İşverenin haklı feshinden kaçmak için işçinin emekli olmasının sonuçları

Yargıtay, emeklilik hakkını kazanan işçinin, bu hakkını kullanmasında da Medeni Kanununun 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına uygun davranması gerektiği, aksinin kabulü halinde işyerinde emeklilik hakkını kazanan bir işçinin işverene ve işyerine yönelebilecek her türlü eyleminin yaptırımsız kalabileceği görüşündedir.

Yasal emeklilik hakkının kötü niyetli olarak işletilip işletilmediği hususu bu noktada önem kazanmaktadır.

Ancak, işçi hakkında henüz başlatılmış bir disiplin soruşturması veya işverence iş akdinin haklı nedenle feshi gibi bir işlem bulunmaması durumunda, işçinin, emeklilik nedeniyle iş akdini feshetmesi halinde, taraflardan birinin feshe ilişkin beyanı karşı tarafa ulaşmakla sonuçlarını doğuracağı ve karşı tarafın kabulüne bağlı olmadığı kuralı uyarınca, işçinin fesih tarihinde prim ödeme gün sayısını ve sigortalılık süresini doldurduğu sabit ise, fesih tarihi itibarı ile ortada devam eden bir iş sözleşmesi de bulunmayacağından, işveren tarafından sonradan yapılan disiplin soruşturması ve iş akdinin feshi gibi işlemler, işçinin kıdem tazminatı talep etmesine engel olmayacaktır.

Aşağıda, bu konu ile ilgili Yargıtay’ın farklı dairelerinin vermiş olduğu karar özetleri yer almaktadır.

“… Davacı işçi emeklilik sebebiyle iş sözleşmesini feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı isteğinde bulunmuştur.

Davalı işveren, davacının 1.9.2002 tarihinde işveren ait asfalt malzemesini K.Genci Müdürlüğüne ait tankerden başka bir araca aktarırken Jandarma tarafından yakalandığını, olay sebebiyle soruşturma açılarak disiplin kurulu kararıyla işten çıkarma kararı verildiğini savunmuştur.

Mahkemece davacı işçinin 13.9.2009 tarihinde emekliye ayrıldığı, disiplin kurulu kararıyla işten çıkarılmasının 23.9.2002 tarihinde gerçekleştiği, 10 gün sonra verilen ihraç kararının sonuca etkili olmadığı gerekçesiyle kıdem tazminatı isteğinin kabulüne karar verilmiştir.

İş sözleşmesinin, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırı söz veya davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği ve yine daha önce davacının emeklilik için vermiş olduğu dilekçenin sonuca etkili olup olmadığı hususları taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.

Fesih tarihinde yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanununun 17. maddesinin II. bendinde, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığında işverenin haklı fesih imkanının olduğu açıklanmıştır. Yine aynı maddenin II. bendinin (d) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkanı verdiği ifade edilmiştir.

Somut olayda, davacının asfalt usta yardımcısı olarak çalıştığı sırada davalı işverene ait tankerde bulunan asfalt malzemesinin özel şahıslarla anlaşılarak özel bir tankere aktarılması iddiasıyla hakkında disiplin soruşturması açılmış ve disiplin kurulu kararıyla 1475 sayılı İş Kanununun 18. maddesinde öngörülen süresi içinde iş sözleşmesi işverence aynı yasanın 17/11 (d) maddesine dayanılarak feshedilmiştir. Bu arada davacı ve olaya karışan diğer şahıslar hakkında hizmet sebebiyle emniyeti suistimal suçundan kamu davası açılmış olup davanın sonucu hakkında dosya içinde bilgi bulunmamaktadır.

Davacı işçi olayın ardından hakkında açılan disiplin soruşturması sırasında 13.9.2002 tarihinde yaşlılık aylığı tahsisi için Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurmuş ve kendisine emekli aylığı bağlanmıştır.

Somut olayda tartışılması gereken konu, işverenin haklı feshine konu olabilecek bir olayın ortaya çıkmasının ardından işçinin emeklilik için başvurmasının işverenin haklı fesih imkanını ortadan aldırıp kaldırmayacağı hususudur.

Fesih tarihinde işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesine davalı işveren olayı disiplin kuruluna aktarmış ve disiplin kurulu 23.9.2002 tarihinde ihraç cezası vermiştir. Karar 23.9.2002 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş, davacı işçi yüksek inceleme kuruluna başvurarak yeniden incelme talep etmiş, ancak yüksek inceleme kurulu, 14.10.2002 tarihinde talebi reddederek ihraç kararını onaylamıştır.

