Bakiye süre ücretine ilişkin Yargıtay kararları

“…Davacı davalı işyerinde özel öğretim kurumlan kanunu uyarınca belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmıştır.
Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 5. maddesinde “Kurucu veya öğretmen sözleşmeyi yenilememek istediği taktirde sözleşme süresinin bitiminden en geç bir ay önce bu durumu muhataba yazılı olarak bildirmek mecburiyetindedir. Aksi halde sözleşme kendiliğinden yenilenmiş sayılır” hükmü yer almaktadır.
İş sözleşmesi davalı işveren tarafından bu maddeye uygun olmayan bir şekilde
10.9.2007 tarihinde sona erdirilmiştir.
Dosya içindeki davacıya ait SSK hizmet cetveline göre davacı 15.12.2007 tarihinde 1062776 sicil numaralı işyerinde çalışmaya başlamıştır. Taraflar arasındaki belirli süreli iş sözleşmesi kendiliğinden yenilendiğinden davacı yeniden çalışmaya başladığı 15.12.2007 tarihinde kadar geçen süre yönünden ücret alacağına hak kazanmasına karşın mahkemece davacının bakiye süre ücretinin reddi isabetsizdir.”(9.HD. 2010/16791 E. 2012/23877 K. 20.06.2012)

“…Davacı açmış olduğu bu davada, taraflar arasında 28.5.2004 tarihinde imzalanan sözleşmeye dayanarak cezai şart, sözleşmenin kalan süresine ait ücret ve maddi tazminat isteklerinde bulunmuştur.
Davalı ise, taraflar arasında bir iş ilişkisinin kurulmadığını çalışma izni alma ile ilgili yükümlülüğüne aykırı davranan davacının işe başlaması gereken 21.6.2004 tarihinde işbaşı yapmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının sözleşmesinin 22.6.2004 tarihinde davalı tarafça feshedildiği, bu nedenle 21.6.2004 tarihinde işyerine gelmediği yönündeki beyanın gerçeği yansıtmadığı taraflar arasında iş ilişkisinin kurulduğu gerekçesiyle cezai şart ile bakiye süreye ait ücret isteklerinin kabulüne maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında 28.5.2004 tarihinde imzalanan iş sözleşmesinde iş ilişkisinin 21.6.2004 tarihinde başlayacağı ve sözleşmenin 2 yıl süreli olduğu açıklanmıştır. Davacı Yabancı uyruklu olup, Türkiye’de çalışabilmesi için 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunun 4. Maddesi uyarınca çalışma izni alınması gerekmektedir. Ayııı Kanunda çalışma izni alınmaksızın yabancıyı çalıştıran işveren ve vekili için idari para cezası öngörülmüştür.
Davalı taraf çalışma izni alınması için 7.6.2004 tarihinde ilgili Bakanlığa başvuruda bulunmuş, Bakanlığın eksik belgelerin tamamlanması istenilmiştir. Bu yazıdan sonra herhangi bir işlem yapılmamış ve Bakanlık tarafından ilgili başvuru evrakı geri gönderilmiştir. Davacı çalışına izni alınması yönünden kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmemiştir. Bunun sonucunda davalı tarafından 18.6.2004 tarihinde düzenlenen noter ihtarnamesinde davacıya iş başı yapması gereken tarihe kadar çalışma izni verilmemiş olması sebebiyle sözleşmenin 21.6.2004 tarihi itibarıyla feshedildiği bildirilmiştir.
Söz konusu ihtarname davacıya 22.6.2004 tarihinde tebliğ edilmişse de, davacının 21.6.2004 tarihinde işyerine alınmadığı dosya içeriği ile sabit olmuştur. Esasen bu konu mahkemenin de kabulündedir.
O halde taraflar arasında yazılı iş sözleşmesinin varlığına rağmen çalışma olgusu gerçekleşmemiş ve fiilen iş ilişkisi kurulmamıştır. Sözleşmede öngörülen cezai şart dönme cezası olmadığından iş sözleşmesi kurulmaması nedeniyle davacı tarafça istenilemez.
Öte yandan iş sözleşmesi kurulmadığından davacının sözleşmenin kalan süresine ait ücret talep etmesi de mümkün olmaz.
Gerçekten bakiye süreye ait ücret hakkından söz edilebilmesi için iş sözleşmesinin süresi içinde feshedilmiş olması şarttır.
Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde isteğin kabulü hatalı olmuştur.”(9.HD. 2006/20061 E. 2006/24888 K. 26.09.2006)

“…Sözleşmenin belirli süreli yapılmasını gerektiren neden bulunmadığından bakiye süre ücreti istenemez.
Somut olayda; davacının davalı hastanede anestezi uzmanı olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında düzenlenen 6.2.2013 tarihli iş sözleşmesinde davacının 1 yıl süre ile davalı işyerinde çalışacağı, tarafların iş sözleşmesini istedikleri zaman l hafta önceden haber vermek suretiyle feshedebilecekleri düzenlenmiştir. Davacının yaptığı işin niteliği dikkate alındığında taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olmasını gerektirir objektif bir neden bulunmamaktadır. Bu nedenle taraflar arasındaki iş sözleşmesinin asgari süresi belirlenmiş belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğunun kabul edilmesi gerekir. Davacının belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışması nedeniyle davacının bakiye süreye ilişkin ücret talebinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(7. HD. 2014/8872 E. 2014/16647 K. 10/09/2014)

“…Kabule göre de davacı ile 6 aylık belirli süreli iş sözleşmesi yapılmış ise de, davacının sözleşmede kararlaştırılan işi ve fiilen yaptığı bekçilik işi dikkate alındığında yapılan işin belirli süreli bir iş olmadığı veya belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak yapılmadığı adı belirli süreli olsa da ortada mahiyeti itibari ile belirsiz süreli bir iş sözleşmesi olduğu halde bakiye süre ücreti talep edilmesi mümkün olmadığı halde bu alacağın tahsiline karar verilmesi de hatalı olmuştur.”(7. HD. 2013/1617 E. 2013/1683 K. 26.02.2013)

“…Sözleşmenin belirli süreli yapılmasını gerektiren neden bulunmadığından bakiye süre ücreti istenemez.
Somut olayda, davacının davalı şirket elamanı olarak Z. Bankası Ege Bölgesi şubelerinin bilgisayarlarının bakım ve onarım işlerinden sorumlu olarak çalıştığı anlaşılmaktadır.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, belirli süreli sözleşme yapmak için objektif neden yoktur, bu nedenle sözleşmenin başından itibaren belirsiz süreli olduğu kabul edilerek bakiye süre ücret alacağının reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.”(9.HD. 2009/28801 E. 2011/47635 K. 08.12.2011)

“…Sözleşmenin belirli süreli yapılmasını gerektiren neden bulunmadığından bakiye süre ücreti istenemez.
Somut olayda taraflar arasında 11.02.1999, 01.01.2001, 01.01.2003, 01.01.2005 tarihlerinde belirli süreli hizmet sözleşmeleri imzalanmıştır. Davacı hizmet sözleşmesi ile bilgi işlem uzmanı olarak çalışmaya başlamış ancak son sözleşmedeki süre tamamlanmadan sözleşme işveren tarafından sona erdirilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen hizmet sözleşmesi dikkate alındığında belirli süreli iş akdi yapılmasını gerektiren nesnel neden bulunmamaktadır. ( Dairemizin 18.10.2010 gün 2008/41953 E. 2010/ 29466 ve 21.10.2010 gün ve 2008/37877 E. 2010/29884 K. sayılı ilamları )
Sözleşme başlangıçtan itibaren belirsiz nitelikte olup, belirli süreli hizmet akitlerinde talep edilebilecek bakiye süre ücreti talebinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2009/27733 E. 2011/46865 K. 01.12.2011)

“…Somut olayda, davacı belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını ileri sürmüştür.
Ancak davacı uzman doktor olup yukarıdaki açıklamalar ışığında belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak çalışmasını gerektirecek bir neden bulunmadığından belirli süreli sözleşme ile çalıştığını kabul etmek mümkün değildir.
Davacı belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığından bakiye süre ücreti alacağı isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü isabetsizdir. Konya 2. İş Mahkemesinde aynı davalı aleyhine açılan aynı mahiyetteki 2007/530 E, 2008/916 K ve 2007/529 E, 2008/915 K sayılı dosyalarında iş sözleşmeleri belirsiz süreli kabul edilip bakiye süre ücreti isteği reddedilmiş, kararlar Dairemizin 2009/4708 E, 2011/7299 K ve 2007/4707 E, 2009/7300 K sayılı ilamları ile onanmıştır.”(9.HD. 2012/23674 E. 2012/26556 K. 05.07.2012)

“…Somut olayda; davacı davalı iş yerinde 2004 yılından fesih tarihi olan 02.07.2008 tarihine kadar her yıl başında imzalanan hizmet akitleriyle part-time doktor olarak çalışmaktadır.
Mahkemece; iş akitleri zincirleme yapılmış olsa da belirli süreli akit olma özelliği devam ettiği gerekçesiyle davacının belirli süreli iş sözleşmesiyle çalıştığı kabul edilmiştir. Davacının yaptığı iş veya iş yerinin niteliği itibarıyla 4857 sayılı İş Yasanının 11. maddesinde belirtildiği şekilde, belirli süreli akit yapılması için objektif bir neden olmadığı gibi, akdin belirli süreli sayılmasını gerektirir yasal bir zorunluluk da bulunmadığından davacının belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalıştığının kabul edilmesi gerekir.
Bu nedenle bakiye süre ücreti talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.”(9.HD. 2010/9650 E. 2012/23368 K. 18.06.2012)

“…Sözleşmenin belirli süreli yapılmasını gerektiren neden bulunmadığından bakiye süre ücreti istenemez.
Somut olayda davacının fabrika müdürü olarak görev yaptığı, yapılan işin sürekli olup, taraflar arasında belirli süreli hizmet akdi yapılması gerektiren objektif koşulları yoktur. Sözleşme başından beri belirsiz süreli olup, belirsiz süreli hizmet akitlerinde bakiye süre ücreti alacağı söz konusu olamaz.
Bu nedenle, davalının bakiye süre ücret alacağının reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD . 2009/42606 E. 2012/4005 K. 14.02.2012)

“…Somut olayda davacı ile yapılan iş sözleşmesinde sözleşmenin belirli süreli olması yönünde herhangi bir objektif nedene dayanılmadığı anlaşılmaktadır. Davacının salt yurt dışında çalışan işçi olması belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirmez.
Davacı işçi Libya’da bulunan şantiye işyerinde süreli bir görev üstlenmiş olup, belirli süreli iş sözleşmesinin yapılmasını ya da yenilenmesini gerektiren objektif nedenler bulunmamaktadır. Davalı işveren cevap dilekçesinde iş sözleşmesinin belirli süreli olduğu yönünde bazı açıklamalara yer vermiş ise de, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 11. maddesinde belirli süreli iş sözleşmesi yapılması ve yenilenmesine dair kriterler mutlak emredici olarak düzenlenmiş olmakla bu konuda tarafların iradelerinin birleşmesi sözleşmeyi belirli süreli hale getirmez.
Yapılan açıklamalara göre davacı işçinin bakiye süreye ait ücret alacağının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde talebin kabulü hatalı olup kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.”(9.HD . 2012/3357 E. 2013/16118 K. 28.05.2013)

