YARGITAY Hukuk Genel Kurulu E: 2013/22-186 K: 2013/1391 T: 25.09.2013

İşçilik Alacaklarının Tahsili

Dava Şartı

Yetkisizlik Kararı

Kanundaki Özel Düzenlemenin Uygulanması

Özet: Eksik olan dava şartının giderilmesi mümkün ve hakim tarafından verilen sürede tamamlanmamışsa, davanın reddine karar verilmelidir.

Yetkinin kesin olduğu hallerde, görevli mahkemece yetkisizlik kararı verilmelidir.

İş Mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın ikametgahı sayılan yer mahkemesinde veya işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede bakılabilir

Mahkemenin görevli ve yetkisinin kesin olduğu hallerde, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmeyip öncelikle yetkisizlik kararı verilmelidir.

(5521 s. İMK m. 5)

(6100 s. HMK m. 6, 114, 115, 294, 19, 20)

Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kazan 1. Asliye Hukuk (İş Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemesi’nce dava şartı yokluğundan, davanın usulden reddine dair verilen, 19.03.2012 gün ve 2012/40 E., 2012/111 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 21.05.2012 gün ve 2012/8821- 10694 sayılı ilamı ile;

(…Davacı vekili, müvekkilinin davalı İ… Ltd. de 2007 Aralık ayında işe başladığını, müvekkilinin Adana ili, Aladağ ilçesinde sondaj işinde, Adana-Saim- beyli İlçesi Aksiağaç Köyü yol yapımında, Konya İli Ermenek İlçesinde Sarıbelli Beldesinde yol yapımında, Saimbeyli İlçesinde yol yapımında, Aladağ İlçesinde yol yapımında sondaj makinasında işçi olarak çalıştığını, müvekkilinin işe İ… Şirketinde başladığını, hizmet dökümü çıktığında E… adına sigorta kaydının yapıldığı görüldüğü, bir takım haklarını almadığını, bu nedenlerle 200,00 TL kıdem tazminatı, 150,00 TL ihbar tazminatı, 100,00 TL ikramiye alacağı, 100,00 TL ulusal bayram, genel ve hafta sonu tatilleri, 100,00 TL fazla mesai, 100,00 TL yıllık ücretli izin alacağı, 100,00 TL toplu iş sözleşmesi farkının dava tarihin-den itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizle birlikte davalılardan çalıştığı dönemler itibariyle tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, haksız açılan davanın reddini talep etmiştir.

Davalı E… vekili, E… açısından davanın öncelikle husumet yönünden ve esastan reddine, karar verilmesini talep etmiştir.

Diğer davalı İ… Ltd. Şti. davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, iş mahkemelerinin yetkisinin, kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralı olduğu, davalıların ikametgâhının Kozan’da bulunmadığı ve iş sözleşmesinin de Kozan’da ifa edilmediği anlaşılmakla, HMK 114/1-ç maddesi dikkate alınarak kesin yetki dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili tarafından karar temyiz edilmiştir.

Dosya içeriğine göre, yetkili mahkemenin hangi iş mahkemesi olduğu uyuşmazlık konusudur.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde iş uyuşmazlıklarında yer itibari ile yetkili iş mahkemelerini belirlemiştir. Buna göre, “iş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme mu-teber sayılmaz.” hükmü yer almaktadır.

İş mahkemesinin yetkisini düzenleyen anılan maddede yer alan yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olup kesin niteliktedir. Söz konusu hükme göre davacı işçi, davayı işin yapıldığı yer mahkemesinde açabileceği gibi davalının ikametgâhı mahkemesinde de açabilir. Tercih hakkı her durumda dava açana aittir. Mahkemece, yetki kuralının kesin nitelikte olduğuna ilişkin kabulü yerindedir. Ancak, davacının son defa çalıştığı işyerinin nerede olduğu ve işyeri için hangi her yer mahkemesinin yetkili olduğu belirlenmeden davalı işverenin ikametgahına göre yetkisizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır. Davalı işverenin ikametgâhının bulunduğu yer mahkemesi yanında davacı işçinin son defa çalıştığı işyerindeki mahkemede yetkili olduğu gözetilmeden bu iki mahkemenin hangisinde dava açılması hususunda tercih hakkının davacıya ait olduğu gözetilmeden ve ayrıca yetkili mahkemenin hangi yer mahkemesi de olduğu belirtilmeksizin karar verilmiş olması hatalıdır. Yapılacak iş, öncelikle işyeri için yetkili mahkemeyi tespit etmek, bundan sonra davacının tercihine göre davaya bakacak yetkili mahkemeyi belirleyerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olmuştur…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davacı vekili

