarının bu süre üzerinden hesaplanması gerektiğinin gözetilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2012/10838 E. 2014/15258 K. 12.05.2014)

“…Somut olayda; mahkemece davacı işçinin işe iade kararı üzerine işyerinde çalışmak için süresinde başvuruda bulunduğu ancak davalı işverenin işe başlamadan 1 gün öncesinden itibaren sigorta primini yatırmadığı, eski çalışma koşullarını sağlamadığı gerekçesiyle davacı/karşı davalı işçinin isteminin kabulüne, davalı-karşı davacı işverenin davasının ise reddine karar verilmiş ise de, dosyada mevcut 22/08/2007 tarihli tutanak içeriği ile ve özellikle hizmet döküm cetveli kapsamına gore davacı işçinin işe başvurduğu ve eylemli olarak çalışmak için işyerine geldiği tarihte ve daha sonraki günlerde başka bir işyerinde aralıksız çalışmasının bulunduğu, böylece davacı işçinin işe başlama iradesinin samimi olmadığı, buna karşın işverence, davacı işçinin insan kaynakları şefi olarak işe başlatılacağı, ücret konusunda işten hiç çıkmamış gibi son aldığı ücrete işyerinde diğer çalışanlara şirket genelinde uygulanan artış oranının uygulanacağı, haklarında bir değişiklik olmayacağı açıkça beyan edildiği ve bunun aksinin usulünce ispat edilemediği gözetilmeksizin, yazılı şekilde davacı işçinin taleplerinin kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.”(9. HD. 2011/13166 E. 2013/15482 K. 22/05/2013)

“…Dosya içeriğine göre feshin geçersizliğine ilişkin mahkemece verilen kararın kesinleşmesinden sonra davacının süresinde, 21/03/2006 tarihinde işe başlatılmak için işverene başvurduğu anlaşılmaktadır. Davacı 07/04/2006 günü işe başlatılmış ise de davacı sonraki ve devam eden günlerde işe gelmemiştir. Davacının iş sözleşmesi feshedildikten sonra 01/03/2006 tarihinden itibaren başka bir işverene ait işyerinde çalışmaya başlaması ve bu işyeri ile ilişiğini kesmeden dava konusu işyerinde 07/04/2006 günü işe başlayıp sonraki günlerde, haklı bir neden olmadan işe gelmemesi işe başlatılmak için işverene yaptığı başvurusunda samimi olmadığını, nihai hedefinin parasal alacakları almak olduğunu göstermektedir.
Davacının başka bir işverene ait işyerinde 01/03/2006-16/06/2008 tarihleri arasında kesintisiz çalışmış olması varılan bu sonucu desteklemektedir.
Bu durumda usulüne uygun olarak yapılmış bir işe iade başvurusu olmadığından işverence yapılan feshin geçerli nedenle yapılmış feshin dönüştüğünün kabulünü gerektirir. Mahkemece davacı işçinin boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara ilişkin ücret isteğinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2011/10745 E. 2011/6825 K. 06.12.2011)

“…Somut olayda, davacı işçinin işe iadesine ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra yasal sürede işe başlamak için davalı işverene başvuruda bulunduğu davalının da 25.7.2005 günlü yazı ile yedi gün içinde gelin başvurun diyerek cevap verdiği uyuşmazlık konusu değildir. Davacı dava dilekçesinde; başka bir işyerinde çalıştığından davalının işe başlama talebini yanıtsız bıraktığını belirtmiştir.
Böyle olunca işverence yapılan fesih artık İş Yasasının 21/5.maddesi gereğince geçerli feshin sonuçlarını doğuracağından, bunun sonucu olarak boşta geçen dört aylık süre ücretine ilişkin isteğinin reddi yerine, mahkemece yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(9. HD. 2009/4345 E. 2011/2536 K. 14.2.2011)