“…Somut olayda, davacı ile yapılan iş sözleşmesinde sözleşmenin belirli süreli olmasını gerektirir herhangi bir objektif neden olmadığı anlaşılmaktadır. Davacının salt yurt dışında çalışan işçi olması bel iri i süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirmez. Davacı işçi Libya’da bulunan şantiye iş yerinde süreli bir görev üstlenmesi objektif neden sayılmaz.
Taraflar arasındaki iş akdi başından beri belirsiz süreli olup, bakiye süre ücreti söz konusu olmayacağından davacı işçinin bakiye süreye ait ücret alacağının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde talebin kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2013/12621 E. 2013/32388 K. 09.12.2013)

“…Somut olayda davacı, davalı şirketin Libya’daki inşaat şantiyesinde kalıpçı ustası olarak görev yapmaktadır. İler ne kadar taraflar arasında bir yıl süreli iş sözleşmesi düzenlenmiş ise de, davacının yaptığı işin belirli süreli bir iş veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif şartlara bağlı bulunmadığı anlaşıldığından sözleşmenin süresinin belirsiz olduğunun kabulü gerekir. Davacının belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışmasını gerektirir objektif sebeplerin bulunmadığı, sözleşmenin başından itibaren belirsiz süreli olduğunun kabulü ile bunun sonucu olarak, bakiye ücret alacağı isteğinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kısmen kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”(22. HD. 2012/23997 E. 2013/13828 K. 07.06.2013)

“…Somut olayda davacının işyerinde kapıcı olarak çalıştığı ve iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği konularında taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık yoktur. Her ne kadar taraflar arasında yapılan 16.09.2009 tarihli sözleşme geçerli ise de, davacı işçi ile yapılan sözleşmenin belirli süreli olabilmesi için yukarıda açıklanan gerekli objektif nedenler olayımız da yoktur. Böyle olunca da sözleşmenin belirsiz süreli olarak kabul edilip davacının bakiye süre ücreti alacağının reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(9.HD. 2012/17776 E. 2014/19546 K. 16/06/2014)

“…Somut olayda taraflar arasında 01.09.2003-31.09.2008 tarihleri arasında yürürlükte bulunan davacının memur ünvanıyla çalışacağı belirtilen hizmet akdi imzalanmıştır.
22.7.2004 tarihinde ise vakfın ekonomik sıkıntısı ve borçları sebebiyle feshedildiği belirtilerek davacının iş sözleşmesi sona erdirilmiştir.
Vakıf Başkanlığınca düzenlenen çalışan personelin görev dağılımının belirlendiği yazıda davacının yapacağı işler “Turhal guidc hazırlamak, yayınlamak ve dağılmak, ilçenin turistik araç ve gereçlerini Türkiye ve dünyaya tanıtmak, ilçe için web sayfası hazırlamak, 3 ayda bir bülten hazırlamak, basında Turhal ile ilgili çıkan bilgileri kaymakama sunmak” olarak düzenlenmiştir.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, davacının davalı vakıf işyerinde yapacağı işler itibariyle belirli süreli iş akdi düzenlenmesini gerektiren objektif nedenler mevcut değildir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin baştan itibaren belirsiz süreli olarak kabulü gerekir. Bakiye süre ücreti alacağı talebinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.”(9.HD. 2009/35628 E. 2012/1880 K. 26.01.2012)

“…Sözleşmenin belirli süreli yapılmasını gerektiren neden bulunmadığından bakiye süre ücreti istenemez.
Somut olayda, davacı klinik araştırına izlemcisi olarak belirli süreli iş akdi ile çalıştığını, sözleşmeye göre akdin 01.05.2008 tarihinde sona ermesi gerekirken süresinden önce 11.04.2008 tarihinde sona erdirildiğini ileri sürerek bakiye süre ücreti talebinde bulunmuştur.
Mahkemece davacının 19 günlük ücret alacağı kaldığı gerekçesiyle indirim yapılarak talebin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ışığında dava konusu somut olay değerlendirildiğinde yapılan işin niteliği, belirli süreli sözleşme yapılmasını gerektirecek nesnel nedenler olmaması dikkate alındığında taraflar arasındaki sözleşmenin başlangıçtan itibaren belirsiz süreli olarak kabul edilerek bakiye süre ücreti talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9. HD. 2009/38387 E. 2012/1826 K. 25.01.2012)

“…Somut olayda taraflar arasında imzalanan sözleşmede davacının müdür olarak görevlendirildiği açıklanmıştır.
İşyeri bir mağaza olup mağaza müdürlüğü görevi süreklilik arz etmektedir. İşyerinin yeni bir alışveriş merkezinde açılmış oluşu da sözleşmenin belirli süreli olarak yapılmasını gerektirmemektedir. Taraflar arasında belirli süreli sözleşme yapılması için objektif neden bulunmamaktadır.
Bu nedenle taraflar hizmet akdi belirsiz süreli olup, davacının sözleşmenin kalan süresine ait ücret isteklerinin reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece bakiye süreye ait ücret isteğini kabulü hatalıdır.”(9.HD . 2009/29858 E. 2012/1434 K. 24.01.2012)

“…Somut olayda, davacı muhasebe işlerinde çalışmıştır.
Taraflar arasında iş sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanununun 11. maddesinde, belirli süreli iş sözleşmesi, belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan sözleşmeler olarak açıklanmıştır.
Yapılacak işin niteliği dikkate alındığında sözleşmenin belirli süreli yapılmasını gerektiren objektif nedenler bulunmadığından sözleşmenin belirli süreli olarak düzenlense de belirsiz süreli sözleşme olduğu dikkate alınmadan bakiye süre ücretinin kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.”(7.HD. 2014/704 E. 2014/8740 K. 22.04.2014)

“…Somut olayda, davacı müşteri temsilcisi olarak görev yapmaktadır.
Yapılan işin niteliği göz önüne alındığında davacının belirli süreli iş akdi ile çalıştırılmasını gerektiren nesnel ve objektif bir neden bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki ilişki baştan beri belirsiz süreli iş sözleşmesi ilişkisidir.
Buna göre davacının bakiye süre ücret alacağı talebinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”(9. HD. 2009/38902 E. 2011/50133 K. 28/12/2011)

“…Davacı işçi açmış olduğu bu davada işsözleşmesinin yenilenmeyeceğinin süresinde bildirilmemesi sebebiyle bir yıl süreyle yenilendiğini ve yenilenen iş sözleşmesinin süresinden önce feshedildiğini ileri sürerek sözleşmeden kararlaştırılan tazminatın ödetilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı işveren iş sözleşmesinin feshedildiğinin 29.8.2005 tarihinde telefonla bildirildiğini ve yazının tebliği için işyerine gelmesinin söylendiğini, ertesi günü Zafer Bayramı olmakla okulun kapalı olduğunu ve 31.8.2005 tarihinde ise tebligatın yapıldığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Dosya içindeki bilgi ve belgelere göre, davacı işçi davalı özel öğretim kurumu işyerinde öğretmen olarak 1.9.2004 tarihinde 1 yıllık süreli iş sözleşmesi ile çalışmaya başlamış, davalı işverence iş sözleşmesi 31.8.2005 tarihinde feshedilmiştir.
İş sözleşmesinin 1 yıl süreli olduğu ve süre bilimine kadar yenilenmediği taktirde sözleşmenin yenilenmiş sayılacağı kararlaştırılmıştır. Yiııc sözleşmenin özel şartlar başlıklı bölümünün (n) bendinde “Sözleşmenin haklı nedene dayanmaksızın öğretmen/ idareci tarafından tek taraflı fesih halinde, fesheden, sözleşmenin kalan süresi kadar ücreti ve bu ücretin bir yıllık tutarını tazminat olarak ödemeyi peşinen kabul eder” şeklinde kurala yer verilmiştir.
Davacı işçi sözleşmenin ilgili bölüm (n) bendine dayanarak tazminat talep etmiş, davalı vekili cevap dilekçesinde sözleşmenin yenilenmiş sayılamayacağı yönünden itirazda bulunmuştur. Mahkemece savunmaya değer verilerek isteğin reddine karar verilmiştir.
Davacı işçinin iş sözleşmesi 30.8.2005 tarihinde sona erdiği halde fesih bildirimi 31.8.2005 tarihinde yapılmıştır. Bu durumda sözleşmenin anılan hükmü uyarında sözleşme süresi içinde fesih bildirimi yapılmamış olmakla iş sözleşmesi aynı şartlarda bir yd daha uzamış olmaktadır. Yenilenmiş olan iş sözleşmesi süresi sona ermeden feshedilmiş olmakla, iş sözleşmesinin (n) bendine dayanan istek yönünden indirim hususu da değerlendirmeye tabi tutularak bir karar verilmesi gerekirken, isteğin reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2007/41278 E. 2009/14413 K. 26.5.2009)

“…Somut olayda, davacının davalı işverene ait değişik inşaat işyerlerinde silindir operatörü olarak toplam bir yıl, on bir ay, yirmi günlük çalışmasının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Son olarak taraflar arasında başlangıç ve bitiş tarihlerinin 06.04.2007-06.07.2007 olduğu sözleşme imzalanmış olup, davacı sözleşmeyi süresinden önce 31.05.2007 tarihi itibarıyla haklı sebeple feshettiğini ileri sürerek çalışılmayan süreye ilişkin ücret alacağı isteğinde bulunmuştur.
Yukarıda açıklanan ilkeler gereğince, işin niteliği ve davacının ileri sürülen sözleşme döneminden önceki çalışmaları da dikkate alınarak sözleşmenin belirsiz, süreli olduğu kabul edilmelidir.
Belirsiz süreli iş sözleşmelerinde mahrum kalınan ücret alacağı söz konusu olamayacağından talebinin reddi gerekir. Aksi düşünce ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2009/9586 E. 2011/7485 K. 18.03.2011)