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkilinin alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle kıdem tazminatı,ihbar tazminatı, ikramiye alacağı, ulusal bayram, genel ve hafta sonu tatilleri, fazla mesai, yıllık ücretli izin alacağı ve toplu iş sözleşmesi farkından oluşan işçilik alacaklarının dava tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizle birlikte davalılardan çalıştığı dönemler itibariyle tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı E… A. Ş. vekili, davacının şirketin çalışanı olmadığını, diğer davalı şirket ile aralarında bir hukuki ilişki bulunmadığını belirterek, E… A.Ş. açısından davanın öncelikle husumetten reddine karar verilmesini savunmuştur.

Davalı İ… Ltd. Şti. davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece; iş mahkemelerinin yetkisinin, kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralı olduğu, davalıların ikametgâhının Kozan’da bulunmadığı ve iş sözleşmesinin de Kozan’da ifa edilmediği gerekçesiyle, HMK’ın 114/1-ç maddesi gözetilerek, somut olayda kesin yetkinin söz konusu olması nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karar; davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire’ce metni yukarıda başlık bölümünde aynen alınan gerekçelerle bozulmuş, yerel mahkemece, önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararını davacı vekili temyize getirmektedir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kesin yetki kuralının geçerli olduğu davalarda, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen usulden ret kararının, aynı zamanda bir yetkisizlik kararı olup olmadığı, ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5. maddesi uyarınca kesin yetki kuralının söz konusu olduğu davalarda, mahkemece verilen kararda, yetkili mahkemenin belirlenmesinin gerekip gerekmediği, varılacak sonuca göre de davacı işçinin son defa çalıştığı iş yerinin araştırılmasına gerek olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.

Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasına geçil-meden önce mahkemece, ilk kararda yer verilmediği halde direnme kararının gerekçesinde; davacı vekilinin “müvekkilimizin Kozan ilçesinde herhangi bir çalışması olmamıştır” beyanına da dayanılmış olmasının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmış; mahkemenin direnme kararında davacı vekilinin beyanını gerekçe yapmasının önceki kararın gerekçesini genişletme niteliğinde olduğu, yeni hüküm niteliğinde olmadığı oybirliği ile kabul edilerek, ön sorun bu şekilde aşılmıştır.

İşin esasına yönelik incelemeye gelince;

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde, iş mahkemele-rinde açılacak her davaya, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabileceği, düzenlemesi bulunmak-tadır. Bu düzenleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 6. maddesin-de düzenlenen genel yetki kurallarına uygun olup, buna ek olarak, işçinin işinin yapıldığı yer mahkemeleri de yetkili kılınmaktadır.

5521 sayılı Kanun’un 5. maddesinde yer alan yetki kuralı, işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu-na dayanan alacak ve hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklar yönünden kamu düzenine ilişkin olup kesin niteliktedir. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03.07.2013 tarih 2012/10-1832 E., 2013/427 K. sayılı kararında da kabul edilmiştir.

6100 sayılı HMK’ın 114/1-ç bendi uyarınca kesin yetki, açık bir biçimde dava şartları arasında yer almış bulunmaktadır. Sözü edilen “ç” bendinde; “Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması” dava şartı olarak tanımlanmıştır.

Hemen burada, “dava şartları” üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır;

Dava şartları, medeni usul hukukuna ait bir kurumdur.

Dava şartları konusunda pozitif hukukumuzda ilk düzenleme HMK’ın 114 ve 115. maddeleri ile getirilmiştir. Her ne kadar dava şartı kavramı konusunda, daha önce de bir tereddüt olmasa da, nelerin dava şartı sayılacağı hususunda farklı görüşler savunulmaktaydı. Bunun yanında 1086 sayılı HUMK’da daha önceki Kanun’da ilk itiraz olarak kabul edilen teminat gösterilmesi, derdestlik gibi itirazların dava şartı olarak kabul edilmesi de bu konuda uygulamadaki tereddütleri gidermek amacıyla düzenleme yapılmasını gerektirmiştir.