“…Somut olayda yukarıdaki ilkeler doğrultusunda işe başlatmama ve boşta geçen süre alacaklarına hak kazanılabilmesi için davacı işçinin işe başlama talebinde samimi olması gerekir.
İşe iade davası kesinleşip 10.04.2012 tarihinde davacıya kararın tebliği üzerine davacı 17.04.2012 tarihinde işe başlatılması için müracaat etmiş işveren de 24.04.2012 tarihinde davacıya on gün içerisinde işe başlaması konusunda davet e-maili göndermiştir. Taraflar arasında olayın bu gelişimine kadar ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaflı konu davacının 06.04.2012 tarihinde işverene müracaat edip etmediği konusundadır. Davacı müracaat ettiğine dair babası ve kardeşiyle tuttuğu bir tutanak ibraz etmiş ise de Dairemizce bu tutanak davacının müracaat ettiğinin ispatı için yeterli görülmemiştir. Davacı işe başlatılması için yazılı başvuru ve icabında işe başlatılmadığına dair iş yerinde çalışan kişilerin tanıklığı veya noter tespiti isteyebilirdi. Kaldı ki SGK kayıtlarına göre davacının müracaat ettiği tarihte ve işe başlamak için iş yerine gittiğini iddia ettiği tarihte başka bir iş yerinde çalıştığı görülmektedir. İşe başlamak üzere değilde sırf işe başlatmama tazminatı almak amacıyla işe başvurup işe başlanılmadığı durumlarda ilk fesih geçerli hale geleceğinden mahkemece işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti talebinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozma nedenidir.”(7. HD. 2014/3181 E. 2014/11189 K. 02.06.2014)

“…Somut olayda, davacının, iş akdinin haksız olarak feshedildiğinden bahisle açtığı Antalya 4. İş Mahkemesi’nin 2009/348 Esas sayılı işe iade davasının kabul edildiği ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 05/11/2010 tarih ve 2009/33294 E, 2009/31818 K. sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği, kararın 09/12/2010 tarihinde davacıya tebliğ edildiği ve Antalya II. Noterliğinin 14.12.2010 tarih ve 27597 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile işverene işe başlama talebi ile başvuruda bulunduğu, başvurudan sonra davacının 17.10.2010 da 1148148 sicil nolu G.Elektronik 1 lizmetler Turizm ve Tic. Ltd. Şti, İstanbul adresinde işe girdiği, davalı işverenin, yapılan işe iade başvurusunu, işe başlama talebinden çok kısa bir süre sonra başka bir işe girmesi nedeniyle samimi bulmadığından bahisle yasal 1 aylık süresi içinde işe davet etmediğini savunduğu ve mahkemece bu savunmaya itibar edilerek davacının işe iade sonrası taleplerinin reddine karar verilmiştir. Ancak davacının işe başlama talebi sonrasında başka bir işe girmiş olmasının emeği ile geçinen bir kişinin hayatını devam ettirmek için çalışması gerekliliği karşısında sonuca etkili olmadığı ve işverenin yasal süresi içinde işe davet etmesi gerektiği, davacının yeni işi ile davalı işyeri arasındaki prestij farkı göz önüne alındığında davalının daveti üzerine işe başlama olasılığının da bulunması karşısında, yasal süresi içinde işçiyi işe davet etmesi gerekirken etmemesi nedeniyle iş akdinin davalı işverence davacının 17.10.2010 tarihli ihtarnamesinin tebliği tarihinden itibaren 1 aylık başlatma süresinin sonunda feshedildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece, işe iade başvurusunun süresinde olması gözetilerek yazılı şekilde bir karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.”(7. HD. 2013/2730 E. 2013/7224 K. 22.04.2013)