“…Taraflar arasında 06.01.2004 tarihinde 5 yıl süreli iş sözleşmesi düzenlenmiştir.
Davalı karşı davacı işçi işyerinde 1986 yılından beri çalışmış ve iş sözleşmesi 2.1.2004 tarihinde feshedilerek hakları ödenmiştir.
Bunun ardından 5.1.2004 tarihinde 2 yıllık ve bir gün sonra 6.1.2004 tarihinde ise 5 yıllık sözleşme imzalanmıştır.
Bu sözleşmelerde davalı işçinin işverene ait işyerinde SSK Hastaneleri Satış Müdürü görevini yürüteceği açıklanmıştır.
Taraflar arasında iş sözleşmesinin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanununun 11. maddesinde, belirli süreli iş sözleşmesi, belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan sözleşmeler olarak açıklanmıştır.
Somut olay yönünden davalı karşı davacı işçinin işverenin eski, işçisi olması ve ifa ettiği görev dikkate alındığında işyerinde 5 yıllık belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmasını gerektiren objektif nedenlerin bulunmadığı görülmektedir.
İşverenin diğer çalışanları ile belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığı hususu da kanıtlanabilmiş değildir.
Kaldı ki geçerli olmayan bir iş sözleşmesi uyarınca bakiye süre için hiçbir hak talep edilemez. Bu nedenle iş sözleşmesinin belirli süreli olarak kabulü ile sözleşmenin kalan süresi için ücret isteğinin hüküm altına alınması hatalı olmuştur. Hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.”(9.HD. 2006/3258 E. 2006/29377 K. 07.11.2006)

“…Somut olayda davacının, davalı iş yerinde ihracat müdürü olarak çalışmak üzere 01.04.2003-31.03.2007 tarihleri arasını kapsayan 4 yıl süreli iş sözleşmesi imzaladığı, iş sözleşmesinin 31.07.2006 tarihinde işverence haklı nedene dayanmadan feshedildiği mahkemenin de kabulündedir.
Mahkemece iş sözleşmesi belirli süreli kabul edilerek bakiye süre için yoksun kalınan ücret alacağı, indirim yapılarak hüküm altına alınmıştır.
Davacının yaptığı iş nedeni ile belirli süreli iş sözleşmesi yapılması için objektif neden bulunmadığından taraflar arasındaki sözleşme belirsiz sürelidir. Böyle olunca mahkemece bakiye süre için yoksun kalman ücret alacağının reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır. Dairemizin kökleşmiş uygulaması ve benzer işlerde çalışanlarla ilgili 2008/41953 E., 2010/29466 K. ve 2008/37877 E., 2010/29884 K. sayılı kararları da aynı doğrultudadır.”(9.HD. 2009/32912 E. 2011/48661 K. 19.12.2011)

“…Davacı, davalı işyerinde farklı tarihlerde belirsiz süreli hizmet akitleri ile çalışırken 22.7.2003 tarihinde belirli süreli ve 5 yıllık hizmet akdi düzenlendiği 22.7.2004 tarihinde işveren tarafından hizmet akdinin sona erdirildiği davacı tarafından akdin haksız feshedildiği gerekçesi ile bakiye 4 yıllık sürenin ücretinin dava konusu yapıldığı mahkemece davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Şoför olarak belirsiz süreli hizmet akitleri ile çalışan davacı ile 5 yıllık sözleşme yapılmasını gerektirir, objektif nedenler bulunmadığından hizmet akdinin belirsiz süreli olarak kabulü gerekir.
Böyle olunca Borçlar Kanunu 325.maddesi gereğince bakiye süre ücretinin talep edilmesi mümkün değildir.
Bu sebeple davanın reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2006/15206 E. 2006/33350 K. 18.12.2006)

“…Sözleşmenin belirli süreli yapılmasını gerektiren neden bulunmadığından bakiye süre ücreti istenemez.
Somut olayda, taraflar arasında 06.07.2007- 06.07.2008 yürürlük tarihli bir yıllık geçici hizmet sözleşmesi başlığı altında imzalanan sözleşmede “yapılacak iş; doğrudan ticaret baş müşavirine, ticaret müşavirine, ticaret ataşesine, ticaret müşavir yardımcısına bağlı olarak istihdam edilecek yerel personel davacının, yurtdışı temsilciliğinin görev alanına giren raporların hazırlanmasında, fuar ve tanıtım faaliyetlerinin düzenlenmesinde firma bilgilendirilmesinde, eşleştirilmesinde ve ofisin idaresinde ticaret müşavirine yardım etmek” olarak düzenlenmiştir.
Yapılan iş ve görev tanımı itibariyle 4857 sayılı İş Kanunu’ ııuıı 11. maddesi kapsamında davacı ile belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektiren objektif esaslı nedenler mevcut değildir.
Sözleşmenin baştan itibaren belirsiz süreli olduğunun kabulü gerekir.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, bakiye süre ücreti talebinin davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.”(9.HD. 2009/32789 E. 2012/872 K. 19.01.2012)

“…Somut olayda, davacı işçi ile Trafik ve Çevre Bilgisi Uzman Öğreticisi olarak 5580 sayılı tabi olarak çalışmak üzere 03.02.2010-03.02.2011 ve 03.02.2011-03.02.2012 tarihleri arasında Özel Eğitim Kuramlarında Görev Alan Eğitim Personeline Ait İş Sözleşmesi imzalandığı, kurumun devredilmesinden dolayı 28.06.2011-28.06.2012 tarihleri arasında sözleşmesinin yenilenerek çalışmasına davalı iş yerinde devam ettiği anlaşılmaktadır.
Davacının iş sözleşmesi iki dönem yenilenmiş ise de akdin belirli süreli olması yasadan kaynaklandığı için zincirleme düzenlenen iş sözleşmeleri belirsiz hale dönüşmez.
Bu itibarla iş akdinin süresinden önce haklı nedene dayanmadan feshedilmiş olması nedeniyle davacı bakiye ücret alacağına hak kazanacaktır.
Yapılacak iş, işçinin sözleşmenin feshinden sonraki dönem içinde başka bir işten gelir elde edip etmediği ya da iş arayıp aramadığı araştırılarak Borçlar Kanununun 325 inci maddesine göre işçinin, sözleşme kapsamındaki işi yapmaması sebebiyle tasarruf ettiği miktarlar (yemek, yol vs ) ile diğer bir işten elde ettiği gelirleri veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyler kalan süreye ait ücretler toplamından indirilerek anılan alacak hakkında çıkacak sonuca göre karar vermektir.
Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(7.HD. 2013/14782 E. 2013/21382 K. 09.12.2013)

“…Somut olayda taraflar arasında yapılan iş sözleşmesi 16.7.2002-31.12.2002 tarihleri arasında geçeridir. Ancak sözleşmenin 6.maddesinde iş sözleşmesinin feshedilmemesi halinde 1 yıl uzayacağı belirtilmiştir. Davacı bu şekilde 16.7.2002-26.8.2005 tarihleri arasında davalı işyerinde çalışmıştır. Taraflar arasındaki iş sözleşmesi başlangıçta belirli süreli olmasına rağmen birden fazla yenilenmek suretiyle başlangıçtan beri belirsiz süreli hale gelmiştir. Taraflar arasındaki iş sözleşmesi belirsiz süreli olduğundan davacının bakiye süre ücret alacağı talebinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2008/20770 E. 2010/5910 K. 04.03.2010)

“…Somut olayda, davacı ile 2005 yılından başlayarak, fesih tarihi olan 08.07.2010 tarihine kadar birer yıllık sözleşmeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla esaslı bir neden olmadan belirli süreli iş sözleşmeleri birden fazla ve üsl üste yapıldığından artık davacı ile yapılan sözleşmenin belirli süreli olduğu söylenemez. Taraflar arasındaki sözleşme belirsiz süreli hale gelmiştir. Bu durumda davacının bakiye süre ücreti ve cezai şart alacağı isteminin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(9.HD. 2011/40503 E. 2013/29281 K. 14.11.2013)

“…Somut olayda davacı 1993-2005 yılları arasında çok uzun süre çalışmıştır. Hizmet sözleşmesinin belirli süreli yapılmasını gerektirir kanundan doğan bir hüküm bulunmamaktadır.
Ayrıca İş Kanununun 11. maddesinde asıl olan süresi belirsiz süreli hizmet sözleşmesidir. Boşta geçen süre ile ilgili alacağın reddi gerekirken kabulü bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2007/37145 E. 2009/2329 K. 12.02.2009)

Asgari süreli sözleşmeler konusunda ayrıca bakınız; “Cezai Şart” konu başlığı 1. Sözleşme belirli süreli sözleşme niteliğinde olmadığından, belirli süreli sözleşmenin çeşidi olan garanti süreli sözleşme şartlarını da taşımadığından talep reddedilmelidir.
Somut olayda, davacı inşaat işçisi olup bu niteliği ve yapılan iş değerlendirildiğinde taraflar arasında belirli süreli hizmet akdi yapılmasını gerektiren objektif unsurlar bulunmadığı gibi, belirli süreli hizmet akdi şeklinde yapılan sözleşmenin garanti süreli hizmet akdi niteliği de taşımadığı anlaşıldığından davacının bakiye süre ücret alacağı talebinin reddi yerine kabulü hatalıdır.”(9. HD. 2011/19764 E. 2013/19535 K. 25.06.2013)

“…Davacı vekili; müvekkilleri ile davalı şirket arasında 23/09/2009 tarihinde işletme çalışmasa dahi 3 ay maaş taahhütlü, işletmenin çalışması halinde 6 ay boyunca uygulanacak olan belirli süreli iş sözleşmesinin imzalandığını, müvekkillerinin 23/09/2009 tarihinde sigorta girişlerinin yapılması için evraklarını şirkete teslim ettiklerini ve işe başladıklarını, 15/10/2009 tarihinde saat 22.00-23.00 sıralarında iş veren tarafından çağırılan müvekkillerinin hiç bir gerekçe belirtmeksizin sözlü olarak işlerine son verildiğini, işverence 23/09/2009-15.10/2009 tarihleri arasındaki çalışmalarına karşılık gelen ücretlerinin bir kısmının nakit olarak diğer kısmının çekle ödendiğini, sözleşmeden kaynaklı bakiye alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek müvekkillerinin bakiye ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Taraflar arasındaki hizmet akdi belirli süreli hizmet akdi niteliğinde olmayıp garanti süreli hizmet akdi olduğundan mahkemenin bakiye süre ücreti hesabında yasaya aykırılık yoktur. Ancak dairemizin yerleşik uygulamasında belirli süreli ya da garanti süreli hizmet akitlerinden kaynaklanan bakiye süre ücretinden davacının işi yapması sonucunda tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ya da kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylere karşılık hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Mahkemece, hesaplanan bakiye süre ücretinden, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 325. maddesi (6098 sayılı yeni Borçlar Kanunu 408. maddesi) uyarınca hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.”(9. HD. 2011/19764 E. 2013/19535 K. 25.06.2013)

“…Taraflar arasındaki hizmet akdi belirli süreli hizmet akdi niteliğinde olmayıp garanti süreli hizmet akdi olduğundan mahkemenin bakiye süre ücreti hesabında yasaya aykırılık yoktur. Ancak dairemizin yerleşik uygulamasında belirli süreli ya da garanti süreli hizmet akillerinden kaynaklanan bakiye siirc ücretinden davacının işi yapması sonucunda tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ya da kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylere karşılık hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği kabul edilmiştir.”(9. HD. 2011/42922 E. 2013/29823 K. 19.11.2013)