Davacı işçi işyerinde meydana gelen sözü edilen olay sebebiyle 13.09.2002 tarihinde emeklilik dilekçesini vermiştir. Burada asıl amaç, işverenin disiplin soruşturması ve sonra haklı feshini etkisiz kılmaktadır. Emeklilik hakkını kazanan işçinin bu hakkını kullanmasında da Medeni Kanununun 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına uygun davranması gerekir. Somut olayda yasal emeklilik hakkı kötüniyetli olarak işletilmiştir.

Aksinin kabulü halinde işyerinde emeklilik hakkını kazanan bir işçinin işverene ve işyerine yönelebilecek her türlü eylemi yaptırımsız kalabilecektir. Gerçekten, işverenin haklı fesih nedenleri ortaya çıktığında işçi derhal bir emeklilik dilekçesi vererek, işverenin haklı fesih imkanını bertaraf edebilir ki, bunun, yasalar karşısında korunmaması gerektiği açıktır.

Davacı işçi de emeklilik sebebiyle feshe dair dilekçe vermesinin ardından tebliğ aldığı disiplin kurulu kararına itiraz etmiş ve yüksek disiplin kurulu tarafından yeniden incelenmesini istemiştir. Davacı dahi emeklilik suretiyle gerçekleşen bir fesih olmadığı inancında olmalı ki, daha sonra tebliğ aldığı ihraç kararma karşı itirazda bulunmuştur.
Bu durumda davacının emeklilik sebebiyle feshine değer verilmemeli, işverenin haklı fesih açısından gerekli araştırma ve inceleme yapılmalıdır. Davacı hakkında açılan ceza davasının sonucu araştırılmalı, sözü edilen dosya ve temyize konu davada yapılan yargılama sonucuna göre işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidilmesi bozmayı gerektirmiştir.”( 9.HD. 2008/29473 E. 2010/13852 K. 18.05.2010)

“… Davacı, iş sözleşmesini sigorta gün vc prim sayısını doldurarak 24.01.2011 tarihinde feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı alacağının tahsilini istemiştir.

Davalı, davacı hakkında zimmet nedeniyle soruşturma başlatılması üzerine davacının iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğini, zimmetine para geçirdiğinin tespit edilmesi nedeniyle işten çıkarma cezası ile cezalandırıldığını, davacının bu nedenle tazminata hak kazanamayacağım bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı hakkında Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile zimmet eyleminin sabit olduğu, davacının, D.Şen isimli müşterinin uzun süre işlem görmeyen hesabını bir başka D.Şeme tediye makbuzu imzalatarak hesabı kapattığı ve para ödemesi yapmadığı, söz konusu kişinin yapılan işlemden şüphe duyması üzerine bankaya damadı ile gelerek yapılan işlemi görmek istediklerini ifade edince parayı adı geçene ödediğini söylediği, parayı iade ettiğinin belli olduğu, bunun üzerine davacı hakkında soruşturma başlatıldığı, soruşturma devam ederken davacının prim ödeme gün ve sigorta süresini doldurduğundan bahisle işten ayrıldığı, bir anlamda hakkında C.Savcılığı tarafından yapılan soruşturma olduğunu öğrendiği ve kıdem tazminatım alamayacağını düşünerek emekli olduğu, davalı bankanın disiplin kurulunca 02.03.2011 tarihinde «işten çıkarma» cezası verildiğinin davacıya 03.03.2011 tarihli ihtarname ile bildirildiği, davacının eyleminin 4857 sayılı Yasanın 25/11 maddesinde belirlenen ahlak vc iyi niyet davranışlarına, sadakat yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Somut olayda; davacının davalı bankada çalışmakta iken hakkında zimmet iddiası ile idari ve adli soruşturma devam ederken sigorta prim ve gün sayısını doldurması nedeniyle iş sözleşmesini feshettiği sabittir. Davacı hakkında fesihten sonra Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.12.2012 tarih ve 2012/30 E. sayılı kararı ile bankanın zararının davacı tarafından giderilmesi nedeniyle davacının zimmet suçundan 1 yıl 8 ay hapis ve 1.100,00 TL Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, ceza hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışı nedeniyle hakkında banka müfettişleri tarafından soruşturma yapılırken iş sözleşmesini sigorta gün ve prim sayısını doldurması nedeniyle feshedip edemeyeceğine ilişkindir.

Davalı tarafça davacının iş sözleşmesini bu aşamada feshetmesinin haksız olduğu savunulmuş, Mahkemece de davacının soruşturma devam ederken kıdem tazminatı alamayacağını düşünerek emeklilik nedeniyle iş sözleşmesini feshettiği, davacının ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı davranışı nedeniyle işten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı iş sözleşmesini 24.01.2011 tarihi itibariyle sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısını doldurduğunu beyanla feshetmiş olup davalı banka tarafından feshe ilişkin dilekçe 24/01/2011 tarihinde teslim alınmıştır.