“…Somut olayda, davacının süresi içinde işverene ve yeni taşerona işe iade talebinde bulunduğu, davalı asıl işveren belediyece işe davet edildiği, davacının haftada kaç gün çalışacağını, ne kadar ücret alacağını sorduğu, yeni dönemde taşeron ile yapılan hizmet sözleşmesinde haftalık çalışma saatinin 45 saat olduğu bildirilince davacının fesihten önce haftada 4 gün çalıştığı, yeni dönemde 45 saat çalışacak olması nedeniyle işe başlamama hakkını kullandığı anlaşılmış olup, iş akdinin feshinden sonra davalı belediye ile yeni taşeron A. Şirketi arasında yapılan hizmet alım sözleşmesinde yeni dönem için çalışma saatlerinin haftada 45 saat olarak belirlendiği, işverenin davacıya işe davetini bu yeni ihale döneminde yeni hizmet sözleşmesine göre yaptığı, işverenden yeni ihale döneminde belirlenen şartlara aykırı davranmasının beklenemeyeceği, davacının yeni hizmet alımı sözleşmesi şartlarının fesih tarihinde uygulanmakta olan hizmet alım sözleşmesi şartlarından aleyhe hükümler içerdiğini ileri sürerek işe başlamamasının gerçek iradesinin işe başlamak olmadığını gösterdiği ortadadır. Bu durumda, davacı her ne kadar işe iade için süresinde başvurmuş ise de işverenin işe başlama davetine haklı bir neden olmadan başlamadığından işe iadenin sonuçlarından yararlanamaz. Mahkemece bu durum gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.”(22.HD. 2012/23669 E. 2013/18946 K. 16.09.2013)