“…Somut olayda davacı işçi genel müdür olarak görev yapmış olup, işyerinde sürekli bir görev üstlenmiştir. İş sözleşmesinin belirli süreli olarak yapılmasını gerektiren objektif nedenler bulunmamaktadır. Davacının yabancı uyruklu olması da belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektiren nedenlerden değildir. Önemli olan İş Kanunu’nun 11. maddesindeki koşulların oluşmasıdır.
Öte yandan taraflar arasındaki sözleşme belirli süreli olarak düzenlenmek istenmiştir. Sözleşmenin asgari süreli olduğu hiçbir yerinde belirtilmemiştir. Sözleşmenin belirli süreli olma koşullarını haiz olmaması durumunda tarafların iradelerine farklı bir anlam yükleyerek bu defa asgari süreli sözleşme olarak değerlendirilmesi mümkün olmaz. Taraflar asgari süreli bir sözleşme düzenlemek istemiş olsalardı açıkça bunu sözleşmede kararlaştırmaları gerekirdi. Nitekim dava dilekçesinde de sözleşmenin belirli süreli olduğu açıklanarak taleplerde bulunulmuş, asgari süreli bir sözleşmeye dayanılmamıştır.
Yapılan bu açıklamalara göre belirli süreli olma niteliğini haiz olmayan iş sözleşmesine dayalı olarak sözleşmenin kalan süresine ait ücret talebi yersizdir. Davanın reddi gerekirken yazılı şekilde isteğin kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9. HD. 2012/1798 E. 2014/2032 K. 28.01.2014)

“…Borçlar Kanununun 325 inci maddesinde, “İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir” şeklinde kurala yer verilerek işçinin kalan süre ücretini talep hakkı olduğu belirtilmiştir. Bakiye süre ücretinin istenebilmesi için, iş sözleşmesinin haklı bir neden bulunmaksızın işverence feshedilmiş olması gerekir. İşverenin feshi 4857 sayılı İş Kanununun 25 inci maddesinde yazılı sağlık sebeplerine, ahlâk ve iyi niyet kuralları ile benzerlerine uymayan hallere veya zorlayıcı sebeplere dayanması halinde, sözleşmenin kalan süresine ait ücretler yönünden işçinin talep hakkı doğmaz.
İşçin in iş görme edimini ifa edememesinin, işverenin temerrüdünden kaynaklanması durumunda, sanki sözleşme devanı ediyormuş gibi kalan süreye ait ücret ve diğer hakların ödemesi gerekecektir. İş Hukukunda ücret kural olarak çalışma karşılığı ödenir. Aksinin kanunda öngörülmesi ya da taraflarca açık biçimde kararlaştırılması gerekir. Bakiye süre ücreti eylemli bir çalışmanın karşılığı olmadığından, 4857 sayılı Yasanın 34 üncü maddesinde öngörülen özel faiz uygulanmaz ve bu ücretlere ilişkin olarak sigorta primi ödenmesi de gerekmez.
Somut olayda; taraflar arasında belirli süreli iş akdi düzenlenmiş olup, ödenmeyen ücret alacakları nedeniyle davacının iş akdini feshettiği tartışmasızdır. Bu durumda davacının 818 Sayılı Borçlar Kanununun 325. maddesi uyarınca bakiye süre ücreti talep edemeyeceği ancak olayın anlatımının taraflara, hukuki nitelemenin hakime ait olduğu gözetilerek davacının aynı yasanın 345. maddesinde öngörülen tazminata hak kazanıp kazanamayacağının değerlendirilmemesi hatalıdır.”(9.HD. 2012/33827 E. 2014/22876 K. 02.07.2014)

“…Somut olayda davacının iş sözleşmesi yenilenmiş haliyle sözleşme süresinin bitimine 11 ay 15 gün kala işverence feshedilmiştir.
Fesih bildirimi işçiye ulaşmakla sonuçlarını doğurur. İşverence işçinin 03.02.2005 tarihinde işe daveti yeni bir iş ilişkisi kurulmasına yöneliktir.
İşçinin iş sözleşmesi işverence kadronun daraltılması sebebiyle feshedilmiş olmakla yeniden işe davet edilmiş olsa dahi işçide güvensizlik oluştuğundan işçiden tekrar işe başlaması beklenemez.
Kalan süre ücretinin sözleşmenin sonuna kadar hesaplanmalı ve Borçlar Kanunu’nun 325. maddesi uyarınca indirime gidilerek bir karar verilmelidir.”(9.HD. 2009/18348 E. 2011/43371 K. 15.11.2011)

“…Bu nedenle işçinin çalıştırılmaya zorlanması düşünülemez İşverence sınıfa alınmamak suretiyle yapılan fesih haksızdır.
Uyuşmazlık, davacıya etüt çalışması yaptırılarak sözleşmede belirtilen süreden fazla çalıştırılıp çalıştırılmadığı, buna bağlı olarak feshin haklı olup olmadığı konusunda toplanmaktadır.
Dosya içeriğinde bulunan 17.2.2003 tarihli tutanakta davacı öğretmene 802 ve 804 no’lu sınıflarda birer saatlik ek ders verildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan davacı tanığı tarafından da sınıfa alınmadığı ifade edilmiştir.
Sözleşme ile belirtilen süreden daha fazla davacı öğretmenin çalıştırılması, iş koşullarında ağırlaştırılma oluşturur. Bu nedenle işçinin çalıştırılmaya zorlanması düşünülemez.
İşverence yapılan fesih haksızdır.
Bakiye süre ile ilgili bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”(9. HD. 2006/8545 E. 2006/29453 K. 08.11.2006)

“…Davacı işçi Amerika vatandaşı olup davalıya ait işyerinde 625 sayılı yasaya göre çalışmıştır. Taraflar arasında 25.7.1999-31.7.2001 tarihleri arasında geçerli olmak üzere belirli süreli iş sözleşmesi imzalanmış ve davalı işveren 28.10.1999 tarihinde iş sözleşmesini feshetmiştir. Davacı işçi bakiye süre ücreti isteği ile icra takibi yapmış, davalı tarafın takibe itirazı üzerine açılan bu davada itirazın iptali ile icra inkar tazminatı talep edilmiştir.
Mahkemece davacının bakiye süre ücretinden % 30 oranında taktiri indirim yapılmıştır.
Sözleşmenin feshinden sonra kalan süre 1 yıl 9 ay 3 gündür.
Davacının eğitim durumu ve yabancı uyruklu oluşu dikkate alındığında bu kadar uzun süre içinde iş bulamaması düşünülemez.
Gerçekten Borçlar Kanununun 325. Maddesinde, “İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmağa mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir. Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyi mahsup ettirmeğe mecburdur” şeklinde kurala yer verilmiştir. Davacının bakiye süre içinde kasten feragat ettiği gelirleri de yapılacak indirimde göz önünde tutulmalıdır.
Davacı işçinin bakiye süre içinde iş aradığı yönünde bir bilgi ve belge dosyaya sunulmuş değildir.
Oysa davacının bu yönde bir çaba içine girmesi halinde en fazla altı ay içinde iş bulabileceğinin kabulü gerekir. Bakiye süre ücreti yönünden altı aylık süre için bir hesaplama yapılması ve isteğin kabulü gerekirken 1 yıl 9 ay 3 günlük süreye göre hesaplanan ücretlerden taktiri indirim yapılarak sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2006/17592 E. 2006/24120 K. 19.09.2006)

“…Davacı davalı işyerinde 14.000,00 TL ücretle çalışırken sözleşmesi feshedilmiştir. İşten ayrıldıktan sonra girdiği işyerinde ücreti 4750,00 TLolarak dosyaya sunulmuştur. Davacının ortopedi doktoru olarak çalıştığı dikkate alındığında sonradan girdiği işyeriııdeki ücretin düşük olması karşısında ücretin gerçeği yansıtmadığı iddiasına dayanılmakla emsal ücret araştırması yapılarak davacının alabileceği gerçek ücret miktarı belirlenerek mahsup edilen alacağın buna göre değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(7.HD. 2014/3970 E. 2014/12221 K. 03.06.2014)

“…Davacının belirli süreli iş sözleşmesinin bulunmasına rağmen işverenin haklı bir sebep olmaksızın iş sözleşmesini feshederek iş kabulde temerrüde düştüğü, davacının bakiye süre için de başka bir işte çalışması nedeniyle kazandığı miktarın tenzil edildiği, ancak boşta geçen diğer süre ücretine bozma kararma rağmen aynen hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığa uygulanacak BK 325.maddesi sadece işçinin işverenin işi kabulde temerrüdü halinde diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmakta kasten feragat eylediği şeyi değil, bunun yanında, işi yapmamasından dolayı yol masrafları, giyim ve yemek giderleri gibi bir kısım tasarruf edilen miktar için de mahkemece belirli bir oranda indirime gidilmesi gerekirken bozma gereğine aykırı olarak yapılan araştırma sonucunda aynen karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2006/9714 E. 2006/29706 K. 13.11.2006)

“…Davacı işçi, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce feshine bağlı olarak kalan süreye ait ücret alacaklarını talep etmiş, mahkemece % 30 oranında indirime gidilerek 54.397,90 TL olarak isteğin kabulüne karar verilmiştir.
Davacının işyerinde mali işlerden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak üst düzey yönetici konumunda görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bir yıllık belirli süreli sözleşmenin feshinden sonra kalan süresi yaklaşık 7 ay olup bu süre içinde davacının başka bir işte çalıştığı ve gelir elde ettiği tespit edilememişse de, bu konumda bir işçinin 7 ay süreyle iş bulamaması hayatın olağan akışına uygun düşmez. Borçlar Kanunun 325. maddesi uyarınca işçinin kasten feragat ettiği gelirleri de indirim kapsamında değerlendirilmelidir. Bu olgu, davacının sözleşme kapsamında görülen işi yapmaması sebebiyle sarf etmemiş olduğu giderleri ile birlikte değerlendirildiğinde mahkemece yapılan indirim yetersiz kalmıştır. Nitekim Dairemizce temyiz incelemesine konu olan davalı işveren hakkında görülen ve davacı ile benzer konumda olan 2 dosyada, yerel mahkemece bakiye süreye ait hesaplamalardan %60 oranında indirime gidilmiş tarafların temyizi üzerine karar onanmıştır.
Böyle olunca somut olayın özelliği gereği sözleşmenin kalan süresine ait ücret alacaklarından % 60 oranında indirime gidilmelidir. Kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.”(9.HD. 2007/27457 E. 2007/34668 K. 20.11.2007)