Taraflardan birinin feshe ilişkin beyanı karşı tarafa ulaşmakla sonuçlarını doğurur ve karşı tarafın kabulüne bağlı değildir. Davacının fesih tarihinde prim ödeme gün sayısını ve sigortalılık süresini doldurduğu sabit olup uyuşmazlık konusu da değildir.

Davacının iş sözleşmesini feshinden sonra davalı bankanın 02.03.2011 tarih ve 2 sayılı disiplin üst komitesi kararı ile işten çıkarına cezası ile cezalandırıldığının davacıya 03.03.2011 tarihli ihtarname ile bildirilmesinin sonuca etkisi yoktur. Başka bir deyişle davalı banka tarafından işlen çıkarma cezası verildiğinin davacıya bildirildiği tarihte taraflar arasındaki devam eden bir iş sözleşmesi bulunmamaktadır. Mahkemece davanın kabulü gerekirken reddi hatalı olup bozma nedenidir.”(7.HD. 2013/2105 E. 2013/5554 K. 04/04/2013)

“…Somut olayda, davacı işyerinde sosyal işler servis sorumlusu olarak çalıştığı esnada düzenlemesi gereken işçi bordroları üzerinde oynama yaparak Sosyal Güvenlik Kurumuna bazı işçiler hakkında fazla, bazıları hakkında ise eksik bildirim yapma iddiasıyla hakkında disiplin soruşturması açılmış ve disiplin kurulu kararıyla iş sözleşmesi 4857 sayılı Kanunun 25/2- e maddesine dayanılarak feshedilmiştir. Bu arada davacı hakkında resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan kamu davası açılmış ve Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/23 Esas ve 2012/292 Karar sayılı ilamı ile dolandırıcılık suçundan hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına, resmi evrakta sahtecilik suçundan ise 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay’a gönderilmiştir.

Davacı işçi hakkında açılan disiplin soruşturması sırasında 05.01.2011 tarihinde yaşlılık aylığı tahsisi için Sosyal Sigortalar Kurumuna başvurmuş ve kendisine emekli aylığı bağlanmıştır.

Somut olayda tartışılması gereken konu, işverenin haklı feshine konu olabilecek bir olayın ortaya çıkmasının ardından işçinin emeklilik için başvurmasının işverenin haklı fesih imkanını ortadan kaldırıp kaldırmayacağı hususudur.

Fesih tarihinde işyerinde uygulanan Toplu İş Sözleşmesine davalı işveren olayı disiplin kuruluna aktarmış ve disiplin kurulu 06.01.2011 tarihinde ihraç cezası vermiştir. Karar 07.01.2011 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş, davacı işçi üst disiplin kuruluna başvurarak yeniden incelme talep etmiş, ancak üst disiplin kurulu, 10.01.2011 tarihinde talebi reddederek ihraç kararını onaylamıştır.

Davacı işçi işyerinde meydana gelen sözü edilen olay sebebiyle 05.01.2011 tarihinde emeklilik dilekçesini vermiştir. Burada asıl amaç, işverenin disiplin soruşturması ve sonra haklı feshini etkisiz kılmaktadır. Emeklilik hakkını kazanan işçinin bu hakkını kullanmasında da Medeni Kanununun 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına uygun davranması gerekir.

Somut olayda yasal emeklilik hakkı kötü niyetli olarak işletilmiştir. Aksinin kabulü halinde işyerinde emeklilik hakkını kazanan bir işçinin işverene ve işyerine yönelebilecek her türlü eylemi yaptırmışız kalabilecektir. Gerçekten, işverenin haklı fesih nedenleri ortaya çıktığında işçi derhal bir emeklilik dilekçesi vererek, işverenin haklı fesih imkanını bertaraf edebilir ki, bunun, yasalar karşısında korunmaması gerektiği açıktır.

Davacı işçi de emeklilik sebebiyle feshe dair dilekçe vermesinin ardından tebliğ aldığı disiplin kurulu kararına itiraz etmiş ve üst disiplin kurulu tarafından yeniden incelenmesini istemiştir.

Davacı dahi emeklilik suretiyle gerçekleşen bir fesih olmadığı inancında olmalı ki, daha sonra tebliğ aldığı ihraç kararma karşı itirazda bulunmuştur.

Bu durumda davacının emeklilik sebebiyle feshine değer verilmemeli, işverenin haklı fesih açısından gerekli araştırma ve inceleme yapılmalıdır. Davacı hakkında açılan ceza davasının sonucu araştırılmalı, sözü edilen dosya ve temyize konu davada yapılan yargılama sonucuna göre işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile sonuca gidilmesi bozmayı gerektirmiştir.(7.HD. 2013/20598 E. 2014/8854 K. 24/4/2014)

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*