“…Mahkemece, davalı belediyeden ihale ile iş alan taşeron şirketler arasında işyeri devri okluğu, iş akdinin feshinden sonra ihaleyi alan son taşeron şirketin işe iade davasının sonuçlarından sorumlu olacağı, davacının işe iade davasının kesinleşmesinden sonra süresinde işe iade talebinde bulunduğunu, işveren belediyece davacının işe davet edildiği, davacının Belediye Destek Hizmet Müdürü ile görüşerek ne iş yapacaklarını, ne kadar ücret alacağını sorduğu, Müdür ve davalı Şirket yetkilisinin davacıya” herkes ne iş yapacaksa siz de onu yapacaksınız … ayda 600 TL – 700 TL civarında ücret alacaksınız … “ şeklinde söylemde bulundukları, bunun üzerine davacının işe başlamadığı, işe iadesine karar verilen işçinin süresinde işe iade talebinde bulunması halinde bir ay içerisinde eski işine yada bu mümkün değilse unvan ve diğer özelliklerine uygun benzer bir işe verilmesi ve fesih öncesi almakta olduğu ücret vs. sosyal hakların aynen sağlanması gerektiği, davalı Belediye Destek Hizmetleri Müdürlüğünün yazısı ve tanık beyanlarıyla sabit olduğu üzere davacının iş aktinin feshedildiği tarihte yüksek olan ücretten daha düşük ücret önerildiği, dolayısıyla fesih öncesi mali hakların sağlanmadığı, bunun işin nitelikli değişikliği kapsamında olduğu, buna göıc davacının işe başlamama hakkı olduğu, davalı A…. Ltd. Şti.’nin kıdem ve ihbar tazminatları ve boşta geçen süre ücret alacağı ve işe başlatmama tazminat alacağından sorumlu olduğu belirtilerek, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, devralan yeni alt işveren davalı A… Ltd. Şti.’nin anılan tazminatlardan ve boşla geçen süre ücret alacağı ve işe başlatmama tazminat alacağından sorumlu olduğu, yıllık izin, fazla çalışına, hafta tatili ve ulusa! bayram, genel tatil alacaklarının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda, davacının süresi içinde işverene ve yeni taşerona işe iade talebinde bulunduğu, davalı asıl işveren belediyece işe davet edildiği, davacının Belediye Destek Hizmet Müdürü ile görüşerek ne iş yapacaklarını, ne kadar ücret alacağını sorduğu. Müdür ve davalı Şirket yetkilisinin davacıya” herkes ne iş yapacaksa siz de onu yapacaksınız … ayda 600 TL-700 TL civarında ücret alacaksınız … “ şeklinde söylemde bulundukları, bunun üzerine davacının ücretin düşük olması nedeniyle işe başlamama hakkını kullandığı anlaşılmış olup, iş akdinin feshinden sonra davalı belediye ile yeni taşeron A. Şirketi arasında yapılan hizmet alım sözleşmesinde yeni dönem için davacının çalıştığı pozisyona öngörülen ücretin düşürüldüğü, işverenin davacıya işe davetini bu yeni ihale döneminde yeni hizmet sözleşmesine göre yaptığı, işverenden yeni ihale döneminde belirlenen şartlara aykırı davranmasının beklenemeyeceği, davacının yeni hizmet alımı sözleşmesi şartlarının fesih tarihinde uygulanmakta olan hizmet alım sözleşmesi şartlarından aleyhe hükümler içerdiğini ileri sürerek işe başlamamasının gerçek iradesinin işe başlamak olmadığını gösterdiği ortadadır. Bu durumda, davacı hemekadar işe iade için süresinde başvurmuş ise de işverenin işe başlama davetine haklı bir neden olmadan başlamadığından işe iadenin sonuçlarından yararlanamaz. Mahkemece bu durum gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.”(22.HD. 2012/1946 E. 2012/16750 K. 13.07.2012)
DİRENME ÜZERİNE HGK
HGK-yeni işverenle yapılan sözleşme çerçevesinde işe davet edilebilir. İşveren davetinde samimidir ve çalışma koşullarında değişiklik yapıldığı iddiası yerinde değildir.
Bilindiği üzere, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21/5.maddesine göre, işçi kesinleşen mahkeme kararının kendisine tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorunda olduğu gibi, işçinin işe iade yönündeki başvurusu ciddi ve samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez.
Öte yandan işveren ise, 4857 sayılı Kanuniun 21 .maddesine göre süresi içinde işe iade için başvuran işçiyi, bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. Aksi halde feshin geçersizliği davasında belirlenen iş güvencesi tazminatı ile işçinin çalıştırılmadığı en çok dört aylık şiire ücret ve diğer haklarını ödemek zorundadır. İşverenin işe davete dair beyanının da ciddi ve samimi olması gerekir, işverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.
Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, işçinin yöntemince işe başlatıldığından sözedilebilmcsi için işverenin fesihten önceki duruma iade etmesi gerekir. Gerçek anlamda işe başlatma ise; işçinin fesih tarihindeki işinde veya ona benzer (eşdeğer) bir işte çalıştırılmasıyla gerçekleşebilir.
Bu konuda, hizmet sözleşmesinde işçinin hangi yerdeki işyerinde hangi departman ve işte çalıştırılacağının öngörülüp öngörülmediği ile feshe dek mevcut çalıştığı işin/ işyerinin bir iş koşulu oluşturup oluşturmadığı hususları yol gösterici olabilecektir (Akyiğil Ercan, Türk İş Hukukunda İş Güvencesi, Seçkin Yayınevi, Ankara 2007, s. 319, 321).