“….Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 3.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 26.04.2005 gün ve 2004/1497-2005/518 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 20.02.2006 gün ve 2005/22117-2006/3839 sayılı ilamı ile: (… 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacının öğretmen olarak işe girdiği davalı işyerinde genel müdürlük kadrosu kaldırılarak iş sözleşmesi feshedilmiştir. Davalının davacının sözleşmesini fesih yoluna gitmeyip öğretmenlik teklifi edebilecekken bu yola gitmediği görülmektedir. Yaptığı işin niteliği nedeniyle belirli süreli iş sözleşmesi yapılması mümkün olan davacıya iş sahibinin iş vermekte temerrüde düşmesi sonucu bakiye süre ücretinin tazminat olarak hüküm altına alınması isabetli ise de; B.K.nun 325.maddesi uyarınca davacının kazanmaktan kasten feragat ettiği miktar ile çalışmamaktan dolayı tasarruf ettiği kısım için bir miktar indirime gidilmeden mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, iş akdinin feshi nedeniyle çalışılmayan süre ücretinin tahsili istemine ilişkindir.
Hükme esas alman bilirkişi raporunda, vasıta ve giyim giderlerinden tasarruf yapılabileceği düşüncesiyle mahrum kalınan süre ücretinden bir miktar indirime gidilerek, anılan devrede çalışma ile elde edilecek kazançlarla ilgili tasarrufların mahsubunun da yapılması gerektiği görüşü ifade edilmiştir. Yerel mahkemece; iş akdinin feshi tarihinde öğrenim döneminin başlamış olduğu, bu itibarla da, davacının herhangi bir yerde iş bulma olasılığının çok düşük seviyede bulunduğu belirtilerek, tazminattan bu yönde bir indirime gidilmeyerek, istemin kabulüne karar verilmiştir.
Alacaklının temerrüdü hakkındaki Borçlar Kanununun 90.maddesindeki genel hükümden ayrı olarak iş sahibinin temerrüdünü özel bir şekilde düzenleyen aynı Kanununun 325.maddesi “İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse işçi taahhüt ettiği işi yapmaya mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir. Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyi mahsup ettirmeye mecburdur.” hükmünü içermektedir.
Maddenin ilk fıkrası, ayni Kanunun 90.maddesinin hizmet sözleşmesindeki bir uygulama alanını oluşturmaktadır. İş sahibinin gerçekleşecek temerrüdünün sonucu olarak işçi bu maddeye dayanarak, gerçekten iş görmüşçesine ücret istemek hakkına sahip olmaktadır. Bununla birlikte, sözleşmenin yerine getirilmesinden kurtulması, işçinin tamamıyla başka bir iş yapmaması sonucunu vermemektedir. Çalışma gücü serbest kaldığı için işçi yeni bir iş bulmak yoluna gidecek ve o işten sağlayacağı kazancı, mülemerrit işverenden alacağı ücretinden indirecektir. Ancak burada işçinin sadece mutat iş zamanı içinde kazanacağı para söz konusudur. Bu arada işçinin işini yapmaması yüzünden tasarruf ettiği giderler de ücretinden indirilir. Bu giderlerin içine ulaşım, giyim ve somut çalışma ilişkisine göre değişik gereç ve malzeme giderleri girmektedir.
Öte yandan, işçinin kazanmaktan kasten kaçındığı para dahi mahsup işlemine tabi tutulacaktır. BK.nun 325/2.fıkrasında öngörülen bu kural, aynı maddenin I .fıkrasında dile getirilen kuralın kötüye kullanılmasını ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak zararı arttırıcı davranışı önlemek ve dolayısıyla “gayri safı zarar miktarını tenzil suretiyle tazmin edilecek zararın doğru ve gerçek miktarını tayine yarayan veya ücreti hakkaniyete uygun bir miktara indirgeyen bir kuraldır. Bu suretle mahsup edilen miktar takastan farklı olarak mütekabil bir alacak değildir” (V.Tuhr-Borçlar Hukukunun Umumi kısmı-Cilt I ve II Ankara 1983-Sayfa 685 ).
Yukarıda değinildiği gibi, BK.nun 325/2.maddesinde sözü geçen mahsup deyimi, alacağın hesabına ilişkin bir itirazı ifade etmektedir. Anılan maddede öngörülen indirime esas olan miktarlar birer karşı alacak değildir. Bu itibarla, haksız ve sebepsiz olarak feshedilen iş sözleşmesi dolayısıyla ücret istenmesi halinde BK.nun 325/2. madde hükmünün, davalının isteği olup olmadığına bakılmaksızın mahkemece doğrudan doğruya uygulanması gerekecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.1984 gün ve 1981/9-761 Esas, 1984/52 Karar sayılı Kararı).
O halde, yukarıdan beri vurgulanan ilke uyarınca, davalı tarafından hizmet sözleşmesi feshedilen ve çalışma gücü serbest kalan davacının öğrenim derecesi, mesleki formasyonu, sosyal durumu, yetenekleri ve yaşı gözetilerek, aynı veya pek yakın koşullarla iş gücünü ne kadar süre içinde değerlendirebileceği ve ne oranda bir kazanç sağlayabileceği hususunun tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz kanıtlara dayanılarak eski kararda direnilmesi bozmayı gerektirir.”(HGK 2007/9-178 E. 2007/179 K. 28.03.2007)

“….Somut olayda, davalının işlettiği Özel A.T.Kolejinde öğretmen olarak çalışan davacının dosyaya ibraz edilen 01.09.2010 tarihli iş akdinin 21.maddesi hükmüne göre “işverenin haklı neden olmaksızın iş akdini sözleşme süresinden önce feshetmesi halinde öğretmenin ayrıldığı tarihten sözleşme bitim tarihine kadar süreyi kapsayan net ücretini ödemeyi kabul” edeceğine dair hüküm gereği çalışılmayan Temmuz ve Ağustos 2011 aylarına ait ücretin tahsiline karar verilmesi doğru ise de; 6098 sayılı TBK’nun 408.maddesi hükmüne göre, İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edinti kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir. Bu durumda davacının Temmuz ve Ağustos aylarında çalışmadığı dikkate alınıp tasarruf ettiği giderler gözetilerek hak edilen alacaktan uygun bir miktar indirim yapılması gerekirken tamamına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.”(7.HD. 2013/2495 E. 2013/5320 K. 01.04.2013)

“…Somut olayda; davacı işçi, dosyada mevcut taraflar arasında yapılmış olan 01.11.2005- 31.10.2006 tarihleri arası bir yıllık belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışmakta iken, iş akdi davalı işveren tarafından 26.12.2005 tarihinde feshedilmiştir. Bu tarihlere göre davacının bakiye süresi 10 aydır.
Tarafların da kabulünde olan, dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı işçi, fesihten iki ay sonra 01 Mart 2006 tarihinden itibaren başka bir işyerinde iş bularak çalışmaya başlamıştır. Böylelikle davacı 10 ay bakiye sürenin 2 ayını çalışılmadan geçermiş, 8 ayını ise yeni işinde çalışarak geçirmiştir.
Mahkemece hükme esas alman 24.04.2007 tarihli ek bilirkişi raporunda hesaplama hatası yapıldığı görülmektedir. Hesaplamada, davacının yeni işte çalışarak elde ettiği 8 aylık kazancının bakiye süre ücret alacağından indirilmesi doğrudur. Ancak, davacının çalışmamakla elde ettiği %25 tasarruf miktarı, davacının hiç çalışmadan geçirdiği 2 ay için tenzili gerekirken, kalan bakiye sürenin tamamı olan 10 ay üzerinden indirim yapılması hatalıdır. Zira yukarıda açıklandığı üzere, davacı bakiye 10 aylık sürenin 2 ayını çalışmadan, 8 ayını ise çalışarak geçirmiştir. Çalışarak geçirdiği 8 aylık kazancın tamamı bakiye süre ücret alacağından tenzil edildikten sonra ayrıca 8 aylık süre için %25 indirim yapılmasının bir anlamı yoktur. Çalışmamakla elde edilen %25 tasarruf miktarı çalışılmadan geçirilen 2 aylık süreden zaten indirilmiştir. Davacı vekilinin, ek bilirkişi raporuna bu yönlerden yaptığı yazılı itirazı mahkemece değerlendirilmemiştir.
Bu esaslar dairesinde bilirkişiden yeniden ek rapor alınarak davacının bakiye süre ücret alacağı belirlenmelidir. Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2007/30828 E. 2008/30812 K. 13.11.2008)

“…Davacı işçinin iş sözleşmesinin sözleşme süresinin bitimine 17 ay kaldığı bir sırada feshedildiği ve bu süre içinde davacının başka bir işveren ait işyerinde 15 ay kadar çalıştığı ve gelir elde ettiği tartışmasızdır. Dairemizce daha önce verilen bozma ilamında davacının diğer işyerinden elde ettiği gelirler ile ödenen ihbar tazminatının indirilmesi gerektiği belirtilmiş, yine davalı işverene ait işyerinde çalışmamış olmasından kaynaklanan sarf etmek zorunda kalmadığı giderlerinin belirlenerek tenkis edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, ihbar tazminatı ile diğer işyerinde elde edilen gelirleri düşülmüş, bundan başka işyerinde çalışmamış olması sebebiyle yapmamış olduğu giderleri için % 50 oranında indirim yapılmıştır.
Borçlar Kanunu’nun 325/2 maddesi uyarınca bakiye süre ücret alacağından ”işin yapılmamasından dolayı tasarruf edilen yahut diğer bir iş ile kazanılan veya kazanılmaktan kasten feragat edilen değerlerin” mahsubu gerekir.
Görüldüğü gibi, madde de mahsup için bir takdiri indirime yer verilmemiştir.
Aslında kazanılan veya kazanılmaktan kasten feragat edilen değerlerin miktar olarak hesaplanması mümkündür. Ancak burada hesaplanması zor olan işin yapılmamasından dolayı tasarruf edilen değerlerdir. Bu değerler ulaşım, yemek gibi gider olup, genelde ücretin çok cüzi bir miktarına tekabül etmektedir.
Davacı işçi bakiye süre içinde sadece 2 ay kadar işsiz kalmış ve daha sonra davalı işveren ait işyerinde elde ettiği kazançlarının çok altında bir ücretle işe girmiştir. Bu nedenle davacının elde etmekten kasten feragat ettiği bir gelirinin olduğundan söz edilemez.
Öte yandan davacının davalı işveren ait işyerinde çalışmamış olması sebebiyle yapmak zorunda olmadığı harcamalar için %50 gibi yüksek bir oranda takdiri indirime gidilmesi doğru olmamıştır. Araç tahsis edilen ve yakıt gideri işverence karşılanan yemek verilen bir işyerinde işçinin gelirinin % 50’ sini işyerinde çalışma sebebiyle gider olarak harcaması düşünülemez. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre, davacının işyerinde çalışmamış olmasından kaynaklanan olası harcamaları toplamı kaybettiği ücrete göre çok cüzi bir miktarda olması gerekir. Bu oran olası harcamalara göre % 5’i geçemez. O halde mahkemece ihbar tazminatı ile diğer işyerinde elde edilen gelirleri düşüldükten sonra, çalışmamış olmaktan dolayı yapmak zorunda olmadığı ve tasarruf ettiği giderler için bu oranda bir indirim yapılması dosya içeriğine uygun düşecektir.”(9.HD. 2007/35715 E. 2008/4514 K. 11.3.2008)