Dava şartları gerçekleşmeden bir davanın esası incelenemez; davanın incelenip karara bağlanabilmesi, dava şartlarının varlığı veya yokluğuna bağlı-dır. Hakim, dava şartı eksikliğini kendiliğinden dikkate alır, tarafların bu konuda ayrıca talepte bulunmasına gerek yoktur. Ancak, taraflar bu konuda hakime yardımcı olabilir, hakimin bu konuya dikkatini çekebilirler. Mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan haller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hallere, olumlu dava şartları (mesela, görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hallere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (mesela, kesin hüküm gibi). Olumsuz dava şartlarından birisi mevcutsa veya olumlu dava şartlarından biri mevcut değilse, davanın esası incelenemez. Bunun amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır.

Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da, açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Dava şartının eksik olması halinde nasıl bir usul işlemi yapılacağı, 6100 sayılı HMK’ın 115. maddesinde belirlenmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı gideril-memişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder” denilmektedir. Bu nedenle, dava şartlarından birisinin eksik olması halinde, bu eksikliğin giderilmesi mümkün ise, hakim tarafından, eksikliğin giderilmesi için süre verilmesi, bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmesi gerekmektedir.

6100 sayılı HMK’nın 294/1 maddesinde ise mahkemelerin usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdireceği belirtilmektedir. Bilindiği gibi, hakimin davadan el çekmesini gerektiren, davayı sonuçlandıran kararlarına nihai kararlar denilmektedir. Nihai kararlar, usule ilişkin nihai kararlar veya esasa ilişkin nihai kararlar (hükümler) olmak üzere ikiye ayrılır. Usûle ilişkin nihai kararlar, davanın esasıyla ilgili olmayan kararlar olup, başka bir ifade ile mahkemenin maddi hukuk bakımından değil de usul hukuku bakımından verdiği kararlardır (Pekcanıtez/ Atalay/ Özekes: age., s. 540). Bu nedenle, mahkemece verilen görevsizlik, yetkisizlik, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararlar usule ilişkin nihai kararlar olduğu gibi, dava şartı yokluğu nedeni ile verilen, usulden ret kararları (m. 115/2) da, usule ilişkin nihai kararlardır.

Konu ile ilgili yasal düzenleme incelendiğinde; HMK’ın 19. maddesinde “(1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. (2) Yetkinin kesin olmadığı dava-larda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. (3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. (4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulun-mazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir” denilmektedir.

HMK’ın 20. maddesinde ise “(1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. (2) Dosya kendisine gönderilen mahkeme, kendiliğinden taraflara davetiye gönderir.” denilmektedir.

Söz konusu düzenlemede, yetkinin kesin olduğu durumlarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu belirtildikten sonra, yetkinin kesin olup olmadığı ayrımı yapılmaksızın mahkemeye, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi gösterme zorunluluğu getirilmiştir.

Görüldüğü gibi, HMK’ın 114. maddesinde sayılan, dava şartlarının tamamı ile ilgili bir eksikliğin söz konusu olması halinde, yapılacak usulü işlemle ilgili olarak HMK’nın 115/2. maddesindeki genel düzenleme yapılmış ise de; görevsizlik ve yetkisizlik ile ilgili yapılacak işlemler için HMK’nın 20. maddesinde özel düzenleme getirilmiş olup, dava şartı olarak sayılan, mahkemenin görevli olması (m. 114/c) ve yetkinin kesin olduğu hallerde (m. 114/ç), yetkisiz mahkemede dava açılmış ise, usûle ilişkin bir karar olan yetkisizlik kararı verilmesi gerekmektedir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava¬da iş mahkemelerinin yetkisinin, kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralı olduğu, davalıların ikametgâhının Kozan’da bulunmadığı ve iş sözleşmesinin de Kozan’da ifa edilmediği gerekçesiyle, HMK’ın 114/1-ç aracılığı ile HMK’nın 115/2 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş ise de, somut olay itibariyle HMK’ın 19 ve 20. maddeleri HMK’nın 115. maddesine göre daha özel düzenlemeler olduğundan mahkemenin usule ilişkin nihai karar olan yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de göstermesi gerekmektedir.

Bu nedenle, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, eksik araştırma ve hatalı kabulle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kara-rının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenler ve ilave edilen yukarıdaki gerekçeden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesi-ne, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8/3. fıkrası uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.09.2013 gününde oybirliği ile karar verildi

Cevapla

Email adresiniz paylasilmaz.. Zorunlu alanlari doldurunuz. *

*