Federal İş Mahkemesinin kararlan çerçevesinde, işverenin işçiyi eşdeğer bir işte istihdam etmesi; yönetim hakkı çerçevesinde iş sözleşmesi koşullarında bir değişiklik olmaksızın işe iade edebilmesi olanağıdır. Aynı veya eşdeğer bir işin bulunmaması halinde işverenin çalışma koşullarında değişiklik yaparak, farklı koşullarda işçiyi istihdam etme olanağı olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. İşçinin başka bir yerde istihdamı için, işyerinde o bölümde boş bir yer olmalı, bu yer iş sözleşmesine göre işçinin görevlendirme alanı içinde olmalı ve işverenin emir ve talimat verme hakkı çerçevesinde işçiyi tekrar işe alabileceği bir işyeri ya da işyeri bölümü olmalıdır (Manav Eda, Geçersiz Fesih Ve Geçersiz Feshin Hüküm Ve Sonuçları, Turhan Kitabevi, Ankara 2009, s.356 vd).
Öte yandan, işe iade davası sonunda işçinin sözleşmenin feshedildiği şartlarla eski işine dönmesi asıl ise de, işe başlatma anına kadar işçi ücretlerine gelen artışlar ilave edilerek işe başlatılması gerektiği gibi, yöntemine ve mevzuata uygun olarak gerçekleşen ücret değişiklik ve indirimlerinin de işe başlatma anında dikkate alınması gerektiği hususu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.07.2009 gün 2009/9-345 F. 2009/392 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
Somut olayın incelenmesinde, davacının süresi içinde asıl işverene ve ycııi alt işverene işe iade talebinde bulunduğu, davalı asıl işveren Belediye tarafından işe davet edildiği, davacının Belediye ve alt işveren A. şirketi yetkilisi ile görüşerek ne iş yapacaklarını, ne kadar ücret alacağını sorduğu, yetkililerin; “herkes ııc iş yapacaksa siz de onu yapacaksınız, ayda 670-700 TL civarında ücret alacaksınız” şeklinde beyanda bulundukları, bunun üzerine davacının, ücretin düşük olması nedeniyle işe başlamama hakkını kullandığı anlaşılmaktadır.
İş akdinin feshinden sonra, davalı belediye ile yeni alt işveren A. şirketi arasında yapılan hizmet alım sözleşmesinde, yeni dönem için davacının çalıştığı pozisyona öngörülen ücret daha düşük olarak belirlendiğinden, asıl işveren Belediye davacıyı işe davetini, bu yeni ihale döneminde yeni hizmet sözleşmesine göre yapmıştır. Asıl işverenden, yeni ihale döneminde belirlenen şartlara aykırı davranmasının beklenemeyeceği gibi, iş akdini fesheden şirket ve fesih tarihindeki sözleşme mevcut olmadığından, fesih tarihindeki şartlarla işe başlatma da mümkün olmadığından ve işe iade kararının yükümlüsü olmamasına rağmen davacıyı işe davet etmesi Belediye’nin işe başlatmada iyiniyetli olduğunu göstermektedir.
Öte yandan; davacının, işe iade için, kararın asıl yükümlüsü olan dava dışı K. şirketine değil, Belediye ve yeni alt işverene müracaat etmesi ve tarafları yönünden bağlayıcı olan yeni hizmet alımı tip sözleşmesi şartlarının, fesih tarihinde uygulanmakta olan hizmet alım sözleşmesi şartlarından aleyhe hükümler içerdiğini ileri sürerek işe başlamaması, gerçek iradesinin işe başlamak olmadığını göstermektedir.
Belirtilmelidir ki, davacı işçinin iş akdi feshedilmemiş olsaydı dahi, dava dışı K. şirketinin imzalamış olduğu sözleşme sona erdiği ve davalı Belediye ile A. şirketi arasında yeni ihale sonucu yeni şartlarla tip sözleşme imzalandığından, işin yeni alt işveren nezdinde devam etmesi halinde de davacıya imzalanan yeni tip sözleşmenin uygulanacağı ve iş sözleşmesi geçersiz nedenle feshedilen işçinin süresinde başvurusuna rağmen işe başlatılmaması veya başlatılması halinde çalıştırılmadığı en çok dört aylık süre ücreti ve diğer haklarının geçersiz sayılan feshi izleyen dönem ücretine göre hesaplanacağı açıktır.
Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında, bir kısım üyeler tarafından; 4857 sayılı Kanun’un 22.maddesi gereğince işe iade davası sonucunda işe dönüş koşullarında ücretin önceki çalışmadan düşük olmaması gerektiğini belirterek, Belediye’nin işe davetinin samimi olmadığı, davacının işe başlamamasının haklı nedene dayalı olduğu görüşü dile getirilmiş ise dc, çoğunluk tarafından bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir.
Yapılan açıklamaların ışığında, davacı her ne kadar işe iade için süresinde başvurmuş ise de işverenin işe başlama davetine haklı bir neden olmadan uymadığı ve işe başlamadığından, işe iadenin sonuçlarından yararlanamaz. Mahkemece, davacının işe başlamama hakkını kullanmasının haklı nedene dayalı olmadığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne dair kararda direnilınesi isabetsizdir.
O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilınesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
HGK 2013/22-677 F.. 2013/1063 K. 17.07.2013 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