“…Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bakiye 8 ay 10 günlük süreye ilişkin 12.579.88 TL ücret alacağı hesaplanmış Mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda bir araştırmaya gidilmeksizin takdiren % 60 oranında indirim yapılarak 7547.92 TL bakiye süre ücreti hüküm altına alınmıştır.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda, davacının sözleşmenin feshinden sonraki dönem için başka bir yerden gelir elde edip etmediği, iş başvurusunda bulunup bulunmadığı saptanmalı, sözleşme kapsamındaki işi yapmamaktan dolayı tasarruf ettiği miktarlar belirlenmeli, kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyler mevcut ise ücret toplamından indirilmelidir.
Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.”(9.HD. 2009/41078 E. 2012/2947 K. 02.02.2012)

“…Somut olayda davacının iş sözleşmesinin belirli süreli yönünde taraflar arasındaki uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak bilirkişi raporunda 51.333 TL olarak hesaplanan bakiye süreye ait ücret alacağından indirim sonucu 20.000 TL’nin kabulü ile sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Yukarıda sözü edilen ilkelere göre davacı işçinin sözleşmenin kalan süresi içinde statüsüne uygun iş arayıp aramadığı da araştırılmalı gerekirse bu husus Türk Tabipler Birliğinden araştırılarak ne kadar sürede iş bulabileceği ve bu süre içinde kasten elde etmekten feragat ettiği gelirlerinin olup olmadığı belirlenmelidir.
Yine davacının iş sözleşmesi kapsamındaki işi yapmamaktan dolayı tasarruf ettiği miktar belirlenmeli, sonucuna göre Borçlar Kanunu’nun 325. maddesine göre indirime gidilmelidir.
İndirimin dayanağı Borçlar Kanunu’nun 325/son maddesi olmakla ve yapılan yargılama sonucuna mahkemece belirlenmekle, indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar bakımından davalı yararına vekalet ücretine karar verilmemelidir.”(9.HD. 2009/14480 E. 2011/33510 K. 27.09.2011)

“…Davalılar vekili davacının davalılara ait işyerinden ayrıldıktan sonra değişik işyerlerinde işe girerek gelir elde ettiğini, bu gelirlerin tespiti ile talep edilen ücretten mahsubunu talep ederek hizmet döküm cetveli ibraz etmiştir. Davacıya ait hizmet döküm cetvelinden fesih tarihinden sonra değişik işyerlerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Mahkemece davacının yaklaşık 11 aylık bakiye süre içinde başka bir işten gelir elde edip etmediği, kasten feragat etliği gelirlerinin olup olmadığı araştırılmalı ve davacının bu işi yapmaması sebebiyle sarf etmemiş olduğu giderleri belirlenmeli, buna göre indirim hususu düşünülmelidir. Bu yönde gerekli araştırmaya gidilmeden yazılı şekilde davanın kabulü olmuştur.”(9.HD. 2007/20494 E. 2008/12345 K. 13.05.2008)

“…Davacı işçi belirli süreli iş sözleşmesinin feshinden sonra kalan süresine ait ödenmeyen ücretler yönünden talepte bulunmuş, mahkemece istek yönünden hüküm kurulmuştur.
Davacı işçinin bakiye süre içinde başka bir işte gelir elde edip etmediği veya bu süre içinde kasten feragat ettiği gelirlerinin olup olmadığı araştırılmış değildir.
Yine davacının davalıya ait işyerinde çalışmaması sebebiyle tasarruf ettiği miktar belirlenmemiştir.
3. Ayrıldığı ve sonradan çalıştığı yerdeki ücretler araştırılmalı ve buna göre mahsup yapılmalıdır.
Somut olayda davalı işyerinde fizyoterapist olarak çalışan davacı iş akdinin
21.10.2005 tarihinde feshedilmesinden sonra 9.12.2005 tarihinde başka bir işyerinde yine fizyoterapist olarak çalışmaya başlamıştır.
Bilirkişi tarafından iş akdinin sona ermesinden sonra aynı nitelikte bir işyerine girerek çalıştığı belirtilerek sözleşmesinin sona ereceği 9.7.2006 tarihine kadar olan süre için yeni girdiği işycrince ödendiği belirtilen toplam 2544 TL hesaplanan bakiye süre ücretinden mahsup edilmiştir.
Raporda davacıya ait ücret bordrolarında ücretinin asgari ücret gösterildiği ancak yaptığı işin uzmanlık gerektiren bir iş olması vc tanık beyanlarının dikkate alınarak asgari ücretle çalışmasının olağan hayatın akışına uymadığı gerekçesiyle aylık net 1375 TL ücret aldığı kabul edilerek bakiye süre ücret alacağı hesaplanmış, ancak davalı işyerinden ayrıldıktan sonra yine fizyoterapist olarak çalıştığı ikinci işyerinde de asgari ücret üzerinden çalıştığı kabul edilerek mahsup yapılmıştır.
Davacının davalı işyerinde kayıtlardaki ücretle çalışmayıp daha yüksek ücretle çalıştığı kabul edilmesine rağmen aynı nitelikte çalıştığı ikinci işyerinde ki ücretin asgari ücret olarak mahsubu hatalıdır.
Öncelikle yeni girdiği işyerindeki aldığı ücrete ilişkin ücret ve SSK dönem bordroları getirtilmeli gerekirse emsal ücret araştırması yapılarak yeni girdiği işyerinde aldığı üeret tespit edilerek sonucuna göre mahsup işlemi yapılmalıdır.
Yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.”(9. HD. 2008/40012 E. 2010/31664 K. 04.11.2010)

“…Davacı işçi belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce feshi sebebiyle kalan süreye ait ücret isteklerinde bulunmuş, mahkemece isteğin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içinde bulunan hizmet döküm cetveline göre davacı işçinin bakiye süre içinde başka bir işyerinde işe başladığı görülmekle, Borçlar Kanunu 325. maddesi açısından bu durumun değerlendirilmemiş oluşu doğru değildir.”(9.HD. 2010/10583 E. 2010/18776 K. 15/06/2010)

“…Somut olayda, karara esas alınan bilirkişi raporunda söz konusu döneme ilişkin ücret ve ikramiye alacağı belirlenmiştir.
Davacı işçinin belirli süreli iş sözleşmesinde fesihten sonra çalışmadığı süre 7 ay, 25 gündür. Bu süre içinde bir başka işyerinde çalışmaktan gelir elde ettiği belirlenmiştir. Davalı işçiye fesihten sonra ihbar tazminatının ödendiğini savunmuştur.
Ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılarak, ihbar tazminatı ile işçinin bakiye süre içinde başka işyerinde çalışması karşılığı elde ettiği gelirlerinin bakiye süre ücretinden indirilmesi gerekir. Ayrıca davacının davalı işverene bağlı olarak bakiye süre içinde çalışmaması sebebiyle sarf etmemiş olduğu giderleri ile işsizlik sigortası geliri olup olmadığı belirlenmeli ve indirime konu edilmelidir.
Ayrıca fiilen çalışılmayan süreye ilişkin ikramiye alacağına da hükınedilmemcsi gerekir.
Mahkemece davacının bakiye süre ücretinden Borçlar Kanunun 325. maddesine uygun olarak yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda gerekli indirimler yapılarak karar verilmemesi hatalı olmuştur.”(9.HD. 2007/41429 E. 2009/13673 K. 21.05.2009)

“…Davacı işçi belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını ve sözleşmenin süresinden önce feshedildiğini ileri sürerek bakiye süreye ait ücret ve ikramiye isteklerinde bulunmuş, mahkemece isteklerin kabulüne karar verilmiştir.
Fesih sırasında davacının banka hesabına işverence ihbar tazminatının ödendiği ileri sürülmüştür. Mahkemece bu konuda gerekli araştırmaya gidilmemiş ve böyle bir ödemenin varlığı halinde sözleşmenin kalan süresine ait ücretten indirilmesi hususu düşünülmemiştir.
Öte yandan bakiye süreye ait haklar yönünden Borçlar Kanununun 325. maddesinde, işçinin işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin mahsup edileceği öngörüldüğü halde mahkemece bu yönde bir araştırmaya gidilmeksizin ve indirim yapılmadan karar verilmesi de hatalı olmuştur.”(9.HD. 2007/5891 E. 2007/28804 K. 02.10.2007)

.
“…Davacı işçinin belirli süreli iş sözleşmesinde fesihten sonra çalışmadığı süre 18 aydır. Bu süre içinde bir başka işyerinde çalışmaktan gelir elde etmiş ve işçiye fesihten sonra ihbar tazminatı ödenmiştir.
İhbar tazminatı ile işçinin bakiye süre içinde başka işyerinde çalışması karşılığı elde ettiği gelirlerinin bakiye süre ücretinden indirilmesi gerekir. Ayrıca davacının davalı işverene bağlı olarak bakiye süre içinde çalışmaması sebebiyle sarf etmemiş olduğu giderleri belirlenmeli ve indirime konu edilmelidir.
Mahkemece davacının bakiye süre ücretinden Borçlar Kanunun 325. Maddesine uygun olarak bu yönde gerekli indirimler yapılmaksızın %85 oranında taktiri indirime gidilerek karar verilmesi hatalı olmuştur.”(9.HD. 2006/17963 E. 2006/24128 K. 19.09.2006)

“…Somut olayda davacının bakiye sure içerisinde başka bir işte çalıştığı yönünde herhangi bir iddia ileri sürümemiştir. Ancak bu süre içinde kazanmaktan kasten feragat etliği alacaklar ile diğer bir işte çalışmamaktan dolayı tasarruf ettiği miktarlar (yol ve yemek gideri gibi benzeri giderler ) belirlenmeli ve buna göre indirime gidilmesi hakkaniyete uygun olur. Mahkemece bu yönde araştırma ve inceleme yapılmaksızın sonuca gidilmesi hatalı olup kararın bozulması gerektirmiştir.”(9.HD. 2008/22962 E. 2010/8823 K. 01.04.2010)

“…Somut olayda, taraflar arasında 31.08.2011 tarihinde sona erecek olan bir yıllık belirli süreli iş sözleşmesi mevcuttur.
Davalı işveren 06.01.2011 tarihinde davacının iş sözleşmesini haklı bir sebep bulunmadan feshetmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının bakiye süre ücret alacağı hesap edilmiş ise de, işçinin, sözleşme kapsamındaki işi yapmaması sebebiyle tasarruf ettiği miktar ile diğer bir işten elde ettiği gelirleri veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyler kalan süreye ait ücretler toplamından indirilmelidir. Bu konuda gerekli araştırmaya gidilmeli, işçinin sözleşmenin feshinden sonraki dönem içinde başka bir işten gelir elde edip etmediği ya da iş arayıp aramadığı araştırılarak usulü kazanılmış hak ilkesi de gözetilerek sonuca gidilmelidir.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda eksik inceleme ile davacının hesap edilen bakiye süre ücret alacağından herhangi bir indirim yapılmaksızın karar verilmesi hatalı olup bu husus bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2012/25902 E. 2013/16000 K. 01.07.2013)

“…Somut olayda, taraflar arasında 29.12.2008 tarihinde sona erecek olan bir yıllık belirli süreli iş akdi mevcuttur.
Davalı işveren 03.07.2008 tarihinde davacının iş sözleşmesini haklı bir neden bulunmadan feshetmiş, davacı işçi de 13.9.2008 tarihinde başka bir işyerinde çalışmaya başlamıştır.
Mahkemece hükme esas alman bilirkişi raporunda 14.09.2008-29.12.2008 arasındaki süreye ilişkin olarak başka işyerinde çalışmasından dolayı elde ettiği gelir bakiye süre ücretinden mahsup edilmiştir.
Borçlar Kanununun 325 inci maddesine göre davacının, sözleşme kapsamındaki işi yapmaması sebebiyle tasarruf ettiği miktarlar (yol, yemek vs.) da kalan süreye ait ücretler toplamından indirilmesi gerekirken bu konuda araştırmaya gidilmemiştir.
Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.”(9.HD. 2009/40828 E. 2012/4410 K. 16.02.2012)

“…Somut olayda, davacının 01.06.2006 tarihinde bağıtlanan iş sözleşmesi süresi dolmadan 11.08.2006 günü davalı tarafından feshedilmiştir. Bu nedenle davacının bakiye süre ücreti alacağı olduğu açıktır.
Ancak davacının yukarıdaki ilke kararı doğrultusunda kazanmaktan imtina ettiği veya çalışmayıp tasarruf ettiği miktarlara ilişkin yapılan %10 indirim davacının fiilen çalıştığı süre dikkate alındığında düşük kalmaktadır.
Bu nedenle mahkemece daha uygun bir oranda hakkaniyet indirimi yapılması, gerekirken yazılı oranda indirim yapılması hatalıdır.”(9.HD. 2011/49173 E. 2011/50231 K. 29.12.2011)

“…Somut olayda davacı işçinin iş sözleşmesi işverence süresinden önce feshedilmiş, davacı işçi kalan süreye ait ücretin ödetilmesi isteğinde bulunmuştur. Bilirkişi tarafından bakiye süre ücreti 6.250.00 TL olarak belirlenmiş, Borçlar Kanunu 325. maddesi uyarınca indirim hususunun mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir.
Mahkemece % 50 oranında indirime gidildiği bildirilerek isteğin 3.125 TL olarak kabulüne karar verilmiştir.
Davacı işçinin, sözleşme kapsamındaki işi yapmaması sebebiyle tasarruf ettiği miktar ile diğer bir işten elde ettiği gelirleri veya kazanmaktan kasten feragat ettiği şeyler ile ilgili gerekli araştırma yapılmadan, hesaplanan ücret alacağından %50 oranında fahiş miktarda indirime gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2008/42601 E. 2010/31737 K. 04/11/2010)

“…Davacı işçinin iş sözleşmesinin sözleşme süresinin bitimine 18 ay kaldığı bir sırada feshedildiği ve bu süre içinde davacının başka bir işverene ait işyerinde 16 ay kadar çalıştığı ve gelir elde ettiği tartışmasızdır. Dairemizce daha önce verilen bozma ilamında davacının diğer işyerinden elde ettiği gelirleri ile ihbar tazminatının indirilmesi gerektiği belirtilmiş, yine davalı işverene ait işyerinde çalışmamış olmasından kaynaklanan sarf etmek zorunda kalmadığı giderlerinin belirlenerek tenkis edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, ihbar tazminatı ile diğer işyerinde elde edilen gelirleri düşülmüş, bundan başka işyerinde çalışmamış olması sebebiyle yapmamış olduğu giderleri için % 75 oranında indirim yapılmıştır. Davacı işçi bakiye süre içinde sadece 2 ay kadar işsiz kalmış ve daha sonra davalı işverene ait işyerinde elde ettiği kazançlarının çok altında bir ücretle işe girmiştir. Bu nedenle davacının elde etmekten kasten feragat ettiği bir gelirinin olduğundan söz edilemez.
Öte yandan davacının davalı işveren ait işyerinde çalışmamış olması sebebiyle yapmak zorunda olmadığı harcamalar için %75 gibi yüksek bir oranda indirime gidilmesi doğru olmaz. Araç tahsis edilen ve yakıt gideri işverence karşılanan yetnek verilen bir işyerinde işçinin gelirinin % 75’ ini işyerinde çalışma sebebiyle gider olarak harcaması düşünülemez. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre, davacının işyerinde çalışmamış olmasından kaynaklanan olası harcamaları toplamı için % 5 oranını geçmemek üzere bir oranda indirime gidilmesi yerinde olur.”(9.HD. 2007/11049 E. 2007/19514 K. 19.06.2007)

“…Somut olayda davacı işçinin iş sözleşmesi işverence süresinden önce feshedilmiş, davacı işçi kalan süreye ait ücretin ödetilmesi isteğinde bulunmuştur. Bilirkişi tarafından bakiye süre ücreti 79.142 TL olarak belirlenmiş, Borçlar Kanun 325. maddesi uyarınca indirim hususunun mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Mahkemece % 90 oranında indirime gidildiği bildirilerek isteğin 7.914 TL olarak kabulüne karar verilmiştir. Davacı işçi sözleşmenin kalan süresi içinde iş aramasına rağmen iş bulamadığını ileri sürmüştür.
Mahkemece bu yönde yukarıda belirtilen esaslar dahilinde gerekli araştırmaya gidilmeksizin sadece oran belirtilmek suretiyle indirime gidilmesi hatalı olmuştur.”(9.HD. 2008/17798 E. 2009/16190 K. 09.06.2009)

“…Somut olayda, davacının bakiye süre alacağı hesaplandıktan sonra mahkemece, %55 oranında takdiri indirim yapılmıştır. Kural olarak mahkemece, yapılacak takdiri indirim oranının belirlenmesinde, hakkın özünü zedelememeye azami dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Hal böyle olunca, dava konusu olayda, uygulanan takdiri indirim oranı, fazla olmuştur. Mahkemece, bu husus dikkate alınarak uygun bir miktar indirim yapılarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup bozma nedenidir.”(7.HD. 2014/14692 E. 2014/18315 K. 29.09.2014)

“…Mahkemece davacı işverenin sözleşmenin kalan süresine ait tazminat isteği de kısmen kabul edilmiştir.
İş sözleşmesinin feshi işverence yenilememe suretiyle gerçekleştiğinden davacı işverenin sözü edilen tazminata hak kazanması mümkün değildir.
Öte yandan iş sözleşmesi işçi tarafından feshedilmiş olsa dahi sözleşmenin kalan süresi için Borçlar Kanunu’nun 325. maddesine göre işveren yararına tazminata hükmedilmesi mümkün değildir.
Borçlar Kanunu’nun 325. maddesinde işçi yararına düzenleme bulunmaktadır.
Mahkemece sözleşmenin süresinden önce feshedildiği gerekçesiyle kalan süre ücretleri bakımından işçinin sorumlu tutulması da doğru değildir.”(9. HD. 2009/16390 E. 2011/36851 K. 11.10.2011)

“…Taraflar arasındaki uyuşmazlık, iş sözleşmesinin 7/k maddesinde düzenlenen cezai şart hükmünün geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İş sözleşmesinin bu maddesinde, “öğretmen, okulun öğretime açıldığı tarihten, yaz tatilinin bitimi tarihine kadar geçecek süre içinde (resmi göreve atanmak, başka bir özel okul veya işe girmek, istifa vermek, izinsiz olarak görevine devam etmeyip istifa etmiş sayılmak vb gibi) sebeplerle görevinden ayrıldığı takdirde, ayrıldığı tarihten sözleşmenin sonuna kadar alacağı ücreti işverene tazminat olarak peşinen ödemeyi kabul ve taahhüt eder’’ ifadesi yer almaktadır. Dairemizin yerleşik uygulaması, iş sözleşmesi kurulurken işçi aleyhine getirilen tek taraflı cezai şart koşulunun geçerli sayılamayacağı yönündedir. Mahkeme gerekçesinin aksine, Borçlar Kanunu’nun 325.maddesindeki bakiye süre ücreti düzenlemesi işçi yönünden getirilmiş olup, cezai şartta karşılık olarak değerlendirilemez. Cezai şart talebinin reddi gerekirken yazılı şekilde hatalı gerekçe ile kabulü yoluna gidilmesi bozmayı gerektirmiştir.”(22. HD. 2012/20299 E. 2013/16507 K. 04.07.2013)

“…Davacı işveren ile davalılardan S.S. arasında iş ilişkisi kurulmuş durumdadır. Davalı işçi işe başlaması gereken günde işyerine gitmemiştir. Davacı işveren işçinin işe gelmediği günler için tutanak düzenlemiş ve işe başlaması yönünde ihtarname göndermiştir. Davalı işçinin buna rağmen işyerinde işe başlamadığı dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında düzenlenmiş olan iş sözleşmesinin 21. maddesinde, işçinin iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmesi halinde çalışılmayan süreye ait ücretlerin yanında, 1 yıllık hakediş tutarında tazminatın da ödeneceği hükme bağlamıştır. İşverence sözleşmenin tek taraflı olarak feshi halinde de aynı tazminatın ödeneceği sözleşmede öngörülmüştür.
Somut olayda iş sözleşmesinin kurulduğu halde işçinin işe başlamamak suretiyle sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiği tartışmasızdır.
Bu durumda sözleşmenin kalan süresine ait ücretlerin işverene ödenmesi mümkün değilse de, karşılıklı olarak kararlaştırılan cezai şart kuralı gereği davalılar cezai şarttan sorumludur. Mahkemece iş sözleşmesinde 1 yıllık hakediş tutarı olarak kararlaştırılmış olan cezai şarttan Borçlar Kanunun 161/son maddesi uyarınca indirime gidilerek istekle ilgili bir karar verilmesi gerekirken, sözleşmeden cayma durumuna özgü bir tazminatın sözleşmede kararlaştırılmamış olması sebebiyle davanın reddi hatalı olup kararın bu yönden bozulması gerekmiştir.”(9.HD. 2008/23231 E. 2009/33880 K. 10.11.2009)

“…Davalı karşı davacı işçinin iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenlerle feshedildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacı işverenin zarar iddiaları da kabul edilmiş bu yönde tahsile dair hüküm kurulmuştur. Belirtmek gerekir ki, sözleşmenin haklı olarak feshinde kalan süreye ait ücretlere hak kazanılması mümkün değildir. Böyle olunca sözleşmenin kalan süresine ait ücrete hak kazandığının kabulü ile işveren zararından mahsubu yapılarak sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.”(9. HD. 2008/9281 E. 2008/12796 K. 27.05.2008)