“…Davacı işçinin kesinleşen işe iade kararı gereğince davalı işyerinde işe başlamak için yaptığı başvuru üzerine fesih öncesi işyerinde finansal planlama yöneticisi ünvanı ile çalıştığı, davalı işveren tarafından davacının pozisyonu portföy yöneticisi olarak değiştirilerek işe davet edildiği, eski işine iade edilmediği, usulüne uygun biçimde fesih öncesi işyerindeki ünvanı ile işe başlatılmadığı anlaşıldığından davanın kabulü yerine yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2012/2292 E. 2012/5763 K. 27.03.2012)

“…Davacı işçi, işverenin kendisini işe başlatma hususunda samimi olmadığını, davalı işveren ise, davacının işe başlamak için geldiği tarihte başka işyerinde çalıştığını ve davacının işe başlama talebinin samimi olmadığını savunmuştur. Dosyaya davacı tarafından işyerine gittiği, kendisine muhatap bulamadığına ilişkin tutanak ibraz edilmiş, davalı ise davacının devamsızlığına ilişkin tutanaklar ibraz etmiştir. Dosya içeriğine göre, davacı işçinin yapılan davet üzerine işyerine gittiği, işyerinde davacı için oda tahsis edildiği ancak davacının daha önce kendisine tahsis edilen odanın verilmediği, işyerinde kendisine muhatap bulamadığı gerekçesi ile tutanak tanzim ederek işyerinden ayrıldığı anlaşılmaktadır. Davacı işçinin işe davet edildiği tarihlerde başka bir işyerinde çalıştığı hususuda sabittir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında, davalı işverenin davacıyı işe başlatmak istediği halde davacının haklı bir neden olmadan işe başlamadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan sebeplerle davacının süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması sebebiyle, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığı anlaşıldığından, davacı işçi işverene hiç başvurmamış gibi sonuca gidilmelidir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanun’un 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da, işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer hakların talebi mümkün olmayacağından davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı gerekçelerle kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2013/8776 E. 2014/8472 K. 17.04.2014)

“…Somut olayda; davacı işe iade kararın kesinleşmesi üzerine süresinde işe iade talebinde bulunmuş ve bu talebi davalı işveren tarafından bir aylık kanuni süre içerisinde kabul edilmiştir, işveren tarafından belirtilen tarihte davacının işe geldiği ve kendisine içerisinde deneme süreside öngörülen yeni bir sözleşme sunulduğu hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Davacı 08.02.2011 tarihli bu sözleşmeyi itiraz.i kayıtsız imzalamıştır.
İşe iade sonrası imzalatılan sözleşmede, deneme süresi öngörülmüş olması nedene ile davalının işe iade davetinde samimi olmadığını ileri sürmektedir. Mahkemece aynı gerekçe ile davanın kabulüne karar vermiştir. Ancak davalı işveren tarafından düzenlenen 10.02.2011 tarihli ihtarnamede, içerisinde deneme süresine ilişkin düzenleme bulunan 08.02.2011 sözleşmenin matbu bir sözleşme olduğu, işe iade kararı ile eski sözleşmesi devam ettiğinden davacıya deneme süresinin uygulanması gibi bir durumun hukuken mümkün olmadığı belirtilmiş ve işe iade konusunda samimi ise bu ihtarın tarafına ulaşmasını takip eden günün sabahı işe başlaması hususu da ihtar edilmiştir. Söz konusu bu ihtarname kendisine tebliğ edilmesine rağmen, işe başlamadığı davacının da kabulündedir.
Davacıya açıkça deneme süresinin kendisine uygulanmayacağı bildirilmiş olmasına rağmen, bu gerekçe ile işe başlamamış olması davacının işe iade talebinde samimi olmadığını göstermektedir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 sayılı Kanun’un 21. maddesinin beşinci fıkrasına göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğuracağından, davacının boşta geçen süre ve işe başlatmama tazminatı istemlerinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(22.HD. 2012/24085 E. 2013/13502 K. 04.06.2013)

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*