“…Taraflar arasındaki uyuşmazlık, iş sözleşmesinin 7/k maddesinde düzenlenen cezai şart hükmünün geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İş sözleşmesinin bu maddesinde, “öğretmen, okulun öğretime açıldığı tarihten, yaz tatilinin bitimi tarihine kadar geçecek süre içinde (resmi göreve atanmak, başka bir özel okul veya işe girmek, istifa vermek, izinsiz olarak görevine devam etmeyip istifa etmiş sayılmak vb gibi) sebeplerle görevinden ayrıldığı takdirde, ayrıldığı tarihten sözleşmenin sonuna kadar alacağı ücreti işverene tazminat olarak peşinen ödemeyi kabul ve taahhüt eder” ifadesi yer almaktadır.
Dairemizin yerleşik uygulaması, iş sözleşmesi kurulurken işçi aleyhine getirilen tek taraflı cezai şart koşulunun geçerli sayılamayacağı yönündedir. Mahkeme gerekçesinin aksine, Borçlar Kanunu’nun 325.maddesindeki bakiye süre ücreti düzenlemesi işçi yönünden getirilmiş olup, cezai şartta karşılık olarak değerlendirilemez. Cezai şart talebinin reddi gerekirken yazılı şekilde hatalı gerekçe ile kabulü yoluna gidilmesi bozmayı gerektirmiştir.”(22.HD. 2012/20299 E. 2013/16507 K. 04.07.2013)

“…Davacı işçi işverence haksız olarak iş sözleşmesinin feshedildiği gerekçesiyle maddi tazminat isteğinde bulunulmuş, mahkemece fesih tarihi ile dava tarihi arasında kalan süre için 10 aylık ücreti tutarında tazminatın kabulüne karar verilmiştir. Davacının belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalıştığı tartışmasızdır. Bu durumda davacı işçinin çalışmalarının olmadığı, sözleşmenin feshinden sonraki süreye ait ücrete hükmedilmesi doğru değildir. Davacı işçi iş sözleşmesinin feshi sebebiyle somut bir zararının olduğunu da kanıtlayamamıştır. Maddi tazminata dair isteğin reddi gerekirken kabulüne dair karar verilmesi de hatalı olmuştur.”(9. HD. 2007/42894 E. 2008/12226 K. 13.05.2008)

“…4857 sayılı İş Kanunu’nun geçici iş göremezlik başlıklı 48. maddesinde “ İşçilere geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi gerekliği zamanlarda geçici iş göremezlik süresine rastlayan ulusal bayram, genel tatil ve hafta tatilleri, ödeme yapılan kurum veya sandıklar tarafından geçici iş göremezlik ölçüsü üzerinden ödenir. Hastalık sebebi ile çalışılmayan günlerde Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneği aylık ücretli işçilerin ücretlerinden mahsup edilir.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Belirtilen kanuni düzenleme karşısında davacının bakiye ücret alacağı hesaplanırken geçici iş göremezlik ödeneği ödenip ödenmediğinin dikkate alınması gerekmektedir. Davacının bakiye ücret alacağı hesaplanırken geçici iş göremezlik raporu ve bu sebeple geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanıp yararlanmadığının araştırılarak varsa ödenen miktarın mahsup edilmesi gerekir. Eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(22. HD. 2014/5757 E. 2014/6403 K. 18.03.2014)

“….Belirli süreli iş sözleşmesinden bahsedilebilmesi için, sözleşmenin süreye bağlanmış olması ve belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması için objektif nedenlerin bulunması gerekir.
Somut olayda davacı Hukuk Müşaviri olarak görev yapmakta olup yapılan işin niteliği ve çalışma şekline göre her ne kadar taraflar arasındaki sözleşmede süre öngörülmüşse de belirli süreli sözleşme yapılabilmesi için gerekli objektif şarttan bahsedilemeyeceğinden taraflar arasında akdedilen sözleşmenin belirsiz süreli hizmet akdi olduğunun kabulü gerekecektir.(Davacı ile aynı işi yapan şahıslarca davalıya karşı açılan işe iade davalarında Mahkemelerce hüküm altına alınan işe iade kararları Dairemizin verilen 13.7.2009 tarih ve 2008/36340 – 2009/20735 E.K.,29.6.2009 tarih ve 2009/4268-2009/18235 E.K. sayılı ilamlarıyla yerinde görülmekle benzer sözleşmelerin belirsiz süreli sözleşmeler olduğu açıklığa kavuşturulmuş bulunmaktadır.)
Anılan gerekçelerle taraflar arasında belirsiz süreli sözleşme bulunduğu değerlendirildiğinde bakiye süreden bahsedilemeyeceğinden taraflar arasında imzalanan sözleşmenin “İşveren haklı sebebe dayanmaksızın sözleşmeyi tek taraflı feshetmesi halinde işçiye sözleşme süresinin bitimine kadar olan hakedişlerini tazminat olarak ödemeyi peşinen ödemeyi kabul ve taahhüt eder” şeklindeki cezai şart niteliğindeki hükmünün geçerliliği bulunmamaktadır.
Bu nedenle cezai şarta bağlı tazminat talebinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır.”(9.HD. 2009/29316 fi. 2012/766 K. 18.01.2012)

“…Davacı işçi, davalı nezdinde asgari beş yıl çalıştırılmak koşuluyla yapılan iş sözleşmesi ile işe başladığını, sözleşmenin süresinden önce feshedildiğini ileri, sürerek sözleşmenin 5/a maddesi uyarınca kalan süreye ait ücretlerini ve cezai şartı talep etmiştir. Mahkemece bir yılı aşkın iş sözleşmesinin çok istisna olduğu gerekçesiyle iş sözleşmesi bir yıl süreli kabul edilip taleple bağlı kalınarak bakiye süre ücretine ve BK. 161 son maddesi gereğince indirim yapılarak belirlenen cezai şarta hükmolunmuştur.
Toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre; davacı ile davalı şirket arasında 1.9.2004 tarihinde davacının en az beş yıl çalıştırılması koşulu ile asgari süreli hizmet sözleşmesi yapıldığı, davacının, işe başlatıldıktan kısa bir süre sonra şirket ortaklarının yakınları tarafından istenmemesi üzerine işyerinden uzaklaştırıldığı, daha sonra çalıştırılmadan dört ay süreyle yapılan ücret ödemelerinin oluşturulup SSK ile ilişiği kesilmek suretiyle iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda sözleşmenin asgari beş yıl süreli olduğu kabul edilip kalan süreye ait ücretin B.K. 325. maddesi hükmü ve bir kimsenin beş yıl gibi uzun bir süre işsiz kalması halinin hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği yönü ile davacının fiil çalışma süresinin çok kısa olması gözetilip uygun oranda indirim yapılmak suretiyle belirlenmesi, sözleşmenin 5/a maddesinde öngörülen cezai şartın ise kalan süre ücretinin % 50 sinden BK.161 /son maddesi gereğince indirim yapılarak tespit edilip sonuca gidilmesi gerekirken yasal olmayan gerekçe ile bir yıl süreli olarak değerlendirilerek saptanan miktarlara hükmolunnıası hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”(9.HD. 2007/20621 fi. 2008/12956 K. 29.05.2008)

“….Davacı belirli süreli hizmet sözleşmesinin süresinden önce feshedildiğini ileri sürerek, bakiye ücret alacağının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisinin olduğunu, belirli süreli hizmet sözleşmesinin süresinden önce alt işverence feshedildiği gerekçesiyle bakiye dönem ücret alacağının davalılardan birlikte tahsiline karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 son cümlesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, işsözleşmesinden veyaaltişverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden alt işverenle birlikte sorumludur. 4857 sayılı Kanun ile asıl işverenin, bu kanundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden sorumlu tutulması şeklindeki düzenleme, asıl işverenin sorumluluğunun genişletilmesi olarak değerlendirilmelidir. Bu durumda, ihbar, kıdem, kötüniyet ve işe iade sonucu işe başlatmama tazminatları ile ücret, fazla çalışma, hafta tatili, bayram vc genel tatili, yıllık izin, ikramiye, pirim, yemek yardımı, yol yardımı gibi tüm işçilik haklarından birlikte sorumluluk esastır. Kanunun kullandığı “birlikte sorumluluk” deyiminden tam teselsülün, dolayısı ile müşterek ve müteselsil sorumluluğun anlaşılması gerekir.
Otel müşterilerine su sporları hizmeti vermek üzere 21.05.2009-01.07.2009 arasında geçerli 21.05.2009 tarihli davalılar arasında imzalanan su sporları hizmet- İşletme sözleşmesi dosya kapsamında bulunmaktadır.
Davacı işçi alt işveren işçisi olup, iş sözleşmesi alt işveren tarafından feshedildiğinden, asıl işverenin iş ilişkisinde sözleşmenin taraf sıfat bulunmadığından, asıl işverenin bakiye dönem ücret alacağı yönünde bir yükümlülüğünden söz edilemez. Asıl işverenin bakiye dönem ücretinden sorumluluğu bulunmamaktadır.
Bakiye dönem ücret alacağından asıl işveren ile alt işverenin yukarıda belirtilen birlikte sorumlulukları fesih tarihinde ilişkinin devamına bağlıdır. Başka bir anlatımla, fesih tarihinde asıl işveren alt işveren ilişkisi sona ermiş ise birlikte sorumluluktan söz edilemez.
Somut olayda, davalı alt işveren, iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte alt işverenlik ilişkisinin mevcut bulunmamaktadır. Dosyada mevcut hizmet alım sözleşmenin 21.05.2009-01.07.2009 tarihleri arasında geçerli olduğu belirtilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında iş sözleşmesinin 03.07.2009 tarihinde sona erdiği görülmektedir. İş sözleşmesinin feshedildiği tarihte alt işverenlik ilişkisi fesih tarihi itibariyle devam etmediğinden asıl işverenin bakiye dönem ücret sorumluluğu düşünülemez. Böyle bir durumda anılan davalı hakkında açılan davanın reddine karar verilmelidir. Yazılı şekilde karar verilmiş olması hatalı olmuştur.”(22. HD. 2012/5304 E.. 2012/13958 K. 19.06.2012)

“…Somut olayda mahkemece bakiye süre ücretine bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmiş olup, yukarıda açıklandığı üzere sözleşmenin kalan süresine ait ücret genel anlamda ücret kapsamında değildir. Böyle olunca İş Kanunu’nun 34. maddesinde öngörülen faize karar verilmesi doğru olmaz. Mahkemece bakiye süreye ait ücret için yasal faiz yerine bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmesi hatalıdır.”(9. HD. 2012/779 E. 2012/17960 K. 22.05.2012)

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*